Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
03 Haziran 2026
İTHAF
İSTEMEM EKSİK OLSUN
İstemem Eksik Olsun
Ya ne yapmak lâzımmış?
Sağlam bir dayı bulup çatmak sırnaşık gibi,
Bir ağaç gövdesini tıpkı sarmaşık gibi,
Yerden etekleyerek velinimet sanmak mı?
Kudretle davranmayıp hileyle tırmanmak mı?
İstemem eksik olsun!
Herkes gibi, koşarak, yabanın zenginine methiyeler mi yazmak
Yoksa nâzırın yüzü gülecek diye bir an
Karşısında takla mı atmak lâzım her zaman?
İstemem eksik olsun!
Ricaya mı gitmeli? Kapı kapı dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Yoksa nasır mı tutsun sürünmekten dizlerim?
Yahut eğilmekten mi ağrısın ötem berim?
İstemem eksik olsun!
Tazıya tut, tavşana kaç mı demeli?
Belki kaz gelir diye bana tavuk mu göndermeli?
Yoksa bir fino gibi susta durmak mıdır ki, acep en münasibi?
İstemem eksik olsun!
Bir kibar salonunda kucak kucak dolaşıp boy atmak ve sonunda,
Marifet şiire koyup kameri, yıldızları,
Aşka getirmek midir, evde kalmış kızları?
İstemem eksik olsun!
Yahut şan olsun diye, meşhur bir kitapçıya giderek,
veresiye şiir mecmuası mı bastırmalı?
İstemem eksik olsun!
Acaba bulup bir alay sersem
Meyhane köşesinde dâhi olmak mı hüner?
İstemem eksik olsun!
Bir tek şiirle yer yer dolaşıp da
Herkesten alkış mı dilenmeli?
İstemem eksik olsun!
Yoksa bir sürü keli sırma saçlı diyerek
Göğe mi çıkarmalı?
Yoksa ödüm mü kopsun bir Allah’ın aptalı
Gazeteye bir tenkit yazacak diye her gün?
Yahut sayıklamak mı lâzım:
Adım görünsün ‘Aman!’ diye şu meşhur Mercure ceridesinde.
İstemem eksik olsun!
Ve tâ son nefesinde bile çekinmek, korkmak, benzi sararmak, bitmek,
Şiir yazacak yerde ziyaretlere gitmek,
Karşısında zoraki sırıtmak her abusun.
Eksik olsun istemem, istemem eksik olsun!
Fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya,
Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
İsteyince şapkayı ters giymek, karışanı olmamak.
Bir hiç için ya kılıcına veya kalemine sarılmak
Ve ancak duya duya yazmak,
Sonra da gayet tevazula kendine:
Çocuğum! Demek, bütün bunları hoş gör yine,
Hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
Varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
Ara hakkını hatta kendi nefsinden bile.
Velhasıl bir tufeylî zilletiyle tırmanma!
Varsın boyun olmasın söğüt kadar,
Bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar?
Kavaklar sıra sıra dikilse de karşına
Boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!
Cyrano de Bergerac, Edmond Rostand Çeviren: Sabri Esat Siyavuşgil
KANLI MASAL
aklım, haklıyım, et firarım!
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan ölümümü diledin.
mayıstı.
seni o yüzden bağışladım!
ben en çok mayısta su içerim
derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar
ben en çok mayısta öne eğerim başımı
içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar
avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
mayısta öğrenmiştim;
ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı
ve kim bilir
mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır
tiril tiril bembeyaz bir giysiyle
rüzgârda ayakların çıplak
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak
biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz
cesaret işiydi, delikanlıcaydı,
bu korkunç sevgide
yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz
el değmemiş yalnızlıklara kalkışmamız
yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz
bu evcilik oyununda bile duldum
hatırla
sana dizlerimi
sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum;
çevirdikçe bedenini ruhunun radyo dalgalarında
cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aşktı
boktu püsürdü
hatırla, senin gözlerin çokulusluydu
senin gözlerin ham kadınsızdı
çamurdandı
ağzımda getirdiğim kar suyunu
kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin
yatağa döküldü
yatağıma döküldün
yatağına döküldüm
ve ben bu sonsuz savruluşta
o gece
bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!
senin oldum!
karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin
senin mahşer atlısı dudaklarına
en çok da dudaklarına sokuldum!
