“Senin gibi bir aşk çiçeği ne yapar
Seher vakti yağdığında yağmurlar? ”
Diye mezar sordu güle.
“Ya senin o kuyu gibi ağzına
Düşen insan ne yapar daha sonra? ”
Diye sordu ona gül de.
“Ey karanlık mezar, amber ve bal
Kokusuna döner o damlacıklar
Anladın mı beni şimdi? ”
Mezar da dedi ki “Ey dertli çiçek,
Melek olup göklerde süzülecek
İçime düşen her kişi.”
(1837)
Victor Hugo
Çeviren: Tozan Alkan
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
22 Ocak 2015
Ayrılık Öncesinde Veda
Anacığım!
Öldürdüler evlatlarını senin
Ve sabretmeyi öğrettiler sana.
Anacığım!
Yılları senin yaşamının
benziyor birbirine
mezar taşları gibi,
Ve acı çekmeyi öğrettiler sana
umut bağlayıp göklere.
Fakat senin evlatlarının
daha başka oldu yazgısı
Çatladı sabır taşı
ve çatladı
tohumu acının
ve öfke ağacı fışkırdı ondan
Ve göklere bağlanan umudun
sonu geldi.
Umut biziz, kendimiz!
Biz ki, dünün
Köleleri;
çıplak ırgatlar
kahve plantasyonlarında:
Biz ki, aç her zaman,
her zaman susuz,
biz ki, aydınlıktan
yoksun;
kör, cahil,
ve bildiğimiz tek okul
efendilerimizin buyruğu...
Korkardık
yürümekten toprak üstünde
altında atalarımızın yattığı;
severdik,seni
hırsızlama
bir başkasının malını çalar gibi;
sana biz, "ana" diye
seslenmeye korkardık...
Anacığım, yurdum!
Şimdi değiştik artık.
Kendimiz kurtardık
boynumuzu boyunduruktan
Ve dönüşü yok artık bu yolun
Yaşamdan korkmuyoruz
bu, ölümden de korkmuyoruz demektir.
Biziz umudu
Angola'nın
Ve bizim
savaşımız
sana mutluluğu getirecektir!
Agostinho Neto
Çeviri : Ataol Behramoğlu
Öldürdüler evlatlarını senin
Ve sabretmeyi öğrettiler sana.
Anacığım!
Yılları senin yaşamının
benziyor birbirine
mezar taşları gibi,
Ve acı çekmeyi öğrettiler sana
umut bağlayıp göklere.
Fakat senin evlatlarının
daha başka oldu yazgısı
Çatladı sabır taşı
ve çatladı
tohumu acının
ve öfke ağacı fışkırdı ondan
Ve göklere bağlanan umudun
sonu geldi.
Umut biziz, kendimiz!
Biz ki, dünün
Köleleri;
çıplak ırgatlar
kahve plantasyonlarında:
Biz ki, aç her zaman,
her zaman susuz,
biz ki, aydınlıktan
yoksun;
kör, cahil,
ve bildiğimiz tek okul
efendilerimizin buyruğu...
Korkardık
yürümekten toprak üstünde
altında atalarımızın yattığı;
severdik,seni
hırsızlama
bir başkasının malını çalar gibi;
sana biz, "ana" diye
seslenmeye korkardık...
Anacığım, yurdum!
Şimdi değiştik artık.
Kendimiz kurtardık
boynumuzu boyunduruktan
Ve dönüşü yok artık bu yolun
Yaşamdan korkmuyoruz
bu, ölümden de korkmuyoruz demektir.
Biziz umudu
Angola'nın
Ve bizim
savaşımız
sana mutluluğu getirecektir!
Agostinho Neto
Çeviri : Ataol Behramoğlu
Düş
Kumda yürürken
karar verdim senden ayrılmaya.
Titreyen karanlık çamura
bastım,
ve battığımda ve sen geldiğinde,
beni terk etmen gerektiğine
karar verdim, batan bir taş gibi
batırırken beni,
ve hazırlandım yitişine
adım adım:
kestim köklerini,
yalnız bıraktım seni rüzgârda.
