05 Haziran 2021

Kârun

Kayık hafif bir kuğu gibi sakince
Sakince gidiyordu Karûn’un üzerinde
Güneş sahildeki hurmalığa doğru
Ufkun eteğinden çekiliyordu

Ufuk sularla oynaşırken
Bürünüyordu bambaşka bir görkem ve gize
Gelinciklerle dolu ovada sarhoş bir rüzgâr
Sanki gidiyordu sendeleye sendeleye

Genç, dalgaların bağrında kürek çekip
Sürüyordu kayığı ve kayıktaydı canı
Hüzünlü sesini bırakmıştı rüzgâra
Gönlü tutsak, gam hastası:

“İki zülfündür rebabımın teli
Ne istersin bu harap halimden
Bize yâr olmaya niyetin yokken
Neden her gece düşüme girersin”

Kayığın içinde gece rüzgârından
Dalgalanıyordu hafifçe saçları
Kayıktan dalgalara eğilmiş bir kadın
Parmak uçlarıyla okşuyordu suyu

Ses, gül kokusu gibi rüzgârda
Yavaşça yayılıyordu her tarafa
Hüznün sıcaklığıyla genç söylüyordu şarkısını
Okşayan bir el ararken:

“Bana bal değilsen neden zehirsin
Yârim değilsen neden yanımdasın
Merhem değilsin gönül yarama
Neden yaralı yüreğime tuz serpersin”

Ses yoktu ve kadının akşam alacasında
Gece mavisi rengine bürünüyordu yüzü
Gencin siteminden memnun ve mutlu
Fikri onda, başkasındaydı gönlü

Karûn’un öte yanında küçük bir kayık
Hafifçe sallanarak ilerliyordu dalgalarda
Bir fener hafifçe aydınlatıyordu kamışlığı
Yanık bir türkü tutturuyordu uzaktan

Bir esinti bu haberi getirip geçti
“İki taraflı olunca ne hoştur sevgi”
Genç adam hayıflanıp iç geçirdi
“Tek taraflı sevmek bir baş ağrısı”

Ferîdûn-i Tevellelî

Mehtap

Rengi uçmuş ayın alacakaranlığı altında
Duman gibi üzücü ve gönül çalan bir ışıkta
Düşmüştü ve siyah saçları rüzgârın eline
Dalgalı ve gönlü aldatan
Gecenin aydınlığına karanlığın resmini çiziyordu.
Irmak akıyor ve suyun hüzünlü sesi
Arkadaşlarının hüznünü anlatıyordu sanki
Ve uyuyan aşklar ve ölülerin kederi ile
Gizlenmiş bir acıya sahipti
Mehtabın soğuk ve yorgun ışığında, dağlık
Uzak kalmış bir arzu gibi
Ümit halesi gibi
Ya da ipekte zarif ve hevesli bir ten gibi
Görünüşte uyuyordu
Ve sevinçli, suskun kırlardan geçiyordu
Akşamüstü yavaşça
O, canımın ümidi, o hayal gölgesi
Kendi hayalinin sıcak alevinde yanıyordu
Mehtabın parlayan alnından okuyordu
Benim kederli efsanemi ve kendi sıkıntı şerhini.

