17 Nisan 2020

Hareke nokta kabûlünden elif müstagnî

                                                                                                                                Elifimize

Yir yir elif ki sînemüŋ üstinde vardur
Şehr-i belâda her biri bir reh-güzârdur

Bursalı Rahmi


Kadd-i yâre kimisi  ar’ar dedi kimi elif
Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif 

Muhibbi


Bir ayak teklîf iderse ol elif-kâmet bana
Bezm-i devrân içre sâkî el virür devlet bana

Bursalı Rahmi


Yerin var eyâ kaddi  elif  cânlar içinde
Hayfolaki ömrün geçe  dükkanlar içinde

Münif


Tîg-ı cevr ile çekerse tenüme dâl ü elif
Ol kamer-çehre Hilâlî bir ulu ad eyler

Hilâlî


Bînî –i pâkine elif-i ân  desem n’ola
Ebrû –yı dilkeşi  ana medd-i keşidedir.

Neşati


Sîneme çeksem elifler dâğlar yaksam n’ola
Bâkîyâ bir serv-kâmet gül-‘izârum aldılar

Bâkî


Açılmış gülşen-i mihnetde bir pür-dâne sünbüldür
Nişân-ı seng-i cevrünle tenümde her elif yer yer 

Şeyhülislâm Yahyâ


Olmuş Elif’in karine-i dal
Meylim sana olmagınadır dal

Fuzuli


Ol cemâlünçün dehânı mîmdür kaddi elif
İki zülfeynün birisi cîm ü biri lâm olur

Revânî


Pes girüp hoş halvet-i dilde mukîm ol çün gedâ
Gâh elif kıl kaddüni geh dâl u geh geh misl-i kâf

Fedâî


Virmedi tıfl-ı dile kelmeyi Üstâd-ı Ezel
Evveli harf-i elif âhiri hâdan gayrı

Nigârî


Sözümüz ‘âkıllaradur Hakkıyâ bugün bizüm
Bahsümüz yokdur elifle hâ vü mîm ü kâf ile

İsmail Hakkı


Mushaf-ı hüsninde fâla niyyet itdüm ol şehün
Evvel elifle hâ geldi âhirinde mîm ü dâl 

Mihrî Hâtun


Elif bâdur revân itdügi ey serv-i çemen
Mekteb-i mihr ü vefâda bunca yıllar gözlerüm

Necâtî


İki elif iki nûnun bir sînin ma‘nisi olan
Sırr iline sultân olur ölmezden ön ölen bilür

Ümmî Sinan


Tîg-ı cevr ile çekerse tenüme dâl ü elif
Ol kamer-çehre Hilâlî bir ulu ad eyler

Hilâlî


Dâl-ı zülfünle elif kaddün dehânun mîme
Yazmazsa Sevdâyî ger cân suhfuna âdem degül

Sevdâyî


Ol cemâlünçün dehânı mîmdür kaddi elif
İki zülfeynün birisi cîm ü biri lâm olur

Revânî


İki dâlını zülfinün elif kaddiyle gördükçe
O şâh-ı hüsnden mazlûm ‘âşıklar umarlar dâd

Muhyî


Çıksa ‘aceb mi lâ dimek agızdan ol mehün
Yâr lâm zülf kadi elif olsa lâ çıkar

Bâlî


Kad ü zülf ü dehenün remz-i elif lâm ile mîm
Dil ü cân lezzetini buldı safâdur sitemün 

Aşkî Mustafa


Safha-i ‘âlemde kaddin eyleyen resm-i elif
Çîn-i zülfün nokta-i hâl üstine nûn eyledi

Simkeşzâde Feyzî


Cîm-i zülfün içre tursun nukta-veş gönlüm didüm
Saçı lâmıyla elif kaddini gösterdi hemân 

Me’âlî


Seher sahrâya ‘azm itdüm murâd-ı dil şikâr oldı
Göründi bir elif-kâmet şikârum âşikâr oldı

Zâtî


Hevânun evveli hûdur elif zâid olup anda
İder ‘âşıklara îmâ ki Hûdur evvel-i esmâ

Nazîr İbrahim


Teveccüh eyledi İshâk râh-ı ihlâsa
Giderse râst elif gibi vardı buldı halâs

İshâk Çelebî


O kul ki togrı ola hıdmetünden eyleme dûr
Yaman olur elif îmândan gidince hemîn

Yahyâ Bey


Bir elifdür kâmetün kim menzili cân içredür
Ya nihâl-i tâzedür kim bâg-ı Rıdvân içredür

Arşî


Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Bir elifdür sanasın kim yazılur kan içre 

Fuzûlî


Râst ol ey kad kanâ‘at içre mânend-i elif
Rây-ı kejdür kılma ham hırs içre kaddün râ gibi

Selîkî


‘Ayn-ı ra‘nâsın elif kaddile görsem muttasıl
Derd-i ‘aşkı hâsılı dilde bir iken on olur

Hâşimî


Elif-i kâmetün ile görüp üç nokta-i hâl
Bin belâ geldi Ziyâ’îye senün ‘aşkundan

Hasan Ziyâ’î


Yakdum tenümde iki elif içre iki dâg
Her gördügince yâr anı bin bir hayâl ider 

Bağdatlı Rûhî


Elif bînî vü nûndur dîdeler ebrû dahi meddür
Bu yüzden vech-i yâra kilk-i kudret çifte ân yazmış

Pertev


Gözümden ahd’elifle mîm kalbi
Kadün ‘ışkına kalb olalı makrûn 

Ahmedî


Diledi kim yaza hatt-ı muhtelif
Nakş kıldı evvel Ahmedden elif

Usulî


Dört kitâbun ma‘nîsi tamamdur bir elifde
Bâ didürmen siz bana bâ diyicek azaram 

Yunus Emre


Sûret-i kesretle olmuş muhtelif
Cümlesinden zâtı birdir çün elif

Nesimî


Bir elif tahsîl iden münezzehdür ‘âlemden
Endîşe iklîminde niçün durup gezerem 

Yunus Emre


Kadd-i yâri kimi halkun serv okur kimi elif
Cümlenün maksûdı bir ammâ rivâyet muhtelif

Muhibbî


Eyü âdem olan kişi Hak yolında ‘adem gerek
Elif ile mimin dâlın terkîbini bilen bilür 

Ümmü Sinan


İki elif iki nûnun bir sînin ma’nîsi olan
Sırr iline sultân olur ölmezden ön ölen bilür

Ümmü Sinan


Kisvemiz hurûf-ı âdemdür kerâmet mazharı
Nakş ider üstâdlarımız mîm elif dâl üstine 

Ümmü Sinan


Her kim olmazsa elif gibi kapunda müstakim
‘Aybını setr eylemez kimse anun illâ ki sin

Taşlıcalı Yahya


Gönlümün levhinde okurdum elif kaddin revân
Ben dahi bir dogrı harf ögrenmedim üstâddan 

Ahmed Paşa


O kul ki togrı ola hıdmetünden eyleme dûr
Yaman olur elif îmândan gidince hemîn

Taşlıcalı Yahya


Harf-i elif gibi yüri var ‘ayn-ı vâhid ol
Halk ortasında kalma hemîşe niteki lâm 

Taşlıcalı Yahya


Cehd it kim kalmaya senden nişân
Bir elif' kala vücûdunda hemân

Sinan Paşa


‘Işk etegin tutmak gerek ‘âkıbet zevâl olmaya
‘Işkdan okuyan bir elif kimseden su’âl olmaya 

Yunus Emre


Ezelden rûhı şâd olsun bize üstâdımız Leylâ
Elif-bâ'dan çok evvel nüsha-i ‘aşkı okutdurdı

Leylâ Hanım


Hâdî olımazsa elif-i âh-ı seher-gâh
Dergâhuna bir togrı güzer-gâh ne müşkil 

Nev’î


Kim elif tek vâhid ü ferd olmadı
Bilme merd anı kim ol med olmadı
Kim ki hak râhında bî-gerd olmadı
Dögdüğü cüz âhen-i serd olmadı

Nesimî


Elif elifî nemeddür ey reh-vâr
Kuşanan togrı eylesün ikrâr 

Esrar Dede 


Hem-reng-i nûr-ı vahdet olupdur külâhımuz
Mülk-i hidâyete elifî şâh-râhımuz

Gelibololu Ali


Bir kalenderdür elif tâc ile seyr eyler berât
San kemer-bendinde tugrâ bir kedû-yı zer-nişân 

Âşık Çelebi


Bir togrı râhdur her elif tende ‘ışkuna
Ammâ tenümde na’llerüm bâz-gûnedür

Âşık Çelebi


Zülfi kaddi yâdına çekdün elifler na'ller
Hayretî bezm-i belâda yine bir âd eyledün 

Hayretî


Tâ rabbi yessir okur iken ol elif-kadem
Kaddüm dönerdi lâm-elife yâd ider misün

Tokatlı Kânî


Gam mektebinde kaddüni yâd itsem nola
Ey serv çün elifdür okumaga ibtidâ 

Emrî


Bu isti'dâd-ı zâti kim senin vardur nihâdunda
Okut İskenderi evvel elifden ibtidâ eyle

Nedim


Elifle na‘l ile zeyn oldı sînem
O tıfla tahta-i ta‘lîme benzer 

Hayalî


Kadd-i mevzûnunı yâd eyledi benzer kâgaz
Şevk ile sînesine çekdi elifler kâgaz

Nev’izade Atayî


Der-esnâ-yı medh-i tu kilk-i Mesîhî
Büved çün elif der-miyân-ı ma`âni 

Mesihî


Cism-i rîk-âlûdı pür-dâg ü elif gören sanur
Meşk içün yazmış debîr-i ‘ışk ser-tâ-ser nişân

Âşık Çelebi


Çekemezler bir elif hattun bigi hattâtlar
Yazamazlar bir girih zülfün gibi nakkâşlar 

Hassan


Ditrer eli bir harf elifi togrı çekemez
Ugradı meger küçe-i hammâra benefşe

Necati


Nakkâş-ı ezel nûrdan itdi bir elif nakş
Oldı boyunun servi bigi râst misâli 

Ahmedî


Elifdür kaddi yârun kaşları nûn
İlâhî eyleme ‘uşşâkı ansuz

Zâtî


Şîve-i kaddi elifler ile pür eyler cismüm
Tîg-ı nâzından irer sîneme herdem şehnâz 

Gelibololu Ali


Bir tîr-i râstdur elif-i nâm-ı şehriyâr
Tugrâ-yı hükmi rûy-i ‘adûya kemân çeker

Nev’î


Bir dem ü bir elif gerek âdeme âdem olmaga
Gâlib o remzi keşf ider kâmet-i Hak-nümây-ı ney 

Şeyh Gâlib


Sînemün her dagı defdür elifler nâylar
İnlesem dem dem ‘aceb mi meclis-i dildârda

Revânî


Eger zer hall ile çün şem’ kilki bir elif çekse
Döner rûh-i Dede üstünde anun hem-çü pervâna 

Nedim


‘Ahd eylemiş ki sînemüze bir elif çeke
İshâk tınma gâyet eyü geldi fâlimüz

Üsküplü İshak


Elif geldi gice fâlümde Mevlâ’dan ümîdüm bu
Yine ol kâmet-i mevzûn müşerref ide dîvânı 

Nev’î


‘Âkıbet nolacagum dâg u elifden bilürem
Safha-i sîne yiter tahta-i remmâl bana

Nev’izade Atayî


Ol elif-kâmet neye dâl itdi bu fâlüm benüm
Bükilüp kaddüm benüm nûn olmada günden güne 

Hayretî


Zülf ü kadünle dehânunı nice sevmeyeyüm
Her kaçan mushafa el ursam elif-lâm açılur

Revanî


Çeküp elif tenüme kara daglar yakdum
Şeh-i serîr-i gamam tug ile nakâre ile 

Nev’î


Dâg-ı ‘aşkun sînede bir haymedür gam şâhına
Kim ana her yanadan çekdüm eliflerden tınâb

Revânî


Mısr-ı derdün kal’asın feth itdüm ey Yûsuf-cemâl
Her elif bürc-i beden üzre sinânumdur benüm 

Zatî


Nev-’arûs-ı nusretün ‘ışkına bezm-i rezmde
Sînesine tîrden n'ola elif çekse kemân

Mesihî


Âyet-i İnnâ fetahnâda elifler gibidür
Devletünde ser-firâz olmış durur a’lâm-ı dîn 

Âşık Çelebi


Mushafda kadd ü zülf ü dehânun mı gördi kim
Dil tıflı okudugı elif-lâm-mimdir

Ahmed Paşa


Elifler var ki lâyık her biri serv-i sehî-âsâ
Diküp bâg-ı behişte mâye-i hüsn ü bahâ eyle 

Nedim


Bir elif-kad tâze-hat dilber sevüpdür Hayretî
Fârig ol billâhi gel serv-i çemenden geç gönül

Hayretî


Elifler eylesinler ‘arz-ı kâmet
Yine bu arsada kopsun kıyâmet 

Usulî


Hazer kıl sûret-i lutfı zamânun ber-devâm olmaz
Olur mı bir elif-kâmet kim âhir kaddi lâm olmaz

