17 Mart 2023

TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK TERÖR ÖRGÜTÜ İMAR ŞEBEKELERİDİR

Haftayı değerlendirelim ve bence en önemlisi eğer bir faydası olacaksa bundan sonra ne yapabiliriz ya da neyi yapmayabiliriz neyden kendimizi sakınabiliriz, böyle bir şey sanki faydalı olur, ama Adıyaman'ı sordunuz söyleyeyim: Orada da söyledim Adıyaman'ın ilk iki gün fişi çekildi. Bu sadece Adıyaman'la sınırlı da değil, aslında bölgeye hani biz orayı gördüğümüz için dil ağrıyan dişe değer birçok yerde ilk iki gün halk kendi kendisiyle ve kıt imkanlarıyla baş başa kaldı ya da baş başa bırakıldı. Adıyaman'ın bütün girişleri enkazdan dolayı geçit vermiyordu.

Rakamların hiçbir kıymeti yok. İstatistikler manasız, her bir can çok kıymetli. Ateş hem düştüğü yeri hem dört bir bucağı yakar bir vaziyette. Son olarak bir şey söyleyeyim ölüm bir anlamda kurtuluş. Gaybı olana sormak lazım, bunu söylemekte kolay değil. Ama öyle zillet başlıyor ki ölümü aratacak bir yokluk geleceksizlik perişanlık minnete düşme muhtaç hale gelme kendi habitatında varsıllığıyla yoksulluğuyla yaşayan bütün bölge için söylüyorum birçok insan bir gece içinde geleceksizleşti, yakınlarını kaybetti, eşini, oğlunu, kızını, babasını, tezgahını, umudunu, organlarını, uzuvlarını bunları kaybetti. Bu ölümden daha beter bir şey çünkü ölüm geliyor yakıyor kavuruyor.

Hafızayı beşer misyan ile malul, iyi ki de öyle. Bir müddet sonra bu acı tükenmezse de eski yakıcılığında kalmıyor ama yokluk, yoksulluk, perişanlık bunlar insana her gün kendini dayatan, hatırlatan olgular. Sanki onun için biraz buralarına daha fazla odaklanmak gerektiğini düşünüyorum... ama eğer geleceğe dair bir cümle kurmaya başlayacaksak orada hiç ayırt etmeden bütün insanların bütün sivil toplumun ayakta olan, ayakta kalabilen herkesin olağanüstü bir fedakarlık, gayret ve emekle koşturduğunu gördük. Bu geleceğe
başlamak için bence ayağımızı basacağımız en sağlıklı zemin. Göz göze, yan yana, omuz omuza, elele ve ayırt etmeden söylüyorum, o baştaki keşmekeş deprem lojistiği çok farklı bir konu. Yani birinci saat ihtiyaç olan ikinci saat fazlalık durumuna gelebiliyor, üçüncü saatte elzem olanın bir gün sonra hiçbir kıymeti kalmayabiliyor hatta yük olabiliyor. Bunlar devlet anarşistlerin bir sloganı vardı bu, "olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" dizesinden o bir nefes sıhhat gibi
atıyorlardı "olmaya devlet cihanda". Eğer devlet olacaksa o da tek böyle şeyler için lazımdı o da yoktu. Yani bir Fatiha vereceksek bu canlarla birlikte devletin de ruhuna bir Fatiha vermek icab eder.


‘İŞ MAKİNELERİ, EKİPLER İLK İKİ-ÜÇ GÜN YOKTU’

Önder, araçların Diyarbakır'ın Silvan ilçesi üzerinden Adıyaman'a gidebildiğini söyledi.

Enkaz altında kalarak vefat eden Adıyaman Milletvekili Yakup Taş'ın eviyle kendi evlerinin yakın olduğunu söyleyen Önder, "Yakup bey nasıl oldu da 4 gün boyunca enkazdan çıkarılamadı" sorusuna yanıt verdi.

Önder, "Kimse yok ve ulaşım mümkün değil. Ben ikinci ya da üçüncü gün oradaydım. İnsan çok ama bunu kaldırmaya vinç lazım. İş makineleri, ekipler ilk iki-üç gün yoktu. Bunlar olmayınca insanlar ağlayarak, bağırarak enkazın altında sesini duyduğuna moral vermeye çalışarak çırpınıyordu" diye konuştu.