Ferîdûn-i Tevellelî

Fırtına Habercisinin Türküsü

Rüzgâr, beyaz denizin geniş düzlüğü üzerinde kara bulutları topluyor
Deniz ve bulutlar arasında, gururla açılmış bir kanat uçuyor
Fırtına habercisi sanki siyah bir şimşek gibi
Bazen bir kanadı dalgalara değmiş, bazen de bulutlara doğru atılmış bir ok gibi
Fırtına habercisi haykırıyor
Bulut ise mutlulukla kuşun korkusuz çığlığını dinliyor
Bu sesin içerisinde, fırtınanın sesi, gazabın gücü ve hevesin kıvılcımı vardır
Bulutlar bu çığlığın içindeki galibiyete olan tam inancın sesini dinliyorlardır
Dalgıç kuşları da fırtınanın önünde inliyorlar
Denizin üzerinde sakinlik için kanat çırpıyorlar
Kendi korkularını ise suyun derinliklerine gizlemeye hazırdırlar
Yaşamın tadından habersiz inliyor [bu] dalgıç kuşları
Gök gürültüsünün gümbürtüsü korkutuyor onları
Aptal penguense semirmiş vücudunu korkarak gizliyor kayalıklarda
Sadece gururlu fırtına habercisidir
Özgürce ve cesaretle uçar kabarmış denizin yukarısında
Daha da kararmış ve ağırlaşmış bulutlar alçalıyor denize doğru
Dalgalarsa şarkı söylüyor ve yükseliyordu gökyüzüne, gök gürültüsüne doğru
Dalgalar gök gürültüsü ve gazabın elinde rüzgârla ediyor mücadele
Rüzgâr ise dalga kümelerini zorla alıyor kucağına öfkeyle
Vahşi bir darbe ile kayaların üzerine fırlatıyor dalgaları
Kırılmış zümrüt parçaları gibi su damlalarına dönüştürüyor onları
Fırtına Habercisi, siyah bir yıldırım gibi feryat ederek uçuyor
Kanadı açılmış bir ok gibi bulutlardan geçip, kanadıyla dalgaları kazıyor, götürüyor
İşte bu şekilde, tıpkı bir şeytan gibi uçuyor
Fırtınanın şeytanı, övünçle kahkaha atarak gülüyor, zırıl zırıl ağlıyor...
O, karanlık bulutlara doğru gülüyor ve mutluluğun şiddetinden inliyor!
Gök gürültüsünün kahrıyla bir süredir yorulduğunu hissediyor
O emin, bulut güneşi daha fazla örtemeyecek
Hayır... güneşi daha fazla gizleyemeyecek
Rüzgâr kuduruyor; şimşekler çakıyor
Alevlenen bulut kümeleri, denizin derinliği üzerinde mor şekilde yanıyor ve parlıyor
Deniz şimşekleri çalıyor ve kendi derinliklerinde onları söndürüyor
Şimşeklerinse bükülüp kayboluyor deniz üzerindeki yansımaları, sanki ateşten yılanlar gibi kıvrımları
Fırtına, daha çabuk ol fırtına diye kışkırtıyor isyanı
İşte habercisidir bu cesur kuş fırtınanın
Ki şimşekler arasında uçuyor mağrur şekilde
Gazap dolu, gümbürdeyen denizin üzerinde
Fethin öncüsü olarak haykırıyor:
Bırak daha şiddetli kopsun fırtına [diyor] !!!

Maksim Gorki

Kaside

Zirvelere ulaşmak keskin kılıçla,
Ve düşlere kavuşmak kara mızrakla.

Kim ki hurma ağacının yumuşak dallarını aşağı eğer,
Başarı ve zafer ağacının olgunlaşmış meyvesini sonunda yer.

Ölümden sonra keskin kılıç darbesi neye yarar?
Zaten ölmüştür heybetinden ürküp iki büklüm özür dileyen bîzâr.

Hiç kınanmasa da savaştan korkan beşer,
Savaştan hüsrana uğramış bir şekilde dönmesi ona yeter.

Sen yaprağa durmadıkça, hiçbir zaferin yaprağı yeşermez,
Düşman korkusu sürekli damlayan kan gibi bitmez.

Kim mızrak korkusuna boyun eğerek kaçar,
İnce belli, beyaz tenli ve cilveli dilberlerden uzak teselli arar.

Kim ihtiyaç kapısı olursa ölüm ve sıkıntılara olur çare,
Daha önce bir savaşa girmemiş olsa da bîçare.

Kim derin cenklere dalmaz ise,
Parlak incilerden gerdanlığı dizemez ipe.

İşte odur ki engin kalpli kişi,
Susuzluktan kavrulandan başkasını yanına yaklaştırmayan kişi.

Peygamber Mustafa’nın adaşı, mutluluk saçan,
Cömertlik yayan, tepelerin güneşi, ihsan dağıtan.

Dinin temelini güçlendiren, dinin gereklerini yerine getiren,
İnançsız saldırganların kellesini götüren.

Din işlerini düzenleyen, para dağıtan,
Nazımda ve nesirde halktan üstün olan.

Hürlerle boy ölçüşür ve onlar kapısında olur kul,
Esaretten yakınanların bağlarını çözer eder hür bir kul.

Savaş meydanına girmek oldu huyu,
Keskin kılıcını oynatmadan kazandı bunu.

Bağışların dağıtıldığı mekân olan yurdu geniştir,
Onun yüce meclisi övünmenin bittiği yerdir.

İnsanlara yakışan yanaklarını onun eşiğine sermeleri,
Övünç kaynağıdır onun parlak karakteri.

Savaşmaktan ağarmış kılıçlar onu alıkoyar beyaz tenlilerden,
Ve uzaklaştırır onu kara mızraklar körpe ceylanlardan.

Ahlakı temiz ve pirûpak,
Mertebesi yıldızlardan hatta zühreden daha parlak.

