25 Mart 2022

İki Atlı Ormanda Ne Düşünüyorlardı?

Gece kapkaranlıktı ve simsiyahtı orman,
Gölgeye benziyordu yanımda giden Hermann;
Dörtnala atlarımız sığınmıştık Allaha.
Bulutlar gökyüzünde sanki birer mermerdi,
Yıldızlarsa ateşten kuş sürüleri gibi
Uçuşurdu dallarda.

Ben hasretle doluyum. Istıraplarla kırgın,
Ümitsiz, bomboş kalmış derin ruhu Hermann'ın.
Ben hasretle doluyum: uyuyun sevdiklerim!

Bu ücra yeşillikler arasından giderken:
"Yarı açık mezarlar, dedi, geçer fikrimden!"
O ileri bakıyor benim gözüm arkada.
Atlarımız bir orman alanında dörtnala.

Uzak çan seslerini getiriyordu rüzgar.
Hermann: "Dertliler, dedi, düşüncem; şu alemde
Yaşayan, var olanlar." "Ah, benim düşüncem de
Dedim ki yok olanlar:

Pınarlar çağıldardı. Ne söylerdi pınarlar?
Meşeler fısıldardı. Meşeler ne fısıldar?
Çalılar söyleşirdi eski dostlarmış gibi.
Hermann bana dedi ki: "dert insanı uyutmaz.
Ne gözler var ki ağlar, ne gözler uyku tutmaz."
Ona dedim ki: "Heyhat, uyanmaz niceleri!"

O zaman dostum: "Hayat, dedi, dert, felaket bu!
Ölüler artık azap çekmiyorlar. Ne mutlu
Yeşeren, yapraklarla örtülen mezarlara!
Gece onları tatlı ışıklarıyla okşar.
Göklerin sükunundan, nurundan nasibi var
Her ruhun her mezarda:'

"Sus, dedim, ölüm denen o sırra saygı göster!
Ayak altında, toprak altındadır ölüler.
Ölüler bir zamanlar seni seven kalplerdi:
Uçup giden meleğin, baban, yahut da annen!
Gönülleri kırılır bu acı sözlerinden,
Rüya içinden gibi duyarlar sesimizi."

Victor Hugo
Çeviren: Afif Obay

İskelede Bir Çırak

Ne diyeyim allahım ben sana biraz platoniğimdir biliyorsun.
Ben bu şüpheyi sırtıma yük edindim, öyle yürüdüm,
gocunmam da yükümden beni bilirsin.
Ama bunlar çok iştahlı allahım ve görüyorsun nasıl da dünyevi.
Bunlarmış senin kulların öyle diyorlar biz de kürenin üveyi.
Öyle mi?
Oysa allahım bilirsin ben en çok yeryüzünü,
ve başımı yatırınca toprağa, gökteki yıldızları da,
işte öyle allahım bilirsin çok güzel yapmıştın bu yeryüzünü.
Bizim köydeki gibi.
Allahım bunlar tokileri seviyor, betonları, hızlı trenleri.
Oysa ne acelemiz var, ben ki bunca agnostiğim yine de biliyorum
ordaysan nasılsa geleceğiz yanına geri.
Diyor ki, yasalar getirdim, gıcır gıcır, delik deşikti eskisi
Anlıyoruz ki yasalar dümdüz ediyor ciğerimizi
Diyor ki, yasaklar getirdim ama senin iyiliğine canımın içi
Diyor ki, üç beş ağacı kesmişim, indir bindir bütün yaz boyu,
keseriz tabii bunda ne var, diyor
Diyor, ben sana medeniyet getiriyorum tomar tomar.
İnsan önce bi minnet duyar.
Oysa allahım toprağa bassın ayaklarımız fena mı olur,
istiyoruz ki sokağımızda bir ağaç gölgesi.
Diyor ki, boynuzlu köprü yaptırdım gelip geçmeye
haliçin ortasına bak nası’ seksi.
Allahım sen bunlara akıl fikir ver diyeceğim ama
vardır senin bir bildiğin illa ki.
Allahım işte görüyorsun bunları, eyübün sabrı nedir,
rızanın fazladan şeftalisi ne?
Bilmiyor. Bilmiyor nedendir zeynebin yakarısı.
Ben ki sana bunca platoniğim ama canıma yetti artık
Yalla bak biz mi düşeceğiz hep iskelelerden
Başlarına yık şunların bu metropolleri.

Birhan Keskin

Bana Yeniden Gülümse

Bir evde oturmuştuk eskiden. Apartman denilen kül rengi yığınlarla örülü bir sokakta. Yer katındaydık. Küçük bir balkona açılırdı odan. Çalışan ana baba, okuyan çocuklardan kuruluydu evimiz. Biz de apartmanlar gibi, gereksinmeler sonucu, kuru bir yaşamın avuçlarında bozarıp kararıp duruyorduk. Çiçeğe yer yoktu acelelerde telaşlarda geçen ömrümüzde.