‘BARINMA TEMEL BİR İNSAN HAKKIDIR’

İstanbul ve büyükşehirlerdeki deprem hazırlıkları ve nasıl tartışmalarıyla ilgili olarak "imar şebekeleri"nin etkisine dikkat çeken Önder, şunları anlattı:

"Türkiye'nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir. Bu tanım da bana ait değil, Nişanyan'a aittir. İmar şebekleri kadar örgütlü, sinsi, hayatın her alanına sirayet eden ve yıkıcı olan başka hiçbir şey yoktur. Bu geniş bir zincir sadece imar komisyonları değil. Bir küçük parçası olarak o komisyonda yer alabilmek için insanların birbirini vurduğu olaylar biliyoruz. Kim buralardan zenginleşmiş, servetine servet katmış bir bakmak lazım.

Esas sorun büyükşehirlere başlayan göçte, dikkat edin devlet burada düzenleyici olmayı hiçbir zaman tercih etmemiştir, bütün kurumlarıyla. Ne yapmıştır, yasaklayıcı olmuştur. Yasaklayıcı olunca, hayat engel tanımız, barınma temel bir insan hakkıdır, o insanlar gitmişler gecekondu yapmışlar, hemen onun ekonomisi, rantiyesi oluşmuş.

‘EN ÇABUK UZLAŞILAN YERLER İMAR KOMİSYONLARIDIR’

Bu siyasetin finansmanına kadar uzanan bir şeydir.
50 bin can kaybından bahsediyoruz. Trilyon dolar bir maliyete mal olduğunu söylüyorlar. Bir gecede yaklaşık 40 yıldır devam eden bir çatışmalı süreçten daha fazla insanımızı toprağa verdik. 85 milyar dolarla ayağa kalkacağı öngörülüyor. Sorun para meselesi değildir. Bugün Maslak, Şişli'nin ötesine geçince bir bilim kurgu filmi gibi gökdelenler fezada. Ve bunların bir tanesi temiz yapılmamış. Bir bakıyorsun şu kadar kat varken iki kat daha plan tadilatı, meclis onayı, yeni nazım planı şu bu... İki kat daha verdiğin zaman diğer bütün İstanbullunun hakkından, rüzgarından, oksijeninden çalıp, trafikte zamanından çalıp bir kişiye, bir imzayla tahsis edebiliyorsun. İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz."

‘İKİNCİ KONUTLARA AĞIR VERGİLENDİRME GETİRMELİSİN’

Önder, kentlerde tüm kesimlerin temsil edildiği konseyler kurulmasını ve şehrin planlamasına halkın karar vermesi gerektiğini beliEski HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Halk TV'de depreme ilişkin konuşmasında, "Türkiye'nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Kim buralardan zenginleşmiş, servetine servet katmış bir bakmak lazım" dedi. 

Eski HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Halk TV'de yayınlanan "Perdenin Önü Arkası" programına katıldı. Depreme ilişkin değerlendirme yapan Önder, "Türkiye'nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir. İmar şebekleri kadar örgütlü, sinsi, hayatın her alanına sirayet eden ve yıkıcı olan başka hiçbir şey yoktur. Kim buralardan zenginleşmiş, servetine servet katmış bir bakmak lazım. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. Açık açık konuşalım" diye konuştu. 

"Türkiye'nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir"

İstanbul ve büyükşehirlerdeki deprem hazırlıklarına ilişkin "imar şebekeleri"nin etkisine dikkat çeken Önder, şöyle konuştu:

"Türkiye'nin en büyük terör örgütü imar şebekleridir. Bu tanım da bana ait değil, Nişanyan'a aittir. İmar şebekleri kadar örgütlü, sinsi, hayatın her alanına sirayet eden ve yıkıcı olan başka hiçbir şey yoktur. Bu geniş bir zincir sadece imar komisyonları değil. Bir küçük parçası olarak o komisyonda yer alabilmek için insanların birbirini vurduğu olaylar biliyoruz. Kim buralardan zenginleşmiş, servetine servet katmış bir bakmak lazım.

Esas sorun büyükşehirlere başlayan göçte, dikkat edin devlet burada düzenleyici olmayı hiçbir zaman tercih etmemiştir, bütün kurumlarıyla. Ne yapmıştır, yasaklayıcı olmuştur. Yasaklayıcı olunca, hayat engel tanımız, barınma temel bir insan hakkıdır, o insanlar gitmişler gecekondu yapmışlar, hemen onun ekonomisi, rantiyesi oluşmuş. Bu siyasetin finansmanına kadar uzanan bir şeydir.

"İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır"

50 bin can kaybından bahsediyoruz. Trilyon dolar bir maliyete mal olduğunu söylüyorlar. Bir gecede yaklaşık 40 yıldır devam eden bir çatışmalı süreçten daha fazla insanımızı toprağa verdik. 85 milyar dolarla ayağa kalkacağı öngörülüyor. Sorun para meselesi değildir. 