İki tarafı keskin kılıcıyla düşman saflarını darmadağın etti,
Tıpkı bir sıra örgünün sökülmesi misali.

Zaferler yağmurlar gibi sağanak sağanak yağar,
Alâmeti olan yağmur yüklü bulutlarla bereketi sürekli artar.

Sen cömertlik sahibi, vezir oğlu veziri âzamsın,
Kıymetli, şerefli, herkese iyilik yağdıran Sadrazamsın.

Cömert ellerin her tarafı kuşattı,
İhsanlarına karşılık şükür sözleri az kaldı.

Haşmetlilerin toplandığı revaklar, makamının bir çadırın eteği,
Senin o çadırının kazıkları şahinlerin gözetleme yeri.

Savaşlarınla şeriatın kulpu sağlamlaştı.
Dinin ipi düşmanların bakışlarını kızgınlaştırdı.

Keskin kılıcının öfkesinden, düşmanlar kurtulamadı,
Göz alıcı şimşek çaktığında ortada kimse kalmadı.

Savaşta onları attın atların toynakları altına,
Onlar binerdi heybetle atların sırtına.

Sığındıkları kaleleri feth ederek zafer kazanan,
Tıpkı korkudan yuvasına kuş gibi sığınan.

Kim kapına sığınıp yardım için ellerini açar,
Ümitleri yeşerir, yüzleri tebessümler saçar.

Beni kendine yakın eyle, dileğine karşılık Allah sevabını versin,
Senin ulaştığın şerefin daha yücesine erdirsin.

Üzerine nimetlerini yağdırsın, gücüne güç katsın.
Sana verdiği büyük zaferler ve galibiyetler bâki kalsın.

Onun kelimelerini yücelttiğin için, sana versin mükâfatını,
Sen ki tökezlemekten kurtardın dini ve şeriatı.

Allah’a and olsun ki, dua etmekten durmadın geri,
Gizli ve açıktan yalnızca överim seni.

Çıplak mağdur ve yoksulların oldun kardeşi,
Fakir ve açları doyurmaktan açıkta bıraktın kendini.

Düşmanlarım yakar oldu bana ağıt,
Çünkü ben aşırı üzgün, sabrı ve dayanıklılığı kıt.

İçimdeki hüzne karşın oldum sabırla yaşar,
Ne yazık ki elimde olmadan üzüntüm dışarı taşar.

Damla damla sulanmaya ihtiyacım var,
Cömertliğinin çok taşkın sularında.

Niyetim ve tek dileğim olmaktır hacı,
Hicir'de tavaf eden hacılara göz gezdirerek olmak duacı.

Doğruluğun semasında, ben duamda samimi vefakâr,
Karanlık gecenin sabahındaki ilk ışıkları gibi bayraktar

Başarıda bâki, sağ salim, hoşgörülü ve heybetli kal,
Yardıma muhtaç olanlara da ihsan eyle mal.

Cömert eteğine tutunanlara yağmur bulutu gibi bereket yağdır,
Cömert deniz bile senin ihsan yağmurun karşısında utanır.

Allah sulasın bardaktan boşanırcasına yağan yağmuruyla,
Yoksullar yuva yaptığın yurdunu.

Abdulbâki Ârif Efendi

Kınamaya gelmez sevgilim

Kınamaya gelmez sevgilim
Terkedince onu, kaybederim
Bana der, yok benim benzerim
Benim de yok eşim benzerim

***

Rabbim! Kor ateş üstündeyim
Asaleti bilmez hizmetçilerim
Kiminin cehaletinden çekerim
Zekisinin de hilesini beklerim

Hafsa bint Hamdûn el-Hicâziyye

Ayrılığımız için uğraşanlar var ya

Ayrılığımız için uğraşanlar var ya
Niyet yok bizde intikama
Geçtiler her taraftan saldırıya
Azdır beni savunan ama
Çarpıştın onlarla göz yaşlarımla
Canımla, kılıçla, ateşle, suyla

Hamdûne bint Ziyâd el-Mu’eddib
Çeviri: Ömer İshakoğlu

Bu ayrılıktan sonra var mı acaba

Bu ayrılıktan sonra var mı acaba
Aşığın şikayetini sunacağı bir lahza
Kışın beni ziyaret ettiğin her anda
Gecelerdim içimdeki ateşin koruyla

Günler nasıl geçsin ayrılık acısıyla
Kader korktuğum şeyi getirdi başıma 
Ayrılık bitmiyor geceler aksa da
Sabrın da niyeti yok beni azada

Vellâde bint Mustekfî-Billâh