Hayretî


Fuzûlî'nin tarîk-i nazma tab'ın müstakîm etmiş
Hayâl-i kâmetin kim bir elifdür i'tidâl üzre 

Fuzulî


Hasret-i kaddün ile kanlu elifler çeksem
Sînede her biri bir serv-i gül-endâm olsa

Bâkî


Çeker tîgün elifler cisme çeşmün gösterür ‘akis
İder kan pîşkeş Rûyîn-tene Zâl-i zamân hançer 

Gelibolulu Ali


Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Bir elifdür sanasın kim yazılır kan içre

Fuzulî


Virdi Hak levh-i cemâlindeki sîmîn elife
Bir kerâmet k’anı engüşt-i Peyemberde kodı

Ahmed Paşa


Dil tıflı içün çekdi kaşun gül varakına
Bir sîm elif üstine ‘anberden iki med

Ahmed Paşa


Her taraf pür hûn eliflerdür çekilmiş gögsüme
Ya hevâdan mevc urur bagrumdaki deryâ-yı hûn 

Fuzulî


Ol serv çekdi sînemüze rast bir elif
Yâr itdügini itmedi hîç bir ahad baňa

Helâkî


Dünyâ vü âhirette âzâd idüm elif tek
Çekdi beni belayâ bâlâsının belâsı 

Nesimî


Gül-geşt-i bâg u tarf-ı cû olsun bugünden ber-taraf
Ey sînede dâg-ı elif çâk-i girîbân merhaba

Nev’î


Elifler gibi sînemde çekilsün kâmetin şekli
Efendi bu dil-i müştâka senden yâdigâr olsun 

Usulî


Togrıluk ile harflere sadrdır elif
Yâ harfini ayaga bırakmıştır i'vicâc

Fuzulî


Tekye-i dilde Muhibbî yazmak içün şekl-i âh
Dâgdan sufr eyleyüp üstine çekmişdür elif 

Muhibbî


Zülfi kaddi yâdına çekdün elifler na'ller
Hayretî bezm-i belâda yine bir ad eyledün

Hayretî


Aslı denîdir dünyenin içinde yokdur bir elif
Terkîbini gör bak anun şol yi vü nûn u dâline 

Nesimî


Virmezem bin hâlis altuna erenler cânıçün
Bir elif çekdüm yakup sînemde dün üç dâne dâğ

Hayretî


Hareke nokta kabûlünden elif müstagnî
Vahdete işte nişân bir var imiş bir yog imiş 

Tokatlı Kânî


İdüp bir noktanun remzinde ‘âciz bin suhan-dânı
Elifden başladur mîm-i femün erbâb-ı ‘irfanı

Nev’î


Hevâ-dârum benüm âhumdur ancak gitmesün benden
Elifle âh ile cismüm ser-â-ser âh âh olsun 

Âşık Çelebi


Gerçi kim harf-ı ‘elif' bir harf olur
Lîk bir yüzden gözetsen elf olur

Sinan Paşa


Risâleden görinür her elif şeb-i yeldâ
Midâd ile yazılursa olur bu kıssa tavîl 

Gelibolulu Ali


Eşküm akar su elifler servlerdür lâle dag
Ey sehî servüm yiridür eyler isen geşt-i bâg

Muhibbî


Bezm-i dilde her elif bir şem’-i cân-efrûzdur
Münkirün kalbine lâkin tîr-i âhen-dûzdur 

Hayretî


Zeyn eyledün elifler ile levh-i sînemi
Her biri şâhrâh-ı diyâr-ı ‘adem gibi

Taşlıcalı Yahya


Çekdi Hayâlî sînede her dâga bir elif
Kat’ eyledi menâzil-i ‘aşkı konak konak 

Hayâlî


Sihr ise ancak olur kime nasîb olmışdur
Rûy-ı âb üzere elif hattını yazmak ‘acabâ

Taşlıcalı Yahya


Her menâr oldı Stanbûlun teninde bir elif
Rahm kılmaz mı şeh-i gerdûn cenâb-ı Edrine 

Hayâlî


Reşk-i kadünle sînesine çekdi bin elif
Emvâc zâhir oldı sanurlar bihârdan

Âşık Çelebi


Mahabbet bahridür cismüm elifler anun emvâcı
Belânun kânıdur gönlüm o la'l-i cân-fezâ hakkı 

Hayâlî


Her çemen güyâ elifdür kim olur andan 'ayan
Kâdir-i Perverdigârun sırr-ı vahdâniyyeti

Yahya


Nakş-ı hüsnünle dili ey büt-i Çîn deyr eyle
Erganûn oldu eliflerle tenüm seyr eyle 

Hayâlî


Gedâlar destine lâyık degüldür bâz-ı sultânî
Elifle dâğ ile cismüm serâser göz ve kaş ettim

Hayâlî


Bir kalenderdür elif tâc ile seyr eyler berât
San kemer-bendinde tugrâ bir kedû-yı zer-nişân  

Âşık Çelebi


Her kelime gül budagından nişân
Her elifi serv-i cinândan beyân

Taşlıcalı Yahya


Dögünler kara pullar cân ü dil zâr
Elifler birle sînem tahta-i nerd 

Necati


Çekdüm elifleri ten-i sad-çâküm üstine
Dizdüm çubuklar ile gönül murgına kafes

Emrî


Her elif bir hançer-i hûn-rîz-i bürrândur sana
Hançer-i hûn-rîz-i bürrândan hazer kılmaz mısun 

Fuzuli


Elif-nâme

Elif ol ad ile meşhûr-ı cihân Türk-i süvâr
Hicr ile niçe ḳılur bana bu giñ dünyeyi ṭar

Bî belâdur başuma ḳadd-i bülendüñ bilürem
İsterem Ḥaḳdan o devlet ḳıla başumda ḳarâr

Tî temâşâsı cemâline ki sen Türküñ irem
Terk-i cân itmez olursam depele zâr u nizâr

Ŝî ŝevâb ister iseñ dünyede ey ŝânî Ḥıżır
Teşne-dil ḳulları küşt eyle ya ʿarz eyle dîdâr

Cîm cemʿ olsa cihân cümle cemâlüñ ṣıfatın
Ṣayıp irgürmeyeler âḫire tâ-rûz-ı şumâr

Ḥî ḥelâl itdi ḥarâmîlıġ ile ḳanumuzı
Dün gice ġamze-i bed-kîşine bir çeşm-i ḫumâr

Ḫî ḫam-ı zülfüñe ṭolaşalı dil ḫurrem olur
Delüdür nestene bilmez ki nedür n’oldı ya kâr

Dâl demdür ki diyem derd-i derûndan dile de
Ki bile derd-i derûnda nedür ya ḫo ne var

Ẕâl ẕevḳ-i ẕeḳan-ı yâri gönül ẕikr idicek
Ḳalmışam anda daḫı ünlemişem ben baña yâr

Rî revâ mı k’añulmasa reviş-i ḳâmetünüñ
Kend’özini getüre ara yire serv ü çenâr

Zî zer-i ḫâliṣ iken çihre-i zerdüm ne ʿaceb
Bir naẓar ḳılmaduġı kûşe-i çeşm ile nigâr

Sîn sünbül ṣaçunuñ silsilesin terk idenüñ
Rûz-ı rûşen gözine olsa ʿaceb mi şeb-i târ

Şîn şükrüm buña sen şöhre-i âfâkı görüp
Ḳalmadı âyîne-i dilde daḫı hîc ġubâr

Ṣâd ṣubḥ-ı ruḫuña ḳarşu ṣabûḥ itmek içün
Sâḳî-i ġonca-dehen ṣunsa n’ola câm-ı ʿuḳâr

Żâd żaʿf ile vücûdum çöpe dönse ne ʿaceb
Çekicek bâr-ı nigârı yine göñlüm her bâr

Ṭî ṭolaşma didügümce ṭolaşur zülfüñe dil
Müşkil oldı işi ġâyetde olup key düşvâr

Ẓî ẓuhûra geleli ẓıll-i ẓalîli ḳadünüñ
Ḫoş geçer bende vü âzâd u şeh ü mîr ü kibâr

ʿAyn ʿizzet baña ʿâlemde itüm didügidür
Ḥâşe lillâh kim ide ḥürmet olıcaḳ kişi ʿâr

Ġayn ġurbetde beni göz yaşı ġarḳ eylemeden
Yetişem mi ʿacabâ vuṣlatuña âḫir-i kâr

Fî fer umarsa yüzüñden ne ʿaceb mihr-i felek
Ḳıldı Ḥaḳ nûrını gün gibi cemâlüñ iẓhâr

Ḳâf ḳurb-ı ser-i kûyuñda ḳarâr itdise dil
İrgürür devlet ü iḳbâle anı ḳurb-ı civâr

Kâf kül ḳılsa beni gül yüzünüñ şevḳı n’ola
Odlara niçeleri yaḳdı yaḳar daḫı bu yâr

Lâm laʿl-i lebüñe ölmeden irem mi ʿaceb
Gerçi bir zerrece irmege aña yoḳ miḳdâr

Mîm merdümlük idüp merdüm-i çeşmüm dün ü gün
Dür ü laʿl ü güher ider yoluña şöyle niŝâr

Nûn ney nâle-i dil-sûz ile her dem bunı dir
Ṭurmañ içün kim irişdi yine hengâm-ı bahâr

Vâv vâh kim iremez vuṣlatuña daḥı Münîr
Gerçi çoḳ vaʿde-i ḫâm eyledüñ itdüñ iḳrâr

Hî hevâ-yı gül-i ruḫsâruñı çün ḳıldı heves
Murġ-ı dil her dem iderse yiridür nâle-hezâr

Lâmelif lâle gibi lâl olursam ne ʿaceb
Şöyle yandum ki çıḳar her yañadan daḫı şerâr

Yî yürek yaraları şerḥini yazmaġa gözüm
Ḳıl ḳalemle yüzüm üzre dürişür leyl ü nehâr

Münîrî


Abdâl-ı tekye-i gam-ı dilber-durur zemîn. 
Çekmiş elifleri tenine sanma râhlar 

Emrî


Cismüm üstinde elifle dâg-ı hûnînüm gören
Didi serv ü lâle ile zeyn olmış bu mezâr

Emrî


Elif Allah zâtına oldı işâret mutlakâ
Hem elif ta'bìr-i ùlfetdùr Hudâ halka şehâ

Senî Ali


Elif ey zùlfi siyah ebrusı çin çeşmi Tatâr.
Nice feryâd ideyin karşuna ey dost hezâr

Muhibbî


bir gün çözüp bakışlarımı tel tel kirpiklerimden
elif elif ağlayan gümüş saçlı bir anneye bağışlayacağım
son kez ağlayacağım belki düşerken sevdanın eşiğine
varsın bağışlamasın beni hayat ki,
ay uzak tepelerin ardına çekilsin
çarpa çarpa dövsün kıyılarımı acılar
yarasına figan düşsün kırlangıçların
eriyip gitsin hüzünlü bakışlarımda ne varsa
yokluğuma kahırlanmayacaksa bu kent
ah! çekmeyecekse ardımda kalan anılar

Nuri Can


Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Bir elifdür sanasan kim yazılur cân içre

Fuzûlî


şefaatçim yok
yalnız beni bağlıyor olsa da kanıtlarım
makbul olur umuduyla
şahidimi ibraz ediyorum işte
merhametli ellerinizle gene de
bir ilk çizgi
elifbamdan arta kalan
birgün ele
ola ki beni çağıralar

Murat Kapkıner


– Seni ne ihtiyarlattı?

– “Beni Hud Suresi ihtiyarlattı?”

– Hud mu?

– Hud.

– Hud da nedir?

– “Elif lam ra… Öyle bir kitaptır ki bu…”

Abdullah Harmancı


şairim ben hatemü’ş-şuara
olamasam da -kaddesallahu sırrahu-
söz saklamam karnımda
karnaval şamanı değilim çünkü
avunsun diye evlâd-ı iyâlim
suçsuzum, suç gizlemez şiirim ne de aşk
harfler eşkâlim ekber şeyhim
kâh elifim kâh nun kâh mim
kalamam burada böyle muazzep
bir memeden öbürüne körleme
öteki koyundan beriki barka
şekerli sakız çiğner gibi böyle
telâşlı çingene
olamam mülemma

Mehmet Solak


Hadi git azıcık İstanbul iste
Kosunlar o denizi bir çanağa
Bir çıkına elesinler o günlerimi
O yazdan Üsküdar’dan ne kaldıysa Elif’ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komşularında vardır
Tanırlar sevinirler
Beni Bay Metin gönderdi, de

Metin Eloğlu


yani sen de denizsen be Marmara
iki boğazın var diye göl demiyorlarsa sana
canına okurum ben böyle işin
haberin var mı ben altı boğaza birden bakarım
benden sorulur Elif’imin
benden sorulur dört şeytanımın karın tokluğu
senin İstanbul’un okula gider mi, kağıt kalem ister mi
Çanakkale’nin çocuk felci, yatak yorgan yatması var mıdır
adalarından birinin bile ah Marmara kara mıdır bahtı

Akgün Akova


O vakit, yazmaya cüret etti Cahit bey
Hrant Dink’in cesedini örten gazetenin üstüne
Kırgın bir kasideyi
Ve dahi ilahi söyleyen kızlar, elif cüzleriyle
Generallerin göz zevkini bozdular

Said Yavuz


Ol sehî-kad kim elif-veş hasreti cânumdadur
Cilve-gâhı cûy-bâr-ı çeşm-i giryânumdadur

Sehâbî


Ben kabına uygun gelen denizim
Ben harfin başında gelen noktayım.
Her bin yılda bir elif boyu gelir
Ben o elif boyluyum ki bin de bir gelmişim

Baba Tâhir Uryân


Dört kitabın manisi
Bellidir bir elifte
Sen elif dersin hoca
Manisi ne demektir

Yunus Emre


-Bismillah, elif lâm-

Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp
Çöker dağının üstüne
Havf ve reca makamında
Dilimde
dua metinleri aşk ayetleri

-İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun-
Güzel hayatlar ve ölümler için.