Bugün Maslak, Şişli'nin ötesine geçince bir bilim kurgu filmi gibi gökdelenler fezada. Ve bunların bir tanesi temiz yapılmamış. Bir bakıyorsun şu kadar kat varken iki kat daha plan tadilatı, meclis onayı, yeni nazım planı şu bu... İki kat daha verdiğin zaman diğer bütün İstanbullunun hakkından, rüzgarından, oksijeninden çalıp, trafikte zamanından çalıp bir kişiye, bir imzayla tahsis edebiliyorsun. İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır.

"Kentli, kent hakkını kullanmak konusunda sonsuz söz sahibi olmalı"

Önder, kentlerde tüm kesimlerin temsil edildiği konseyler kurulmasını ve şehrin planlamasına halkın karar vermesi gerektiğini belirtti:

"Kent konseyi ya da yörenin kendisi hakkında karar vermesi gerektiğini söylediğin zaman, hadi adını da söyleyeyim, özerkliktir bunun adı. Bunu dediğimiz için yıllarca hapis cezalarıyla yargılanıyoruz. "Ya bölünürsek" paranoyası, bak ya ölürsek? Niye Adıyamanlı devlet hastanesinin nereye yapılacağına kendisi karar vermemiş... Belediye binası var bitişik nizam neredeyse Komagene Kültür Merkezi. Birini belediyenin kendisi yaptırmış diğeri AB kriterleriyle yapılmış. Birinin camı kırılmadı belediye binasının yerinde yerler esiyor. Kentli kent hakkını kullanmak konusunda sonsuz söz sahibi olmalı. Enkazın altında kendisi kalıyor ama kararı merkezi bir organ veriyor.

Suyunu, toprağını, taşını suyunu sen tanıyorsun, kendi geleceğine de sen karar ver. Rant isteniyorsa da hep beraber karşı çıkın."

Fiyatlardaki yükselişler birlikte konutların "yatırım aracı" olarak görülmeye başladığını ifade eden Önder, TİP Genel Başkanı Erkan Baş'ı açıklamasını hatırlatarak, şunları kaydetti:

"Sosyalist arkadaşlarımız 'herkes oturduğu konutun sahibi olacak' deyince en çok bir-iki konutu olanlar zıpladı. O yüzlerce konutu olanlar hiç oralı bile değil. Onun için ikinci konutlara ağır vergilendirme getirmelisin. Daha ileri bir şey söyleyeyim: Miras bırakamamalısın.

MUHALEFETE SESLENDİ

Bir sürü hırsız arsız kazancını inşaatta aklayan kendi bu dünyadan cehennem olup gidiyor, geride kalan serveti kalanına helal ve meşru oluyor. Eğer devlet devlet diyorsanız, toprağın kendisi devletin olsun. Üst kullanım hakkını al. Bak bakayım, barınma hakkı bir sorun olarak kalıyor mu? Peki bunu yapmak güç mü? Bütün muhalefet sesleniyorum, kendimizi de katarak."

"Halk, 'Çocuklarına birer daireden fazla miras bırakamazsın, bırakırsan o binanın 4 katı kadar vergi koyarım, oradan aldığım vergiyi de barınma hakkı için kullanırım' diyecek bir iradeyi arıyor.

‘İSTANBUL'U KONUŞACAKSAK BİR İRADE LAZIM, MUHALİF BİR AKIL LAZIM’

Rantiye ise dünyanın en adaletsiz işi. Belediyede biri imza atacak, sen iki kat fazla çıkacaksın ya da 10 metrekare fazla yapacak, milyonlarca dolar kazanacaksın, çocuğun da üretmeden dar ceket ve tayt pantolonla hava atacak. Böyle bir zengin türü zuhur etti. Onun için İstanbul'u konuşacaksak bir irade lazım, muhalif bir akıl lazım. Bunu konuşmalıyız. Halkı doğrudan karar süreçlerine katmalıyız."

‘BİZ ONUN İÇİNE MÜDAHİL OLACAK DEĞİLİZ’

Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayıyla ilgili tartışmalar ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in "Kazanacak adayla seçime gideceğiz" açıklaması ise Önder, "Saygı duymam gerekir. Biz onun içine müdahil olacak değiliz. Kendi ittifakımız var ve böyle sorunların hiçbirini yaşamıyoruz" dedi.

