Niko rakı içer sandalı boyamazsa.
Niko susar. Onun sessizliği bürümüş
Masaları. Onun yalnızlığıdır, kireç
Badanalı, yamrı yumru, bu ak duvarlar.
Semaverin hemen yanıbaşında durur
Köstence’de bir dükkândan aldığı gemi.
Bu resim Pire’nin, bu böcekler Batum’un,
Bu ağlar tonla balık akıttı karaya.
Niko, eski yazlarda çığrışan martılar,
Zıpkından kurtulmuş kılıçlar, ahtapotlar
Ve en sıcak güneşlerle karmış harcını
Kahvesinin. Lipsoslar yine derindedir.
Orfos, beygir gibi kısar kulaklarını
Kefalos’taki sivri taşın kovuğunda.
Morumsu işkineler, oynatarak ağır
Ağır kanatlarını, bakarlar Niko’ya.
Boz bulutlar gibi çatısında denizin
Uskumru sürüleri devinir yukarda.
Gölgesi vurur tırandilin ışıltılı,
Yosunların, kara süngerlerin üstüne
Ey kancık ve oynak deniz dibi burdasın,
Burdasın sen! Şu tüten dumandasın! Çayda,
Tabakta, dolaptasın! Seni verir Niko
Liranın üstünü uzatırken, seni yer,
Seni içer cıgarasında, seni uyur,
Seni bilir, seninle yatar geceleri.
Bir yelkenli süzülür kapıdan. Bir yengeç
Köşedeki masada yumar gözlerini,
İri bir mercan keser oltayı ve dalar.
Voliden sonra denize atılan, ezik,
Iskarta balıklar gibidir, başı sonu
Olmayan anılar. Niko atar onları.
Düşler, bu kahvede yavru kediler gibi
Oynaşırlar ayakaltında. Tutarsınız
Birini, dizinize alır okşarsınız.
Ana uzaktadır, peykede güneşlenir
Niko da uzaktadır. Durulan denize
Ve maviye benzer. Yudumlar bulut rengi
Akşam rakısını. Çatalının ucunda
Tuzlu bir kalamar parçası, tabağında
Bir düş kırıntısı, bir zeytin, dalar gider.
Karagözle gezer, harmanlar sinaritle.
Yıldızlarla düşüp kalktığı günler gelir
Aklına, tek katlı evler, damlar. Bir ırıp
Dizisi, Akdeniz rüzgârlarıyla yüklü
Kuzeyden güneye iner ay ışığında.
Bir deniz feneri karışır aramıza.
Sesleniriz: “Bir çay yap, Niko, demli olsun!”
Zaman genişler ve çoğalır her yudumda.
Bakarsınız bir çitlembik çevrilir camda
Çok eskiden gidilmiş limanlara doğru.
Ve bir zakkum kokmaya başlar, bodur, tozlu.
“Ah, havalar hep böyle güzel gitse, Niko!”
Oturur beklersiniz. Kimi beklersiniz?
Neden beklenen gelmez bir türlü! Sesleri
Dinlersiniz, o deniz ötesi sesleri
Yoksa şehirler midir özlenen, o yeşil,
0 kırmızı cam toplar mı manavlardaki,
Boncuklu kapılar mı, renkli kâğıtlar mı,
Karpuz sergileri mi, küçük berberler mi,
Yoksa güverteler, direkler, lombozlar mı?
Havaya benzer insanoğlu, bilinmez ki!
şiir horoz öter uzaklarda, deniz parlar.
Kuytu kahvesinde Niko’nun, kimi dönük,
Kimi yan, kâğıt oynar birtakım adamlar,
Niko rakı içer sandalı boyamazsa.
Sesleniriz: “Bir çay yap, Niko, demli olsun,
Koyulsun kederimiz! Efkârlıyım bugün!”
Oktay Rifat
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
08 Ekim 2016
07 Ekim 2016
Mısır Dönüşü
Doldur kadehimi Hasan Can! Güneşe
Tutsam derimi, ısıtmıyor. Bu mintan
Kefenden daha soğuk! Versem ateşe
Girit ve Rodos’u, kızoğlankız, civan
Kırk Macarlı odalık, bel, kasık, meme,
Dizsem karşıma, nafile! Ne Çaldıran,
Ne Şam, Mısır, su serpmez yavuz gönlüme,
Bir çeki taşı gibi üstümde Zaman
Ve soyulmuş etimde bin sırtlan anı.
Varın gidin cellata, vurulsun boynu
Yunus vezirimin! Hasan Can, şarap koy
Ki dönsün fırıl fırıl yer gök ve saray,
Arap, acem mülkü bütün, diyar-ı Rum!
Ayna tut, yüzümü görmek istiyorum!
Oktay Rifat
Tutsam derimi, ısıtmıyor. Bu mintan
Kefenden daha soğuk! Versem ateşe
Girit ve Rodos’u, kızoğlankız, civan
Kırk Macarlı odalık, bel, kasık, meme,
Dizsem karşıma, nafile! Ne Çaldıran,
Ne Şam, Mısır, su serpmez yavuz gönlüme,
Bir çeki taşı gibi üstümde Zaman
Ve soyulmuş etimde bin sırtlan anı.
Varın gidin cellata, vurulsun boynu
Yunus vezirimin! Hasan Can, şarap koy
Ki dönsün fırıl fırıl yer gök ve saray,
Arap, acem mülkü bütün, diyar-ı Rum!
Ayna tut, yüzümü görmek istiyorum!
Oktay Rifat
06 Ekim 2016
yarim şiir, arkadaşım şiir
o uzak evden hayatın neşesinin kaçmış olduğunu
biliyorum şimdi
bir çocuğun annesinden ayrılık matemine ağlamakta
olduğunu
biliyorum şimdi
ancak ben yorgun ve perişan
arzu dolu yolu bırakıyorum
yarim şiir, arkadaşım şiir
onun huzurlu eline ulaşıncaya değin gideceğim
Furuğ Ferruhzad
Furuğ / Sonsuz Gün Batımında
Derleyen: Behruz Celali
Çeviren: Kenan Karabulut
Kaynak: yeryuzundengokyuzune
biliyorum şimdi
bir çocuğun annesinden ayrılık matemine ağlamakta
olduğunu
biliyorum şimdi
ancak ben yorgun ve perişan
arzu dolu yolu bırakıyorum
yarim şiir, arkadaşım şiir
onun huzurlu eline ulaşıncaya değin gideceğim
Furuğ Ferruhzad
Furuğ / Sonsuz Gün Batımında
Derleyen: Behruz Celali
Çeviren: Kenan Karabulut
Kaynak: yeryuzundengokyuzune
05 Ekim 2016
Ölümün Estirdiği Düşünceler
I
İyi şairler vaktinde ölmesini bilirler;
Büyük şairlerse, hemen her zaman
Şiirlerinden önce ölürler.
Aslına bakarsanız, şairler iki kere ölürler,
Bir kendi ölümleriyle,
Bir de şiirlerinin ölümüyle.
Ama bir kere de dirildiler mi,
Şiirlerinin sayısı kadar dirilirler,
Okurlarının sayısı kadar dirilirler.
Bir kuşun, tüylerinin, teleklerinin
Sayısı kadar çoğalıp, çoğalıp
Kuş katarına dönüşmesi gibi bir şey, bu.
12 Haziran 2008
II
Bir şeyler öğrenmek için
Bir ömür harcarsın,
Tam, öğrendiklerimle, hakikatin
Boyunu posunu öveyim, derken,
Bakarsın, senin 'hakikat' dediğin haspa
Huyunu husunu değiştirmiş,
Koynunda sabahlıyor
Akçeyi bastıranın.
12 Haziran 2008
III
sanatçı kendine sorar
kim olmalıyım ki,
herkesi olmam gerekmesin?
bilge kendine sorar:
neyi bilmeliyim ki,
her şeyi bilmem gerekmesin?
insan kendine sorar
neyi düşünmeliyim ki,
ölümü düşünmem gerekmesin?
13 Haziran 2008
IV
Sevdiklerimiz hakkında bilgi toplarız.
Ve böyle yaparak nesneleştiririz onları.
Bilgi, sevdiğini ölü ister.
Mezardaki karanlık bilgiyle,
Bilginin kireciyle ağartamazsınız;
Yanınızda fener götürmeniz gerekir;
Ama fenerin de orada göstereceği
Kendi içinizdekilerden farklı değildir:
Kurtlar, güveler, dişler, tırnaklar, kemikler...