Mustafa Özçelik


Hâceye gitsin okunmaga bu ebced-hwânlar
Başlasın mektebe varsın da elifbâ-yı sühan

Sünbülzâde Vehbi Efendi


”Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız ”
kurtların kemirdiği asa kaldım süleyman yurdunda süleymansız.
”pusatsız duldasız üryan kaldım”
sensiz bu sensizlikte

Köksal Özyürek


Denize uğramış bir yüz tanyerini gösterir
Gürültücü mayıs böceklerini, kaçkar çiçeğini
Bütün geceyi elifi elifine örtünürsün
Orman yalımı tanyeri denizin üstündedir

Ahmet Ada


Sabahın bir yerinde ya da
Bir LamElif gibi yalnızız kitabın ortasında

Mustafa Akar


Elif’im, kolum kanadım.

Cemal Süreya


ELİF.

Elif diye bir kızımız olsun.Romantik bir filmin gösterildiği bir sinema dönüşü olsun o da. Ya da bir bale dönüşü. Bunu istiyorum ben. Mali durumumuz her şeyi elverir şimdi. O yönlerden hiç bir kaygın olmasın. Elif.
* Sen ne güzel bir Elif doğurursun. Başına kurdeleler bağlarsın.
* Evet, Elif.
* Şiir yazacaksın. Öyküler,anılar…ve Başkent’in en çekinilen resim eleştirmeni olacaksın. Ol!
* Ve bir gün Türk Dil Kurumu gibi birleşmemizin 40. yıldönümünü kutlayacağız. Mutlaka!
* Yarın devam ederim. Gözlerinden öperim. Oğlumuz “eşkiya” Memo ellerinden öper.
* Kalbim seninle gümbür gümbür.
* Güneş yükseliyor.
* Hadi!
Senin
Cemal Süreya’n

*

Elif’tir o! Çiçekleri o sular. Elif bir su! Elif kibrit versene! Elif aşağı Elif yukarı. Bende böyledir. Anılarla düşler iç içe gelişir. Birbirinden ayrılmaz. Düşler anıların kız çocuklarıdır. Sen yaprak bakışlı küçük kız, eğil bir yol öpeyim yanağından.

Cemal Süreya


elifi solmuş bir gül şimdi, düşlerimi yasladığım sahiller
karanlık yüzlü adamlar külhan sokaklarında
çekip gitmiş Yorgo’lar,Jozej’ler, Dimitri’ler
yarım kalmış düşleri beyoğlu’nun
kaldırımlarda parçalanmış bir gül ve solgun anılardır
şimdi yerlerde sürüklenen

Nuri Can


Dudaklarını süslerken ism-i celil
Vesile ol maksadıma
Sen Elifsin, (belli ki)
Ben bir Lam olayım yanı başında
Sarmaş dolaş, tek kalemde yazılsın
Lâ olsun adımız
Bizle başlasın ezel
Bizde gizlensin ebed
Edri, Lâ desin önce
İlla şartıyla donansın sonra
Dilleri şairlerin

Adige Batur


Ender için.
Zo! Düş—tü ellerim, ölüyorum.
Kar çiziyor göğe eliflerin
kıpkırmızı! Kanamış güllerin,
Hamlet’e soyunuk ağlıyor Nur
sarılıp aynaya. Zo! Kumpanyam
düş—tü, ölüyorum.

Seyhan Erözçelik


çünkü o beni dinlemeyi seviyor hiç bıkmaz
hastalanmayayım ister kar örttüğünde üşüyen yerlerimi
çünkü o elif’in türkçesi tersinden okusam
bir melek kanatları yok bana masallar yazdıracak
kendimi bulacağım bende
seveceğim sevmediğim yerlerimi

Betül Tarıman


Sokağın bittiği yerde, gecenin bittiği yerde,
Belki de ömrün bittiği yerde
Bir mescit seni bekler…
Avlusunda bir çınar, dalları beyaz.
Avlusunda bir adam, saçları beyaz.
Tüm mecburiyetlerinden sıyrılır.
Ellerini açar göğe:
Elif, lam, mim
Allah her şeye yeter.

Kazandığı, kaybettiklerine değmiştir.

Adige Batur


Hattat’ın hiç yazım öyküsü, bir fobi olarak yalnızlığın da öyküsünden bir kesittir (Çünkü elif, yalnızlıktır) :
“Bütün harflerin elif’ten geldiğine inanırdı. Ne yazsa elif yazıyor gibi yazardı. Vav elifin sağ ucundan bükülerek kendi içine doğru kıvrıldığı, içe döndüğü bir harfti. İçedönüklüğü anlatan
sözcüklerin başına gelirdi. Nun elifin yatarak iki ucundan yükselmesiyle belirmişti. Hem yatay hem dikey bir harfti. Zaman ve mekana bağlı olmayan soyut kelimelerin başına gelirdi. Elif birdi. Noktadan doğmuştu. Nokta birimdi özdü.’
Hiç’i yazalı beş yıl olmuş. Boş bir kitap. Sayfalarda herhangi bir iz, bir işaret yok. Bir harf, bir sözcük. Sadece sessizlik. Elif, hiçliğin ve boşluğun bir görünüm olarak belirmesinin ikinci adımı. Elif, başka harflerle bitişmiyor. Bir yani. Tek. Yalnızlığın selvi boylu imgesi. Tek ü tenhalığın, kimsesizliğin. Sayıları saymayı biz ondan öğreniyoruz. İlk adım nokta. Elif noktadan yapılıyor. Üst üste yedi nokta bir elif ediyor. Nokta hem başlangıç hem son. Başla sonun bitişmesi yalnızlığın bir fobi olmaktan çıkması.
Hareke kabul etmeyen harf meçhul kalırmış. Elif harekelenmeyip meçhul kalmayan tek harftir, elif, harfler âleminde yalnızlığın görünümüdür.

Bu sırrın Ekleri Elif’in adının söylenişini deriştirir. Ne var ki bunun gerçek nedeni hiçbir zaman bilinemez. Elif’in sessizliği kaf ile nun’un birleşmesiyle belirginleşir. Ete kemiğe bürünür, can suyuna kavuşur, böylece Elif sadece Eİif alarak bilinir. Bir sözcüğün yapılışında kullanılınca Elif, hakikat yere inmiş demektir. Gerçeğin yere inişidir Elif’in öteki harflerle yan yana gelişi, Elif’in sessizliği lam ile mim’in bir araya gelişiyle derinleşir. Elif dinme, yatışma ve sessizleşme sözcükleri yapar, varlık sessizliği ondan öğrenmiştir. Harfler hareketlendiğinde kendiliğini koruyan Elif’in sükûnuna dikmişlerdir gözünü. Her harf Elif olmak için can atar. Eklerini bırakmak, harekelenmekten kurtulma yolunda umulmadık şeyler yapan harfler, sonunda ‘beyhude ömrüm’ diye hayıflanırlar.
...
Allah nasıl elif’le hatta nokta’yla simgeleniyorsa, insan da elif’in gizine erdikçe yani yalnızlığı tanıdıkça, benliğin de tıpkı elif gibi bir bütün olabilmenin mecazi gücü olduğunu da anlamanın eşiğine gelmiştir. Yani tüm harfleri içeren bir elif haline gelmek, giderek noktaya dönüşmek. Azalarak büyümek. Yokolarak varolmak. Hiçleşerek hep haline gelmek. Bütün bunlar, acıyı kendimiz yaşadığımızda, öteki’ne acı vermediğimizde gerçekleşir zannındayım.


Bir elif çekdi yine sîneme cânân bu gece
Pek salındı bize ol serv-i hırâmân bu gece
Ayın ondördü gibi dün gece meclisteyidi
Kande akşamlayacak ol meh-i tâbân bu gece

Enderunî Vasıf


Ben ki yalnızca sevmek isterdim
Sizi, kırları, yaz akşamlarını
Bir kadın eli gibi geçsin
İsterdim saçlarımdan rüzgâr
Bir Hasan var orda dağ köylerinde
Daha hiç okşanmamış
Bir Elif var saçları taranmamış
Trahomsuz büyüsünler isterdim
Öyleyse nedir bu prangalar

Kemal Burkay


Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Bahaeddin Karakoç


Seni iki defa elifle başlatırım
seni yücelttiğim sözlerle
iki gözünde son gizim açılmadan,
sözcüklerle
seni iki yokluk arasında unutmadan
son bir defa daha seni elifle başlatırım
kapalı fitnenle çıkmazlığımın izini sürerim
ben akşama yol aldıkça
denizin mavisiyle.

Muhammed Abdullah


İşte ben böyle bildiğin gibi,
N’apalım bizi bir kez mimlemiş kader
Her zaman böyle, yağmur bulutundan beter.
İşte böyle hilafsız, gözümün elifi
Her zaman bir romantik portreye benzer…

Turgut Uyar


Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
“Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

Dilaver Cebeci


İncecikten bir kar yağar / Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş / Gezer Elif Elif diye

Elif’im uğru nakışlı / Yavru balaban bakışlı
Yayla çiçeği kokuşlu / Kokar Elif Elif diye

Elif’im kaşların çatar / Gamzesi sineme batar
Ak elleri kalem tutar / Yazar Elif Elif diye

Evlerinin önü çardak / Elifin elinde bardak
Sanki yeşil başlı ördek / Yüzer Elif Elif diye

Karac’oğlan eğmelerin / Gönül çekmez değmelerin
İliklenmiş düğmelerin / Çözer Elif Elif diye 

Karac'oğlan


Elif dedim be dedim 
Kız ben sana ne dedim
Guş ganedi galem olsa
Yazılmaz benim derdim
Elifim noktalandı 
Az derdim çokçalandı
Yetiş anam yetiş bubam 
Çeyizim bohçalandı 

Kütahya Hisarlı Ahmet


İşbu meclise gelmeyen, anup nasihat almayan
Elif'ten be'yi bilmeyen, okur kişi olur bir gün

Yunus Emre


Ne elif okudum ne cim, ne varlıktandır kelecim
Bilmeye yüz bin müneccim, tâli'üm ne ıldızdan gelir

Yunus Emre

10 Nisan 2020

Boşanma mı yoksa Çocuk için Evliliği Sürdürmek mi? Çocuğun Psikolojik Uyumu Açısından Önemli Bir Soru

BİREYLERİN psikolojik ve sosyal gelişimi açısından, çocukluk çağı ve ebeveyn-çocuk ilişkileri son derece önemlidir. Özellikle de yaşamın ilk yıllarında anne-babayla olan ilişkinin önemi tartışılmaz. Boşanması ise, hiç kuşkusuz hem çocuklar hem de ebeveynler için oldukça zor ve stresli bir süreçtir. Konuya çocuk açısından bakıldığında, boşanma sürecinin başlaması ile birlikte, o güne kadar en fazla bağlı olduğu iki kişiye bundan sonra eşit olarak ulaşamayacak ve dünyası bir anlamda bölünecektir. 

Boşanmaya ebeveynler açısından bakıldığında ise, boşanma ile birlikte yeni bir yaşam kurma, hem eski eşle hem de çocuklarla yeni ilişki biçimleri geliştirme, maddi zorluklar, sosyal ilişkilerde değişiklikler gibi aşılması gereken sorunlar gündeme gelmektedir.

Bununla birlikte, birçok araştırmanın, hem ebeveynlerin hem de çocukların boşanma sonrasında yaşadıkları sorunlar üzerinde odaklandığı görülmektedir. Özellikle, birçok araştırmada çocuğun boşanma sonrasında, psikolojik uyum, sosyal ilişkiler, akademik başarı, gibi birçok alanda sorunlar yaşayabildiği bildirilmektedir. 