‘KAZANACAK ADAY DEDİNİZ Mİ SEÇMENİN EŞİĞİNE GİDECEK YÜZ OLMAZ’

Önder, "O kendi iç tartışmaları, çirkin olur özensiz olur ama olgusal düzeyde bir laf edebilirim" diyerek, sözlerini şöyle ifade etti:

"Kazanacak aday bir siyasi liderin edeceği en son laf olmalı. İddianız şu olmalı: 'Biz şu adayda mutabık kalırız bu ilkeler ışığında ve onu kazandırırız'. Kazanacak aday dediniz mi seçmenin eşiğine gidecek yüz olmaz. Üniversiteyi bitiremedim ama Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 2 yıl okudum. Siyaseten en son sarf edilecek laftır. Bu yönüyle sıkıntılı bir laf. Sayın Akşener deneyimli bir siyasetçi, niye buradan gidiyor, anlamış değilim.

‘KAZANACAK ADAYSA SANA NE İHTİYACI VAR, ZATEN KENDİ KENDİNE KAZANIR’

İkincisi, birçok insanın haya edip dile getirmediği, Sayın Kılıçdaroğlu’nun kimliği üzerinden bir ayrıştırmacı ya da onu dezavantajlı gösterme şeyi var. Önüne genellikle şöyle bir takiye eşliğinde servis ediliyor. Bunu gazeteciler de yapıyor, kanaat önderleri de yapıyor, siyasi parti liderleri de… “Kemal Bey çok iyi bir adam ama…”, “Şunu şunu başardı ama…” falan. Bu da faşizmi ve ayrımcılığı her gün yeniden üretiyor. Siyasi iddia odur ki, biz şu aday, Kemal Bey ya da bir başkası, etrafında kenetleneceğiz, şu ilkeler ışığında ve onu köşke taşıyacağız. Kazanacak adaysa sana ne ihtiyacı var, zaten kendi kendine kazanır. Kazanacak aday Recep Tayyip Erdoğan, o zaman git ona çalış, öyle gözüküyor. Bu siyaseten yanlış bir laf. Sayın Akşener’e saygısızlık etmek istemem ama Millet İttifakı’nın iç işleri de benim işim değil ama siyaseten sorunlu bir yaklaşımdır. Gerçekten sakil duruyor."

Sırrı Süreyya Önder 
https://youtu.be/uFGmKWHt9aU

12 Mart 2023

SÜREK GAZELİ

1.
Tek kullanımlık eşya gibi durursun
mendil, bardak, çatal bıçak; şusun, busun

Bir kere kalbini takın kalbini ki
yiğitçe, biraz da delikanlı dursun

Yalan yanlış yalan dolan falan filan
hep gönlünde olmayanı konuşursun

O ki senin yurdun yuvandır şol hane
en küçük bir lekede sen orda yoksun

/
Ne söylemeliyim şimdi
ki
sızlayan yaralarımın acısı dinsin
kayıp gitsin avuçlarımdan
enkaz

o vazo
o kıpkızıl gül

paramparça
zeminde
yitip gitsin
toz

/

Binlerce soru işareti var bayım
bırak soracak olan herşeyi sorsun

Bir değirmi yüzlü çocuk ölü anasının
parmağı ağzında, süt emsin de dursun

Bir yerlerim dökülür her sarsıntıda!
Ah! Elim, ayağım, canım, kalbim yoksun

Dağını, ovanı aç göz yaylımında
Depremden sonra yeniden kurulursun

2.
Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz
“Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz

Cumali Ünaldı Hasannebioğlu

10 Mart 2023

DÜNYA SELAMETİ YÜCEL KAYIRAN

daima yıkım getirir çekememezlik..
başkalarının yeteneği veya güzelliği
karşısında mevkii ya da zenginlik de 
dahildir buna uyanır yüreğin derinliklerinde
kıskançlığa götürecek bir kürek

böyle başlar bir mahvin hikâyesi, derdi 
gözlerin saf olması gerekir duygunun 
özenle bastırılması onura 
duyulan ölçüsüz arzu da

kirli olana dokunmamak gerekir 
kötü olana bakmamak.. ve dinlememek 
davranışlar saf kalmalı, derdi 
tanrısal yaşam saflığa dayalı
gözler içerden perdeli 
düşünceler de öyle..

iyilik yapmak yeterli değildir 
özenli ve akıllıca davranılmalı, derdi
hakaretlerin unutulması gerekir
haksızlıkların affedilmesi 
bir aşırılık biçimidir ölçüsüz arzu

alttakileri ezmemek utanç duygusuyla ıralıdır 
yalancı şahitlik yapmamak ve sarhoş olmamak 
istikbali görünüşe gelir azimli olanın
geçmiş, geleceği kalmamış insanların âlemi

kötü yürek geçimsizlik ve nifak yaratır, derdi 
emin olduğunda cezasız kalacağından
korkmaksızın kötülük yapabilir insan
özellikle edebi olarak hor gördüklerine
pişmanlık duygusu bile ceza korkusundan

bedensel bir ceza yok yalana karşı
böyle yara alır kesinlik ihtimale karşı
yüzünüze gülüp etinizi burarlar
ekmeğinizi yer, kabını size yıkatırlar

göz ardı edilmemesi gerekir gizlice yapılan kötülüğün de 
kesilen ağaç sanırsınız ki kârlı kereste
kader, âşık olacağınız kişiyle karşılaşmak demektir 
hastalık, bütün istemelerinden vazgeçirir insanı

humete.. huvehte.. huvereste..