12 Haziran 2008
V
bir gün, göğsümde kitap,
öyle, okurken öleceğim;
burnumda bayıltıcı kâğıt kokusu,
mürekkep kokusu,
hurufatın içine gömüleceğim.
kendi küçük hikâyemden süzülüp
büyük hikâyeye emileceğim.
13 Haziran 2008
VI
bir de şöyle bir sızlanması olabiliyor
ileri yaşlarda ruhun:
"ah, zaman yok, zaman yok
içimdeki kapıları kırmaya,
sandıkları döküp saçmaya,
kanıtları yok etmeye,
kötü anıları yakmaya!"
13 Haziran 2008
VII
bir yağmur yağsa bugün,
bir yağmur yağsa, bir yağmur!
ince esmer kadınlar sofalarda
yüzlerini avuçlayıp, sebepsiz
ağlasa, ağlasa, ağlasa!
ölüm de mahviyetten
kaf dağının arkasına saklansa
ve unutturmaya baksa
yapıp ettiklerini!
13 Haziran 2008
VIII
insanlar gider, taşlar kalır,
taşlar kalır ve konuşur
insanın insana konuşmadığı kadar.
13 Haziran 2008
IX
- seni tanıdım, kader,
bak, senin gibi oldum!
- bunu iltifat mı bileyim, efendimiz?
gülü sayıklayıp da, dikeni
kucaklamış olmayasınız, sakın?
bağrınızdaki kanın rengine kanıp,
gül size ram oldu
sanmayasınız sakın?
14 Haziran 2008
X
ölümü düşünmekten yoruldum,
şimdi ölümü düşünerek dinleniyorum:
ölümü düşünerek kaybettim;
ölümü düşünerek kazanmak istiyorum.
kendini ölümle yüz göz olmanın,
ölümle kadeh üstüne kadeh tokuşturmanın
verdiği sarhoşluğa kaptıranın vay haline!
14 Haziran 2008
XI
Matematikçi Kurt Gödel, az konuşan,
insanlardan kaçan biriymiş.
öldüğü zaman, ağırlığı yalnızca
yirmi yedi kilogram gelmişmiş;
ruhun, sırtına vurup bedeni,
matematiğin göğünde,
rakamlar, simgeler arasında
rahatça kanat çırpabileceği
ağırlık bu, demek ki.
ölüm yatağında, merhumun
küçücük cesedini
cenin gibi kıvrılmış durumda
bulmuş yakınları.
tıpkı, sözcüklere
ve esritici sorulara gömülüyken
kendi annesinin karnında
hissettiği gibi, şairin.
14 Haziran 2008
XII
bir odada tek başına günlerce
yahut kıyamete kadar mezarda
sükûn içinde oturmayı öğreten
ve bunu katlanabilir kılan bilgi...
işte bir ömür boyu
aranmaya değer olan!
14 Haziran 2003
Cahit Koytak
İyi şairler vaktinde ölmesini bilirler;
Büyük şairlerse, hemen her zaman
Şiirlerinden önce ölürler.
Aslına bakarsanız, şairler iki kere ölürler,
Bir kendi ölümleriyle,
Bir de şiirlerinin ölümüyle.
Ama bir kere de dirildiler mi,
Şiirlerinin sayısı kadar dirilirler,
Okurlarının sayısı kadar dirilirler.
Bir kuşun, tüylerinin, teleklerinin
Sayısı kadar çoğalıp, çoğalıp
Kuş katarına dönüşmesi gibi bir şey, bu.
12 Haziran 2008
II
Bir şeyler öğrenmek için
Bir ömür harcarsın,
Tam, öğrendiklerimle, hakikatin
Boyunu posunu öveyim, derken,
Bakarsın, senin 'hakikat' dediğin haspa
Huyunu husunu değiştirmiş,
Koynunda sabahlıyor
Akçeyi bastıranın.
12 Haziran 2008
III
sanatçı kendine sorar
kim olmalıyım ki,
herkesi olmam gerekmesin?
bilge kendine sorar:
neyi bilmeliyim ki,
her şeyi bilmem gerekmesin?
insan kendine sorar
neyi düşünmeliyim ki,
ölümü düşünmem gerekmesin?
13 Haziran 2008
IV
Sevdiklerimiz hakkında bilgi toplarız.
Ve böyle yaparak nesneleştiririz onları.
Bilgi, sevdiğini ölü ister.
Mezardaki karanlık bilgiyle,
Bilginin kireciyle ağartamazsınız;
Yanınızda fener götürmeniz gerekir;
Ama fenerin de orada göstereceği
Kendi içinizdekilerden farklı değildir:
Kurtlar, güveler, dişler, tırnaklar, kemikler...
12 Haziran 2008
V
bir gün, göğsümde kitap,
öyle, okurken öleceğim;
burnumda bayıltıcı kâğıt kokusu,
mürekkep kokusu,
hurufatın içine gömüleceğim.
kendi küçük hikâyemden süzülüp
büyük hikâyeye emileceğim.
13 Haziran 2008
VI
bir de şöyle bir sızlanması olabiliyor
ileri yaşlarda ruhun:
"ah, zaman yok, zaman yok
içimdeki kapıları kırmaya,
sandıkları döküp saçmaya,
kanıtları yok etmeye,
kötü anıları yakmaya!"
13 Haziran 2008
VII
bir yağmur yağsa bugün,
bir yağmur yağsa, bir yağmur!
ince esmer kadınlar sofalarda
yüzlerini avuçlayıp, sebepsiz
ağlasa, ağlasa, ağlasa!
ölüm de mahviyetten
kaf dağının arkasına saklansa
ve unutturmaya baksa
yapıp ettiklerini!
13 Haziran 2008
VIII
insanlar gider, taşlar kalır,
taşlar kalır ve konuşur
insanın insana konuşmadığı kadar.
13 Haziran 2008
IX
- seni tanıdım, kader,
bak, senin gibi oldum!
- bunu iltifat mı bileyim, efendimiz?
gülü sayıklayıp da, dikeni
kucaklamış olmayasınız, sakın?
bağrınızdaki kanın rengine kanıp,
gül size ram oldu
sanmayasınız sakın?
14 Haziran 2008
X
ölümü düşünmekten yoruldum,
şimdi ölümü düşünerek dinleniyorum:
ölümü düşünerek kaybettim;
ölümü düşünerek kazanmak istiyorum.
kendini ölümle yüz göz olmanın,
ölümle kadeh üstüne kadeh tokuşturmanın
verdiği sarhoşluğa kaptıranın vay haline!
14 Haziran 2008
XI
Matematikçi Kurt Gödel, az konuşan,
insanlardan kaçan biriymiş.
öldüğü zaman, ağırlığı yalnızca
yirmi yedi kilogram gelmişmiş;
ruhun, sırtına vurup bedeni,
matematiğin göğünde,
rakamlar, simgeler arasında
rahatça kanat çırpabileceği
ağırlık bu, demek ki.
ölüm yatağında, merhumun
küçücük cesedini
cenin gibi kıvrılmış durumda
bulmuş yakınları.
tıpkı, sözcüklere
ve esritici sorulara gömülüyken
kendi annesinin karnında
hissettiği gibi, şairin.
14 Haziran 2008
XII
bir odada tek başına günlerce
yahut kıyamete kadar mezarda
sükûn içinde oturmayı öğreten
ve bunu katlanabilir kılan bilgi...
işte bir ömür boyu
aranmaya değer olan!
14 Haziran 2003
Cahit Koytak
Kokuların Anası
öpüp koklarken sırma saçlarını toruncağızınızın
birden ölümü hatırlarsınız!
sunmak için çocuklarınızın sevgili anasına,
diyelim ki, bir süsen çiçeği kopardınız.
uzatmadan refikanıza,
koklarsınız o çiçeği, değil mi ama.
işte yine onu hatırladınız!
ve çekerken ciğerlerinize kokusunu,
kapağını açınca, gezegenin ta öteki ucundan
size postalanmış kitabın,
bakın yine, bakın yine onu hatırladınız!
ah, hatırlarsınız, birden hatırlarsınız,
soluk alan her şeyde.
her ağızda, hr yarıkta ve her çatlakta,
her kokuyla beraber, çatal gibi dili yılanın
görünüp kaybolan, görünüp kaybolan
o içkin gerçeği hatırlarsınız,
o aşkın gerçeği birden hatırlarsınız.