Boşanma, "potansiyel olarak” çocuğun gelişimini ciddi bir şekilde etkileyecek bir dizi değişikliği beraberinde getirebilir. Burada "potansiyel olarak” şeklinde ifade edilmesinin nedeni, boşanmanın çocuklara kaçınılmaz olarak zarar verecek bir yaşantı olarak görülmemesidir. Çocuğun boşanmaya uyumunu etkileyen en önemli faktörlerden birisinin, boşanma süreci ve sonrasında eşlerin birbirlerine karşı olan tutumları olduğu belirtilmektedir. Diğer faktörler arasında, eşlerin evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, kendi hayatlarını, kendi aralarındaki ilişkiyi ve çocuklarıyla olan ilişkilerini nasıl sürdürdükleri sayılmaktadır. Ebeveyn-çocuk ilişkilerinin değerlendirildiği bir araştırmada, yaşları 11-16 arasında değişen, evli ve boşanmış ailelerden gelen çocuk ve ergenlerden, ebeveynlerinin ilişkisini ve kendilerinin ebeveynleri ile ilişkisini değerlendirmeleri istenmiştir. Araştırma sonucunda, ebeveynleri boşanmış olan ergenlerin ebeveynleri evli olanlara göre, anne-babalarının arasındaki ilişkiyi ve kendilerinin ebeveynleri ile olan ilişkisini daha olumsuz olarak değerlendirdikleri bulunmuştur.

Ebeveyn davranışları ve ebeveyn-çocuk ilişkisi, çocuğun kişilik gelişiminde son derece önemli bir rol oynamaktadır. Boşanma gibi sarsıcı bir durum sonrasında, çocuğun yeni duruma ve değişen ilişki biçimine uyum sağlaması gerekmektedir. Çocuğun bakış açısından, boşanma sonrasındaki olası en iyi durum, anne-babanın açıkça birbirlerine düşmanlık göstermedikleri, çocuk için birbirleriyle ilişki kurabildikleri; ayrıca, çocukla ilişkilerini güçlü ve olumlu bir şekilde sürdürebildikleri bir durumdur.

Boşanma sonrasında kaçınılmaz olarak, çocuğun her iki ebeveyniyle de ilişkisi eskisine göre farklılaşacaktır. Birçok araştırma, özellikle boşanma sonrasında, evden ayrılan baba ile çocuğun ilişkisindeki değişiklikler üzerinde durmaktadır. Boşanma, çocuğun gerek birlikte yaşadığı, gerekse evden ayrılan ebeveyniyle ilişki sıklığı, ilgili sorumlulukların ve işlerin yerine getirilmesi gibi birçok alanda büyük değişikliklere neden olmaktadır. Bu nedenle, her iki ebeveynin de, çocukla ilişkilerini sürdürürken yeni duruma uyum yapmaları ve ilişkilerini yeniden yapılandırmaları gerekmektedir. Ancak, bu dönemde ebeveynler de kendi açılarından zor ve oldukça stresli bir dönem yaşamakta; ayrıca, kendi sorunlarıyla başa çıkmaya çalışmaktadır. Boşanma sonrasında, çocuğun babasıyla ilişkinin, çocuğun psikolojik durumu üzerindeki etkilerini inceleyen bir meta-analiz çalışmasında, konuyla ilgili 63 araştırma incelenmiştir. Sonuçta, boşanma sonrasında babanın çocuğuyla ilgili birçok sorumluluğundan uzaklaştığı bulunmuştur. Ayrıca, incelenen bu araştırmaların sonucunda, çocuğun babası tarafından daha az önemsendiği, daha az istendiği ve daha az sevildiği gibi değerlendirmeler yapmıştır. Bu bulgulara göre, babanın sadece eşinden değil, adeta, “çocuğundan da boşandığı” ileri sürülmüştür. Boşanan ebeveynlerin en büyük zorluklarından birisi, kendileri zor bir dönemden geçerken ve yeni bir duruma uyum yapmaya çalışırken çocuklarına daha fazla ilgi göstermek ve tutarlı olmak zorunda kalmalarıdır. Ancak, boşanma sürecinde, her iki ebeveynin de çocuklarının yaşamına evli oldukları süreçteki gibi katılmaları önemlidir. Özellikle, çocuğun okuldaki veya okul dışındaki etkinliklerine sık ve düzenli katılmaları önem arz etmektedir. Bazı araştırmacılar tarafından, çocuğun bir ebeveyninin evinden diğerine gittiğinde, kendisi için özel bir mekan, oyun arkadaşları gibi koşulları bulması gerektiği belirtilmektedir. Diğer bir araştırmada ise, boşanma sonrasında anne-babanın birbirlerine ne kadar uzaklıkta bir mesafede yaşadıklarının, çocuk için ne gibi değişiklikler getirdiği üzerinde odaklanılmıştır.

Bu bağlamda, evlilik ve boşanmanın çocuğun genel psikolojik uyumu ile ilişkisi incelenirken, hem ebeveynler hem de çocuklar açından uyum kavramı üzerinde bir miktar daha durulması uygun olacaktır. 


Evliliğin Çocuğun Uyumu Üzerindeki Etkileri 

Aile, birbirini etkileyen ve birbirinden etkilenen karı-koca, ebeveyn-çocuk ve kardeşler alt sistemlerinden oluşmaktadır. Ailenin çocuk üzerindeki temel işlevleri arasında, çocuğun, fiziksel, sosyal ve duygusal alanlardaki gereksinimlerinin karşılanarak, sağlıklı bir birey olarak yetişmesi yer almaktadır. Ebeveynlerin çocuklarıyla ilişkilerinin yanı sıra, ebeveynlerin birbiriyle ilişkilerinin de çocuk üzerindeki etkisi kaçınılmazdır. Bu bağlamda, ailedeki alt sistemler arasındaki ilişkilerin sağlıklı olduğu ve yıkıcı çatışmaların olmadığı aile yapısında, çocukların, psikolojik açıdan daha uyumlu olacakları öngörülmektedir.

Ayrıca ilgili literatürde, ebeveyn desteği, denetlemesi ve ebeveynler tarafından kırıcı cezalardan uzak durulmasının önemi üzerinde durulmaktadır. Belirtilen bu faktörlerin, bir ailede olmaması durumunda çocuk üzerinde oluşabilecek olumsuz etkiler arasında, psikolojik sağlık sorunları, okul başarısızlığı, davranış problemleri, madde kullanımı, sosyal yeteneklerde sorunlar, olumsuz kendilik algısı sayılmaktadır.

Diğer bir araştırmada aile ilişkilerinde ortaya çıkan çeşitli sorunların veya çatışmaların, çocuğun psikolojik uyumunu olumsuz yönde etkilediğinden bahsedilmiştir. Bu araştırmada ayrıca, evlilik çatışması ile çocukların benlik saygıları arasındaki ilişki de incelenmiştir. Sonuçta, evlilik çatışmasının, 8-9 yaş arasındaki ilkokul öğrencisi kız çocuklarının, benlik saygısı üzerinde olumsuz etkisi olduğu bulunmuştur. İlgili literatürde, eşler arasındaki uyum ile çocuğun uyumu arasındaki ilişkinin incelendiği birçok araştırma olduğu göze çarpmaktadır. Bunların yanı sıra, boşanma sonrasında çocuğun uyumu üzerinde etkili olan faktörlerin incelendiği çalışmalar arasında, ebeveynler arasındaki evlilik uyumu ile ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkinin bir arada incelendiği araştırmalar bulunmaktadır.

Bazı araştırmacılar tarafından, evlilik ve ebeveynlik işlevleri ile çocuk davranışlarının birbirini etkilediği bir model öne sürülmektedir. Bu modelde, evlilik işlevlerinin, evlilik uyumu, çocuk yetiştirme konusundaki fikir uyuşmazlıkları ve ebeveynler arasındaki agresyondan etkilendiği; ebeveynliğin ise, disiplin, sıcaklık, kontrol, tutarlılık ve cezalardan etkilendiğinden söz edilmektedir. Evlilik işlevleri ve ebeveynliğin, çocuğun davranışları üzerinde doğrudan bir etkisi vardır. Bunun yanı sıra, evlilik işlevlerinin ebeveynlik üzerinde ortaya çıkarabileceği değişiklikler, çocuğun davranışları üzerinde dolaylı bir etki de yaratabilmektedir. Bu model çerçevesinde yapılan çalışmada, evlilik ve ebeveynlik işlevleri ile çocuk davranışları arasındaki ilişki üzerinde odaklanan 26 araştırma incelenmiştir. Sonuçta, evlilik işlevleri ile çocukların davranış problemleri arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu; başka bir deyişle, evlilik işlevlerinde sorunlar olduğunda çocukların davranış problemlerinin arttığı gösterilmiştir.

Diğer benzer bir çalışmada ise, ebeveyn işlevleri ile çocuğun uyumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışmada ele alınan faktörler arasında, destekleme, denetleme ve disiplin gibi temel ebeveynlik işlevleri yer almıştır. Destekleme işlevinin kapsamı içinde, çocuğun günlük sorunlarını çözmesine ebeveynin yardımı, çocuğun olumlu davranışlarını ve başarılarını övme ve ebeveynin çocuğa sevgi göstermesi gibi faktörler yer almaktadır. Denetleme, çocuğun aktivitelerine süpervizyon, çocuğun okul ve arkadaş ilişkilerini takip etme, aile ve toplum kurallarına uymasını sağlama gibi etmenlerden oluşmaktadır. Disiplin ise, iki ana başlıkta toplanmıştır; bunlar, fiziksel cezalar gibi zorlayıcı ya da yanlış davranışları çocukla tartışma gibi zorlayıcı olmayan yöntemlerdir. Araştırma sonucunda, ebeveyn desteği ve denetlemesinin olduğu; ayrıca, ebeveynin zorlayıcı cezalardan uzak durduğu koşulda, çocuğun okul başarısının arttığı, davranış problemleri ve madde kullanımının olmadığı; bunların yanı sıra, psikolojik sağlık, kendilik algısı ve sosyal yeteneklerin arttığı bulunmuştur.

Türk örnekleminde yapılan bir araştırmada ise, eşler arasındaki uyumun, ilköğretim dönemindeki çocukların benlik algısı ve akademik yeterliliği üzerinde etkisi olduğu bulunmuştur. 


Evlilik Çatışması 

Yukarıda bahsedilen konuların yanısıra, üzerinde durulması gereken önemli diğer bir konu da çatışmadır. Ebeveynler arasındaki evlilik çatışmasının çocuğun uyumunu etkileyen en önemli etkenlerden biri olduğu belirtilmektedir.

Evlilik çatışması üzerine yapılan bir araştırmada, “çatışma” sözlük anlamı olarak, bireylerin hem fiziksel hem sözel hem de psikolojik olarak karşı karşıya gelmesi şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca, evlilik çatışmasının çıkış nedenleri içinde en büyük payı, eşlerden birisinin diğerine yaptığı ya da yapmadığı davranışların aldığı belirtilmiştir. Yapısal modelde, davranış, duygu, biliş ve kişilik gibi değişkenler işin içine katılarak evlilik, bir bütün olarak anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu modele göre, davranış, süreç, yakınlık (proximal), uzaklık (distal) ve eşin davranışı olmak üzere çatışmanın beş bileşeni olduğundan söz edilmektedir.

Diğer bir çalışmada, evlilik çatışması ile çocuğun uyumu arasında doğrudan ve dolaylı iki tip ilişkiden söz edilmektedir. Evlilik çatışması ile çocuğun uyumu arasındaki doğrudan ilişkide, sık ve kolay çözülemeyenin, ebeveynler arası çatışma olduğu ve bu durumun, çocuk için olumsuz sonuçlar doğurduğu söylenmektedir. Ebeveynlerinin kendi aralarındaki çatışmalarını sağlıklı bir şekilde çözümleyemediğini; birbirlerine agresif ve düşmanca davrandıklarını gören çocuklar, kendi ilişkilerinde de benzer yolları denemektedir. Daha da önemlisi, çatışmalarını çözümleyemedikleri açıkça görülen ebeveynlerin çocukları, kendi ilişkilerinde yaşadıkları çatışmaları çözmek için ebeveynlerini gözlemleyip model alma fırsatı yakalayamamaktadır. Çocukların duygularını ifade etmeyi öğrenmelerinin bir yolu, ebeveynlerini gözlemleyip model almaktır; ancak ebeveyn bunu başarılı bir şekilde yapamıyorsa çocuğa bir rol modeli olamaz. Evlilik çatışmasının, çocuğun benlik saygısını azaltma, depresyon ve anksiyete gibi içsel sorunların ortaya çıkmasına neden olma gibi olumsuz etkileri olduğu üzerinde de durulmaktadır. Sonuç olarak, ebeveynleri arasındaki evlilik çatışmasını gözlemlemenin, çocuğun psikolojik uyumunu etkileyen bir stresör faktör olduğu; diğer stresörler gibi evlilik çatışmasının da çocukların başa çıkma kapasitesini etkileyebileceği ya da diğer stresörlerden farklı olarak çocuğun uyum kapasitesini zorlayabileceği belirtilmektedir. Çocuk tarafından gözlemlenmeyen ancak varolan evlilik çatışmasının ise, ebeveynin davranışları üzerindeki etkisi veya ebeveynde yol açtığı depresyon, anksiyete gibi olumsuz sonuçları nedeniyle çocuk üzerinde dolaylı bir etki yaratabileceğinden söz edilmektedir. Ebeveynler arasındaki çatışmanın çocuk üzerindeki dolaylı olumsuz etkileri arasında, düşük ebeveyn desteği, çocuğa yeterli destek ve denetlemenin yapılmaması, fazla baskıcı olma, tutarsızlık ve fazla kontrol sayılmaktadır. Ebeveynin bu davranışları çocukta uyum sorunlarının yanı sıra, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki kalitesinin düşmesine de yol açabilmektedir.

