I
Çocuk akıllı uslu dursun diye
Nasıl yığarlarsa önüne değersiz eşyaları
Belki de bildiğinden hangi alkolümün eksik kaldığını
Tesadüf bana kentimden resimler yağdırdı işle
Paris'in ağaçlarını bulvarlarını rıhtımlarını
Değişik alnı vardır makyajı çıkarılan aktörlerin
Bakışlarsa şaşkın erken kalkan kişilerde
Yine de benim Paris'imdir o eski resimlerde
Ama bunlar tüfekleridir Muhafız askerlerinin
Şimdiki gibi bir tek otomobil yoksa cadde üzerinde
Islıkla çalınan bir ezgi beğenilirdi altmışlarda
Atların nalları altındaki kaldırımlar ayna gibi
Gördüğüm yıkık bir apartman duygulandırır beni
Bu geçip giden adam Baudelaire mi yoksa
Yoksa yenilik kokan Rivoli Caddesi mi
Doğrusu hoşuma gider geniş eteklikler döneminin düşünü kurmak
Louvre Sarayı kapandığında Tuileries tarafından
İpekli giysiler gecesinde geçerek şarkılı bir şatodan
İç kararması için geceyarısı avizeler çok parlak
O iç kararması ki mavi bir rengi var matbaa mürekkebine çalan
Nedense bir sessizlik çöker dörtlü danslardan sonra
Paris düş görür ve kimbilir ne gibi düşlerdir bunlar
Akademi üyelerine sormayın ondan anlamazlar
Paris'in sırrı ne Mabille balosunda
Ne Yaşlılar Konseyi'nde ne de sarayda var
Paris düş görür ve hiçbir zaman daha korku verici
Daha kızgın değilse de sessiz ama düş görünce
Bu köprüler düşünü rüzgâr kemerlerinde
Bu beyaz gözlü düşü masal tanrılarındaki gibi
Bu devingen düşü yaşayanların gözlerinde
Paris düş görür ama neyin düşüdür gördüğü bu saatte
İçiçe geçmiş ışığında sürükler hangi gölgeyi
Hayaletli bir şatodan daha çoktur onun hayaletleri
Ve aslan nasıl düşlerse terbiyecisini öyle işte
Bu yeni Antee için düş bir dünya şimdi
Paris uyanır ve şafak halkı
İner sisli adımlarla kenar mahallelerden
Habersizmiş gibi kendilerini harekete geçirenden
Hava çoktan yıkamıştır büyük ve solgun alınlarını
Kötü taranmış düşler de onlar gibi solar birden
Sen nehri üzerinde günün ağarışını görmeyen biri
Habersizdir elbet böyle büyük bir acıdan
Kendi kendini yalanlayan gece suçüstü yakalandığı zaman
Savunur bozguna uğrar kızarmış gözlerle edepsizin teki
Ve Notre-Dame bir mıknatıs gibi çıkar sulardan
Ne farkeder şu an İkinci İmparatorluk olsa
Ve başka yer değil de Paris olsa ne çıkar
Sabah erken saatlerde hep aynı öksürük var
Ve giyotin iyi kötü hep nefes alır orda
Bu ilk metro olmaksızın bir şafak hepsi bu kadar
Her şafak en büyük cezadır bazıları için
Yaşamaya mahkûm aldatılmış düşle
Ve gerçek çizmektedir pergeliyle
Bu kederli tebeşir çizgisini doğusunda Hal'lerin
Geçmez onu karanlık öyküler bile
Paris uyanır ve ben bu mit'leri yeniden bulmak için
Karanlığımızda kanımızı yakıp tutuşturan
Koyarım kızgın yüzümü ellerimin arasına o an
Kuşların öykündüğü şarkı yeniden dünyaya gelsin
Ve özgürlük deyince yanıtı Paris olan
II
Bir köprü görürüm gözlerimi kapayınca ben
Sen nehri dönmektedir acı topaçlarıyla