14 Aralık 2008
Cahit Koytak
birden ölümü hatırlarsınız!
sunmak için çocuklarınızın sevgili anasına,
diyelim ki, bir süsen çiçeği kopardınız.
uzatmadan refikanıza,
koklarsınız o çiçeği, değil mi ama.
işte yine onu hatırladınız!
ve çekerken ciğerlerinize kokusunu,
kapağını açınca, gezegenin ta öteki ucundan
size postalanmış kitabın,
bakın yine, bakın yine onu hatırladınız!
ah, hatırlarsınız, birden hatırlarsınız,
soluk alan her şeyde.
her ağızda, hr yarıkta ve her çatlakta,
her kokuyla beraber, çatal gibi dili yılanın
görünüp kaybolan, görünüp kaybolan
o içkin gerçeği hatırlarsınız,
o aşkın gerçeği birden hatırlarsınız.
14 Aralık 2008
Cahit Koytak
04 Ekim 2016
Unutsaydın Arardın
ben; yaşlı ağacın yeni yeşili
sen; fikrimin narin gelinciği
güzelsin ama
ellerin değmiyor tanrıya
sözcükler tehlikelidir tabii
eğer doğru sıralamadıysan arka arkaya
bu aşk için elimizden gelen hiçbir şey yok
ne senin güzelliğin
ne benim şiirlerim
üstelik şu aramızdaki unutma mesafesi
korkma
nasıl olsa bi daha sevmeyiz birbirimizi
Enver Ercan
sen; fikrimin narin gelinciği
güzelsin ama
ellerin değmiyor tanrıya
sözcükler tehlikelidir tabii
eğer doğru sıralamadıysan arka arkaya
bu aşk için elimizden gelen hiçbir şey yok
ne senin güzelliğin
ne benim şiirlerim
üstelik şu aramızdaki unutma mesafesi
korkma
nasıl olsa bi daha sevmeyiz birbirimizi
Enver Ercan
01 Ekim 2016
Sonbahar Şiirleri Bercestem
Fani ömür biter, bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir veda;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir.
Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.
Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere.
Yahya Kemal Beyatlı
Sonbaharın bizi daldırdığı rüya geçici…
Sararan dallarının çizdiği dünya geçici…
Mehmet Çınarlı
iki sonbahar kaçakçısı
dün izmir’de yakalandı
Attila İlhan
Olması kâbil mi gönlüm neşve-dâr
Ağlıyor karşımda solgun sonbahar
Hüzne müstağrak bihâr ü kûhsâr
Ağlıyor karşımda solgun sonbahar!
Tâhirü’l-Mevlevî
Acı dolu, keskin, tiz düdüğünü öttürüyor
yakınlarda lokomotif. Kurşun renkli
gökyüzü, sonbahar sabahında
çepeçevre sarıyor bizi devasa bir hayalet gibi.
Giosue Carducci
Bir sonbahar tarlasındaki
Mısır püsküllerinin üstünde
Şimşeğin şak diye yanıp söndüğü
O kısacık zaman için bile
Elimden gelip de unutamam seni
İmparator Shotoku
Sonbaharlarda
Bulduğum-yitirdiğim;
Çılgınca sevdiğim-sevildiğim,
Gözlerinin derinliklerindeki
Filiziliklerinde eridiğim,
En güzel renkli düşleri
Yakaladığım-paylaştığım
Sihirli Boğaziçi’ni,
Nasıl unutabilirim ki?
Necdet Evliyagil
biraz sonbahardınız
ne çok severdiniz harami rüzgârları
güz gülleri açarken gamzeler
yeşile yasaklı dallarınız
yaprak dökerdi en kuytunuza
bir bulut saklardınız gözlerinizde
hüzünlü şarkı gibi
yağardınız geceye
Nuriye Zeybek
En güzel rüyaların bile bir sonu vardır:
Bir bahar rüzgârından alarak bir sabah hız
Mevsimlerin ömrünü yaşamıştı aşkımız.
Onu şimdi kaybettim ve şimdi sonbahardır.
Yaşar Nabi Nayır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
Attila İlhan
Dün, sessizce geçip gitti Paris’ten sonbahar.
Saint-Michel’e çıkan bir sokağı iniyordu
Yürüyordu sıcaktan uyuklayan ağaçların altında,
Kararlı, bana doğru geliyordu.
Endre Ady
Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar
Titrek dudaklarında sarışın bir keder
Attila İlhan
Bu ne biçim sonbahar
Ben anlamadım
Yapraklar yeşillenmek istiyor…
Nakata
Upuzun bir turna katarı
Sonbaharın altını çizer.
Salih Bolat
Sonbaharla birlikte efkar
Demir atmış içimin derinliklerine.
Erdem Bayazıt
Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar…
Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar,
Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada
İçinde poyrazlar esen sararmış ormana.
Paul Verlaine
Sonbaharla kapanan kapılarda
Unutulmuş ürpertiler gibisin
Edip Cansever
Bir an gülümseyen talih, değişen kader
Ömrümde bir tek o sonbahar.
Ömrüm oldukça anacağım,
Bir rüya görür gibi geçtiğimiz sokaklar.
Ziya Osman Saba
yalın kılıç bir kasım sabahını paris’te yaşadım
sokaklarda sonbahar şiirleri salkım salkım
Attila İlhan
Ömür boş yere çıkılan bir yolculuğu anlatır
Yanlış bir yere uğramaktır sonbahar
Hışırdayan rüzgârdır
Yaprak hışırdamaz
Birhan Keskin
sonra kirli bir duman çöküyor kente
serçelerde sonbahar mahmurluğu…
Yılmaz Odabaşı
Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış
Bu eski heykelin yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Necip Fazıl Kısakürek
ilkbahar kadar müşfik
sonbahar kadar yumuşak
Attila İlhan
sonbahardan sonra ankara’ya dair
hep aynı sözler söylenir
ama yağmur
yine utanır yağarken
kar yine yağmadan kirlenir
Adnan Yücel
yine akşam oldu attilâ ilhan
üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
Attila İlhan
İlkbahar geldi, ey sevgili Oğlum….
Ama, ne yazık ki sonbahar bana!
Johann Wolfgang von Goethe
Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
Nazım Hikmet
Tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
Yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal İznik gölüne gidiyorlar.
Havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var…
Nazım Hikmet
Yaşım
sonbaharın sonu
Aklım ilkbaharda
Süreyya Berfe
Bütün sonbahar
şehrin ortasındaki
yere düşmüş
çınar yaprağıdır
Süreyya Berfe
Aşk rüzgârı
Kalbimin tellerine
Vurunca
Istıraplar yağdı
Tıpkı son demlerini yaşayan sonbahar gibi
Jana Seyda
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı
A. Kadir Bilgin
İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik
Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi
Çıplak dalda tek başına
Titremekte geç kalmış bir yaprak!
A .S.Puşkin
Bir sonbahar gecesinde
Sıkıntı ve hüzünlerle yüklü
Sarhoş oldum ışığından yıldızların
Ve şarkı söyledim hüzne, sarhoş oluncaya dek hüzün,
Ve sordum karanlığa:
“Tekrar getirir mi yaşam
Soldurduğunu, ömrün baharına?”
Ebu’l Kâsım Eş-Şâbbî
biraz sonbahardınız
ne çok severdiniz harami rüzgârları
güz gülleri açarken gamzeler
yeşile yasaklı dallarınız
yaprak dökerdi en kuytunuza
bir bulut saklardınız gözlerinizde
hüzünlü şarkı gibi
yağardınız geceye
Nuriye Zeybek
Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar…
Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar,
Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada
İçinde poyrazlar esen sararmış ormana.
Paul Verlaine
Ey bardak taşıyanlar, kış ustaları
Sonbaharda ne yaparsınız
Ben ne yaparım
Kendime başka biriymiş gibi bakmaktan
Arta kalan bir çift gözü de
Kimbilir nerde bıraktım.
Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!