üşüyordum,
üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını
bir tay sığınırcasma anasına
bana ölünle uyudum! anlıyor musun., işitiyor musun..
cesedine yeni baştan hayat verebilmek için
ihtiyarladım., ihtiyarladım..
ben zaten kendimi aşklarda
hep kalkışılmış müthiş intiharlarla yaraladım!
koştum sürekli
bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum
bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
telaşlanır, ağlar
babasını sorar çevresindekilere
öldüğünü bildiği halde
adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın
bir dikilir bir çöker ya
kalbine secde eden intikam
tam
tam yaza girecekken
yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken
sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı
-geri döner., döner değil mi., diye
birkaç kırık sözcük., buruşuk..
-öldürürüm o zaman, kurtulurum., deyip sustuğun
-kaçarım sonra, kimse sormaz., deyip yığıldığın
nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı
gibi süzülürken mayıs, ah bach!
nasıl yedirirdim ihanetini kendime
o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım
her şey ama her şey el ele mayıstı
seni o yüzden bağışladım!
uzanıp topraktan çıkarttın beni
tozumu sildin, hohladın, parlattın
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan
-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi
mayıstı, mecburdum,
seni o yüzden bağışladım!
02 Haziran 2026
NOTLAR DÜŞTÜK YETİM GÖVDELERİMİZE
HERKES, OLABİLDİĞİNCE KENDİ SESİNİ BULMALI VE HAYATA CEVAP VERMELİ
31 Mayıs 2026
ÜMİT KÖTÜLÜKLERİN EN KÖTÜSÜDÜR, ÇÜNKÜ İŞKENCEYİ UZATIR
“Bu, insana göre bir seçim değildir. Bu insanca bir çözüm değil, kendi dışındaki bir yanılsamaya tutunmaktır. Böyle bir seçim, başka bir şeyi, doğaüstü bir şeyi seçmek, insanı daima güçsüz kılar. Daima onu olduğundan daha fazla küçültür. Ben bizi olduğumuzdan daha yüce yapacak şeyleri severim!”
“Artık soyut insan hakkında değil de,” diye ısrar etti Breuer, “Etiyle kanıyla capcanlı bir insan hakkında konuşalım, yani hastam hakkında. Onun durumunu düşünün. Birkaç haftası, hatta birkaç günü kaldı! Onunla seçimler hakkında konuşmanın ne anlamı olabilir?”
Nietzsche yılmadan, anında cevabı yapıştırdı. “Ölmek üzere olduğunu bilmezse, nasıl öleceği konusunda bu adam nasıl karar verecek?”
“Nasıl öleceği konusunda mı dediniz Profesör Nietzsche?”
“Evet, ölümü nasıl karşılayacağına karar vermek zorundadır: Belki birileriyle konuşacak, öğütler verecek, o güne kadar sakladığı sözleri söyleyecek, çevresindekilerle vedalaşacak ya da bir köşeye çekilecek, ağlayacak, ölüme meydan okuyacak, lanetleyecek, belki de ona minnettar olacaktır.”
“Siz hâlâ soyut ve ideal bir şeyden söz ediyorsunuz, ama ben kanlı canlı bir adamla karşı karşıyayım. Onun öleceğini, hem de büyük acılar çekerek öleceğini biliyorum. Neden adamın kafasına balyoz gibi indireyim? Her şeyden öte, bu adamın ümidinin korunması gerekiyor. Doktordan başka ona kim ümit verebilir?”
“Ümit mi? Ümit en son kötülüktür!”
Nietzsche adeta haykırmıştı. “İnsanca, Pek İnsanca adlı kitabımda ileri sürdüğüm gibi, Pandora’nın kutusu açılıp, Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman, orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit. O zamandan beri, yanlışlıkla kutuyu ve içindeki ümidi iyi şans olarak yorumladık. Fakat Zeus’un arzusunun, insanların kendilerini işkenceye teslim etmeleri olduğunu unuttuk. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.”
Irvin D. Yalom
Nietzsche Ağladığında
IF THEY WANT TO LEAVE, HELP THEM GET OUT
You meet a woman, you think you are the best thing that ever happened to her. No, you are not. No matter who you are.
You are just a human being relating with this person.