Ah, bu dakikadaydı,
canım sevgilim, ki bir düş
sakladı seni
korkunç kanatlarıyla.
Sandın ki çamur yutmuş seni,
ve seslendin bana, ve yardım etmedim sana,
battın, kımıltısızca,
dirençsiz,
boğulana dek kumun ağzında.
Sonra
rastladı kararım düşünle,
ve ruhlarımızı ezen
kopmadan sonra,
yeniden çıktık ortaya, çıplak,
ve seviştik birbirimizle
düşsüz, kumsuz,
büsbütün ve ışıltılı,
ateşle mühürlenmiş.
Pablo Neruda
karar verdim senden ayrılmaya.
Titreyen karanlık çamura
bastım,
ve battığımda ve sen geldiğinde,
beni terk etmen gerektiğine
karar verdim, batan bir taş gibi
batırırken beni,
ve hazırlandım yitişine
adım adım:
kestim köklerini,
yalnız bıraktım seni rüzgârda.
Ah, bu dakikadaydı,
canım sevgilim, ki bir düş
sakladı seni
korkunç kanatlarıyla.
Sandın ki çamur yutmuş seni,
ve seslendin bana, ve yardım etmedim sana,
battın, kımıltısızca,
dirençsiz,
boğulana dek kumun ağzında.
Sonra
rastladı kararım düşünle,
ve ruhlarımızı ezen
kopmadan sonra,
yeniden çıktık ortaya, çıplak,
ve seviştik birbirimizle
düşsüz, kumsuz,
büsbütün ve ışıltılı,
ateşle mühürlenmiş.
Pablo Neruda
Sözün Acıydı
Sözün acıydı, yolun dolambaçlı…
Yedi uzun yıl geçerek
Yedi yıl dolaştın durdun…
İçimden bir his şöyle diyor:
Ayrıl arkadaşlarından istasyonda
Sabahleyin git kente
İliklenmiş ceketinle
Bir dam ara
Ve bir arkadaşın çalarsa kapını
Aç! Haaa…Açma…
Yine de ört hislerini
Rastlarsan ana babana
İstanbul´da ya da başka bir yerde
Yürü git yabancı gibi
Yok ol köşede
Tanıma!
Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü
Göster! Aaah! Gösterme, gösterme yüzünü
Yine de gizle, ört hislerini
İşte burada ye şu eti, çekinme
Git rastgele bir eve yağmur yağınca
Otur bir sandalyeye
Ama çok kalma
Şapkanı da unutma
Söylüyorum sana
Ört hislerini
Ne söylediysen bir daha söyleme
Düşüncelerini bir başkasında bulursan tanıma
Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen
Kimsenin yanında bulunmamış ve kimseyle konuşmamışsan
Nasıl yakalayabilirler seni
Ört hislerini…
Dikkat! Ölümü düşündüğünde
Mezar taşın olmasın yattığın yeri belirten
Üzerinde bir yazıyla seni ele veren
Ölüm tarihiyle seni açığa çıkaran
Bir kez daha, son bir kez daha
Ört hislerini…
Sevdiğim söylüyor bensiz olamayacağını
Bu yüzden kendime dikkat ediyorum
Yolda yürürken önüme bakıyorum
Ve korkuyorum her yağmur damlasından
Sanki beni ezeceklermiş gibi…
Sen yine de bana bakma
Ne giydiğini yaz bana
Sıcak tutuyor mu?
Uyuduğun yeri yaz bana
Yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana
Yüzün aynı mı?
Sorulardır sana bütün verebildiğim
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim
Yorgunsan uzatamam elimi
Ya da açsan besleyemem
Sanki bu dünyada hiç yokmuşum
Unutmuşum gibi seni…
Sözün acıydı, yolun dolambaçlı…
Yedi uzun yıl geçerek
Yedi yıl dolaştın durdun…
Dursun Ali Erzincanlı
Yedi uzun yıl geçerek
Yedi yıl dolaştın durdun…
İçimden bir his şöyle diyor:
Ayrıl arkadaşlarından istasyonda
Sabahleyin git kente
İliklenmiş ceketinle
Bir dam ara
Ve bir arkadaşın çalarsa kapını
Aç! Haaa…Açma…
Yine de ört hislerini
Rastlarsan ana babana
İstanbul´da ya da başka bir yerde
Yürü git yabancı gibi
Yok ol köşede
Tanıma!
Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü
Göster! Aaah! Gösterme, gösterme yüzünü
Yine de gizle, ört hislerini
İşte burada ye şu eti, çekinme
Git rastgele bir eve yağmur yağınca
Otur bir sandalyeye
Ama çok kalma
Şapkanı da unutma
Söylüyorum sana
Ört hislerini
Ne söylediysen bir daha söyleme
Düşüncelerini bir başkasında bulursan tanıma
Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen
Kimsenin yanında bulunmamış ve kimseyle konuşmamışsan
Nasıl yakalayabilirler seni
Ört hislerini…
Dikkat! Ölümü düşündüğünde
Mezar taşın olmasın yattığın yeri belirten
Üzerinde bir yazıyla seni ele veren
Ölüm tarihiyle seni açığa çıkaran
Bir kez daha, son bir kez daha
Ört hislerini…
Sevdiğim söylüyor bensiz olamayacağını
Bu yüzden kendime dikkat ediyorum
Yolda yürürken önüme bakıyorum
Ve korkuyorum her yağmur damlasından
Sanki beni ezeceklermiş gibi…
Sen yine de bana bakma
Ne giydiğini yaz bana
Sıcak tutuyor mu?
Uyuduğun yeri yaz bana
Yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana
Yüzün aynı mı?
Sorulardır sana bütün verebildiğim
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim
Yorgunsan uzatamam elimi
Ya da açsan besleyemem
Sanki bu dünyada hiç yokmuşum
Unutmuşum gibi seni…
Sözün acıydı, yolun dolambaçlı…
Yedi uzun yıl geçerek
Yedi yıl dolaştın durdun…
Dursun Ali Erzincanlı
Ben Böyle Olmamalıydım
Ben, böyle olmamalıydım
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.
İçime bir ateş düşmeliydi
Ayaklarımın feri kesilmeliydi.
Kendimden geçmeliydim sonra…
Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda
Ama bunu kimse duymamalıydı,
Seni, mahşere kadar saklamalıydım.
Ben böyle olmamalıydım
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa
Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
Ben hep sana yormalıydım.
Gece yıldızlarını serpince göğe
Seni görmek için uyumalıydım.
Şarkılar kime söylenirse söylensin
Sana diye dinlemeliydim.
Türküler dolmalıydı odama,
Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses
Selvi boylu yâr sen olmalıydın
Kömür gözlüm ateşine düşeli
Senin için söylenmiş söz olmalıydı.
Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice
Bir keman, incecik çığlık olmalıydı
Ama bunu kimse bilmemeliydi,
Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Böyle olmamalıydım,
Kelimeler Taif´i taşıyınca kulaklarıma
Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.
Haremde bir ikindi vakti
Kem gözler çevrilince sana
Ve vefasız eller uzanınca yakana
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
Sen ötelere hazırlanırken,
Öteler senin için süslenirken,
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
Perdenin son kez kapanması gibi,
Kapanmalıydı gözlerim.
Sonra içime doğru gerilip,
Seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
´Allah(C.C.) ´ deyip,
Düşmeliydim yere.
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamıydım.
Ve mahşer günü…
Uzaktan seni seyretsem.
Sana yakın olmak için can atsam.
Beni engelleseler,
´Sen kim yakınlık kim? ´ deseler.
Ben ağlamaktan konuşamasam.
Gözlerini çevirsen bana.
´Benim cennetim bana bakan gözlerindir.´
Ve tebessüm etsen.
Ama bunu kimse görmese,
Seni ebede kadar saklasam. -
Dursun Ali Erzincanlı
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma.