Anne-baba arasındaki evlilik çatışması ile çocukların kısa süreli duygu ifadeleri arasındaki ilişkinin incelendiği bir araştırmada, çocuğun öfke ifade sıklığı ile anne babanın birbirlerine fiziksel öfke sergilemesi arasında; çocuğun aşırı öfke ifadesi ile annenin sözel öfke ifadesi arasında; ayrıca, evlilik çatışması ile çocuğun kısa süreli öfke ifadesi arasında anlamlı ilişkililer bulunmuştu. Diğer bir araştırmada, ebeveynler arasındaki evlilik çatışmasının çocukların içsel ve dışsal sorunlarını arttırdığı bulmuştur. Ebeveynlerin birbirlerine düşmanca davrandığı durumlarda, çocukların depresyon ve anksiyete düzeyleri artmış; benlik saygıları ise azalmıştır.

Türk örneklemi üzerinde yapılan bir çalışmada, ebeveynleri arasında yoğun çatışma olduğunu belirten çocukların, az çatışma olduğunu belirtenlere göre psikolojik sorunlarının fazla olduğu bulunmuştur. Aynı araştırmada, eşler arası çatışma düzeyi değerlendirmesinin ebeveynler tarafından yapıldığı durumda, evliliklerinin çok çatışmalı olduğunu belirten ebeveynlerin çocuklarında görülen psikolojik sorunların, evliliklerinde az çatışma yaşadıklarını belirtenlerin çocuklarına göre daha fazla olduğu da bulunmuştur.


Boşanma 

Amato, 20. yüzyıl boyunca aile yaşamındaki tüm değişiklikler içinde en dramatik olanının boşanma oranındaki hızlı artış olduğunu belirtmektedir. ABD’de 19. yüzyılın ortalarına kadar boşanma oranı % 5 civarındayken son yıllarda ilk evliliklerin yaklaşık yarısının bittiği görülmektedir. Ayrıca, son 30 yıl içinde Amerika’da boşanma oranındaki hızlı artışa dikkat çekerek neredeyse ailelerin yarısının boşanmadan etkilendiği de vurgulanmıştır. Bryner ise, 60’lı yıllarda Amerika’da çocukların yaklaşık %90’ının biyolojik anne-babalarıyla birlikte büyürdükleri; ancak, son yıllarda bu oranın % 40’lara kadar düştüğüne dikkat çekmiştir. 

Benzer şekilde, Türkiye’de de son yıllarda boşanma oranında büyük artışlar olduğu Türkiye İstatistik Kurumu-TÜİK (2015) verilerinde açıkça görülmektedir. Bu verilere göre, en son değerlendirmede, 2014 yılında evlenme oranında önceki yıllara göre önemli bir değişim gözlenmezken, boşanma oranının arttığı dikkat çekmektedir. 2014 yılında, evlenen çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre %0.1 azalarak 599 bin 704 olmuştur. Kaba evlenme hızı ise binde 7,8 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşın, boşanan çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre %4.5 artarak 130 bin 913’e yükselmiştir. Kaba boşanma hızı binde 1.7 olarak gerçekleşmiştir. Daha önceki dönemlerle bir karşılaştırma yapılacak olursa, 1993 yılında Türkiye genelindeki toplam boşanma sayısı, 27.725 iken; bu sayı 2003`te 50.108'e ve 2014 yılında ise, 599.704`ye yükselmiştir. Görüldüğü üzere, on yıllık dilimlerde boşanma oranındaki artış dikkat çekicidir (TÜİK 2015). 


Boşanmaya Çocuğun Uyumu 

Boşanmanın, çocuğun psikolojik ve sosyal uyumu, akademik başarı gibi gibi birçok alanda sorunlar ortaya çıkardığını bildiren birçok araştırma vardır. Yapılan bir meta-analiz çalışmasında, boşanma sürecine çocuğun uyumunu araştıran çalışmalar incelenmiştir. İncelenen bu araştırmalarda, çocukların boşanmaya uyumunu ölçen beş bakış açısı üzerinde durulduğu belirtilmiştir. Meta-analiz çalışmasında bu başlıklar altında toplanan 180 çalışma incelenmiştir. Araştırmaların en kapsamlı olarak şu beş bakış açısı altında toplandığı belirmiştir: velayeti almayan (noncustodial) ebeveynin çocuktan uzak olması/yokluğu (absence of the noncustodial parent), velayeti alan (custodial), ebeveynin uyumu, ebeveynler arası çatışma, maddi zorluklar ve yaşamdaki stresli değişiklikler. Literatürde, boşanmanın çocuğun yaşamında yarattığı etkiler ve çocuğun uyumunu inceleyen bir çok araştırmada farklı bakış açıları üzerinde durulmaktadır. Bu bakış açıları içinde en önemlilerinden birisi ebeveynler arasındaki çatışmadır. 


Boşanma Sürecinde Ebeveynler Arasındaki Çatışma 

Boşanma sürecindeki ebeveyn çatışması incelenirken, bu sürecin aslında evlilik çatışması ile başladığı vurgulanmaktadır. Mutsuz bir ev ortamının, evlilik uyumsuzluğunun göstergesi olduğu; bunun sonucunda ortaya çıkan evlilik çatışmasının da, çocuğun psikolojik uyumunu olumsuz etkilediği belirtilmektedir. Başka bir deyişle, boşanma sonrasında çocuğun psikolojik uyum sorunlarının aslında boşanma öncesindeki evlilik çatışmasına uzandığından söz edilmektedir. Ayrıca, evlilik çatışması olan ailelerde, boşanma sonrasında da, genellikle, ebeveynler arası çatışmanın sürdüğü; bu durumun da, çocuğu birçok açıdan olumsuz etkilediği üzerinde durulmaktadır.

Boşanma sonrasında çocuğun psikolojik uyumunu etkileyen faktörlerin araştırıldığı bir araştırmada, boşanma sonrasında ebeveyn desteğinin fazla olduğu çocuklarda az olanlara göre, psikolojik uyumun ve okul başarısının arttığı; ayrıca, ebeveynlerin sert cezalar uyguladığı durumlarda ise, uyumun ve okul başarısının azaldığı belirtilmiştir. Bazı durumlarda ise, ebeveynler çatışmalarında çocuklarının taraf olmasını isteyebilmektedir. Ayrıca, bu gibi durumlarda, ebeveynler çocuklarına anlaşmazlık koşulunda kavga etmenin bir yol olduğunu dolaylı yoldan öğretebilmektedir. Bunun yanı sıra, çocukların (özellikle de küçük yaştakilerin), ebeveynleri arasındaki çatışmadan kendilerini sorumlu tuttukları da vurgulanmaktadır. Tüm bu bulgular ışığında, ebeveynler arası çatışmanın boşanma öncesi ve sonrasında çocuğun uyumunu olumsuz etkilediği belirtilmektedir. Ancak, bu bakış açısı çerçevesinde yapılan bir araştırmalarda, boşanma sonrası tek ebeveynle yaşayan çocukların, çok çatışmalı evli ebeveynlerle yaşayanlara göre, psikolojik uyum açından daha iyi olduğu bulunmuştur. Diğer yandan, boşanma sonrasında eski eşlerin, çocuğa destek, velayet ve çocuğu ziyaret konularındaki kronik gerginliklerinin çocuğun iyilik halini (well-being) olumsuz etkilediği belirtilmektedir. 

Booth ve Amato  tarafından, boşanma öncesinde ebeveynler arasındaki ilişkisinin, boşanma sonrasında, çocuğun iyilik hali üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sonuçta, boşanma öncesinde ebeveynleri arasında çatışma olan çocukların, uzun süreli iyilik halinin olumsuz etkilendiği; ayrıca, çocukların iyilik hali üzerinde, çatışmanın, boşanmadan daha fazla olumsuz etkisi olduğu bulunmuştur. Bu bağlamda, Amato ve Fowler tarafından yapılan ve 21 araştırmanın incelendiği bir meta-analiz çalışmasında, evli ve çok çatışmalı, evli az çatışmalı ve boşanmış aileler karşılaştırılmıştır. Destekleme, denetleme (monitoring) ve disiplin gibi ebeveyn sorumluluklarının, çocuğun, uyum, gelişim ve iyilik halini oldukça fazla etkileyen faktörler olduğu bulunmuştur. Desteklemenin bileşenleri olarak, çocuğun günlük problemlerini çözmesine yardım, çocuğun başarılarını övme ve sevgi gösterme sayılmaktadır. Denetleme (monitoring) bileşenleri, çocuğun aktivitelerine süpervizyon, çocuğun okul ve arkadaş ilişkilerini takip etme, aile ve toplum kurallarına uymasını sağlamadır. Disiplin ise, çocuğun davranışlarının ve yaşamının düzenlenmesi ve yanlış davranışlarının düzeltilmesinde kullanılan yöntemlerdir. Ebeveynlerin, çocuklarına uyguladıkları disiplin yöntemleri farklılıklar göstermektedir. Çocukları yanlış davrandığında, bazı ebeveynler, zorlayıcı (coercive) ve şiddet içeren disiplin yöntemleri (örn. dayak) uygularken; bazıları, şiddet içermeyen yöntemler (yanlış davranışları konuşmak gibi) kullanabilmektedir. Meta-analizle incelenen araştırmalarda, en uygun (optimal) ebeveyn davranışlarının, çok destek, çok dinleme ve şiddet içermeyen disiplin yöntemlerini içeren bir kombinasyondan oluştuğu belirtilmektedir. Ayrıca, aynı araştırmak çerçevesinde, Amerikan Ulusal Aile ve Evhalkı verileri incelenmiştir. Araştırma bulguları, yüksek ebeveyn desteği ve denetlemesi ile şiddet içermeyen disiplin yöntemleri kullanan ebeveynlerin çocuklarında daha yüksek okul başarısı, daha az davranış problemleri, madde kullanmama, daha iyi psikolojik sağlık ve olumlu benlik algısı olduğunu göstermiştir. 

Ülkemizde yapılan bir araştırmada, ebeveynleri boşanmış ve evli olan çocukların ebeveynlerine yönelik kontrol algıları incelenmiştir. Sonuç olarak, boşanmış anneler, evli annelere göre, çocukları tarafından daha fazla kontrol edici olarak algılanmıştır. Bu durumun, babaların, boşanmayla birlikte çocuklarının yaşamlarından uzaklaşması ve bu durumda annelerin, çocuğun günlük yaşamındaki tek sorumlu ebeveyn durumuna gelmesi; ayrıca, annelerin, kendilerini çoğu zaman çocuğun hem annesi hem de babası gibi olma durumunda hissetmesi ile açıklanabileceği öne sürülmüştür. Bunların yanı sıra, boşanmış annelerin, evli annelere göre, çocukları tarafından daha kontrol edici olarak algılanmaları, evlilikte kısmen baba tarafından üstlenilen, denetleyici otorite rolünü de üstlenmelerinden kaynaklanmış olabileceği belirtilmiştir. 


Boşanmanın Çocuğun Psikolojik Uyumu Üzerindeki Etkileri 

ABD’de boşanmaların yarısından fazlasında, 18 yaşından küçük bir çocuk olduğu söylenmektedir. Ayrıca, 1998 istatistiklerine göre her yıl 1 milyon çocuğun ebeveynlerinin boşanmasına tanık olduğu belirtilmektedir. Bu durumla bağlantılı olarak, boşanmanın çocuk üzerindeki etkilerini ve çocuğun uyumunu inceleyen birçok araştırmanın ilgili literatürde yer aldığı görülmektedir. 

Geleneksel olarak iki ebeveynin aynı evde yaşadığı (iki ebeveynli) aile yapısında yetişen çocuğun, boşanma sonrası tek ebeveyn ile yetişen çocuğa göre daha iyi bir ortamda yetişeceğini öngörülmektedir. Bu bakış açısına göre, hem anne hem de babanın çocuk için duygusal destek, pratik yardım, bilgi, rehberlik ve denetleme gibi alanlarda önemli birer kaynak oldukları belirtiliyor. Aynı çatı altında, her iki ebeveyni ile birlikte yaşamanın çocuğa, paylaşma, anlaşma ve uzlaşma gibi sosyal yetenekleri öğrenmesinde yardımcı olduğu söyleniyor. Bu bağlamda, bir ebeveynin çocukla birlikte yaşamaması durumunun, çocuğun sosyalleşmesinde sorunlara yol açabileceği vurgulanmaktadır, bir çocuğun hayatında ne anne ne de babanın yerinin doldurulamayacağını; ayrıca, her iki ebeveynin rollerinin birbirinin tamamlayıcısı olduğunu söylemişlerdir. Bu nedenle de, ebeveynlerin birbirlerinin yerlerini dolduramayacağını belirtiyorlar. 