As long as they still want to relate with you. If they reach a point where they don’t accept it anymore…
Thank them for the time they gave you and walk away. That’s just the way it should happen.
And then I hear, and the Chief Justice mentioned that there are many divorces being filed and people are alarmed. Why are you alarmed?
You should celebrate that people who have been together and have reached a point where they no longer want to be together have taken the route that we have provided to dissolve the union.
Because if it doesn’t happen this way, it may happen in other ways that we do not want.
And the problem again with the law itself is that…
And that is the challenge I faced with that couple.
It says it is a no-fault divorce system. In other words, you don’t need to establish fault.
In other jurisdictions, they simply say “irreconcilable differences” and that is enough.
In our jurisdiction, you have to say, “I caught this person with so-and-so, and then I chased them, and then this happened…”
You actually have to embarrass yourself in order to get out.
Yet when you got married, we didn’t interview you. We didn’t ask you questions. We didn’t even check whether you and this person should be together.
Maybe if we had done that, we would have told you this is not the right thing for you to do at all, or at least not now.
But we didn’t do that. So to get married you go to a marriage officer and you are married.
But when you go out, now you have to go to court and allege all sorts of things.
Why can’t you just say, “Well, I think I made a mistake. I shouldn’t have gone into this”?
In a way, society itself imposes expectations on these relationships that are unreasonable.
It puts pressure on people, some of them very young, inexperienced, and at times immature.
And when they run into problems, we act shocked.
And when they go to court to get out, we frown upon it.
I am not encouraging divorce. Let me be clear.
I am encouraging harmony.
And where there is disharmony, I am encouraging people to step back, step away from each other, and maintain that cosmic harmony that must always prevail.
And so gender-based violence arises, it seems to me, from an attitude of non-acceptance of certain realities that will from time to time strike.
They may not visit you once or twice. You may think you are cursed every time it happens.
Keep going. As long as you are alive, keep going.
Close the chapter and open another one, without violence, without recrimination.
Because when we sit here and we theorize about these things, they become detached, distant, as if others are immune.
No. Pastors, professors, everyone — we are all human.
Let us accept and understand this.
So that if the person looks like they want to get out, help them get out.
Check with them: are you still in or out? Nicely. No fights.
This is maturity — emotional, psychological maturity.
But for you, it is beyond maturity. It is part of your training, part of your discipline.
Because you are people trained in the use of lethal force.
So don’t use it. The reason you are trained this way is so that you understand and respect the sanctity of human life.
Gender-based violence is a gross violation of the sanctity of human life.
It is a violation of bodily integrity, regardless of what that person may have done or not done.
And I must also say that I have been misunderstood and distorted.
There is an informal group called the “Stingy Men’s Association,” and another called the “Men’s Conference.”
After I made these remarks, I received threats from them.
They said, “At the next meeting we will expel you.”
And I said, “No, you cannot expel me without a hearing. You must summon me to a trial.”
But here is what I said, and I still believe it:
Giving is not transactional.
Do not give expecting something in return.
Do not give as if you are buying a favor.
Give because it is a good thing to do. It makes you feel good. It doesn’t matter what the other person does.
It is a good thing to help another human being.
And I want to humanize these things.
You are uniformed, armed, disciplined people, but you are also human beings.
You enter relationships. You live in families. You get married. You have children.
You face betrayal like everyone else.
And you are not immune to it.
What matters is not whether these things happen — they will happen — but how you react.
You have full control over how you react.
And sometimes you must react by not reacting at all.
And I once told a story…
A senior officer of the Botswana Defence Force came to me when I was a young lawyer.
He wanted a divorce and showed me bruises on his body.
He said his wife had been assaulting him.
I was angry at him while he was speaking.
I thought: this is a soldier, how can this happen?
But then he told me two things.
First, he grew up in an abusive household and vowed never to lay a hand on a woman.
Second, he said if he ever lost control, he would not stop — he would kill her.
So he restrained himself completely.
And I came to respect him deeply.
I learned that discipline can hold even in the face of extreme suffering.
So we must learn from such experiences.
When these situations arise, we must detach ourselves and not react.
When your partner leaves you, it is not a reflection of your worth.
It is not about you. It is about them.
Do not make it your identity.
Close that chapter. Move on.