İçime bir ateş düşmeliydi
Ayaklarımın feri kesilmeliydi.
Kendimden geçmeliydim sonra…
Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda
Ama bunu kimse duymamalıydı,
Seni, mahşere kadar saklamalıydım.
Ben böyle olmamalıydım
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa
Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan
Ben hep sana yormalıydım.
Gece yıldızlarını serpince göğe
Seni görmek için uyumalıydım.
Şarkılar kime söylenirse söylensin
Sana diye dinlemeliydim.
Türküler dolmalıydı odama,
Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses
Selvi boylu yâr sen olmalıydın
Kömür gözlüm ateşine düşeli
Senin için söylenmiş söz olmalıydı.
Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice
Bir keman, incecik çığlık olmalıydı
Ama bunu kimse bilmemeliydi,
Seni mahşere kadar saklamalıydım.
Böyle olmamalıydım,
Kelimeler Taif´i taşıyınca kulaklarıma
Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı,
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde.
Uhud anılırken, dişlerine sızı düşmeliydi.
Haremde bir ikindi vakti
Kem gözler çevrilince sana
Ve vefasız eller uzanınca yakana
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi.
Sen ötelere hazırlanırken,
Öteler senin için süslenirken,
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni,
Perdenin son kez kapanması gibi,
Kapanmalıydı gözlerim.
Sonra içime doğru gerilip,
Seni bize lutfedenin ismini haykırıp,
´Allah(C.C.) ´ deyip,
Düşmeliydim yere.
Ama bunu kimse bilmemeliydi.
Seni mahşere kadar saklamıydım.
Ve mahşer günü…
Uzaktan seni seyretsem.
Sana yakın olmak için can atsam.
Beni engelleseler,
´Sen kim yakınlık kim? ´ deseler.
Ben ağlamaktan konuşamasam.
Gözlerini çevirsen bana.
´Benim cennetim bana bakan gözlerindir.´
Ve tebessüm etsen.
Ama bunu kimse görmese,
Seni ebede kadar saklasam. -
Dursun Ali Erzincanlı
20 Ocak 2015
Şirinevler Kitabevi
Kitabevlerinin birer birer kapandığı veya pasajlara sıkıştığı bir dönemde Şirinevler meydanında (Denizbank'ın yanında) kitabı, okurun kolay ulaşabileceği noktada sunmaya çalışıyor.
Eski günlere özlemle, kitabevlerinin sadece kitap alınıp çıkılan bir yer değil, oturup -her zaman taze olmasa da - bir çay içilip muhabbet edilebilen bir mekan olmasına çaba göstermekte.
Hemen her gün meraklı bir komşunun; "3 liraya kitap satarak buranın kirasını nasıl çıkaracaksın" sorusuna veya "keşke kafe yapsaydın daha çok kazanırdın" tavsiyesine muhatap olması bir yana, okurun da aynı tepkileri göstermesine rağmen gülümsemeye çalışan 25 yıllık bir kitapçı tarafından işletilen bir mekan.
Herkesin bakkalım, berberim, manavım dediği dönemlerin geride kalmakta olduğunu biliyorum. Ama bu alışkanlığınız hâlâ varsa, bunların arasına "kitabevim"i de katın. Ama burası ama başka bir kitabevi; Benim kitapçım dediğiniz bir mekanınız olsun lütfen.
Eski günlere özlemle, kitabevlerinin sadece kitap alınıp çıkılan bir yer değil, oturup -her zaman taze olmasa da - bir çay içilip muhabbet edilebilen bir mekan olmasına çaba göstermekte.
Hemen her gün meraklı bir komşunun; "3 liraya kitap satarak buranın kirasını nasıl çıkaracaksın" sorusuna veya "keşke kafe yapsaydın daha çok kazanırdın" tavsiyesine muhatap olması bir yana, okurun da aynı tepkileri göstermesine rağmen gülümsemeye çalışan 25 yıllık bir kitapçı tarafından işletilen bir mekan.