Ey onun büklümlü kollarında boğulanlar insan nasıl uyur orda
Bu bir köprüdür taş localarında akıp giden
Yuvarlak dinlenme yerleri fistolar oluşturur onda
Siyah tunçtan bir kral durur bir at üstünde
Ve geçtiği adada çifte çiçekler
Yeşilliği bir bahçe gülleri ise evler
Sanırsın bir gemi dökme demiri üzerinde
Onu sarsan ise eşya yüklü arabalar
Pont-Neuf ün şahdamarı titrer bir orkestra gibi
Bir prelüd duyarım yirmi yaş şarabımdan
Burda bir rüzgâr eser çok eski zamanlardan
At heykelin saçlarında ölmeye geldiği belli
Kent bir yürek gibi açar iki kanadını o an
Ölmenin gerekli olduğunu bilen benim yaşımdaki çocuklar
Külrengi göğe sahip bir kentti düşünü kurdukları
Biz bir yüzyılın en son doğan ve en son askere alınanları
Başımız bulutlarda ve çamurda ayaklar
Emir saatini beklerdik Paris'ten ayrıldık mı
Şarkı Panama'yı tekrar göreceksin dediği zaman
İlerde bir kan karanfilinin açacağı kişiler de
Saint-Mihiel ya da Neufchâteau'nun önünde bir yerde
Eller alevi nasıl sararsa şarkıcıyı öyle saran
Bıçağın ucuydu titreyişini duyarlardı içlerinde
O gün bu gün hep buldum sevdiğimde
Kentimin bir yansımasını sokaklarında bir gölgeyi
Unutulmuş anıtı yokolmuş geçitleri
Paris seni kendimden çok anlattım yazıp çizdiklerimde
Ve Paris kendi güneşimden çok yeğledim seni
Meşaleler kenti aşkın sonuna kadar yaktığı
Ağlayışlar kenti ağlamış olmaktan gülen
Yıldızsız Cennet gümüş gözlü Cehennem
Cinayetin örs olduğu geleceğin demirci dükkânı
Anılar tuzağı orda şan ve şöhrettir duvarlarla çevrilen
Alanlarda halktan gelen fırtınalar kopmaktaydı
Meçhul kahramanlar düşüyordu kolları sanki çarmıhta
Ya da siyah tören alayları caddeler boyunca
Orda sanki bir öfkenin yemini yazmaktaydı
Ey Paris rüzgârlara ninniler söylüyordun çıplak kollarında
Ölüm bir aynadır kendi pervaneleri var ölümün
İki uçludur hayatım bak aynı ateş bastı
İkinci defadır beni bir canavar kustu
Balinadan çıkmış Yunus gibiyim
Ne çâre kaybettim göğümü kentimi ve dostlarımı
III
Düşlerimin resmini bulmak için yeniden eğer
Ovarsam geçmişin mavileştirdiği gözlerimi
Neully'deki okulda eskiden yaptığım gibi
Orda bir bahar çiçek açar ve sürüp gider
Ve benim kadar yaşlanmadı onun danseden hayaletleri
Paris budur işte bu taşımakta olduğum gölge tiyatrosu
Benim Paris'im benden alınamamıştır tam tamına
Çığlık dudaklardan nasıl alınamamışsa
Kapıma koymak için ne çok gerek duyuldu
Söküp çıkarın yüreğimi Paris'i göreceksiniz orda
Ben şiirlerimi işte bu Paris'le yarattım
Sözcüklerimde damlarının o garip rengi var
Orda dem çeker güvercinlerin göğsü orda ışıldar
Paris senin üzerine kendimden daha çok yazdım
Ve acı vermedi bana yaşlanmak sensizlik kadar
Nice zaman sonra daha da zor olacak besbelli
Paris'ten ve benim ayrılığımdan söz etmek
Bulutlar Saint-Germain-des-Pres'den kaçıp gidecek
Bir gün kirpiklerin arasında bir damla gözyaşı gibi