It may even be a blessing.
Life is trial and error. There is no formula.
Even the best relationships are not a blueprint.
And sometimes, a woman will say she wants a divorce even though the husband is perfect.
He is a good man, an ideal man — but she is bored.
Life is like that.
And even being a good person is not always enough.
Because these things happen.
And when they happen, people must not lose their humanity.
There is no justification for violence under any circumstance.
None.
We must take this message seriously, especially to young and inexperienced people.
We are all human.
Duma Boko
---
Bir kadınla tanışırsınız ve onun hayatında başına gelmiş en iyi şey olduğunuzu düşünürsünüz. Hayır, değilsiniz. Kim olursanız olun fark etmez.
Siz sadece bir insansınız ve bu insanla ilişki kuruyorsunuz.
O kişi sizinle ilişki kurmak istediği sürece bu ilişki devam eder. Eğer bir noktaya gelir ve artık kabul etmezse…
Birlikte geçirdikleri zaman için teşekkür edin ve yolunuza devam edin. Olması gereken budur.
Ve sonra şunu duyuyorum; başyargıcın da belirttiği gibi, çok sayıda boşanma davaları açılıyor ve insanlar bundan endişe ediyor. Neden endişe ediyorsunuz?
Birlikte olmuş ve artık birlikte olmak istemeyen insanların, bu birliği sonlandırmak için belirlenmiş yasal yolu seçmiş olmalarını kutlamalısınız.
Çünkü bu şekilde olmazsa, istemediğimiz başka şekillerde olabilir.
Yine hukukun kendisiyle ilgili problem şudur…
Karşılaştığım bir çift üzerinden yaşadığım zorluk da buydu.
Yasa “kusursuz boşanma” sistemini kabul ediyor. Yani bir kusur ispatlamanız gerekmiyor.
Diğer bazı ülkelerde “uzlaşmaz farklılıklar” demek yeterlidir.
Ama bizde mahkemeye gidip, “onu şu halde yakaladım, sonra böyle oldu” gibi şeyler anlatmak zorundasınız.
Yani neredeyse kendinizi rezil etmek zorunda kalıyorsunuz.
Oysa evlenirken kimse sizi sorgulamadı, size “uygun musunuz” diye bakılmadı bile.
Sadece nikâh memurunun önüne gittiniz ve evlendiniz.
Ama ayrılırken mahkemeye gidip her şeyi anlatmak zorundasınız.
Neden sadece “hata yaptım, bu ilişkiye girmemeliydim” diyemiyoruz?
Toplumun bu ilişkilere bakış biçimi gerçekçi olmayan beklentiler dayatıyor.
İnsanlar üzerinde baskı oluşturuyor. Bazıları çok genç, tecrübesiz ve olgunlaşmamış.
Sorunlar ortaya çıktığında şaşırıyoruz.
Sonra insanlar boşanmak için mahkemeye gittiğinde onları ayıplıyoruz.
Açık konuşayım: Boşanmayı teşvik etmiyorum.
Ben uyumu teşvik ediyorum.
Ama uyum yoksa insanların birbirinden uzaklaşmasını ve “kozmik dengeyi” korumasını teşvik ediyorum.
Toplumsal şiddetin bir nedeni de bazı gerçekleri kabul etmemektir.
Bu şeyler zaman zaman olur. Belki bir kez, belki iki kez olur. Kendinizi lanetlenmiş gibi hissedebilirsiniz.
Ama devam edin. Hayatta olduğunuz sürece devam edin.
Sayfayı kapatın ve yeni bir sayfa açın. Kavgasız, suçlamasız, şiddetsiz.
Çünkü biz burada bu konuları teorik konuşurken, bunlar bize uzak görünür.
Ama hayır; hepimiz insanız. Din adamları, profesörler, herkes.
Hepimiz insanız ve bunu kabul etmeliyiz.
Eğer karşınızdaki kişi gitmek istiyor gibi görünüyorsa, gitmesine yardım edin.
Nazikçe sorun: Hâlâ birlikte misiniz, değil misiniz?
Kavga etmeden, sakin şekilde.
Bu duygusal ve psikolojik olgunluktur.
Siz disiplinli insanlar için bu aynı zamanda eğitiminizin bir parçasıdır.
Çünkü siz öldürme gücüne sahip insanlarsınız.