Sen sarmaşıklar üretmiştin. Azman fasulyeler yeşertmiştin. Pencerenin demirlerine sardırmıştın. Bütün bir yaz yemyeşil durmuşlardı orda.

Anımsıyor musun? Küçüktün. Köpek yavruları toplar sokaktan, büyütürdün. Öyle çabuk, öyle güzel büyürlerdi ki, kimse anasız diyemedi onlara. Kardeşlerinle, ana baba olurdunuz.

İçeriye düştüğünde tohumlar istemiştin. Hücrende çiçekler büyütmeye. Çaresizlik, olanaksızlık tanımadın, büyüttün onları.

Yılanını anlatmıştın. İki yıl mı kaldı seninle. Daha mı fazla? Sütünü paylaştın onunla. Arkadaşlık ettin. Yalnız bırakmadın. Sonra artık sözünü etmez olduğunda, sezmiştim bir şeyler gelmiş yılanın başına. Salıverilen bir arkadaşına sormuştum. Anlattı. Kurallar. Yasaklamışlar yılanını. Söz almışsın, öldürmeyeceklerine dair. Ne oldu sonrası? Ne sen bilebilirsin, ne salıverilen, ne ben.

Sonra, çiçeksiz ve yılansız bırakıldığın, ellerin dizine yapışık, gözlerin karşı duvara dikili, kıpırtısız yaşamak zorunda olduğun, kimseyle tek sözcük konuşamadığın o uzun günlerde ne yaptın? Hatırla. Kendi beyninin içinde yolculuğa çıkıyordun. Her istediğin yere gidiyor, her istediğinle görüşüyordun. İstediğin hayatı oracıkta kuruveriyordun. İlişkiler varediyor, onları kesiyordun. Canının istediğini yapıyordun.

Özgürdün. Dışarıda olduğundan daha özgür. Sonsuz, kısıntısız kesintisiz bir özgürlük.

Bana öyle söylemiştin. İnanmıştım. Senin gücüne, direncine inanmıştım. “Benim oğlum yıkılmaz.”

Şimdi de öyle düşünüyorum. Yıkılmaz benim oğlum. Küçük sevgiler miydi önce yaşadıkların, yoksa içerde oluşundan mı bu kadar tutkunu oldun, bu kez sevda seni nece yaraladı? “Dostun gülü yaralar gibi”.

Yiğittir, dayanır her acıya, her yoksunluğa da, bir sevdadan sarsılır. Sıcağa gösterilmiş kar gibi, buz gibi erir gider.

Aylarca sustun. Aylarca yüzün açılmadı. Gülmedin, gülümsemedin. Yemedin, içmedin. “Ben artık yaşamıyorum,” diye yazdın mektubunu. Ben de eridim seninle. Ben de öldüm. Ama inancımı hiç mi hiç yitirmedim. Eser bir yel, yağar bir yağmur, alır götürür seni inciteni, yüreğinden. Demedim. Diyemedim. Dedim ki, gün gelir o geniş yüreğinin içine siner sevdan da. Acıların gibi.

Senin bir parçan olur. Ama susar tedirgin etmez seni artık. Toplarsın dağıttıklarını. Yüzünü yüzüne bedenini bedenine yakıştırırsın. Sen sen olur, bana yeniden gülümsersin.

Sana demedim mi?

Ben oğlumu tanırım demedim mi.


Gülten Akın
Ağıtlar ve Türküler

24 Mart 2022

Sone I

Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman;
Aşındırarak bütün güzel duyguları.
Bir yarım umuttur elimizde kalan,
Göğüslemek için karanlık yarınları.
Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı,
Damağımda kösnüyle gezinirken;
Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı,
Dışarda rüzgar acıyla inilderken.
Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri,
Seninle bir döşekte sevişirken bile.
Düşünüyorum hüzünlü genç anneleri,
Çarşılarda, pazarda ellerinde file.
Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka;
Bir şey yok paylaşacak acıdan başka.

Metin Altıok

Sürgün

Kendine sürgün
Bir garip kişiyim;
Sabah akşam imza veren.
Bilmemem gereken
Şeyler öğrendim;
Taraf tutmaz
Tanrı bilirim
Kaybetmekten
Korktuğu için.
Sorular sordum
Sormamam gereken.
Kendime bir
Kefen biçtim
Kendi tenimden.
Sınırlarımı aşmak
Yasaktır bana.
Yoksul yüreğim
En kuytu kahvem.
Acıya tezhibim,
Hüzne redif.
Yalnızlığın gözlerine
Sürme çeken.
Öyle biriyim ki;
Geceleri uykusuz
Kuyuları dinleyen.
Adım büyücüye
Çıktı bu yüzden.
Kendine sürgün
Bir garip kişiyim;
Kutsallığı zincir gibi
Parmağında çeviren.
Umudu depremden,
Aşkı külden
Bekleyen benim
Aranızda
Yerim yok zaten
Heybesinde yılan
İşaretleri,
Baldıran zehiri
Yüzüğünün içinde
Ve yanında
Kav taşıyan ben;
Tekinsizim size göre
ibret için
Yakılması gereken
Merhabam kalmadı
Kimseyle.
Haç çıkardım
Namaza dururken.
Herkes tanır beni
Alnımdaki döğmelerden.
İnançsızım, dinsizim
Yeminle yalan
İkiz kardeşken
Kendine sürgün
Bir garip kişiyim;
Bulanık sularda
Yüzünü ararken sevda,
Bir tutam saç derisiyle
Uçuşurken rüzgarda.
Her şey ne kadar
Kendisidir düşünün
Hızla kokuşurken dünya!
Rıh dökülürken
Kan damlalarına,
Cesetler gördüm
Irmak boylarında
Çalıların arasında.
Faili meçhul
Cinayetler bilen
Çaresiz bir adamım
Adını bile kekeleyen.
Bilmemem gereken
Şeyler öğrendim.
Sorular sordum
Sormamam gereken.
Gördüm apaçık
Görmemem gerekeni.
Söylenmezi söyledim.
Suçum büyük
Ve taammüden.