Solgun ve yaldızlı Alexandre Trois köprüsü gibi bir şey gelecek
O gün dilerseniz bana geri verin ağıdımı
Kalbimin icadettiği yerde o taştan âlete
İmkân var mı çarmıhı Golgotha'dan sökmeye
Ariane ölmeye durur labirentten çıktı mı
Bu ezgi Magenta Bulvarı'nda söylenir söylenirse
Bir çaresiz acıyı dile getiren şarkı
Geceyarısı daha da hüzünlü Place d'Italie'den
Point-du-Jour'a benzer melankoli cihetinden
Uyku meleğinden de çok düşle yüklü parmakları
Sanırsın kâğıt helvacı bir sevinci haber veren
Adi ve tatlı bir şarkı sesin yavaşladığı
Bir akşam aşkı gibi yarınından kuşku duyan
Bir şarkı kadınları elinden tutup kavrayan
Barbes metrosunun altında söylenen bir şarkı
Etoile'de aktarma yapan Jasmin'de caddeye çıkan
Rüzgâr boş arsalara fısıldayacak dizelerimi
Kimsenin oturmadığı tahta sıralara dokunacak
Passy rıhtımında ağladığı duyulacak
Ve köprüler tekrarlayarak yüzüklerin vaadini
Bu dizelerle nişanlanıp yola revan olacak
Çocuk akıllı uslu dursun diye
Nasıl yığarlarsa önüne değersiz eşyaları
Belki de bildiğinden hangi alkolümün eksik kaldığını
Tesadüf bana kentimden resimler yağdırdı işte
Paris'in ağaçlarını bulvarlarını rıhtımlarını
Louis Aragon
Mutlu Aşk Yoktur
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
22 Mart 2022
Yirmi Yıl Sonra
Zaman tekdüze arabasını buldu yeniden
Yeniden koştu ağır ve kızıl renkli öküzlerini kıştır gelen
Gök altın yapraklar arasında çukurlar açıyor
Elektroskopik Ekim ayı titredi ama kendinden geçiyor
Charles'lı günler işte Korkak krallarız biz
İneklerimizin gevşek adımlarına uymuştur düşlerimiz
Haberimiz yok gibidir tarlaların dibindeki ölümden
Habersizdir batan güneş tan'ın yapıp ettiklerinden
Terkedilmiş evlerin içinde dolaşırız
Şikayetsiz fikirsiz zincirsiz ak çarşafsız
Aydınlık gün hortlakları öğle hayaletleri
Aşktan dem vuran bir yaşamın görüntüleri
Tekrar kavuşuruz biz de alışkanlıklarımıza
Unutuşun vestiyerinde yirmi yıl sonra
Bin Latude hücrelerinde hep o eski havalarda
Ve sanırsın hiçbir şey etki etmez onlara
Mekanik cümlelerin çağı yeniden başlar
Ve insan gururunu günün birinde boşlar
Romans'dır dudaklarda kalan aptalca ezgi
O radyo sayesinde çok fazla dinlediği
Yirmi yıl Sadece bir çocukluk süresi
Ve bu ağabeyliğimizin sert cezası değil mi
Küçükleri tekrar görmek yirmi yılın ardından
O günkü masumları bizimle gitmiş olan
Yirmi yıl sonra Bu alay dolu bir başlık yaşamımızın
Tümünü kapsayan ve Baba Alexander Dumas'nın
Üç alaycı sözcüğünde yolunu şaşırır düş
Senin sevdiğinin gölgesine bürünmüş
Bir tek o vardır en güzel ve en tatlı
Bir tek odur suda duran bir kızıl Ekim tıpkı
Bir tek o hem korku ve hem umut aşkım
Ve yazmasını bekleyerek günleri saymaktayım
Sen o olgun yarısını aldın ancak yaşamdan
Ey kadınım bu bize cimrice verilmiş olan
Fakat mutlu geçen olgunluk dolu yıllar
İkisi diyorlardı bizden söz açanlar
