02 Temmuz 2016

Eski Fotoğraflar

unutulmuş bir akşamdı, solmuş
çiçekler arasında, gölgesi
duvara vuran yüzün bir eski

                                 fotoğrafta.

unutulmuş bir akşamdı, siyah
sular yürürdü, güz yürürdü
gülümserdi bize hayat, ince

                                 tüller ardında.

unutulmuş bir akşamdı, ruhum
acıyla bağırırdı, çığlık çığlığa
aşk fazladır bize, koşar hemen

                                 gelir ayrılık.

unutulmuş bir akşamdı, düşler
anlam buldu uzaklaştıkça
bizden, güzel düşler bıraktıkça

                                 yerini kedere.

unutulmuş bir akşamdı, anladım
bir kez daha ne yazık ki yine
olmayacak hayatımızda hiç o

                                parlak sözcükleri

mutluluğun.


Behçet Aysan

Ece

Bir ölüm öyle yakın, ne vakit algılanır
Bir cenaze töreni usul, nasıl başlar:
Hangi tonlar uyur da ağaçların üzerinde
Kalb hangisiyle titrer, belirdiğinde
Bellekte tüyden hafif, ipek fotoğraflar?

Ebedi sükût içinde tek teselli, sevmiş olmak
O ışıldar, dokuna dokuna sedef taşlara;
Oynatır, sıkışmış kütükleri yer yer -
İnsan, bir nehir gibi kımıldar kendi içinde
Öyle sahi, öyle acı kalmak ister.

Mehmet Taner

01 Temmuz 2016

THE WAY THEY LIVE NOW (Uyarlama Denemesi)

İlk gidenle dağılmaya başlamıştı aslında tarikat,
diyor Fatma, da diyor Alyoşa, ilk gidenin
neden gitmeye karar vermiş olduğunu anlamak
gerekirdi, öyle ya birşeylerin dağılmaya hazır olduğunu
düşünmese, sözünü kesiyor Ekrem her zamanki gibi,
Yavuz'du ilk giden, unutmamak gerek, zaten kalmaya
niyeti olmayan biri, ne o bize ısınabilmişti ne de biz
onu benimseyebilmiştik, evet ama diye atılıyor Nilgün,
ilk o gitmiş olsa bile, hatırlarsan aynı dönemde Mete'de
karar vermişti New York'a gitmeye, demek ki çözülme
bir tek Yavuz'la başlamadı,  hem kalanlar da gitmeyi
akıllarından geçirmeyenler değildi, çoğumuz adını
koyamadığımız bir tarihe erteliyorduk içimizde saklanan
yolculuğu, yani diyor şairaneliği elden bırakmadan
Emin, tetiğe dokunmuştuk gerçekten, ağır ağır yol alıyordu
ağır çekimdeki gibi hedefine doğru namludan fırlayan
mermi, gene söze giriyor Ekrem dayanamayıp,
çarpıtıyorsunuz yahu şimdi makarayı geri döndürüp,
ben meselâ hiç gitmeyi düşünmüyordum o sırada,
tam tersine herşey öylece olduğu gibi dursun ve sonsuza
dek olduğu gibi sürsün istiyordum, iyi ya işte diyor
Alyoşa, bu da herkesin dağılmaya başladığımızı
gördüğünü kanıtlıyor, zaman durmayacağına göre,
...

Enis Batur
doğu-batı divanı II
kırmızı yayınları

28 Haziran 2016

Esirgeme Kendini

Öylesine kalakalma
yolun kıyısında
dondurma sevincini
isteksiz sevme
esirgeme kendini şimdi
ne de hiç bir zaman
esirgeme kendini
çalma dinginlikle dolmasın içini
ayırma dünyadan kendine
yalnızca sakin bir köşe
gözkapakların inmesin bırakma
yargılar gibi ağırlaşmasın
dudaksız kalma sakın
düşsüz uyuyakalma
kendini kansız sanma
yargılama kendini zamansız

ancak eğer
her şeye karşın
engelleyemezsen bunu
ve dondurursan sevincini
ve isteksiz seversen
ve esirgersen şimdi kendini
çalma ve dinginlikle dolarsa için
ve dünyadan ayırırsan kendine
yalnızca sakin bir köşe
ve bırakırsan gözkapakların insin
yargılar gibi ağır
ve dudaksız kurur kalırsan
ve düşsüz uyuyakalırsan
ve kendini sanırsan kansız
ve yargılarsan kendini zamansız
ve öylesine kalakalırsan
yolun kıyısında
ve esirgersen kendini

o zaman
kalamazsın benimle.

