09 Haziran 2016

Ara

Benim katil tarafım her an intiharlarda
Benim kâfir tarafım karanın en karası
Benim müşrik tarafım atılsa kuyulara
Benim mümin tarafım iyi ki Allah var ya

Benim çapkın tarafım her ırktan kızlar için
Benim sarhoş tarafım gökyüzü sayısız a
Benim dingin tarafım la ilahe illa hu
Benim dalgın tarafım ey dünya I love you…

Benim göçmen tarafım yurt kurdum yıldızlara
Akarsular yakınır ince sızı yanımdan
Benim mahkûm tarafım ellerim eski toprak
Korkarım zindanımdan korkarım zindanımdan

Mehmet Aycı

İkiz Sızı

Ben rengini bilmezdim
Bir şeyler taşırırdım tarif edemediğim
Bir ayet iner gibi güney göklerinden
Erik aylar çizerdim eski defterlerime
Esrik bakışlar çizerdim: Portakal!
Sen olduğun bilmezdim.

Yüzümdeki çizgiler neden böyle acemi
Üzülünce kederli, sevinince çılgın
Senin bozkıra bahçeler doğran çılgınlığın
Ve acemi gülüşlerin: Portakal!
Hatırlarsın koynuna bakınca ellerini…

Bir Eskimo hayretiyle bakıyorsam yüzüne
Ve yakıyorsa dilimi avuçlarımı rüya
Portakal!
Gerçeği parmak ucundan öpen bir masal…

İçimde gümüş bir kısrak yeleleri turuncu
Gün doğumunu taşıyor üşümelerin için
Gem tutmaz ve kan sevmez ve korkar bıçaklardan
Biliyor uykusunun portakal olduğunu…

Diyorum, çatlatalım yalnızlığın taşını
Taşıralım kendimizi bir pınar çıkaralım
Kıyısına dünyanın her yüreğinden tutku
Dünyanın her vicdanından bir avuç toprak
Şiir olsun, ekelim:  Portakal!

Mehmet Aycı

Kuş Burnu

Uykudan evlerin var günden önce rüyadan
Doğarken bir dalgınlık büyüsüne dönüşü
Aşk da üşür sevgilim kanatlarında titrek
Yoksulluğu giydiren bakışların da üşür

Kalbinin yuvasından düştüğü zamanların
Erken uçuş temrini… Yaramazlıklar için
İçinin gökyüzüne, dallarına, suyuna
Döngüler köpüğünden giysiler var diktiğin…

Mehmet Aycı

Yakışıklı Ütopya

Uyuştu baştanbaşa dokunduğun eşyalar
Kalbimi gözlerinde cehenneme uzattım
Yerlerini şaşırdı gökyüzünde bulutlar
Ve bir tufan içinde son uykuya uyandım

Bahçem tarumar oldu ıslandı zambaklarım
Bir serabın ucundan tuttu diye aşklarım
Yaşlı gözlerle aktım içimdeki kahıra
Güneşi öpmeliydim kararmadan ufuklar

Yakışıklı bir tabut kesti yollarımı
Sardık içine koydum yirmi beşlik yaşımı
Ne yapsam sana doğru koşan ayaklarımı,
Artık yakalayamam bak koynumda kement var

Nazir Akalın

Bir Şair Ölünce

Bir şair ölünce yıkılır gökler,
Düşer hayâllerin ipek kanadı.
Bir şair ölünce yanar büyükler,
Göklere yükselir çocuk feryâdı.

Bir şair ölünce öksüzdür artık:
Çiçekler, ağaçlar, çocuklar, kuşlar.
Bir şair ölünce bin gönül yıkık,
Geçit vermez olur küçük yokuşlar.

Bir şair ölünce göklerden ona
Kucaklar dolusu rahmet yağacak.
Bir şair ölünce, ey toprak ana
Gözleri mezara, nasıl sığacak?

Bir şair ölünce… Ölünce mi âh!
Kaç yürek duracak kim bilir yarın?
Bir şair ölünce her gün her sabah,
Kim kuracak kalbini çocukların? ...

Nafiz Nayır

Gözlerime Yağmur Yağıyor Anne

insanlar zamanı boğuyorlar
kelimeler tükendiğinde
şehirleri rehin alıyor gökler
gözlerim öksüzleşiyor anne

sahipsizliği dolanıyor dilime
o eski çıkmaz sokakların/
kapı önlerinde
sevince doyamayanların

korkunç bir ihanete uğruyor evler
bir körelme giriyor
beynimin en izbe yerlerine
gözlerim hüzne kesiyor anne

bir yüzü valeye yorumlanan
bir yüzüne yürekkızı konulan
bir madalyon adına
gözlerin yağmalanıyor anne

bir ulusal savaşta döktüğüm kan
en son tükenişime rölans
insanlar süreğenliğimi yerle bil ettiler
gözlerime yağmur yağıyor anne

daracık bir borsa oluyor
insanların ceplerinde tüm ülkem
bir çıkmaz sokaktayım
kimseler bakmıyor yüzüme bile

bulutlar gölge düşürüyor
künyemin seçemediğim önyüzüne
içimde yalnız bana karşı ben kaldı diye
gözlerime yağmur yağıyor anne

Nazir Akalın

Şairin Ölümü

Hüzün içinde yürüyen dört insan omzunun
Anlamaz birçokları sonsuz güzelliğinden
Sözcükler çıkagelir umulmadık bir vecdle
Dönülmez serüvenlerin gülünden dikeninden

Yüzü  kanlı kız çocuklarının  göz uçlarından
Sıyrılır da anlamı dört insan omzunun
Dönülmez serüvenlerin sevincinden hüznünden
Beslenir alevleri bu delişmen uykunun.

Nazir Akalın