Hiçbir kaybın olmadı bu kötü delikanlıdan
Uzaklarda bir işaret gibi yoklara karışan
Daha doğrusu okyanus kıyısına çizilmiş bir harf gibi
Onu tanımadın sen bu gölgeyi bu hiç'i
İnsan değişir elbet gökteki bulutlar gibi
Yüzümde gezdirirdin tatlı tatlı elini
Ve alnım büründüğü o kaygılı hâl üzre
Duraklayıp saçların aklaştığı bir yerde
Ey aşkım ey sevgilim var olan bir tek sensin
Bu hüzünlü saatinde batan güneşin
Orda yitirmekteyim şiirimin ipini
Yaşamımın ipini ve sevinci ve sesi
Çünkü sana tekrarlamak istiyordum Seni sevdiğimi
Ama bu söz acı veriyor bana sensiz söylendi mi
Louis Aragon
Mutlu Aşk Yoktur
Gök altın yapraklar arasında çukurlar açıyor
Elektroskopik Ekim ayı titredi ama kendinden geçiyor
Charles'lı günler işte Korkak krallarız biz
İneklerimizin gevşek adımlarına uymuştur düşlerimiz
Haberimiz yok gibidir tarlaların dibindeki ölümden
Habersizdir batan güneş tan'ın yapıp ettiklerinden
Terkedilmiş evlerin içinde dolaşırız
Şikayetsiz fikirsiz zincirsiz ak çarşafsız
Aydınlık gün hortlakları öğle hayaletleri
Aşktan dem vuran bir yaşamın görüntüleri
Tekrar kavuşuruz biz de alışkanlıklarımıza
Unutuşun vestiyerinde yirmi yıl sonra
Bin Latude hücrelerinde hep o eski havalarda
Ve sanırsın hiçbir şey etki etmez onlara
Mekanik cümlelerin çağı yeniden başlar
Ve insan gururunu günün birinde boşlar
Romans'dır dudaklarda kalan aptalca ezgi
O radyo sayesinde çok fazla dinlediği
Yirmi yıl Sadece bir çocukluk süresi
Ve bu ağabeyliğimizin sert cezası değil mi
Küçükleri tekrar görmek yirmi yılın ardından
O günkü masumları bizimle gitmiş olan
Yirmi yıl sonra Bu alay dolu bir başlık yaşamımızın
Tümünü kapsayan ve Baba Alexander Dumas'nın
Üç alaycı sözcüğünde yolunu şaşırır düş
Senin sevdiğinin gölgesine bürünmüş
Bir tek o vardır en güzel ve en tatlı
Bir tek odur suda duran bir kızıl Ekim tıpkı
Bir tek o hem korku ve hem umut aşkım
Ve yazmasını bekleyerek günleri saymaktayım
Sen o olgun yarısını aldın ancak yaşamdan
Ey kadınım bu bize cimrice verilmiş olan
Fakat mutlu geçen olgunluk dolu yıllar
İkisi diyorlardı bizden söz açanlar
Hiçbir kaybın olmadı bu kötü delikanlıdan
Uzaklarda bir işaret gibi yoklara karışan
Daha doğrusu okyanus kıyısına çizilmiş bir harf gibi
Onu tanımadın sen bu gölgeyi bu hiç'i
İnsan değişir elbet gökteki bulutlar gibi
Yüzümde gezdirirdin tatlı tatlı elini
Ve alnım büründüğü o kaygılı hâl üzre
Duraklayıp saçların aklaştığı bir yerde
Ey aşkım ey sevgilim var olan bir tek sensin
Bu hüzünlü saatinde batan güneşin
Orda yitirmekteyim şiirimin ipini
Yaşamımın ipini ve sevinci ve sesi
Çünkü sana tekrarlamak istiyordum Seni sevdiğimi
Ama bu söz acı veriyor bana sensiz söylendi mi
Louis Aragon
Mutlu Aşk Yoktur
19 Mart 2022
İşleme başlayıp uyutuyorsunuz. O an muhtemelen son sözlerini duyduğunuzu, son anlamlı bakışları olduğunu içten içe biliyorsunuz.