Bu yüzden bu gücü asla sivil birine karşı ya da gereksiz bir durumda kullanmamalısınız.
Bu disiplin, insan hayatının kutsallığını anlamak içindir.
Toplumsal cinsiyet temelli şiddet, insan hayatının kutsallığının ihlalidir.
Bir insanın bedensel bütünlüğüne yapılan bir saldırıdır.
Ve bu, ne olmuş olursa olsun hiçbir şekilde kabul edilemez.
Daha önce söylediklerimin yanlış yorumlandığını ve çarpıtıldığını da söylemek isterim.
“Siparişli erkekler derneği” diye bir şey varmış; ayrıca “erkekler konferansı” gibi gruplar…
Bu sözlerden sonra bana tehditler geldi.
“Bir sonraki toplantıda seni ihraç edeceğiz” dediler.
Ben de dedim ki: Beni yargısız ihraç edemezsiniz. Beni dinlemek zorundasınız.
Benim söylediklerim basit:
Vermek karşılık beklemek değildir.
Birine iyilik yaparken bunu bir alışveriş gibi yapmayın.
Sadece iyi olduğu için yapın.
İnsana iyi hissettirdiği için yapın.
Karşılık beklemeden yapın.
Bu disiplin meselesinde şunu da söylemek isterim:
Sizler üniformalı, silahlı, eğitimli insanlarsınız.
Ama aynı zamanda insansınız.
Aile kurarsınız, evlenirsiniz, çocuk sahibi olursunuz.
Herkes gibi ihanetle, acıyla karşılaşırsınız.
Bunlardan kaçış yoktur.
Önemli olan bunların olup olmaması değil, nasıl tepki verdiğinizdir.
Bazen hiç tepki vermemek en doğru tepkidir.
Sizler insan hayatını korumak için eğitildiniz.
Ama bu gücü zarar vermek için kullanamazsınız.
Savaşta bile kurallar vardır.
Hayatın kutsallığını korumak zorundasınız.
Bir anı paylaşmak isterim…
Genç bir avukatken bir asker bana geldi.
Boşanmak istiyordu ve vücudundaki morlukları gösterdi.
Eşi tarafından sürekli dövüldüğünü anlattı.
O anda içimde öfke hissettim ve “sen askersin, buna nasıl izin verirsin?” diye düşündüm.
Ama sonra neden hiçbir şey yapmadığını anlattı.
Çocukluğunda şiddet görmüştü ve asla bir kadına el kaldırmayacağına yemin etmişti.
Eğer bir gün kontrolünü kaybederse, duramayacağını ve onu öldürebileceğini söyledi.
O anda ona bakışım tamamen değişti.
Büyük bir disiplin ve irade görmüştüm.
Bundan şunu öğrendim:
İnsanlar travmalarla karşılaştığında bile kendini kontrol edebilir.
Bu olaylar bize şunu öğretmeli:
Tepki vermemeyi öğrenmeliyiz.
Bir ilişki bozulduğunda bu sizin değersiz olduğunuz anlamına gelmez.
Bu sizinle ilgili değildir, karşı tarafla ilgilidir.
Bunu kişiselleştirmeyin.
Belki de bu bir fırsattır.
Belki daha iyi biriyle karşılaşırsınız.
Hayat böyle; garanti yok.
Bir hukuk ortağım bir gün bir boşanma davası için beni çağırdı.
Kadın boşanmak istiyordu.
Sebep yoktu.
“Eşim mükemmel” diyordu.
Ama “hayat sıkıcı” dedi.
Mükemmel bir adam ama kadın sıkılmıştı.
Böyle şeyler olur.
Biz de kocaya söyledik.
Adam yıkıldı ama kabul etti.
Bazen iyi insan olmak bile yeterli değildir.
Olaylar olur.
Ve insanlar kontrolsüz şekilde kırılabilir.
Ama hiçbir koşulda şiddet veya ölüm gerekçesi olamaz.
Hiçbir gerekçe yoktur.
Bu mesajı özellikle disiplinli personele anlatmak gerekiyor.
Gençler var, tecrübesizler var.
Kendilerini her şeyin merkezinde sanıyorlar.
Ama hayır.
Hepimiz insanız.
Duma Boko
Botswana Devlet Başkanı