18 Nisan 2026

ÖLÜM SUSTUĞUDUR BİR SEVDİĞİN

Ölüm, sustuğudur bir sevdiğin,
    Biraz uzun...
Sararması bir güzel yüzün,
     Biraz katı...
Günlerin azaltması sevilenleri,
      Biraz hiç yok...
Ölümümüzle kavuşma ümidi,
       Biraz uzak...
Gözlerse billurları düşünülerin,
O çocukluktan kalma türkülerin
Eskidiği gözlerinde, derinde,
Ölüm billurlaşır ölülerin.

Hüsrev Hatemi

AYNALAR VE ZAMAN

erguvanlar geçip gittiler bahçelerden
geriye sadece erguvanlar kaldı

şair! bahçelere özenecek ne vardı?
işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ
ne aradık sözcüklerin kuytularında
ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde?
Zaman'ın sırı hâlâ duruyor olmalı ki üzerimizde
biz bakınca görünen aynalardı

nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı
bir yazın tiniyle bir güzün bedeni
hem birleşti hem de ayrıldı sizde
şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde...
nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:

kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı

Hilmi Yavuz

17 Nisan 2026

ŞİMDİ NEDENSE

şimdi nedense her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı

biliyorsun en bakımlı bahçe
sessizliktir
gülüşler oraya sürgün edildi
acıların kardeş olduğunu
kimse anlayamadı

sevdalarda olsun, ilkyaz ölümlerinde olsun
geçit vermeyen akarsu olmaz
gülün kendini işlemek için
çırağı ya da ustası yoktur

çocuklar! bağışlayın beni
sözlerimi boz üveyiklerin
hırçın tuzuna batırıp bakın
hüzünden daha kötü bir yolaçıcı olabilir mi?

şimdiye kadar olmadı

ama şimdi, nedense, her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı

Hilmi Yavuz

15 Nisan 2026

SENİ SELAMLIYORUM

seni selamlıyorum ve yanında oturuyorum
senin ıssızlığında benim kocaman kentim yükselir.

kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin ıssızlığında bulmuşum bu gerçeği

yorgun argın, ikircikliğin kör patikalarından geliyorum
doluyum seninle bir ayna gibi
hiçbir şey yatıştıramaz beni
ne kollarının dalı ne teninin ırmakları.

sensiz sönüğüm, gecede bir kentim
sen ışıyorsun
sıcaklığını uzaktan tadıyorum ve kentim uyanıyor
gürültülerle, ikirciklerle, çabalarla ve çabalarının ikircikli gürültüsüyle.

hiçbir şey artık yatıştırmak istemez beni
senden uzak gecede bir kentim ey güneş
ve batımın yakar beni

ben avare bir sabah peşinde dolaşmaktayım.

sen konuşuyorsun ben duymuyorum
sen susuyorsun ben haykırıyorum
benimlesin kendimsizim
ve sensiz kendimi bulamıyorum

hiçbir şey yatıştırmak istemez beni, yatıştıramaz.

kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin halvetinde bulmuşum bu gerçeği

gerçek büyüktür bense küçük, sana yabancıyım.

kuşun haykırışını duy
otun gölgesini birleştir gölgenle
beni kendinle tanıştır yabancım benim
beni kendinle birlik et

Ahmed Şamlu

KENDİNİ ÖLDÜREN ADAMIN ŞARKISI

Kendini Öldüren Adamın Şarkısı

Yalnız kalınca beni çarmıha germekti niyeti 
Fakat ben fırsat vermedim 
Dayadım hançeri boğazına.
...
Ne su verdim, 
Ne bir dua okudum, 
Dayadım boğazına hançeri 
Ve uzun bir kısaltmada 
Öldürdüm onu. 

Ona dedim: 
"-Düşmanın ağzıyla konuşursun ha!" 
Ve onu öldürdüm!

Benim adımı taşıyordu 
Ve hiç kimse bana onun kadar yakın değildi, 
Ve beni yabancılaştırdı
Size.

(Kat'-nâme, s. 58)
Ahmed Şamlu

Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür

Âh eylediğüm serv-i hırâmânun içündür
Kan ağladığum gonce-i handânun içündür

Ser-geşteliğüm kâkül-i müşgînün ucundan
Âşüfteliğüm zülf-i perişânun içündür

Bîmâr tenüm nergis-i mestün eleminden
Hûnin ciğerüm lâ’l-i dür-efşânun içündür

Yakdum tenümi vasl güni şem’ tek ammâ
Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânun içündür

Kurtarmağa yağma-yi gamundan dil ü cânı
Sa’yim nazar-i nergis-i fettânun içündür

Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandur
Cân içre seni sakladığum anun içündür

Vâ’iz bize dün dûzahı vasfetdi Fuzûlî
Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür

Fuzûlî

SONRALARI

bir gün benim de ölümüm gelir çatar
ışıklarında bir bahar gününün
tozlu dumanlı bir kışın ya da
haykırışsız şevksiz bir güzün

bir gün benim de ölümüm gelir çatar
birinde bu acı ya da tatlı günlerin
başka günler gibi boş bir günde
gölgesinde bugünün, ayrı günlerin

yanaklarım soğuk mermer
gözlerim karanlık dalanlara dönecek
ben boşalacağım acıdan haykırıştan
ansızın bir uyku beni çalacak

şiirin büyüsünden habersiz ellerim
defterim üzerine usulca süzülür
anımsarım ellerimde benim
bir zamanlar yalazlanırdı şiir

toprak her an beni kendine çağırır
gömsünler beni diye yoldan gelirler
mezarıma bir dal çiçek bırakırlar
ah belki yarı gece o sevgililer

benim hayatımın karanlık perdeleri
benden sonra her biri bir yöne çekilir
benim kağıtlarım ve defterlerim üstünde
tanımadık gözler süzülür

küçük odama adım atar
benden sonra anılarımdan habersiz biri
bağrımda ayna durur
bir tarak bir tel saç bir elin izi

kendimden ürkerim kalırım,
benden arda kalan her şey dağılır
ruhum bir kayığın yelkeni gibi
ufuklarda uzaklaşır, saklanır

günler, haftalar, aylar
birbiri ardınca hızla geçer
dalıp durur yollara senin
gözlerin mektubu bekler

benim soğuk vücudumu ancak
bağrına basmıştır toprak
benim kalbim çürür orada, sensiz
senin kalbinin çarpmasından uzak

sonraları ben adımı yağmur ve rüzgâr
usulca taşın yüzünden yıkayacak
mezarım adsız kalacak yol kenarında
arın, ayıbın söylencesinden uzak.

Furuğ Ferruhzad
-Yaralarım Aşktandır-

Çeviri: Haşim Hüsrevşahi