Yoğun bakımın kaderidir, çok fazla ölüm görürsünüz, bir şekilde alışırsınız. Tolere edemeyen bazı arkadaşlarımız istifa bile eder başka branş için. Yüzlerce ölüm gördüm fakat Covid sürecinin aşı çıkmadan önceki zamanları kadar etkilendiğim bir süreç olmadı. Bazen her nöbette üç dört hastamız vefat eder hale geldi ve süreç çok hızlıydı. Acile nefes darlığıyla başvuruyu takiben bir iki gün içerisinde hayatını kaybeden çok hastam oldu. Hepimiz kendimizi çaresiz hissetmeye başladık. En kötüsü ne biliyor musunuz: acilde gördüğünüz bir hasta, durumu çok kötü akciğer kapasitesi ileri derece kaybolmuş, çokça ek hastalıkları var. Artık nefesi yetersiz halde, çok sık soluyor, çok yorulmuş, biraz daha bıraksanız solunumu ve kalbi durma tehlikesiyle karşı karşıya. Dinlenebilmesi için uyutup makineye bağlamak zorundasınız, entübasyon yani.
O kadar sık ölüm gördükten sonra hastanızın geleceğini öngörebiliyorsunuz. Muhtemelen hayatını kaybedecek. Hastayla konuşup durumu anlatıyorsunuz, biraz dinlenmesi gerektiğini yoksa kalbinin duracağını. Kendisi de çok yorulduğu için size yardım isteyen gözlerle bakıyor. Çok zor da olsa o hastaya gülümseyip, hadi bakalım, güzelce dinlen, iyileş de seni çıkaralım yoğun bakımdan teyzecim, amcacım diyorsunuz. İşleme başlayıp uyutuyorsunuz. O an muhtemelen son sözlerini duyduğunuzu, son anlamlı bakışları olduğunu içten içe biliyorsunuz. Bunu defaatle yaşamak nedir, yaşamayan anlayamaz.
O kadar sık ölüm gördükten sonra hastanızın geleceğini öngörebiliyorsunuz. Muhtemelen hayatını kaybedecek. Hastayla konuşup durumu anlatıyorsunuz, biraz dinlenmesi gerektiğini yoksa kalbinin duracağını. Kendisi de çok yorulduğu için size yardım isteyen gözlerle bakıyor. Çok zor da olsa o hastaya gülümseyip, hadi bakalım, güzelce dinlen, iyileş de seni çıkaralım yoğun bakımdan teyzecim, amcacım diyorsunuz. İşleme başlayıp uyutuyorsunuz. O an muhtemelen son sözlerini duyduğunuzu, son anlamlı bakışları olduğunu içten içe biliyorsunuz. Bunu defaatle yaşamak nedir, yaşamayan anlayamaz.
Hekimlik sadece uzun nöbetler tuttuğunuz, fiziksel olarak yıprandığınız bir meslek değildir. O son sözler, son bakışlar hayatınızdan çok şey alıp götürür. Çok arkadaşım bu süreçte anti depresan kullanmak zorunda kaldı. Sürekli bu ortamda olduğundan yakınlarına da bulaştırmaktan, aynı süreci kendi yakınlarıyla yaşamaktan korktuk hepimiz. Bazılarımız yaşamak zorunda kaldı. Şimdi bize giderlerse gitsinler diyenlerse, şiddet gösterenlere, aşısızlara verdiğimiz tepkileri belki daha iyi anlarsınız. Bu süreci yaşamış, yakınlarını kaybetmişlere başsağlığı dilerim. Uzunca yazıp vaktini aldıklarımdan özür dilerim. Hepimiz için zor bir süreçti. Bir de bizim açımızdan görün istedim. Umarım tekrar böyle süreçler yaşamak zorunda kalmayız. Sağlıcakla kalın.
13 Mart 2022
"BAŞKA YOK Kİ İSTANBUL'DA BENİM KAÇIŞ NOKTAM"
Zaten biliyorsun 5 dakikada herşeyi unuturum
Neden dün değil de bugün yani?