Edip Cansever
ağlayacağım
başka çarem yok
dostlarımın beni birer ikişer terk etmesi var
ağlayacağım
ağladığımı sonbahar ağaçlarına anlatacağım
Bünyamin Durali
Soğuk dağ giderek koyu yeşile dönüyor
Bir türkü tutturmuş da sonbahar ırmağı akmakta
Bastonuma dayanmışım küçük kapının altında
Yaşlanan Ağustosböceğini dinliyorum epil epil rüzgarda.
Wang Wei
Bir sonbahar akşamı… Sahillerdeyim
Gamlı bir heykel gibi kayalarda ben
Dağınık saçlarımdan pervasız esen
Rüzgârların elinde bir kırık neyim.
Faruk Nafiz Çamlıbel
şiir ne? sonbahar içinde sonbahar
Hilmi Yavuz
Bu şehre alıştı Taha
Gül açmayan baharlara
Yaprak düşmez sonbahara
Kurbansız bayramlara
Öğle öten horozlara
Sezai Karakoç
‘Beni hiç gömme, ben hep burda kalayım’
‘Bu evde çürüyeyim seni ıhlamur kokan yatağında’
‘bu evde dökülsün etlerim
yaz’ı kırarak sonbahara başlayan bir ağacın döktüğü yapraklar misali’
Küçük İskender
Yaşı, sonbaharın yaşında sevdalarla
Yaşadım ve yaşlandım İstanbul’da
Bu hicran, kimden armağan sanıyorsun?
Refik Durbaş
ve kalbimiz bize sahip çıkmadı
dağdır, kızılca kopup
ve döne döne düştü
döner dağdan sonbahar
hüzne geçit yok, ziganalar
ve kop’tan bu dönüşleri
bir sema ile geçtik
Hilmi Yavuz
aşk bir sonbahar kimliğinde
sürdürüyor egemenliğini
birden bir bakıyoruz ki
her şey yerli yerinde
otobüsler tirenler yerinde
dükkânlar yerli yerinde
acılar yerli yerinde
çamaşırlar yerli yerinde.
Turgut Uyar
Sahaflarda kitapların sonbaharında
Erelim geçmiş baharın menekşelerine
Sezai Karakoç
nasıl yaprak yaprak açılıyordu
vahşi bir bitki gibi içimde keder
ağaçlar sonbahara azalıyorlardı.
Attila İlhan
Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi
Sezai Karakoç
İndirin perdeleri, indirin perdeleri…
Sonbahar ağaçlarda ağlarken yaprak yaprak.
Hışıldayan bu altın yağmuruna dalarak,
Dinleyin içerimde serinleyen kederi.
Ziya Osman Saba
Ömür boş yere çıkılan bir yolculuğu anlatır
Yanlış bir yere uğramaktır sonbahar
Hışırdayan rüzgârdır Yaprak hışırdamaz
Birhan Keskin
Bakakaldım
bindiğin taksinin ardından
onlar ki her mevsim
sarı birer sonbahar yaprağıdır
terk ettiğin kentin sokaklarında
rüzgarla savrulan
Sunay Akın
Bir sonbahar yaprağı gibidir hayatım,
Ayın solgun ışığında titreyen;
Çelimsizdir dokunuşu, kısadır randevusu,
Huzursuzdur ve hemen son bulur.
Yaprak düşüp yok olmadan,
Yandaki ağaç, gölgesiyle ağlaşacak.
Rüzgarlar, yapraksız ağaca feryat figan edecek;
Ama, kimse benim için iç çekmeyecek.
Richard Henry Wilde
Nerde o çılgın neş’en
O yaprakların çiçeklerin meyven
Hepsini götürdü mü sonbahar
Harp görmüş bir şehir gibi gamlı
Dokunaklı halin var
Erik ağacı
Zihni Hazinedaroğlu
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar…
Melih Cevdet Anday
bir yaprak düşer yere; çıt. işte sonbahar
gibisin, ıslaksın, çok uzaktasın
Altay Öktem
bana gelince ben
hazan yüzlü bir adamı aradım hep
bir sonbahar günü beyaz pardesüyle
kurumuş yaprakların üstünden
kapımı çalmasını bekledim
gelse ne olacaktı
onu da bilmiyordum ya
Lale Müldür
Bu benim sonbaharım
Bu benim son gürlüğümdür
Can Yücel
Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir;
Ömrümün yaprakları dökülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.
Ömer Hayyam
ve hep bir yaprak değil miyiz ki
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
özdalımızı
topu topu bir mevsimi yaşarız işte
müşa’şa’ bir sonbahar figüranıyız
hepimiz de
İlhami Çiçek
Sonbahar üzerindeydi adamın: ve bir kez daha
durdular gölün o ıssız kıyısında.
Ölü yaprakları sürüklediğini görmüştü kadının
Döndüğünde
Sessizce topladığını onları, gözleri
Göğüsleri ve saçları gibi nemli.
William Butler Yeats
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
Attila İlhan
Yapraklar, yel esince erken düşüyor bu güz,
Ezra Pound
Güz çoktan gelmişken dalının ucunda yeşeriveren ince Çam yaprağı gibi…
Oruç Aruoba
Parça parça göçüyoruz yaşamdan
Güzün dökülen yapraklar gibi.
Nuri Erkal
güzün yaprağın umutsuzca dala tutunması
petrole bulanmış sülünün ovaya son bakışı gibi
Tuğrul Keskin
bir yaprağım eski, bu parkta,
senin elden ele dolaştırdığın.
ölü kuşlar mevsimi: güz! diyordum
Koray Feyiz
Güz yaprakları gibi çiğnettin temizliği
Çürüdü göğsündeki iki küçük böğürtlen,
Yazık, acılar bile bırakıp gitti seni.
Oysa ki pırıl pırıl umut ışığımdın sen.
Cahit Külebi
Dökülüyor kavaklı yola sarı yapraklar,
içinde sevgililer gidip gelirken yine.
Ve güzün kadehinde belirsiz bir şarap var,
ki güllerin, ey bahar, düşecektir içine.
Rubén Dario
geçti güz rüzgârından
akıntıya kapılmış yapraklar arasından
birbirimizi ancak duyabilecek uzaklıktayız artık
Maria Banuş
Gazelimi al aşktan güze say beni
say ki yaprak olup düştüm dalına
Haydar Ergülen
Ve yüreğimde kardeş anıları, rüzgârda mırıldanıp düşen
Suskun ve solgun güz yapraklarını andırıyor şimdi…
Halil Cibran
sen ve ben
dalında eğreti güz yaprakları
aramızda uçurum rengi bıkkınlık
varız zannederek yok oluyoruz
Ayten Mutlu
Hep mutlu ol yaprak, güz nedir bilme…
Rafael Alberti
Anımsıyorum (onu) ve yaz gelip geçiyor. Güz yeli
yaprakları dökecek birazdan.
Ali Püsküllüoğlu
Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Güz yaprakları gibi.
Hem dalındasın hayatın hem de düşmeye hazırsın.
Rüzgârı bekliyor gibisin.
İnceldiğin yerden kopmaya hazırsın.
Hoyrat bir rüzgâr artık zaman.
Mevlânâ Celâleddîn
sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul’a
ciğerlerimin filmini çektiler
ciğerlerim artiz oldular icabında
akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
sigara figüran falan.
Didem Madak
Geldin mi, iyi
Yollarından yürüyüşler sızdıran sonbahar
Bir tenhalığı eskisinden çok sezmeyi
Bakımsız bahçeler mi olur, büyük ahşap boş odaları mı olur
Ne olur
Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
Eski bir kadını eski bir park kanepesinde bırakan sonbahar
Aldatılmış bir yüzü yağmur oluklarında
O yüz ki bir denizin tekrar tekrar bittiği
Gece yarısı kokularında
Yosunlu bir kıyıda ancak
Dilinde çakılların ve derinliğin en son tadı
İşte
Bir vakit daha geçti, şimdi ne yapsak
Ne yapsak, bir vakit geldi ve geçti
Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
Sonbahar
Sen mi kaldın bir
Yok birşey yapacak.
Edip Cansever
Gözlerimde bir yağmurlu gün başlar;
Vakit ikindidir Eyüp sırtlarında
Bulutlar vardır, pembeden, beyazdan
Mevsim sonbahardır sessiz ve taze.
Nemli otlar, çekirgeler, solgun yüzün.
Bir gülüş, bir mahzun bukle saçlarında
Bir eski çiçeği andırırsın yazdan.