Herkesin bakkalım, berberim, manavım dediği dönemlerin geride kalmakta olduğunu biliyorum. Ama bu alışkanlığınız hâlâ varsa, bunların arasına "kitabevim"i de katın. Ama burası ama başka bir kitabevi; Benim kitapçım dediğiniz bir mekanınız olsun lütfen.
Düşüncenin Kalbi Kitabevleri
Şehirlerde düşüncenin kalbi kitapevleri bulunmaktadır. Belli pasajlarda veya sokaklarda bulunan kitabevleri, şehre yaşam ve direnç katan unsurların başında gelmektedir. Mağaza vitrinlerinin hoyrat çağrıları, tüketim sarhoşu olmuş insanların boş ve melül bakışları arasında, başıboşluğun had safhaya vardığı şehirlerde kurtuluş limanı gibidir.
1950’li yıllardan itibaren ideolojilerin canlı olduğu dönemde kitabevleri düşünsel hareketliliğin ve etkinliğin merkeziydi. Kitabevleri bir okul vazifesi görüyordu. İdeolojiyi taşımak için kitabevi pratik bir rol üstlenmiş oluyordu. Buraya en son çıkan kitaplar gelir ve okuyucu ile buluşurdu. Ancak belli bir görüşü yansıtan kitaplar geldiği için farklı görüşleri tanımak mümkün olmuyordu. Buralar buluşma merkeziydi. İnsanlar bir araya gelir, gündemi tartışır, fikir alışverişinde bulunurdu. İdeolojik öğretilerin köprüsü işlevini görüyordu. Yasaklı kitaplar, yasaklı düşünceler buradan insanlara ulaşırdı.
12 Eylül süreci önemli bir kırılmayı da beraberinde getirdi. 90’lı yıllara kadar kitabevleri etkinliklerini devam ettirseler de modern çağın alış veriş kültürüne adapte olmaya başladı. Yayıncılıkta tekelleşme, korsan yayın ve okuma ihtiyacının azalması ile birlikte kitabevleri birer birer kapandı. Artık bazı şirketlerin kontrolü altında kitabevi zincirleri oluştu. Bunlarda ise farklı bir tekelcilik oluştuğu için kitapların okuyucu buluşması engellenmiş oldu. Bu zincirlerin sahibi olan holding veya grupların düşüncelerinin kabul etmediği eserlerin pazarlanması ve bulundurulması sorun halini almaktadır.
Son yıllarda kitapçılar düşünce, roman, felsefe gibi türlerden ziyade okul test kitaplarına dönüş yaşanmıştır. Gerçek anlamda Okurlar hızla azalmaktadır. Eve gazete almayan, bulduğu her fırsatta televizyon kumandasına sığınan bir aile içinde birey zaten kitap ve okuma kültürüne yabancı halde yetişir. Okulda ise Test manyağı olmuş, iğdiş edilmiş, atom bombası etkisinde bilinç saldırısına uğramış beyinlerden bundan fazlası beklenemez. İlkokuldan başlayarak öğrencilerin- çocukların kitap okuma alışkanlığı verilmek değil aksine kitap okuma isteği köreltilmekte ve okumasına engel olunmaktadır. Üniversite öğrencileri de ders hocalarının çoğu absürd kitapları dışında bir tercihe yönelmeyi abes görmektedirler. Kütüphaneler ise müzelik kitaplar sergisi olmaktan öteye geçmemektedir. Kitapçılarda bu sürece paralel olarak mecburen ayakta kalabilmek için sınavlara yönelik türlere ağırlık vermeye başlamışlardır. Yaygın olan sınav hazırlık kitapları ve dergileridir.
Kitap ile olan ilintimiz ve ilgimiz git gide düşmektedir. Çeşitli vesilelerle geçmişte yürütülen bazı kampanyalarla kitap okuma oranı ivme kazanmışsa da bu süreklilik kazanmamıştır. Her değişim ters yönlü aksettiği ülkemizde internet ve televizyon alışkanlığının okuma şuuruna olumsuz etkisi görünmektedir. Bunu sadece internet ve televizyona yüklemekte haksızlık olur. İdeolojilerin prangalarından kurtulalım derken hazların köleliğine razı duruma gelinmiştir.
