24 Mayıs 2015

Oaristys

Ey hatırası içimde yemin kadar büyük,
Ey bahçesinin hoş günlere açık kapısı
Hala rüyalarıma giren ilk göz ağrısı,
Çocuk alınlarda duyulan sıcak öpücük.

Ey sevgi dalımda ilk çiçek açan tomurcuk,
Kanımın akışını yenileştiren damar,
Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar
İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk.

Ey tahta perdenin üzerinden aşan hatmi
Ve havaları seslerimizle dolu bahar,
Koşuştuğumuz yollar, oynadığımız sular,
Kağıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi.

Duyup karşı minarede okunan yatsıyı
Yatağıma sıcaklığını getiren rüya,
Denizlerinde onunla yaşadığım dünya
Ve ey ufku beyaz cennetlere giden kıyı.

Ah! Birçok şeyler hatırlatan erik ağacı
Ve o ilk yolculukla başlayan hasret, zindan;
Atları çıngıraklı arabanın ardından
Beyaz, keten mendilimde sallanan ilk acı.

(Ankara, Haziran 1936 / Varlık, 1.12.1936)

Orhan Veli Kanık

Gökyüzüydü Göğsü

Gökyüzüydü göğsü
Yıldızlar fırlardı
Düğmeleri açık gömleğinden dışarı

Gözleri konuk gelirdi her gün
Gözlerime maviler getirirdi
Kollarını dolardı boynuma
Yünlü bir kaşkol gibi yumuşak ve koruyucu

Avuçlarımın odasına akardı elleri
Bir dere gibi el yordamıyla
Gündüz gibi ışırdı yüreğim
Dinlerken geleceğe değğin türkülediği umudu

Yalnızca gülüşü kaldı gülüşümde
Bir de
Sesimde yeşillenen ses, onun.


Ali Asker Barut

Varlık, Sayı: 938 , 1985
(Varlık'ta İlk İmzalar kitabından)

Meyva

Bir nar çiçeğinde yaşıyor bahar,
Ruha sükûn veren en olgun meyvasını
Tatlı bir rüya gibi görülüyor hatıralar
Ve sesin aratmıyor şiirin musikisini.

Durgun suda aksin şebnem gibi titrek
Durgun suda kokla, kokuların en iyisini
Durgun suya bak ve de ki: Sevinerek
- Unutuyor bahar bu ince dalda meyvasını.


Şahap Sıtkı

Varlık Dergisi Sayı 98 / 1937

Kuşkonmaz

1. Merak ediyor
    gökyüzüne bakarken
    damda üşüyen kedi
    ocakbaşında uyuyan kedinin
                         koltuk altlarını.

2. Üst üste düşünce bakışları
    utanıyor denizanaları
    hiç aşklaşmadıklarına
    ve yalnızlığı anlıyorlar ilk kez
                         dünyada.

3. Merak ediyor yarasalar
    mor halkalan dar
                         memeleri
    nasibini bekleyen dudaklar
    suçsuz değil mi.

4. Merak ediyor gece
    seni
          soyunacak kadar güzel mi.

5. Hep açık dursun pencere
    ışık alsın saksıdaki menekşe
    evin içi güneşlenmeli
    ve gündüzleri de sevişmeli
                         yüzü güzel kadınlar.

7. Kuşkonmaza konsun kuşlar.


Sabahattin Yalkın

Haçlı Savaşlarında Bir Ahmet

1. Ahmet ... sen hiç yaşadın mı adından ayrı
    dipsiz bir kuyuya atılan yadataşı nasıl
    düş kurar uykusunda gizli gizli
    eski bir toprağın öyküsüydü
    zamana karışan yaşlı gözleri

    ve dualı su dökmüşlerdi başlarından aşağı
    kesilsin diye çocukların korku nöbeti

2. Kente indiğinde dikelmişti önünde şövalye bıyıkları
    testere tekerlekli arabalar geçmişti yaralıların üzerinden
    Ahmet ... sen hiç yıkandm mı ölünden ayrı
    kınsız bir kılıca bulaşan kan nasıl
    büyür sevdalarda dudaklardan karınlara

    ve sevişemeyecek kadar yorgun kadınlar 
    ağıtlar yakmışlardı kara yazgılarına

3. Bir masaldan çalınan zehirli yüzük
    parmaktan parmağa büyüsünü taşıdıkça
    Ahmet ... sen hiç utandın mı göğünden ayrı
    İnce mumlu rahibe ilahilerinde nasıl
    kanatlanır bunca öç bunca acı

    ve zulüm adına dikilen heykellerde 
    unutma tanrıların günahını


Sabahattin Yalkın

Yeniden Babaevinde

I
İttim açılmadı kapı
ittim açılmadı
Çitten atladım
bahçeyi ot bürümüş
çardağın altı boş

Asma kocamış, seyrelmiş salkımları
Elimi uzattım
mosmor güldü
sonra avucuma döküldü taneleri
ılık, buğulu...
...ekşiden çok buruktu

Sis bastı bahçeyi
kapı gıcırdadı
Annem seslendi
Ve yaklaştı
koştukça eteklerinden elmalar yuvarlanan
kardeşlerimin ayak sesleri

II
Beşi bitirmiştim
Temiz bir elbise giydim
Ölmek istiyordum
Mis kokulu bir çarşaf serdim yatağa

"Okuduğu yeter" demişler
"patlıcan biber kızartmayı öğrensin biraz da."
Benim yarınımı konuşmuşlar
komşuları babamla

Hiç patlıcan kızartamadım
sonra

Parmaklarımdan
babama benzer bir damadın
kanı sızar hâlâ


Sennur Sezer