Ve bir şarkı başlar kahvelerin birinde
Bizi ömrümüzden alır götürür,
Bir şarkı, faslı hicazdan.
Turgut Uyar
Olanca gücünü gösteriyor sonbahar
Ne olup bittiğini anlıyorum
Bakmıyor gibi bakıyor bir çiçek
Yavaş yavaş geçiyorum yanından
Gök kuşlarını arıyor
Bir yay gibi gerilen ağaçlarda
Ahmet Ada
Ay sorduğunda ömrünü, bir mevsim demeyeceğim.
Söylemek istemeyeceğim: “Sadece bir sonbahar” diye.
Söz ver bana Soran.
Yorulmayacaksın değil mi?
Sen meylettiğinde ölümlere.
Bu sürgünlük çiçeğini ve sonbahar gecelerini gönlüne al.
Uyardım gelincikleri, üşüdüğünde gelip yaslanacaklar yüreğine.
Ama serçeler ve nergisler üzerine yemin ederim, artık yapamam dediğinde,
Ben yine gelir sırtımı sırtına veririm.
Fatma Savcı
İndirin perdeleri, indirin perdeleri…
Sonbahar ağaçlarda ağlarken yaprak yaprak.
Hışıldayan bu altın yağmuruna dalarak,
Dinleyin içerimde serinleyen kederi.
Ziya Osman Saba
Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Sabahattin Ali
Hülyası kalmayınca hayatın ne zevki var
Bitsin hayırlısıyla bu beyhûde sonbahar.
Yahya Kemal
Bu şehrin yağmurları mısra mısra ezberimde
Sisten bir kılıç kuşanmış şovalye yalnızlıkları
Aralıksız sonbahar, akşamın solgun dolunayında
Gecikmiş bir tren
Tek yolcusuyla giriyor İstanbul’a
Ali Asker Barut
Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi…
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar…
Melih Cevdet Anday
Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.
Edip Cansever
Çok fazla acı veriyor, nefes almak tek başıma:
Nasıl dönebilirim sonbahar ayıyla dolu esintili avluma?
Yu Hsuan Chi
Unut yavrum, sen de unut! . Bu ölümlü dünyada
Her cefayı unutmaktır bizler için teselli.
Sonbaharın matemini gözlerimde okuma! …
Rıza Tevfik Bölükbaşı
ilkbahar yaz sonbahar kış
hepsi hepsi dört mevsimmiş
hayat dediğimiz işte bu kadar
Arif Ay
Gözlerim kapalı, bir sonbahar akşamında
Sıcak göğsünün kokusunu içime çeker
Dalarım, gözlerimden mesut kıyılar geçer
Hep aynı günün ateşi vurur sularına
Charles Baudelaire
Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar…
Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar,
Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada
İçinde poyrazlar esen sararmış ormana.
Paul Verlaine
sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları
ve büyük yalnızlığım var
...
şehrin üstünde tozlu bir ay silkinmektedir
mevsim yaz olmuş sonbahar olmuş ne umurum
değil mi ki o büyük istifham üzerindeyiz
birbirimizi seviyoruz ve sevgimizden şüphe ediyoruz
Atilla İlhan
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
Cahit Sıtkı Tarancı
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Attila İlhan
Taş döşeli bahçede ağaçların,
Altında kızıl ve sarı yığın,
Belirdi, demek ki sonbahardır…
Gün ardı karanlık güz ardı kardır
Hele elden gidince teselliler,
Yalnızlık köşemize ne kalır?
Teslim oluruz teessüflere.
Neydi ey yürek sen ne beklerdin ki?
Hüzün kalır mıydı gitmişken Sevgi…
Hüsrev Hatemi
İki yaprak yerde konuşur ya, o zaman
Tam o zaman bir sonbahar düğümü
Edip Cansever
Binlerce yaprağı olan bir ağacım var,
ölümsüzüm demiyorsam da
sana ve Sonbahara gülebilirim.
Pablo Neruda
Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.
Sen her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.
Yalnızsa
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep.
Düşünemezsin.
Özdemir Asaf
yine duman kapladı zindanımda her yeri,
çoruh’a savuruyor yaprakları sonbahar…
nerdesiniz ey sabah ve akşam güneşleri;
nerdesiniz atımı koşturduğum ovalar?..
Ömer Bedrettin Uşaklı
bekliyoruz sonbaharı ansızın kopacak bir fırtınayla
Hasan Tan
Sonbahar yıldızlarının altında bir ürpermeyle,
Baş, her yıl daha bir eğilir
Georg Trakl
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Sonbahar desen, yapraklarını sermiş önüme.
Şafak Temiz
sevdalılar bilir
bir kuş yağmurudur ilkbahar
sevmeyi beceremeyenlerin koyduğu yasaklar
çözülüp gider çocuk gölgelerinde yazın
ve ağzımızın içinde dağılır aşk
sapsarı bir şeker gibi erirken sonbahar
bitmeyen bir kıştan söz açılırsa sevgilim
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven
Akgün Akova
rüzgâra yoldaş gelmişim
yazın ilk gününde
kendiyle beraber götürecek beni
sonbaharın son günü
Abbas Kiarostami
işte ben gittim, herşeyi söyledim, gittim;
işte benden herkese,
herkese bir sonbahar...
Hilmi Yavuz
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla
Uğultulu bir sarhoşluğun içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim
Turgut Uyar
Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yahyâ Kemâl Beyatlı
Hazan ki durmadan evrâk-ı sû-be-sû dökülür
Hazînesinden eteklerle reng ü bû dökülür
Yahyâ Kemâl Beyatlı
Gölge salmış bu hazan vurmuş bağa sessizlik,
Sözü vardı bülbülün gönlüyle gül dudağının ne oldu?!
Hüseyn-i Vefâyî
Dert hanemin kapısını, bacasını bitkiler sardı
Baharı böyle olan yerin hazanını hiç sorma.
Mirza Asadullah Han Galib
Dünya sofradır insanlar ise misafir
Bugün lale olur yarın ise hazân olur.
Karanlık bir çukur kazarlar, adını da kabir koyarlar
Bana derler ki budur senin evin.
Baba Tâhir Uryân
Yapraklardan başka çıtırtısı kalmadı şimdi
o mahzun koruların;
gün günü kovaladı, ay güneşi
ve buluştu ayrılık vaktiyle hazan;
kelebekler kadar hafif dudaklarınla
alnıma dağıttığın sıcaklık
ruhumu nasıl da yaraladı…
Nihat Behram
İhtiyarım, hazan yaprağı gibi kuru;
Karım yok, yalnızım, bir ayağım çukurda;
Belim bükülmüş, Tanrım, mezarıma doğru,
Nasıl eğilirse suya, susuz bir boğa.
Victor Hugo
Yalnız bir adam tanıdım
Yüreği maviydi,eylüldü gözleri.
Hazan yaprakları gibi buruktu
Dilinden dökülen sözleri.
Figen Yıldırım
Güz mevsimidir bu,
kalbinin kırıldığı mevsim!
Git bu yerlerden,
durma git!
Nietzsche
Güz-
kuşlarla bulutlar bile
yaşlı görünüyorlar
Başo
Güz rüzgarları esiyor
gene de ne kadar yeşil
kestane kozalakları
Başo
Güz rüzgârı esiyor,
Yoşimoto'nun
taş yüreği gibi soğuk.
Matsuo Başo
sakın gelme yanıma
zamansız bir güz mevsimi
yaşanan şimdi burada
Nur Bulum
Nâm ü nişane kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdü çemende berk-i diraht i’tîbârdan
Eşcâr-ı bağ hırka-tecrîde girdiler
Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan
Bâkî
Bugün Gülzar-ı Muhtar-ı Hüda’ya bir hazan esti,
Zemine düştü vaveyla, felekte kehkeşan ağlar.
Alvarlı Efe
Sâkiyâ mey sun ki bir gün lâlezâr elden gider
İrüşür fasl-ı hazan bâg ü bahâr elden gider
Avnî (Fatih Sultan Mehmed)
Akşama akıyor ışıklar artık.
Bil ki gün akşamlıdır; bil ki yazın sonu hazandır
M. C. Rûmi
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir veda;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir.
Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.
Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere.