Şehirlerde düşüncenin kalbi kitapçılara gidip kitap almayı bırakın; seçen, inceleyen bulunmamakta ve alan ise nadirdir. Kitapçılar okuyucunun ilgisini çekecek ortamlar hazırlarken, diğer yandan ticari eksenli olaya bakıldığı için Kitapsever kitapçı çok azdır. Mağaza tezgahtarları gibi olan çalışanlarda okuyucuya fraklı kitap alternatifleri sunamamaktadır. Teknolojiperestleştiğimiz bu dönemde kitabın gerçek değerini anlayacak bir şuur sahibi olan kişiler azalmaktadır. Belli şehirler dışında dolgun fuarcılık çalışmasıyla okuyucunun kitap ile olan ilintisi kurulmamaktadır.
Sanal kitabevleri kitap satış organizasyonunda farklı bir açılım sağlamıştır. Okuyucu kitabı internette takip etmekte ve 1- 2 gün içinde teslim edilebiliyor. Kitap hakkındaki yorum ve değerlendirmeleri anında bulabilmektedir. İndirimler ile okuyucu lehine yarar sağlanmış da bulunmaktadır.
Kitaptan ve kitapçılardan soyutlanmış bir şehir deprem gecesi yaşanan hasardan çok büyük yıkıma uğramış ve karanlıktan daha büyük bir karanlığa mahkûm olmuş demektir. Bu yıkım ve karanlığa karşı kitab meşalesi ile karanlığı yarmak ve bu şehri aydınlatmak mümkündür. Düşünce tembelliğinin had safhaya ulaştığı bu zamanda kitapsızlaştığımız bir dönemde inadına kitap! diyerek bu algılayışın kırılması sürecini olgunlaştırmak gerekir. Bu şehir kitaptan yayılan bilgi- adalet ve özgürlük ile kendi kimliği bulacaktır. Asıl nedeni bilincimizde olan okumama hastalığına tutulmuş bilincimizi acilen tedavi ettirip bilginin sonsuz aydınlığında uzun bir yolculuğa çıkmaya hazır olmalıyız. Okumaz ve yazmaz bir toplumun geleceğini aramaya gerek yoktur. Çünkü onlar için gelecek yoktur.
Rüstem Budak
1950’li yıllardan itibaren ideolojilerin canlı olduğu dönemde kitabevleri düşünsel hareketliliğin ve etkinliğin merkeziydi. Kitabevleri bir okul vazifesi görüyordu. İdeolojiyi taşımak için kitabevi pratik bir rol üstlenmiş oluyordu. Buraya en son çıkan kitaplar gelir ve okuyucu ile buluşurdu. Ancak belli bir görüşü yansıtan kitaplar geldiği için farklı görüşleri tanımak mümkün olmuyordu. Buralar buluşma merkeziydi. İnsanlar bir araya gelir, gündemi tartışır, fikir alışverişinde bulunurdu. İdeolojik öğretilerin köprüsü işlevini görüyordu. Yasaklı kitaplar, yasaklı düşünceler buradan insanlara ulaşırdı.
12 Eylül süreci önemli bir kırılmayı da beraberinde getirdi. 90’lı yıllara kadar kitabevleri etkinliklerini devam ettirseler de modern çağın alış veriş kültürüne adapte olmaya başladı. Yayıncılıkta tekelleşme, korsan yayın ve okuma ihtiyacının azalması ile birlikte kitabevleri birer birer kapandı. Artık bazı şirketlerin kontrolü altında kitabevi zincirleri oluştu. Bunlarda ise farklı bir tekelcilik oluştuğu için kitapların okuyucu buluşması engellenmiş oldu. Bu zincirlerin sahibi olan holding veya grupların düşüncelerinin kabul etmediği eserlerin pazarlanması ve bulundurulması sorun halini almaktadır.