Metin Altıok

Yeni Kuşağa

I

Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!
Saflık sayılıyor dürüst söz. Kırışıksız bir alın
Duygusuzluğa yoruluyor. Gülen
Korkunç haberi
Almamış daha.
Ne biçim günler bunlar, şöyle
Ağaçlar üstüne iki söz etmek nerdeyse cinayet sayılmada
Çünkü sayısız yolsuzluğun üstü bir susuşla örtülü!
Şurada kendi halinde yolunda yürüyene
Yaklaşamayacak mı dostları artık
Başları darda kaldı mı?
Doğru: Hayatımı kazanıyorum daha.
Ama inanın bana: Sırf bir rastlantı bu. Hiçbiri
Yaptıklarının tıka basa doymamı haklı gösteremez.
Zarar görmemiş olmam bir rastlantı. (Şansım bir ters
gitti mi işim tamam demektir.)
Diyorlar ki: Yemene içmene bak sen! Dua et
bulduğuna!
Ama nasıl yiyebilir, içebilirim,
Açların önünden çekip alarak yiyeceğimi, ya
İçtiğim bir bardak suyu susuzlar bulamazken?
Yine de yiyorum işte, içiyorum.
İsterdim ben de bilge olayım.
Bilgelik nedir yazar eski kitaplarda:
Yeryüzünün kavgasından uzak durmak, bu kısa zamanı
Gün etmek korkusuzca
Hem de güç kullanmadan başarmak bir işi
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Kendi isteklerini yapmamak, hepten unutmak,
Bunlar bilgelik sayılıyor.
Ama yapamıyorum ben:
Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!

II

Kargaşalık günlerinde geldim şehirleri
Açlık kol gezerken.
Ayaklanma günlerinde katıldım arasına insanların
Onlarla birlikte karşı koydum.
Böylece geçti günlerim
Yeryüzünde bana verilmiş olan.
Boğazlaşmalar arasında yedim yemeğimi
Uykuya katiller arasında yattım
Sevgiyi hiç önemsemedim
Sabırsızca baktım doğaya.
Böylece geçti günlerim
Yeryüzünde bana verilmiş olan.
Yollar bataklığa çıkardı benim zamanımda.
Dilimin belası düştüm kasapların eline.
Öyle güçlü biri de değildim. Yine de baştakiler
Bensiz daha güven duyacaklardı yerlerinde sandım;
Böylece geçti günlerim
Yeryüzünde bana verilmiş olan.
Kuvvetler pek sayılıydı. Hedef
Uzaktaydı çok
İyice seçiliyordu, benim için ulaşması
Pek zor da olsa.
Böylece geçti günlerim
Yeryüzünde bana verilmiş olan.

III

Sizler, yüzüne çıkıp da kurtulan
Bizim içinde boğulduğumuz selin
Çıkarmayın aklınızdan
Zayıflıklarımızın sözünü ederken
O karanlık günleri de
İçinden kaçıp kurtulduğunuz.
Durmadan yürüdük ayakkabıdan çok ülke değiştirerek
Sınıf kavgalarının arasından, şaşa kaldık
Ortada hep haksızlık, hiç karşı koyan yok.
Biliyoruz da üstelik:
Alçaklığa karşı duyulsa da nefret
Burar yüzünü insanın.
Haksızlığa karşı olsa da öfke
Kabalaştırır sesini insanın. Ah,
Dostluk tohumunu atmaya kalkan bizler
Dost olamadık biz kendimiz.
Ama sizler, her şey düzelince
İnsan insana yardım edecek kadar
Hoşgörürlükle
Getirin bizi aklınıza.

Bertolt Brecht

Erik Ağacı

Bir erik ağacı durur avluda
Öyle cılız, inanmak zor.
Çevresinde bir çit var da
Kimse ezmiyor neyse.
Bizim küçük boy atamaz.
Oysa gönülden ister bunu.
Ama nerde, sözü olmaz
Güneş gördüğü yok ki.
Erik ağacı olduğuna inanmak zor
Hiç erik vermez çünkü
Ama yine de erik ağacı işte
Yapraklarından belli.

Bertolt Brecht