Yahya Kemal Beyatlı
Sonbaharın bizi daldırdığı rüya geçici…
Sararan dallarının çizdiği dünya geçici…
Mehmet Çınarlı
iki sonbahar kaçakçısı
dün izmir’de yakalandı
Attila İlhan
Olması kâbil mi gönlüm neşve-dâr
Ağlıyor karşımda solgun sonbahar
Hüzne müstağrak bihâr ü kûhsâr
Ağlıyor karşımda solgun sonbahar!
Tâhirü’l-Mevlevî
Acı dolu, keskin, tiz düdüğünü öttürüyor
yakınlarda lokomotif. Kurşun renkli
gökyüzü, sonbahar sabahında
çepeçevre sarıyor bizi devasa bir hayalet gibi.
Giosue Carducci
Bir sonbahar tarlasındaki
Mısır püsküllerinin üstünde
Şimşeğin şak diye yanıp söndüğü
O kısacık zaman için bile
Elimden gelip de unutamam seni
İmparator Shotoku
Sonbaharlarda
Bulduğum-yitirdiğim;
Çılgınca sevdiğim-sevildiğim,
Gözlerinin derinliklerindeki
Filiziliklerinde eridiğim,
En güzel renkli düşleri
Yakaladığım-paylaştığım
Sihirli Boğaziçi’ni,
Nasıl unutabilirim ki?
Necdet Evliyagil
biraz sonbahardınız
ne çok severdiniz harami rüzgârları
güz gülleri açarken gamzeler
yeşile yasaklı dallarınız
yaprak dökerdi en kuytunuza
bir bulut saklardınız gözlerinizde
hüzünlü şarkı gibi
yağardınız geceye
Nuriye Zeybek
En güzel rüyaların bile bir sonu vardır:
Bir bahar rüzgârından alarak bir sabah hız
Mevsimlerin ömrünü yaşamıştı aşkımız.
Onu şimdi kaybettim ve şimdi sonbahardır.
Yaşar Nabi Nayır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
Attila İlhan
Dün, sessizce geçip gitti Paris’ten sonbahar.
Saint-Michel’e çıkan bir sokağı iniyordu
Yürüyordu sıcaktan uyuklayan ağaçların altında,
Kararlı, bana doğru geliyordu.
Endre Ady
Kadınlar sonbahar yapraklarını dökmeye başlar
Titrek dudaklarında sarışın bir keder
Attila İlhan
Bu ne biçim sonbahar
Ben anlamadım
Yapraklar yeşillenmek istiyor…
Nakata
Upuzun bir turna katarı
Sonbaharın altını çizer.
Salih Bolat
Sonbaharla birlikte efkar
Demir atmış içimin derinliklerine.
Erdem Bayazıt
Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar…
Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar,
Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada
İçinde poyrazlar esen sararmış ormana.
Paul Verlaine
Sonbaharla kapanan kapılarda
Unutulmuş ürpertiler gibisin
Edip Cansever
Bir an gülümseyen talih, değişen kader
Ömrümde bir tek o sonbahar.
Ömrüm oldukça anacağım,
Bir rüya görür gibi geçtiğimiz sokaklar.
Ziya Osman Saba
yalın kılıç bir kasım sabahını paris’te yaşadım
sokaklarda sonbahar şiirleri salkım salkım
Attila İlhan
Ömür boş yere çıkılan bir yolculuğu anlatır
Yanlış bir yere uğramaktır sonbahar
Hışırdayan rüzgârdır
Yaprak hışırdamaz
Birhan Keskin
sonra kirli bir duman çöküyor kente
serçelerde sonbahar mahmurluğu…
Yılmaz Odabaşı
Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış
Bu eski heykelin yanaklarında.
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.
Necip Fazıl Kısakürek
ilkbahar kadar müşfik
sonbahar kadar yumuşak
Attila İlhan
sonbahardan sonra ankara’ya dair
hep aynı sözler söylenir
ama yağmur
yine utanır yağarken
kar yine yağmadan kirlenir
Adnan Yücel
yine akşam oldu attilâ ilhan
üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
Attila İlhan
İlkbahar geldi, ey sevgili Oğlum….
Ama, ne yazık ki sonbahar bana!
Johann Wolfgang von Goethe
Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
Nazım Hikmet
Tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
Yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal İznik gölüne gidiyorlar.
Havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var…
Nazım Hikmet
Yaşım
sonbaharın sonu
Aklım ilkbaharda
Süreyya Berfe
Bütün sonbahar
şehrin ortasındaki
yere düşmüş
çınar yaprağıdır
Süreyya Berfe
Aşk rüzgârı
Kalbimin tellerine
Vurunca
Istıraplar yağdı
Tıpkı son demlerini yaşayan sonbahar gibi
Jana Seyda
Sonbahar hüznüne benziyor pencerede
Artık konuk beklemeyen gözlerim
Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı
A. Kadir Bilgin
İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik
Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi
Çıplak dalda tek başına
Titremekte geç kalmış bir yaprak!
A .S.Puşkin
Bir sonbahar gecesinde
Sıkıntı ve hüzünlerle yüklü
Sarhoş oldum ışığından yıldızların
Ve şarkı söyledim hüzne, sarhoş oluncaya dek hüzün,
Ve sordum karanlığa:
“Tekrar getirir mi yaşam
Soldurduğunu, ömrün baharına?”
Ebu’l Kâsım Eş-Şâbbî
biraz sonbahardınız
ne çok severdiniz harami rüzgârları
güz gülleri açarken gamzeler
yeşile yasaklı dallarınız
yaprak dökerdi en kuytunuza
bir bulut saklardınız gözlerinizde
hüzünlü şarkı gibi
yağardınız geceye
Nuriye Zeybek
Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar…
Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar,
Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada
İçinde poyrazlar esen sararmış ormana.
Paul Verlaine
Ey bardak taşıyanlar, kış ustaları
Sonbaharda ne yaparsınız
Ben ne yaparım
Kendime başka biriymiş gibi bakmaktan
Arta kalan bir çift gözü de
Kimbilir nerde bıraktım.
Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!
Edip Cansever
ağlayacağım
başka çarem yok
dostlarımın beni birer ikişer terk etmesi var
ağlayacağım
ağladığımı sonbahar ağaçlarına anlatacağım
Bünyamin Durali
Soğuk dağ giderek koyu yeşile dönüyor
Bir türkü tutturmuş da sonbahar ırmağı akmakta
Bastonuma dayanmışım küçük kapının altında
Yaşlanan Ağustosböceğini dinliyorum epil epil rüzgarda.
Wang Wei
Bir sonbahar akşamı… Sahillerdeyim
Gamlı bir heykel gibi kayalarda ben
Dağınık saçlarımdan pervasız esen
Rüzgârların elinde bir kırık neyim.
Faruk Nafiz Çamlıbel
şiir ne? sonbahar içinde sonbahar
Hilmi Yavuz
Bu şehre alıştı Taha
Gül açmayan baharlara
Yaprak düşmez sonbahara
Kurbansız bayramlara
Öğle öten horozlara
Sezai Karakoç
‘Beni hiç gömme, ben hep burda kalayım’
‘Bu evde çürüyeyim seni ıhlamur kokan yatağında’
‘bu evde dökülsün etlerim
yaz’ı kırarak sonbahara başlayan bir ağacın döktüğü yapraklar misali’
Küçük İskender
Yaşı, sonbaharın yaşında sevdalarla
Yaşadım ve yaşlandım İstanbul’da
Bu hicran, kimden armağan sanıyorsun?
Refik Durbaş
ve kalbimiz bize sahip çıkmadı
dağdır, kızılca kopup
ve döne döne düştü
döner dağdan sonbahar
hüzne geçit yok, ziganalar
ve kop’tan bu dönüşleri
bir sema ile geçtik
Hilmi Yavuz
aşk bir sonbahar kimliğinde
sürdürüyor egemenliğini
birden bir bakıyoruz ki
her şey yerli yerinde
otobüsler tirenler yerinde
dükkânlar yerli yerinde
acılar yerli yerinde
çamaşırlar yerli yerinde.
Turgut Uyar
Sahaflarda kitapların sonbaharında
Erelim geçmiş baharın menekşelerine
Sezai Karakoç
nasıl yaprak yaprak açılıyordu
vahşi bir bitki gibi içimde keder
ağaçlar sonbahara azalıyorlardı.
Attila İlhan
Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi
Sezai Karakoç
İndirin perdeleri, indirin perdeleri…
Sonbahar ağaçlarda ağlarken yaprak yaprak.