Boşanma sonrası çocukların uyumu genellikle, sonuçlar ve süreç açısından geniş bir perspektifte incelenmektedir. Meta-analizler ve daha önce yapılan araştırmaları gözden geçirme çalışmalarında, 1960’lı ve 1970’li yıllarda daha çok sonuç yaklaşımı ve boşanmanın çocuk üzerindeki stres verici etkileri üzerinde odaklanıldığına dikkat çekilmektedir. Daha sonraki çalışmalarda ise, boşanma sonrası çocuğun uyumu ile ilgili çalışmalar yapılmıştır.

Literatürde sıklıkla, “velayeti alan ebeveyn” ve “velayeti almayan ebeveyn” ifadelerine rastlanmaktadır. Boşanmaların % 80’inden fazlasında çocuğun annesiyle yaşadığı ve literatürde “velayeti almayan ebeveyn” ifadesi ile kastedilenin genellikle baba olduğu belirtiliyor. Bazı araştırmacılar tarafından, boşanma sonrası çocuğun birlikte yaşadığı ebeveyninden duygusal destek, bilgi ve öğüt aldığı gereksinimi olduğu vurgulanmış. Ancak, boşanma sonrası, bazı ebeveynlerin çocuklarına yardım edemeyecek kadar kendi sorunlarıyla ilgili olduklarını da eklemektedir. Ailesinden gerekli desteği göremeyen çocuklar için arkadaşların veya büyükanne büyükbaba gibi akrabaların önemli destek kaynakları olduğu; ancak, tüm bunlara rağmen, çocukların en fazla ebeveynlerinden destek beklediği de kesindir. Bu konuda yapılan diğer çalışmalarda da, boşanmayı takiben, birçok çocuğun velayeti almayan ebeveyn ile ilişkisinde niceliksel ve niteliksel azalma yaşadığı bulunmuş. Diğer bir çalışmada ise, boşanma sonrasında, babanın evdeki fiziksel yokluğunun kız ve erkek çocuklar arasında psikolojik iyilik düzeyi açısından farklılaşma yaratmadığı; bu durumun hem kız hem de erkek çocukları olumsuz etkilediği bulunmuştur. Ayrıca, hem kız hem de erkek çocuklar için babayla süre giden ilişkinin önemini vurgulamıştır. Boşanma sonrasında ebeveyn-çocuk ilişkisinin, çocuğun uyumu üzerindeki etkisinin incelendiği bir meta analiz çalışması sonucunda, boşanma sonrasında baba çocuk ilişkisinin kalitesi ile çocuğun düşmanlık (hostilite) duygusu arasında anlamlı ilişki bulunan birçok araştırma olduğu gösterilmiştir. Ancak, bu konuda literatürde çelişkili sonuçlar olduğu da eklenmiştir. Velayeti alan ebeveynlerin, yani genellikle annelerin ise, psikolojik, maddi, sosyal vb. birçok alanda zorluklar yaşaması nedeniyle çocuklarına kısıtlı zaman ve enerji harcayabildiklerinden bahsedilmektedir.

Benedek ve Brown, çocukların boşanmaya uyum sağlamasında en önemli etmenlerden birinin, annenin, boşanma stresiyle başa çıkabilmesi ve çocuğunun bakımını aksatmaması olduğunu vurguluyorlar. Ancak, çocuğun bakımı için eski eşinden çok az destek alabilen veya hiç destek alamayan ebeveynlerin (genellikle anneler) hayatlarını dengede tutmakta zorlandıklarını; bu nedenle de, çocukların uyum problemleri yaşayabildiklerini belirtmişlerdir. 

Ülkemizde yapılmış bir araştırmada evli ve boşanmış anneler ve çocuklarının anksiyete düzeyleri karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, boşanmış annelerin ve çocuklarının anksiyete düzeylerinin, evli anneler ve çocuklarının anksiyete düzeylerine göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu bulgu, boşanmş annelerin yüksek anksiyete düzeylerinin, çocuklarının anksiyete düzeylerinin de artmasına yol açmış olabileceği şeklinde yorumlanmıştır. 

Bunun yanı sıra, ülkemizde yapılmış diğer bir araştırma, boşanmış ailelerdeki çocukların genel psikolojik uyumlarının, evli ailelerdeki çocukların psikolojik uyumundan daha olumsuz olduğunu ortaya koymuştur. Çocukların psikolojik uyumunu etkileyen faktörlerin ayrıntılı incelenmesi sonucunda ise, anne-babası boşanmış çocuğun genel psikolojik uyumuna damga vuran en önemli faktör, babanın çocuğu ihmali olarak saptanmıştır. Bu bulgular, şu şekilde yorumlanmıştır, boşanmış ailelerde çocuklar, evde olmayan ve ihtiyaç duyduklarında kolaylıkla ulaşamadıkları babalarını doğal olarak ihmal edici olarak algılayacaklardır. Böyle bir durumda baba ihmali, çocuğun psikolojik uyumunu kaçınılmaz olarak olumsuz etkileyecektir. Ebeveynlerden birinin evden ayrılması, boşanmanın yaşamına ne gibi olumsuzluklar getirebileceğini bilemeyen çocukta, endişe ve kaygıya yol açabilir. Babaların ailenin ihtiyaçlarını sağlayan, zorluklar ve sorunlarla başeden, aileyi tehditlere karşı koruyan ve kollayan rolü göz önüne alınacak olursa, babanın evden gidişi, çocuğun zihninde babanın adeta kaybı olarak algılanabilir. Babanın kaybı ise, varoluş açısından son derece kritik olan güvenli aile ortamının kaybı olarak yorumlanabilir. Birçok evlilikte, ailenin maddi gelirinin büyük bir kısmı baba tarafından sağlanmaktadır. Boşanma sonrasında babanın sağladığı maddi desteğin azalması, hatta çoğu zaman tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte, annenin gelirinde büyük bir azalma görülmektedir. Bu durumda çocuğun bakımını da üstlenmiş olan anne, duygusal sorunların yanısıra ciddi maddi sorunlarla da yüz yüze kalmaktadır. Bunların yanı sıra, aynı araştırmada, evli ve boşanmış anneler eşiyle/eski eşiyle çatışma yaşayan ve yaşamayan olarak gruplanarak çocukların psikolojik uyumları daha ayrıntılı olarak tekrar incelenmiştir. Bu durumda, evli ve boşanmış ailelerde, anne-babası arasında çatışma olan ve olmayan çocukların, anne-babalarıyla ilişkilerinde ne kadar ebeveyn kabul-reddi algıladıkları karşılaştırılmıştır. Çocukları tarafından en fazla kabul edici olarak algılanan anneler, eşiyle çatışma yaşamayan evli annelerdir. Bunu ikinci sırada eşinden boşanmış ama boşandığı eşiyle çatışma yaşamayan anneler izlemektedir. Bu durum, eşiyle çatışma yaşamadıkça bir annenin evli veya boşanmış oluşunun çocuğunun kabul-red algısında bir farklılık yaratmadığını göstermektedir. Diğer bir deyişle, anneler evli de olsa, boşanmış da olsalar (eşiyle bir çatışma yaşamadıkça) çocukları tarafından aynı düzeyde kabul edici olarak algılanmaktadır. Ancak, eşler arasında çatışmanın olduğu durumda, bu tablo farklılaşmaktadır. Eşiyle çatışma yaşayan anneler, çatışma yaşamayan annelere göre çocukları tarafından daha az kabul edici olarak algılanmaktadır. Çocukları tarafından en az kabul edici olarak algılanan anneler, eşiyle çatışma yaşayan evli annelerdir. Boşanmış annelerin, eski eşleriyle çatışma yaşayıp yaşamadığı, çocuklarına karşı ne kadar kabul edici olup olmayacaklarını pek etkilemezken; evli ailelerde, annenin eşiyle çatışma yaşayıp yaşamadığı, çocuğuna karşı ne kadar kabul edici olup olmayacağını etkilemektedir. Bu bulgular şu şekilde yorumlanmıştır; bu bulgunun önemli bir nedeni, evli annenin çatışma yaşadığı eşiyle birlikte yaşaması olabilir. Boşanmış anne, günlük yaşam içerisinde, çatışma yaşadığı eski eşinden uzak kalabilmektedir. Oysa evli anneler, çatışmalı oldukarı eşleriyle birarada yaşadıklarından, çatışmadan kaçamayacak ve bunun sonucunda doğal olarak daha olumsuz etkileneceklerdir. Eşiyle yaşadığı çatışmadan olumsuz etkilenen anne, muhtemelen çocuğuna karşı da, daha olumsuz olacak ve bunun sonucunda çocuğu tarafından daha red edici olarak algılanacaktır. Ayrıca bu araştırma, boşanmış ailelerdeki çocukların genel psikolojik uyumlarının evli ailelerdeki çocukların psikolojik uyumundan daha olumsuz olduğunu ortaya koymuştur. 

Konuyla ilgili literatürde benzer şekilde bulgular mevcuttur. Bu çalışmalarda, annelerin yaptığı ebeveyenliği en fazla etkileyen faktörlerden birisinin, annenin eşiyle olan ilişkisi olduğu bulunmuştur. Özellikle yüksek çatışmalı boşanmalarda, boşanma öncesi ve boşanma sürecindeki eşler arasındaki çatışma çocuk üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır. Ayrıca, evliliğin bitiş sürecinde, çoğu ebeveynin hissettikleri kırgınlık, öfke, umutsuzluk gibi duygular nedeniyle, kendi dertlerine gömülerek çocuklarının duygu ve ihtiyaçlarıyla fazla ilgilenemedikleri de bildirilmektedir. Ancak, çocukların bu süreç hakkında açıklamalara ve desteğe çok fazla ihtiyaçları vardır. Birçok anne-baba, bu süreçte yaşananlar ve boşanma konusunda çocuklarına ne şekilde ve ne kadar bilgi vermeleri gerektiğine karar verememektedir. Ancak çocuğun boşanmaya uyumunda, ebeveynleri tarafından verilen bilgi ve desteğin önemli etkisinden söz edilmektedir.

Benedek ve Brown, bazı anne ve babaların, aldıkları boşanma kararlarını çocuklarına söylemenin gereksiz olduğunu; bazılarının ise, evden ayrılan ebeveynin ardından çocuklarla birlikte yaşayan ebeveynin açıklama yapmasının uygun olacağını düşündüklerinden bahsetmektedir. Ancak, bu tür hareketler çocuk tarafından anlaşılamayacak; hatta bu durumda, çocuklar reddedilme duygusu yaşayabileceklerdir. Bu nedenle, çocuğun boşanmaya uyumunu arttırmak için, çocukların yaş dönemlerine göre anlayabilecekleri şekilde bilgilendirilmeleri ve ayrılık sürecine hazırlanmaları gerektiği üzerinde önemle durmuşlardır. Son yıllardaki boşanma çalışmalarında, “dayanıklılık” (resilience) kavramı üzerinde de durulmaya başlanmıştır. Bu konuda hem çocuğun hem de ailenin dayanıklılığının incelendiği görülmektedir.


Tartışma 

Bu çalışmada, son yıllarda sadece dünyadaki değil ülkemizdeki artan boşanma oranı ile birlikte psikolojik sağlık alanında çalışan uzmanların oldukça sık karşılaştığı sorulardan birine cevap aranmaya çalışılmıştır. Bu soru, çocuğumuz için evliliğimizi sürdürmek mi yoksa boşanmak mı daha iyi olur şeklindedir. Araştırmacılar bu konuda birçok farklı sonuçlar bildirmektedir. Ayrıca, son yıllarda giderek artan boşanma oranı birçok araştırmacının hem boşanma hem de boşanma sonrası çocuğun psikolojik uyumu üzerinde odaklanmasına yol açmıştır. Bu çalışmaların çoğu, sadece boşanmanın tek başına etkisine değil, aynı zamanda, ebeveynler arasındaki ilişkinin kalitesine de odaklanmaktadır. Diğer bir deyişle, ebeveynler arasındaki çatışma önemli bir meseledir. Boşanmanın mı, yoksa çatışmalı bir evliliği sürdürmeye çalışmanın mı daha olumsuz olduğu konusunda farklı görüşler vardır. Bazı araştırmacılara göre, boşanma tek başına çocuk üzerinde olumsuz bir etki yapmamaktadır. Olumsuz etkiye neden olan, daha çok ebeveynler arasındaki çatışma ve olumsuz yaşantılardır. Aslında, çocukların ruhsal gelişimi için en ideal olanın, ebeveynler arasında çatışmanın olmadığı evlilikler ya da çatışmasız boşanma olduğunu gösteren araştırma sonuçları vardır. Ayrıca, eğer çatışma boşanma boyunca, hatta daha da kötüsü boşanma sonrasında da devam ederse bu durum çocuk için daha olumsuz olabilir. Bu durumda, çocuğumuz için evliliğimizi sürdürmek mi yoksa boşanmak mı daha iyi olur sorusunun cevabı, ebeveynler arasındaki çatışmanın miktarı ve ebeveyn ilişkisinin kalitesinde aranmalıdır. 