Uçuyor yani!
Ama sen!
Hiçbir şey anımsamıyorum
İnsanlardan birşey bekleme yani
Ben de insanım
Bize vermiyor mesela ne yapalım
Bunu mu tercih edersin trilyonları mı?
Onlar benden daha çok değerli değil
Bana dünya sunulsa istemem
Biz hayatın anlamı peşindeyiz
hayatın değil
Anlamı kurban edemeyiz be abi
hayatın kendisine
Hadise çıktı, bitti, geçti...
Sen şeysin biliyorum ama
Gidelim abi gidelim!
Au nom de la gül
Gülün, Gülseli'nin adına
Neden bu acayip iş seni buluyor
diyorlar
Acayip olmazsa bizi kesmez
Ne kadar ne kadar bu duygu
Ne kadar ne kadar bu duygu
devam edecek?
Daha ne kadar mutlu çekeceğim?
Bir güzelliği görmek lazım ya
Halit, iş ilişkisi olan adama
anahtar verilmez
Halit sen beyaz bir kedisin
Atlıyorum, sekiyorum geçen yaşlarımın
üzerinden
Yaşlandıkça daha güzelleşiyorum
Çünkü atlıyorum, sekiyorum en
korkunç darbelerin üzerinden
Yarısını sana, yarısını kendime
teslim ediyorum onurumun
Senin hep yanımda olacağını
bilseydim
Çıkış yok ki, onurumuzun hepsini kendimize alalım
Hepsini onlara teslim edebilirdim
"Kızıl bir evliya" gibi.
Vanlı Godard, 29 Ekim 2002
MENEKŞE YAĞI
Ben hiç orada mıydım?
Onca düş kırıklığı ilişki arasında
Hayatımdan geçen onca yüzler galerisinde
Bir tek sen bir şeyler vadediyorsun gibi
Bir beklenti birdenbire gerçekten
gerçekleşebilir mi?
Doğru yerlerde doğru zamanlarda bulundum
Ama hiç bu kadar doğrusu olmadı sanki
Bir inci yaklaştırdı bizi ne doğuya
ne batıya nispet edilen
Zeytin yapraklarına gömmeliyim seni
sevişirken
Menekşe yağıyla ovmalıyım.
19 Kasım 2002
BANA GÖSTERME GÖRKEMLİ GÖKSEL VARLIK
Rabbim sen ne büyüksün!
Boşnakça söylüyorsun, Çeçence söylüyorsun
Türkçe söylüyorsun, bencileyin söylüyorsun
"Ol!" dedin mi bir şey oluyor
"Olmasın" dedin mi olmuyor
Bana masum bir yüz ver Tanrım masum bir yürek
Kanatlarım olsun, uzun saçlarım
Bana müsamerede melek rolü ver
Bana yine melek rolünde bir eş ver
Benim kafamı okusun, hiç konuşmayalım
Lazer bir bakışla baksın bana
Ve ben ondan korkayım
Ve ne olur ne olur
Gölge gününün azabını gösterme bana
Görkemli Göksel Varlık
ADEN'DEN TÜLLER
Enis Batur'a
Elleriyle yüzünü kapatıyor birden
Elleriyle yüzünü kapatıyor birden
Her şeyi yakalayan gözleriyle yakalıyor
gözlerini
Yüzünü kapattığına göre, alter
egosuyla görünmek istiyor bana
Düşündüm ne olabilir diye
Aziz Quadragesimus geldi aklıma
Çobanmış, sürü güdermiş tıpkı onun gibi
Bir gün bir ölüyü diriltmiş
Ben de bir ölü sayılırdım nasılsa
Elleriyle kalbini kapatıyor birden
Her şeyi yakalayan kalbiyle yakalıyor
kalplerini
Aziz Quadragesimus, kalplerinden
birini diriltsen
Ne kalır geriye?
Rimbaud'nun gönderdiği fildişi
Bütün kadınlara yapılan reveranslar
Un monde completement paralysé...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