Hışıldayan bu altın yağmuruna dalarak,
Dinleyin içerimde serinleyen kederi.
Ziya Osman Saba
Ömür boş yere çıkılan bir yolculuğu anlatır
Yanlış bir yere uğramaktır sonbahar
Hışırdayan rüzgârdır Yaprak hışırdamaz
Birhan Keskin
Bakakaldım
bindiğin taksinin ardından
onlar ki her mevsim
sarı birer sonbahar yaprağıdır
terk ettiğin kentin sokaklarında
rüzgarla savrulan
Sunay Akın
Bir sonbahar yaprağı gibidir hayatım,
Ayın solgun ışığında titreyen;
Çelimsizdir dokunuşu, kısadır randevusu,
Huzursuzdur ve hemen son bulur.
Yaprak düşüp yok olmadan,
Yandaki ağaç, gölgesiyle ağlaşacak.
Rüzgarlar, yapraksız ağaca feryat figan edecek;
Ama, kimse benim için iç çekmeyecek.
Richard Henry Wilde
Nerde o çılgın neş’en
O yaprakların çiçeklerin meyven
Hepsini götürdü mü sonbahar
Harp görmüş bir şehir gibi gamlı
Dokunaklı halin var
Erik ağacı
Zihni Hazinedaroğlu
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar…
Melih Cevdet Anday
bir yaprak düşer yere; çıt. işte sonbahar
gibisin, ıslaksın, çok uzaktasın
Altay Öktem
bana gelince ben
hazan yüzlü bir adamı aradım hep
bir sonbahar günü beyaz pardesüyle
kurumuş yaprakların üstünden
kapımı çalmasını bekledim
gelse ne olacaktı
onu da bilmiyordum ya
Lale Müldür
Bu benim sonbaharım
Bu benim son gürlüğümdür
Can Yücel
Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir;
Ömrümün yaprakları dökülür bir bir;
Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge:
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir.
Ömer Hayyam
ve hep bir yaprak değil miyiz ki
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
özdalımızı
topu topu bir mevsimi yaşarız işte
müşa’şa’ bir sonbahar figüranıyız
hepimiz de
İlhami Çiçek
Sonbahar üzerindeydi adamın: ve bir kez daha
durdular gölün o ıssız kıyısında.
Ölü yaprakları sürüklediğini görmüştü kadının
Döndüğünde
Sessizce topladığını onları, gözleri
Göğüsleri ve saçları gibi nemli.
William Butler Yeats
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
Attila İlhan
Yapraklar, yel esince erken düşüyor bu güz,
Ezra Pound
Güz çoktan gelmişken dalının ucunda yeşeriveren ince Çam yaprağı gibi…
Oruç Aruoba
Parça parça göçüyoruz yaşamdan
Güzün dökülen yapraklar gibi.
Nuri Erkal
güzün yaprağın umutsuzca dala tutunması
petrole bulanmış sülünün ovaya son bakışı gibi
Tuğrul Keskin
bir yaprağım eski, bu parkta,
senin elden ele dolaştırdığın.
ölü kuşlar mevsimi: güz! diyordum
Koray Feyiz
Güz yaprakları gibi çiğnettin temizliği
Çürüdü göğsündeki iki küçük böğürtlen,
Yazık, acılar bile bırakıp gitti seni.
Oysa ki pırıl pırıl umut ışığımdın sen.
Cahit Külebi
Dökülüyor kavaklı yola sarı yapraklar,
içinde sevgililer gidip gelirken yine.
Ve güzün kadehinde belirsiz bir şarap var,
ki güllerin, ey bahar, düşecektir içine.
Rubén Dario
geçti güz rüzgârından
akıntıya kapılmış yapraklar arasından
birbirimizi ancak duyabilecek uzaklıktayız artık
Maria Banuş
Gazelimi al aşktan güze say beni
say ki yaprak olup düştüm dalına
Haydar Ergülen
Ve yüreğimde kardeş anıları, rüzgârda mırıldanıp düşen
Suskun ve solgun güz yapraklarını andırıyor şimdi…
Halil Cibran
sen ve ben
dalında eğreti güz yaprakları
aramızda uçurum rengi bıkkınlık
varız zannederek yok oluyoruz
Ayten Mutlu
Hep mutlu ol yaprak, güz nedir bilme…
Rafael Alberti
Anımsıyorum (onu) ve yaz gelip geçiyor. Güz yeli
yaprakları dökecek birazdan.
Ali Püsküllüoğlu
Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda
Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan,
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Güz yaprakları gibi.
Hem dalındasın hayatın hem de düşmeye hazırsın.
Rüzgârı bekliyor gibisin.
İnceldiğin yerden kopmaya hazırsın.
Hoyrat bir rüzgâr artık zaman.
Mevlânâ Celâleddîn
sonbaharların kralı gelirmiş meğer istanbul’a
ciğerlerimin filmini çektiler
ciğerlerim artiz oldular icabında
akut alevlenmiş kronik bir sonbahar gibi bakıyordu
sigara figüran falan.
Didem Madak
Geldin mi, iyi
Yollarından yürüyüşler sızdıran sonbahar
Bir tenhalığı eskisinden çok sezmeyi
Bakımsız bahçeler mi olur, büyük ahşap boş odaları mı olur
Ne olur
Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
Eski bir kadını eski bir park kanepesinde bırakan sonbahar
Aldatılmış bir yüzü yağmur oluklarında
O yüz ki bir denizin tekrar tekrar bittiği
Gece yarısı kokularında
Yosunlu bir kıyıda ancak
Dilinde çakılların ve derinliğin en son tadı
İşte
Bir vakit daha geçti, şimdi ne yapsak
Ne yapsak, bir vakit geldi ve geçti
Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
Sonbahar
Sen mi kaldın bir
Yok birşey yapacak.
Edip Cansever
Gözlerimde bir yağmurlu gün başlar;
Vakit ikindidir Eyüp sırtlarında
Bulutlar vardır, pembeden, beyazdan
Mevsim sonbahardır sessiz ve taze.
Nemli otlar, çekirgeler, solgun yüzün.
Bir gülüş, bir mahzun bukle saçlarında
Bir eski çiçeği andırırsın yazdan.
Ve bir şarkı başlar kahvelerin birinde
Bizi ömrümüzden alır götürür,
Bir şarkı, faslı hicazdan.
Turgut Uyar
Olanca gücünü gösteriyor sonbahar
Ne olup bittiğini anlıyorum
Bakmıyor gibi bakıyor bir çiçek
Yavaş yavaş geçiyorum yanından
Gök kuşlarını arıyor
Bir yay gibi gerilen ağaçlarda
Ahmet Ada
Ay sorduğunda ömrünü, bir mevsim demeyeceğim.
Söylemek istemeyeceğim: “Sadece bir sonbahar” diye.
Söz ver bana Soran.
Yorulmayacaksın değil mi?
Sen meylettiğinde ölümlere.
Bu sürgünlük çiçeğini ve sonbahar gecelerini gönlüne al.
Uyardım gelincikleri, üşüdüğünde gelip yaslanacaklar yüreğine.
Ama serçeler ve nergisler üzerine yemin ederim, artık yapamam dediğinde,
Ben yine gelir sırtımı sırtına veririm.
Fatma Savcı
İndirin perdeleri, indirin perdeleri…
Sonbahar ağaçlarda ağlarken yaprak yaprak.
Hışıldayan bu altın yağmuruna dalarak,
Dinleyin içerimde serinleyen kederi.
Ziya Osman Saba
Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
Sabahattin Ali
Hülyası kalmayınca hayatın ne zevki var
Bitsin hayırlısıyla bu beyhûde sonbahar.
Yahya Kemal
Bu şehrin yağmurları mısra mısra ezberimde
Sisten bir kılıç kuşanmış şovalye yalnızlıkları
Aralıksız sonbahar, akşamın solgun dolunayında
Gecikmiş bir tren
Tek yolcusuyla giriyor İstanbul’a
Ali Asker Barut
Dört kişi parkta çektirmişiz,
Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi…
Anlaşılan sonbahar
Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
Yapraksız arkamızdaki ağaçlar…
Melih Cevdet Anday
Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.
Edip Cansever
Çok fazla acı veriyor, nefes almak tek başıma:
Nasıl dönebilirim sonbahar ayıyla dolu esintili avluma?