Diğer önemli bir konu, ebeveyn-çocuk ilişkisidir. Boşanma sonrasında, çocuğun genellikle annesiyle yaşaması nedeniyle, anne-çocuk ilişkisi, en azından fiziksel yakınlığın korunmuş olmasıyla bile, evli ailelerdeki anne-çocuk ilişkisine daha fazla benzemekte ve evlilikle boşanma sonrası arasında bir süreklilik sağlamaktadır. Ayrıca, annesiyle birlikte yaşayan çocuk için ihtiyacı olan ebeveyn desteği daha çok anne tarafından verilmektedir. Oysa diğer yanda boşanma, baba-çocuk ilişkisinde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Herşeyden önce, çocuk kaçınılmaz olarak mekanı ve zamanı artık babasıyla eskiden olduğu gibi paylaşamamaktadır. Boşanma sonrasında baba eskisine göre çok daha zor ulaşılabilir bir duruma gelmektedir. Özellikle son yıllarda, birçok ebeveyn tarafından boşanma kararı alınmadan önce çocuklarının psikolojik uyumu üzerinde düşülmekte; hatta bazı durumlarda bir uzmana danışılabilmektedir. Yukarıda açıklanmaya çalışıldığı gibi, çocukların psikolojik uyumu açından sadece boşanma değil; ebeveynler arasındaki uyumun, özelikle de, evlilik çatışmasının önemi ortaya çıkmaktadır. Bu konudaki önemli bir araştırma bulgusu da, boşanma öncesinde ebeveynleri arasında yoğun olan çocukların, uzun süreli iyilik halinin olumsuz etkilendiği; ayrıca, çocukların iyilik hali üzerinde, çatışmanın, boşanmadan daha fazla olumsuz etkisi olduğu şeklindedir.

Birçok araştırmada olduğu gibi ülkemizde yapılan araştırmalar ve gözden geçirme çalışmalarında da çocukların psikolojik uyumunu olumsuz etkileyen tek faktörün boşanma değil daha çok çatışma olduğu üzerinde durulmaktadır. Ebeveynlerin unutmaması gereken önemli nokta, boşanmanın tek başına çocuğun psikolojik uyumu üzerinde olumsuz bir etkisinin olmadığıdır. Asıl önemli olan, çocuğun, evlilik boyunca maruz kaldığı çatışmalı ortamdır. 


Sonuç 

Çocukların ruhsal gelişimi için en ideal ortam, anne-babası ile aynı çatı altında yaşadığı ve ebeveynleri arasında önemli bir çatışmalı ilişkinin olmadığı bir aile ortamıdır. Bu sonuç ile bağlantılı olarak, ülkemizde boşanma ve evlilik çatışması alanında yapılacak bundan sonraki çalışmaların, çocukların psikolojik uyumu konusuna katkıda bulunacağı; ayrıca, ebeveynlerin bu konudaki sorularına cevap olabileceği düşülmektedir. Bu nedenle, boşanma ve evlilik çatışması alanında daha ayrıntılı çalışmaların yapılması önerilmektedir.


Kaynak:

Boşanma mı yoksa Çocuk için Evliliği Sürdürmek mi? Çocuğun Psikolojik Uyumu Açısından Önemli Nilgün Öngider Gregory

 https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/207259


11 Mart 2020

ultra-zone'da ultrason

ağlamayacaksın ağlamayacaksın
kalbindeki kor parçasını
buzmuş gibi söküp atacaksın
ve bir daha asla asla
bir erkeğe ne kadar
masum görünüşlü de olsa
inanmayacaksın

isa isimli bir polis arkadaşım vardı
o iyi bir insandı da gerisinden emin değilim
olmasalar daha iyi gibi geliyor bana

"güzellik, katlanabileceğimiz dehşetin başlangıcıdır."

aşk, yüksek acılar baronu
senin yüzünden asla acısız haz
duyamıyoruz sonsuza dek
nereden ve nasıl olursa
bir kılıç düşüyor ansızın aramıza

beyaz bir zakkumun üstündeki
çiy damlası
bana öyle geliyorsun sen
ne önemi var boşver
hayatımı senin yanında örgü örerek geçirebilirim ben
buna inanmıyor hiç kimse kendim bile
bunu yapamaz mıydım sanıyorsun

senin yanında uyumama şaşıyorsun
herkesin yanında uyurum
uyuyamayacak kadar heyecan verecek kim var ki

ego kırılacak
beden kırılacak
kalp kırılacak
her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki
yeni bir başlangıç olsun

bu dünyayı aşağılık buluyorsan
kendine uzak bakışlı bir herif ara

gösterinin bugünkü başlıca özelliği
kendi çözülüşüne dikkat çekmektir

"insan insanın kurdudur."
(thomas hobbes)

sen hangi dindensin dara
ben istanbulluyum

Lale Müldür

21 Ocak 2020

Ateş Denizlerini Mumdan Kayıklarla Geçmek/Geçmemek

Dost sohbetlerinde ve Şeyh Gâlib’le ilgili yazılarda ilgimi en çok çeken meselelerden birisi, Gâlib’in Hüsn ü Aşk’ına duyulan hayranlığı ifade eden ve şâiri “muhteşem” olmakla niteleyen cümlelerdir. Fakat hemen peşinden fark ettiğim bir gerçek de sohbetin ilerleyen kısımlarında ve yazıların sonraki cümlelerinde aslında Hüsn ü Aşk’ın okunmadığına dâir ipucu niteliğindeki yanlış ifade ve anlatımlardır. Bu yazıda da bunlardan birisine dikkat çekilecektir. Bilimsel bir makaleye de konu edilebilecek bir yaygın yanlış anlamaya dikkat çekmeyi amaçlayan bu yazının amacı birilerinin yanlışlarına işaret ederek onları kırmak, incitmek değildir. Bu yüzden bir nevi dost sohbeti tarzında kaleme aldığım bu yazımda alıntıda bulunacağım bazı yazarların sözlerimden dolayı incinmelerini istemem.

Şeyh Gâlib’in 1782 yılında yazdığı, Türk edebiyatının şâheserlerinden sayılan ve günümüz şair ve yazarlarını da derinden etkileyen mesnevisi Hüsn ü Aşk’ın belki de herkes tarafından bilinen bölümü “ateş denizinden mumdan kayıklarla geçme/geçmeme” sahnesidir. Hikâyenin bu bölümünde Şeyh Gâlib okuyucuya o kadar enfes bir sahne resmeder ki yazılışının üzerinden 233 sene geçtiği halde hâlâ aşktan bahseden eserlerde bir şekilde bu sahneyi hatırlatan göndermelere rastlıyoruz. Bu yazının kaleme alınmasının sebebi de tam olarak bu durumla ilgilidir. Yani edebî metinlerde karşımıza çok sık çıkan, edebî sohbetlerin olmazsa olmazlarından biri olan “ateş denizinden mumdan kayıklarla geçmek” acaba doğru mu anlaşılmıştır?

Öncelikle bu sahnenin yanlış bilinen, hepimizin hemen hatırlayacağı şekline işaret edelim.

“Şeyh Galib meşhur mesnevisinde 'Hüsn'ü bulmak için yollara düşen 'Aşk'ı mumdan bir gemiye bindirerek ateş denizinden geçirir.”

"Biz kazandık, çünkü Sevgioğulları’yız biz. Ateş denizinde mumdan gemilerle gezer, aşk taşırız hüsnün sahiline."

Bu iki cümle, yazının kaleme alınma sebebini oluşturan yanlış kullanımlara çok güzel iki örnektir. Konuya başka örnekler de verilebilir fakat bu iki örnek bile maksadı ifade etmeye yetmektedir. Görüldüğü üzere, örneklerimize göre Hüsn ü Aşk’ta hikâyenin erkek kahramanı olan Aşk, sevgilisi Hüsn’e ulaşmak için yollara düşmüş, mumdan bir gemiye binerek ateş denizinden geçmiştir. Hâlbuki Hüsn ü Aşk okunmuş veya bu ifadelerin geçtiği sahne iyi anlaşılmış olsaydı, Şeyh Gâlib’in bu romantik ve artistik cümlelerde anlatılan duygunun tam tersini söylediği görülecektir.

Mumdan Gemilerle Ateş Denizini Geçmek mi?

O halde Hüsn ü Aşk’ta “ateş denizinden mumdan kayıklarla geçmek” diye bir şey yok mudur? El-cevap: yoktur! Ne vardır peki? Hikâyenin erkek kahramanı olan Aşk, karşısına bir engel olarak çıkan ateş denizinden “mumdan kayıklarla geçme”yi teklif eden devlerin teklifine karşılık mumdan kayıklara binerek değil, ateş denizine dalarak bu engeli aşmıştır. Aşağıda öncelikle bu sahnede gerçekte neler anlatıldığı, ilgili bölümden alıntılanan beyitlerle sunulacaktır. Ardından da aslında bu sahnenin tasavvuftaki hangi düşüncenin metaforik anlatımı olduğu belirtilerek konuyla ilgili başka bir yanlış anlamaya da dikkat çekilecektir.

Hikâyede Aşk, Hüsn’ü kabilesinden isteyince, kabilenin ileri gelenleri Aşk’ı kalb ülkesindeki kimyayı bulmaya gönderir. Fakat Aşk’a yolda karşılaşacağı tehlikelerden haber vermeyi de ihmal etmezler. Bu tehlikelerden birisi de ateş denizindeki mumdan kayıklardır.

Ol şehrde kîmyâ olurmuş
Yolda belî çok belâ olurmuş

Bin başlı ejder-i münakkaş
Mumdan gemi altı bahr-i âteş (HA: 1245-1246)

“O şehirde kimyâ ile uğraşılırmış, ama, yolda da çok belâlar varmış: Derisi nakış nakış bin başlı ejderha; ateş denizinde yüzen mum bir gemi….”

Dikkat edilirse daha hikâyenin başında Aşk’ın karşılaşacağı tehlikeler anlatılırken söylenen “mumdan gemi altı bahr-i âteş” ile kastedilen şey, mumdan geminin aşk için bir tehlike olduğudur. Yani ateş denizini mumdan gemilerle geçmek günümüz yazar ve şairlerinin zannettiği gibi olumlu karşılanan bir hareket değildir. Aksine mumdan gemiler Aşk’ın sakınması ve dikkat etmesi gereken bir tehlike olarak zikredilmektedir. Aşk, çıktığı yolculukta gam harabelerini geçince ateş deniziyle karşılaşır:

Gûş etmiş idi o ser-güzeşti
Âteş yemi üzre mûm keştî

Çıkdı yolu üzre şimdi nâgâh
Ol kulzüm-i âteş-i ciğer-gâh

Mûmdan gemiler edip hüveydâ
Kılmış nice dîv o bahri me'vâ (HA: 1548-1550)

“(Aşk), o ateş denizi üzerindeki mumdan gemiler hikâyesini duymuştu. O ciğerler yakan ateş denizi ansızın yolunun üzerine çıktı. Çok sayıda dev (cin) mumdan gemilere binmiş, o denizde seyrediyordu."

Burada dikkat edilmesi gereken başka bir ayrıntı da gemilerin mumdan olup, ateşte hemen eriyeceği gerçeğidir. fakat bu sahnede devler, kurbanları için bir oyun oynamaktadır. Şeyh Gâlib, bu oyuna mumdan kayıklara binenlerin aptal olduğunu, bu yüzden devler tarafından kandırıldıklarını söyleyerek şöyle işaret eder:

Çün âteş o kavme etmez âzâr
Âzürde olur mı nârdan nâr

Keştîleri ber-hevâ tutarlar
Çok ebleh-i bî-nevâ tutarlar

Keştîye kim eyler ise ikdâm
Ol dîvler eyler idi i'dâm (HA: 1551-1553)

“Ateş o kavme zarar vermiyordu. Hiç ateş, ateşten incinir mi!... Gemileri hava üzerinde yürütüyorlar ve birçok akıldan yayan ahmağı (bununla) avlıyorlardı. Kim gemiye binmeye kalkarsa o devler onu öldürüyorlardı.”

Aşk Gemiye Bindi mi?

Devler, aşk’ı da bu gemiye binmeye davet ederler. Fakat aşk bunun bir oyun olduğunu anladığı, ateş denizinde mumdan gemiyle seyahat etmenin imkânsızlığını fark ettiği için bu teklifi umursamayarak sabreder.

Çün dîvler etdi aşk'ı da'vet
Gel keştîye bulasın selâmet

Aşk eyledi mâcerâyı iz'ân
Sabreyleyip olmadı şitâbân. (HA: 1560-1561)

“Devler, Aşk’ı gel gemiye bin de kurtuluşa er diyerek davet ettiklerinde, aşk olan biteni kavradı, sabretti ve gemiye koşup binmedi”

Aşk, mumdan gemiye binmez, ancak ateş denizinden nasıl geçeceği konusunda da şaşkınlık içinde kalarak Allâh’a dua eder. Olağanüstü özelliklere sahip olan atı Aşkar’la konuşarak ateş denizine dalar ve oradan çin sâhiline çıkar.