Son yıllarda kitapçılar düşünce, roman, felsefe gibi türlerden ziyade okul test kitaplarına dönüş yaşanmıştır. Gerçek anlamda Okurlar hızla azalmaktadır. Eve gazete almayan, bulduğu her fırsatta televizyon kumandasına sığınan bir aile içinde birey zaten kitap ve okuma kültürüne yabancı halde yetişir. Okulda ise Test manyağı olmuş, iğdiş edilmiş, atom bombası etkisinde bilinç saldırısına uğramış beyinlerden bundan fazlası beklenemez. İlkokuldan başlayarak öğrencilerin- çocukların kitap okuma alışkanlığı verilmek değil aksine kitap okuma isteği köreltilmekte ve okumasına engel olunmaktadır. Üniversite öğrencileri de ders hocalarının çoğu absürd kitapları dışında bir tercihe yönelmeyi abes görmektedirler. Kütüphaneler ise müzelik kitaplar sergisi olmaktan öteye geçmemektedir. Kitapçılarda bu sürece paralel olarak mecburen ayakta kalabilmek için sınavlara yönelik türlere ağırlık vermeye başlamışlardır. Yaygın olan sınav hazırlık kitapları ve dergileridir.
Kitap ile olan ilintimiz ve ilgimiz git gide düşmektedir. Çeşitli vesilelerle geçmişte yürütülen bazı kampanyalarla kitap okuma oranı ivme kazanmışsa da bu süreklilik kazanmamıştır. Her değişim ters yönlü aksettiği ülkemizde internet ve televizyon alışkanlığının okuma şuuruna olumsuz etkisi görünmektedir. Bunu sadece internet ve televizyona yüklemekte haksızlık olur. İdeolojilerin prangalarından kurtulalım derken hazların köleliğine razı duruma gelinmiştir.
Şehirlerde düşüncenin kalbi kitapçılara gidip kitap almayı bırakın; seçen, inceleyen bulunmamakta ve alan ise nadirdir. Kitapçılar okuyucunun ilgisini çekecek ortamlar hazırlarken, diğer yandan ticari eksenli olaya bakıldığı için Kitapsever kitapçı çok azdır. Mağaza tezgahtarları gibi olan çalışanlarda okuyucuya fraklı kitap alternatifleri sunamamaktadır. Teknolojiperestleştiğimiz bu dönemde kitabın gerçek değerini anlayacak bir şuur sahibi olan kişiler azalmaktadır. Belli şehirler dışında dolgun fuarcılık çalışmasıyla okuyucunun kitap ile olan ilintisi kurulmamaktadır.
Sanal kitabevleri kitap satış organizasyonunda farklı bir açılım sağlamıştır. Okuyucu kitabı internette takip etmekte ve 1- 2 gün içinde teslim edilebiliyor. Kitap hakkındaki yorum ve değerlendirmeleri anında bulabilmektedir. İndirimler ile okuyucu lehine yarar sağlanmış da bulunmaktadır.
Kitaptan ve kitapçılardan soyutlanmış bir şehir deprem gecesi yaşanan hasardan çok büyük yıkıma uğramış ve karanlıktan daha büyük bir karanlığa mahkûm olmuş demektir. Bu yıkım ve karanlığa karşı kitab meşalesi ile karanlığı yarmak ve bu şehri aydınlatmak mümkündür. Düşünce tembelliğinin had safhaya ulaştığı bu zamanda kitapsızlaştığımız bir dönemde inadına kitap! diyerek bu algılayışın kırılması sürecini olgunlaştırmak gerekir. Bu şehir kitaptan yayılan bilgi- adalet ve özgürlük ile kendi kimliği bulacaktır. Asıl nedeni bilincimizde olan okumama hastalığına tutulmuş bilincimizi acilen tedavi ettirip bilginin sonsuz aydınlığında uzun bir yolculuğa çıkmaya hazır olmalıyız. Okumaz ve yazmaz bir toplumun geleceğini aramaya gerek yoktur. Çünkü onlar için gelecek yoktur.
Rüstem Budak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