Yu Hsuan Chi
Unut yavrum, sen de unut! . Bu ölümlü dünyada
Her cefayı unutmaktır bizler için teselli.
Sonbaharın matemini gözlerimde okuma! …
Rıza Tevfik Bölükbaşı
ilkbahar yaz sonbahar kış
hepsi hepsi dört mevsimmiş
hayat dediğimiz işte bu kadar
Arif Ay
Gözlerim kapalı, bir sonbahar akşamında
Sıcak göğsünün kokusunu içime çeker
Dalarım, gözlerimden mesut kıyılar geçer
Hep aynı günün ateşi vurur sularına
Charles Baudelaire
Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar…
Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar,
Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada
İçinde poyrazlar esen sararmış ormana.
Paul Verlaine
sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları
ve büyük yalnızlığım var
...
şehrin üstünde tozlu bir ay silkinmektedir
mevsim yaz olmuş sonbahar olmuş ne umurum
değil mi ki o büyük istifham üzerindeyiz
birbirimizi seviyoruz ve sevgimizden şüphe ediyoruz
Atilla İlhan
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
Cahit Sıtkı Tarancı
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Attila İlhan
Taş döşeli bahçede ağaçların,
Altında kızıl ve sarı yığın,
Belirdi, demek ki sonbahardır…
Gün ardı karanlık güz ardı kardır
Hele elden gidince teselliler,
Yalnızlık köşemize ne kalır?
Teslim oluruz teessüflere.
Neydi ey yürek sen ne beklerdin ki?
Hüzün kalır mıydı gitmişken Sevgi…
Hüsrev Hatemi
İki yaprak yerde konuşur ya, o zaman
Tam o zaman bir sonbahar düğümü
Edip Cansever
Binlerce yaprağı olan bir ağacım var,
ölümsüzüm demiyorsam da
sana ve Sonbahara gülebilirim.
Pablo Neruda
Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.
Sen her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.
Yalnızsa
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep.
Düşünemezsin.
Özdemir Asaf
yine duman kapladı zindanımda her yeri,
çoruh’a savuruyor yaprakları sonbahar…
nerdesiniz ey sabah ve akşam güneşleri;
nerdesiniz atımı koşturduğum ovalar?..
Ömer Bedrettin Uşaklı
bekliyoruz sonbaharı ansızın kopacak bir fırtınayla
Hasan Tan
Sonbahar yıldızlarının altında bir ürpermeyle,
Baş, her yıl daha bir eğilir
Georg Trakl
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Sonbahar desen, yapraklarını sermiş önüme.
Şafak Temiz
sevdalılar bilir
bir kuş yağmurudur ilkbahar
sevmeyi beceremeyenlerin koyduğu yasaklar
çözülüp gider çocuk gölgelerinde yazın
ve ağzımızın içinde dağılır aşk
sapsarı bir şeker gibi erirken sonbahar
bitmeyen bir kıştan söz açılırsa sevgilim
sevgilim
yalnızca kanatlarına güven
Akgün Akova
rüzgâra yoldaş gelmişim
yazın ilk gününde
kendiyle beraber götürecek beni
sonbaharın son günü
Abbas Kiarostami
işte ben gittim, herşeyi söyledim, gittim;
işte benden herkese,
herkese bir sonbahar...
Hilmi Yavuz
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla
Uğultulu bir sarhoşluğun içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim
Turgut Uyar
Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yorgun ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yahyâ Kemâl Beyatlı
Hazan ki durmadan evrâk-ı sû-be-sû dökülür
Hazînesinden eteklerle reng ü bû dökülür
Yahyâ Kemâl Beyatlı
Gölge salmış bu hazan vurmuş bağa sessizlik,
Sözü vardı bülbülün gönlüyle gül dudağının ne oldu?!
Hüseyn-i Vefâyî
Dert hanemin kapısını, bacasını bitkiler sardı
Baharı böyle olan yerin hazanını hiç sorma.
Mirza Asadullah Han Galib
Dünya sofradır insanlar ise misafir
Bugün lale olur yarın ise hazân olur.
Karanlık bir çukur kazarlar, adını da kabir koyarlar
Bana derler ki budur senin evin.
Baba Tâhir Uryân
Yapraklardan başka çıtırtısı kalmadı şimdi
o mahzun koruların;
gün günü kovaladı, ay güneşi
ve buluştu ayrılık vaktiyle hazan;
kelebekler kadar hafif dudaklarınla
alnıma dağıttığın sıcaklık
ruhumu nasıl da yaraladı…
Nihat Behram
İhtiyarım, hazan yaprağı gibi kuru;
Karım yok, yalnızım, bir ayağım çukurda;
Belim bükülmüş, Tanrım, mezarıma doğru,
Nasıl eğilirse suya, susuz bir boğa.
Victor Hugo
Yalnız bir adam tanıdım
Yüreği maviydi,eylüldü gözleri.
Hazan yaprakları gibi buruktu
Dilinden dökülen sözleri.
Figen Yıldırım
Güz mevsimidir bu,
kalbinin kırıldığı mevsim!
Git bu yerlerden,
durma git!
Nietzsche
Güz-
kuşlarla bulutlar bile
yaşlı görünüyorlar
Başo
Güz rüzgarları esiyor
gene de ne kadar yeşil
kestane kozalakları
Başo
Güz rüzgârı esiyor,
Yoşimoto'nun
taş yüreği gibi soğuk.
Matsuo Başo
sakın gelme yanıma
zamansız bir güz mevsimi
yaşanan şimdi burada
Nur Bulum
Nâm ü nişane kalmadı fasl-ı bahârdan
Düşdü çemende berk-i diraht i’tîbârdan
Eşcâr-ı bağ hırka-tecrîde girdiler
Bâd-ı hazan çemende el aldı çenârdan
Bâkî
Bugün Gülzar-ı Muhtar-ı Hüda’ya bir hazan esti,
Zemine düştü vaveyla, felekte kehkeşan ağlar.
Alvarlı Efe
Sâkiyâ mey sun ki bir gün lâlezâr elden gider
İrüşür fasl-ı hazan bâg ü bahâr elden gider
Avnî (Fatih Sultan Mehmed)
Akşama akıyor ışıklar artık.
Bil ki gün akşamlıdır; bil ki yazın sonu hazandır
M. C. Rûmi
Ten-i zerdümde her tîrün olal’dan kana müstağrak
Neyistândur ki peydâ eyledi fasl-ı hazân âteş
Hayâlî Bey
Kopar sonbahar tellerinden
Derinden, derinden, derinden
Biten yazla başlar keder mûsıkîsi
Bu sahillerin seslenir her yerinden
Derinden, derinden, derinden
Hazin günlerin derbeder mûsıkîsi
Zâtî
Yalnız uçan evrâk-ı perîşânın enîni
Âh, anlıyorum derdini ey hasta tabiat.
…
Bilmem acaba rûhunun âlâmı geçer mi?
Rûhumla okursam sana bir şi’r-i tesellî…
Şükûfe Nihal Başar
Bir dalda son ümmîde sarılmış kuru yaprak
Âvâre-i hasret uçuyorken
Âh olsa bütün rûhum ona melce ve medfen
Heyhât, alıyor sîne-i tahrîbine toprak!
Şükûfe Nihal Başar
Güller ki bütün mevsim usanmış kanamaktan,
Güller ki, bakıp yollara, beklerdi hazânı;
Güller gibi aylarca hayâl ettim, uzaktan,
Yaprakların altın gibi savrulduğu ânı.
M. Faik Ozansoy
Ağaçlardan birer birer yapraklar dökülür
Mevsim sonbahar, aylardan eylül
Söğüt dallarında şiirler uyur
Boğaziçi şarkılı bir sükûna bürünür
Mevsim sonbahar, aylardan eylül
Ayhan Hünalp
Ben hatırlarım hep, hatırlamalı insan
Yârdan ayrılışların yürekte yeşerttiği duaları
Öyle başladığını ölümsüz efsanelerin
İliklere kadar işler hâtırası mevsimlerin
Lâkin eylüllerinki biraz daha derin.
Yahya Akengin
Hatıralar lafa tutuyor insanı
bir sokağın başında
birdenbire büyük bir dalgınlık oluyor hayat
eski bir yaz açıyor pencerelerini
şimdi yağmurunda üşüdüğün sonbahara
Murathan Mungan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