Aşkar süzülüp misâl-ı ankâ
Ol âteşe girdi bî-muhâbâ (HA: 1586)

“Aşkar ankâ gibi süzülüp korkusuzca o ateşe girdi”.

Hüsn ü Aşk mesnevisinde “ateş denizinden mumdan kayıklarla geçmek” gibi bir sahne olmadığı halde günümüzde Şeyh Gâlib’in kahramanını mumdan gemilere bindirerek ateş denizinden geçirdiği şeklinde genel bir kanâat mevcuttur. Bu durum, eskilerin galat-ı meşhûr dedikleri türden bir yanılma olarak da kabul edilebilir. Bu yanlış kanâatin yayılmasının en büyük sebebinin de “ateş denizinden mumdan kayıklarla geçme”nin kulağa romantik gelmesi olduğunu düşünüyorum. Böyle bir kanâat tek başına anlamlı ve hatta romantik kabul edilebilir. Ancak bunu Şeyh Gâlib’e ve Hüsn ü Aşk mesnevisine dayandırarak ifade etmenin yanlışlığı ortadadır. Dahası yukarıda alıntıladığımız beyitlerde bunun tam tersi anlatılmış, ateşten bir denizi mumdan gemilerle geçmeye çalışmanın eblehlerin/ahmakların işi olduğu vurgulanmıştır.

Bu vesileyle Hüsn ü Aşk'ta anlatılan bu sahnenin anlaşılmamasından dolayı tasavvufî olarak ifade
ettiği anlama dair bazı izahlarda görülen yanlışlığa da işaret edelim.

Hilmi Yavuz, 22 Ekim 2014 tarihli "Ateşten Denizleri Mumdan Kayıklarla Geçmek" başlıklı yazısında

Bin başlı ejder-i münakkaş
Mumdan gemi altı bahr-i âteş

beytinde anlatılan metaforun, Behcet Necatigil'in Ölü isimli şiirinde geçen

Ateş denizinde mumdan kayıklarla
Sağlam mı tekneler aşkları geçmeye
Güç.

şeklindeki mısralarda bağlam değiştirerek ele alındığını, yani "ateşten denizleri mumdan 
kayıklarla geçmek" metaforunun Şeyh Gâlib'de ve Necatigil'de farklı bağlamlara işaret ettiğini belirterek mesnevinin erkek kahramanı olan Aşk'ın geçmesi gereken engellerden birisinin de "ateş denizlerini mumdan kayıklarla geçmek" olduğunu söyler. Dahası "ateş denizlerini mumdan kayıklarla geçmenin, Allah'la vuslatın imkansız gibi görüneni aşabilmeyi göze almak anlamına geldiğini ifade eder.

Romantik Bir Söylem

Aslında Hüsn ü Aşk mesnevisinde "ateş denizlerini mumdan kayıklarla geçmek" diye bir şey olmadığının, aşılması gerekenin, kahramanın daha hikâyenin başında uyarıldığı tehlikenin ateş denizi
değil, mumdan kayıklar olduğunun bilinmesi gerekmektedir.
Hüsn ü Aşk bir bütün olarak okunup
incelendiğinde anlatılan hikâyenin tasavvufi yönünün ele ancak mumdan gemilere binmemek sayesinde ortaya çıktığı görülür.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Günümüzde oldukça romantik bir söylemle dile getirilen ve aşkın güçlüklerini ifade etmek için kullanılan “ateş denizlerini mumdan kayıklarla geçmek” metaforu Hüsn ü Aşk’ta günümüzde algılandığının tam tersi bir şekilde geçmektedir. Bu ifadenin Hüsn ü Aşk mesnevisinden bağımsız bir şekilde, aşkın önündeki engelleri aşmanın zorluklarını anlatmak için kullanıldığını ifade edeceklere saygı duyduğumu söylemek isterim. Nihayetinde bu yazı, Hüsn ü Aşk’ta geçen bir ifadenin günümüzde yanlış kullanıldığına dikkat çekmek amacıyla kaleme alınmıştır. Böyle bir şeyi kastetmeden bu metaforu kullananlara diyecek bir sözümüz elbette yoktur. Fakat bunun da kendi içinde zorluktan öte bir imkânsızlığı ifâde ettiğini de vurgulamak gerekir. Nitekim Zehra Yılmaz’ın aşağıdaki şiirinde de bu metafora başvurulmuş, lâkin böyle bir şeyin imkânsızlığı da vurgulanmıştır.

Bir haber gelse gökkuşağından, içinde sen olsan
Damla damla muştulansan yüreğime, içime dolsan
Yedi renge boyasan yedi yerinden kalbimi
Ben mumdan bir gemi olsam, sen ateşten bir deniz
Dönemem artık geriye, erisem de beraberiz.



16 Ocak 2020

Dert Burada

Ben ne anlatayım bak sine sine burada dert var.
Binlerce yakıcı kıvılcım ve soğuk ah var burada
Bak, kafeste her ormandan bir aslan!
Beluç, Kürt, Lor, Türk ve Gilek burada
Bunca kalleşlik ve namertliğin olduğu bir zamanda
Hâlâ halkı düşünen mertler vardır burada.
Gel ki mesele olmak ya da olmamak değil
Kavga, yok ediyor söz ve vefayı burada.
Sabaha erişmeyen bir gece kalmayacaktır şu zamanda
Sen gözünü açtığında gecenin sabahı burada
Bahar duvarın öbür yanında artık ve meltem,
Hâlâ bu sarı yaprakların kederiyle burada
Ey Sâye’ciğim! Kadından çoluk çocuktan ayrı olmak kolaydır da
Seni senden ayırıyorlar dert burada, acı burada

Hûşeng-i İbtihâc (Sâye)
Tercüme: Cemalettin Taşken

Yaşam

Ne düşünüyorsun?
Çamura saplanmış kayığın kırık yelkeni değil midir yaşam?
Afiyet renginin kaçtığıbu harabede
kapalı yolun sonu değil midir yaşam?

Ne korkunçtu olaylar seli!
Açtı bir ejderha gibi ağzını
Ayrıldı yerle gök birbirinden
Yıldızlar döküldü salkım salkım
ve güneş battı vadilerin morluğunda.

Hava kötü
Hangi rüzgârla gidiyorsun sen?
Hangi kara bulut sardı göğsünü?
Gece gündüz bin yıllık yağışla bile açılmıyor gönlün.

Uzak bin yıllardan çıkageldin sen
Kanlar fışkıran bu enginlikte
Her adımda ayağının izi var.

Bu zorlu devler mekanında
Yol açan ayak seslerin geliyor her taraftan.
Nâm ve ar tuzağının bu geniş engebeleri
kanla yazmış sana vefa mektubunu.
Bîsütûn'un kulağında hâlâ
Keserinin sesleri var.

Nice kamçılar sınadı aşkın gücünü senin vücudunda
Nice darağaçları şeref kazandı seninle
Ne görkemliymiş aşkın uzun boyu!
Kaldı sapasağlam her felaketin hücumunda.

Bak henüz o uzaklardaki yükseltiler,
O ağartı, nur patlamasının tomurcuk tarlası
 bir arzu kehribarı
İnsanın hep arzuladığı ağartı o.

O durulukta bir nefes soluklanma umuduyla
değer
 bin kez
 düşsen yokuş aşağı
ve tırmansan yine yokuş yukarı.

Ne düşünüyorsun?
Dünya dediğin bir kırık ayna.
Dosdoğru selvi de kırık görünür sana onda.
Bu daracık gurûbun derelerinde öylesine yatmış
pusuya
 ki dağ
Yolu kapalı gösterir sana

Sonsuz zamanı
Ölçme sen ömür adımlarını sayarak
Onun yanında bir andır bu dert ve ızdırap
duraklayışı.

Vadinin inişinde başını taşa çalan ırmak gibi
 akar ol.
Ölenden yok hiç mucize umudu;
 yaşamaya bak.

Hûşeng-i İbtihâc (Sâye)

Hüzünlü Bahar

Bahar geldi ama gül ve nesrin de getirmedi.
Nesim rüzgarı Ferverdin’in kokusunu getirmedi.

Martı geldi ama gülden de yok bir haber.
Neden yoldaş değil martılarla güller?

Bu gülistana ne oldu, ne oldu?
Neden bahar töreni unutuldu?

Neden şimşek bulutları gözlerde feryat eder?
Neden bu feryad u figan böyle öfkeyle ağlar?

Neden güllerin yapraklarından kan damlar?
Ne oldu? Bülbülün avazı böyle nereye gider?

Nasıl bir derttir bu? Nasıl bir derttir bu? Nasıl bir derttir?
Kim bizim gülzarımıza böyle fitne tohumu eker?

Neden her nesimde kan kokusu gelir?
Neden menekşenin zülüfleri perişandır?

Neden nergis böyle müptela olmuş yakalarda?
Neden kumru kimsesizler gibi konmuş dala?

Neden kuşların kanatları kırılmış?
Neden her tarafa dert tozu sinmiş?

Neden mutrıb bir şarkı söylemez?
Neden saki bize bir selam vermez?

Bu nasıl bir afettir ki sahranın yolunu kana bulamış?
Bu nasıl vahşetli bir çöldür ki toprağı kana bulanmış?

Neden Ferverdin güneşi kayboldu, battı?
Bahar geldi ama Nevruz çiçeği açmadı.

Yoksa güneş ve güle birisi bir şey mi söylemiş?
Neden bu dudaklar suskun ve o yüz de kapanmış?

Yoksa yeni bir bahar mı gelmiş?
Bir gönül ve can daha mı kanatılmış?

Yoksa yeni bir gülün sevgilisi mi ölmüş?
Gam, keder ve dertlerle yeksan mı olmuş?

Yoksa güneş yeryüzünün koruyucusu mu?
Ki şehitlerin kanından dolayı yüze bakamaz oldu.

Ey bahar! Darılma, kalk ve gel.
Yüzünü asma, tebessüm et ve gel.

Ey bahar! Kalk ve o kızgın bulutla,
Yeni yeşilliklere yağdır bir damla.

Benliğini selvi ve yaseminlere bağışla.
Yeni bir türküyü çemen kuşlarına bağışla.

Yeninden gönder bir deste gül.
Bu yeşilliğin eteğine saç bir deste gül.

Sabırsızlıktan yırtıldı yakalar.
Yırtılan yakalardan bir gül gönder.

Ey sabah nesimi söyle: naifle kalk.
Ve gülü kış uykusundan uyandır.

Bu müşevveş çöle bak ey bahar!
Nasıl da ateş yağmuru yağmaktadır.

Sel gibi bela akan bu çöle bak ey bahar!
Her diken bir kılıç gibi kan dökmektedir.

Şu ıztırap dolu sahraya bir bak ey bahar!
Her tarafta cansız bedenler nasıl da yatmaktadır.

Dağa, taşa ve çöle bak ey bahar!
Ki gençlerin kanıyla lalezara dönmüştür.

Ey bahar! Gül saç butelerden damenlere.
Ölenlerin mezarını güllerle gark eyle.

Ey bahar! Gül ve şaraptan bir ateş yak.
Keder ve gam hırkasını at içine, yak.

Şirin’imin kavgasıyla gel ey bahar!
Köhne olan aşkımın kıvılcımını artır.

Ey bahar! Artır aşkımın ateşini.
Onun aşkıyla şeker-şerbet eyle beni.

Kah nağme söyle bir şelale gibi,
Kah yüzünü as bir ateş topu gibi.

Beni bir şimşek ve tufan gibi ateş topu yap, coştur.
Ve dünyayı benim kızgınlığımın sesiyle yankılandır.

Ey bahar! Payidar ol ve hayat bağışla.
Ferverdin’imize de güzellikler bağışla.

Hala burada cezzap bir gençlik vardır.
Hala burada nefesler ateşin gibidir.

Kırılmış olan bu kuru dala bakma, boş ver.
Bakarsın yarın amber kokulu bir söğüt olur.

Söyleme bu sahra kuraktır.
Bakarsın yarın gülistan olur.

Bu çamurlu kan... gel ey bahar!
Dumandaki ateş gibi kırmızı gül bitirir.

İstesen de istemesen de kırmızı gül çıkaracak.
Kendinle bin hazan getirsen bile hepsi yok olacak.

Ey bahar! İşveyle yürü ve şadla otur.
Hem gülden kam al hem de isteğini ver

Eğer kendisi hayatsa yoluna baş koyarız,
Can u gönülden yoldaş ve hemhal oluruz.

Kan ve ateş arasında yol açanız.
Bu dalgadan o tufana yol alanız.

Seni tekrar görürsem eğer, şad olarak göreyim.
Başını dik ve gönlünü de abad olarak göreyim.

Başka bir Nevruz’da ve buluşma zamanında,
Başka bir ayin, tören için aşikar olarak biya(gel).


Huşeng İbtihac