Mario Benedetti
Çev. Ayşe Nihal Akbulut

Eski Bir Sokaktan Geçerken Akşamüstü

Hiç uğramaz oldum, unuttun eski sokağını
taş duvara güzelleyen sarmaşığı
ve seni emziren ahşap evinizi, ne çabuk!

Bir sitem bir gönül alma değil bu, alınma
beni anla, işte hâlâ bir çocuk geziniyor içimde
düşe kalka, yara bere içinde dizleri.

Bilemem, belki de gelip geçiyorsundur
eski sokağından sektire sektire anıları
ve hüzünleniyorsundur göremeyince
yerinde yeller esen adın kazılı ağacı.

Geçersen uğra çay demlerim, istersen ıhlamur,
sahi, zili bozuk kapının, seslen, küsüp gitme,
çocuk ol, ufak bir taş at pencereme
uyansın sokağa insin, elinden tutsun anılar.

Hiç düşündün mü, sordun mu kendine,
nereye uçuşur anılar
bir sokak künyeden düştüğünde

Ruşen Hakkı

Vasiyet

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu
ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe'yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...

1953, 27 Nisan
Barviha Sanatoryumu


Nâzım Hikmet

İçuzak

“Filmlerimden en çok Uzak’ı severim,
sebebi çok üşümem.”
Mehmet Emin Toprak (1974 – 2 Aralık 2002)

1
İnsan bir dağ yalnızıdır Mehmet,
bakar bakar da kendini anlayamaz
sen bir kış ikindisiydin, Kasaba’dan gelmiştin – –
köylerin şehirlere ağlamış hâlidir kasabalar
ah, kasabalar konuşmaz!

– Ben seni köpeklere dağları gösterirken gördüm müydü hiç!

2
Kış infilâktı, kar uzunuzak ne zaman yağmıştı
kar kan kırılma Çanakkale’nin oralarda şimdi
Yenice yenilmek midir,
gözlerimin kışında!
İnsan bir geyik edasıyla
dönüp dönüp de kaçında bakar ki ömrünün romanına – –
sahi, A4’te kaç sayfa ki bir insan ömrü,
pelikülde okunmuş bir roman mıydı Mayıs Sıkıntısı!
--- Gelsem, sen yine orda mısın!

O, türkülerde geçen yolları bükülüp giden Yenice neresi ki!

3
Aşk çocuk,
ölüm tanrı ahıdır!
İnan ki görmedim, bir çocuk kirli gök döktü bardağıma demin
herkes en acı kendine bağırır Mehmet Emin!

4
Dudaklarda, alınlarda anlamlar arama Bilge Nuri
bu dudak yırtıldı, bir pıhtı şimdi bu alındaki çıkıntı
bu..bu filmi çeken de montajda soğur
ah, kalbim öyle diyor!
Bu..bu fotoğraf artık ağlamak istiyor!

5
Bak, yalnız ve yenik bir çocuk orda
gemilere baka baka
kaçak ve kirli uyumuş mutsuzluğa – –
gemiler görünmezliktir Mehmet,
ne Verlaine, ne Rimbaud, ne Yahya Kemal
hiç kimse sığdıramamış kendini o uzak mutluluğa!

6
Tarifi güç bir kadını seviyorum ne zamandır
seni ve ölümü düşündükçe
boyu kısa, saçları uzun bir kadın---o biçim!
Adı kısa parabellum! Zorlasam, önden arkadan sevişecek!
Ölümü iyi anladın ya sen Mehmet,
Allah bilir kadından da iyi anlarsın!

Ben pekiyi anlayamıyorum demek ki,
bak, tetiği bile çekemiyorum!

7
Yaşlandıkça anlıyorum ki,
Aşk-Kadın, Hayat-Ölüm birer korku ikiliği her ikisi
diyeceksin ki, korkunun ecele faydası yok
çekilecek tetiği elbet bir gün biri çeker
öyle ya da böyle ölüm hep kalır!

Hüseyin Alemdar