Yücel Kayıran

25 Şubat 2023

DEPREMDE GÖRDÜKLERİM

1- Kiracısını beş bin, on bin gibi rakamları veremediği için çıkaran ev sahibiyle kiracısını aynı çorba kuyruğunda gördüm.

2- Erzak dağıtırken “bu bana yeter, biraz benden sonrakilere ver diyen köylüler gördüm.

3- Dağıtım sırasında bizi zorla evine götürüp yemek yediren, evde yiyecek namına ne varsa sofraya getiren depremzede gördüm.

4- Allah’tan şer gelmez, Allah’tan ne gelirse hayırdır. Bu depremde de hayır var diyen depremzede gördüm. 

5- Arabasının çalıştırıp uyuyunca arabasının ekzozundan zehirlenip ölmek üzere iken komşusu tarafından fark edilip zehirlenmiş halde uyandırılan aile gördüm.

6- AVM’si yıkılmış, arabaları enkazın altında kalmış, bizden bulgur alacak kadar sıfırı tüketmiş iş adamları gördüm.

7- 20 saat uğraşıp kolu kesilmesin diye sütunu/kolonu kesip kurtardığımız 24 yaşındaki kızımızın üç saat sonra öldüğünü gördüm.

8- Annenin önce beni kurtarın, kızının önce beni kurtarın diye yalvardığı mahşer alanını gördüm.

9- Nesi var nesi yoksa bırakıp Şehri terk etmek isteyen genç jenerasyonla, buraları bırakmayın, şehrinize sahip çıkın, terk etmeyin diye yalvaran yaşlıları gördüm. 

10- Kilometreyi daha önce bir kere sıfırlamış Suriyelileri, bu ikinci kilometre sıfırlama olayında daha rahat, şerbetli, daha kabullenici, daha mütevekkil görürken, Anadolu insanının kafasını daha karışık gördüm.

11- Depremden kocasının ölmüş cesedi çıkınca “Depreeem Allah senin belanı versin” diyerek kendini paralayan kadınlar gördüm. 

12- Hiç kızı olmayıp dört oğlu da enkaz altında kalan, ama hiç birisine ulaşmadığımızda babanın gözümüzün içine bakıp ağlayarak “en azından bir oğlumu kurtarın” diye yalvardığını ama bizim de aciz olduğumuz anları gördüm.

13- Alt, üst, yan komşusunun kim olduğunu bilmeyen komşular gördüm.

14- Termal kameranın arama kurtarma ekiplerinin işlerini ne kadar hızlandırdığını, eğer yoksa iğne ile kuyu kazmaktan beter olduğunu gördüm. 

15- Bir insanın hayatının senin ellerinde olduğunu, sen yardım etmezsen öleceğinden emin olduğun yüzlerce yalvarma arasından hangisini seçeceğini, hangisini çabuk kurtarırsam diğerine çabuk varırım kararsızlığı yaşadığımı gördüm.

16- Her insanın hiç bir şey yapmasa bile bir deprem bölgesini ömür boyu ibret olabilmesi adına ziyaret etmesinin zaruri olduğunu gördüm.

17- İnşaatını iyi mühendislere yaptıranla kötü mühendise yaptıranların elde ettikleri kârı hayatlarıyla ödediklerini gördüm.

18- Dışı cancanlı olan binaların yıkılınca ne kadar da malzemeden çaldıklarını, elimizde ufalanan duvar parçalarının aslında elimizden dökülen birer insan karakteri olduğunu gördüm.

19- Talan edilmemiş tek bir zincir market şubesi, bir bakkal, bir çerezci, sanayide yedek parçacı, bir AVM’nin olmadığını görünce ahirete tehir edilen hesaplarımızın çok daha büyük olduğunu gördüm.

20- Hz Adem dünyaya nasıl sıfırdan başladıysa yöre insanının da sıfırdan başlamaktan başka çaresinin olmadığını, halka verilecek telkinlerin bu yönde olması gerektiğini gördüm. 

21- Bir hafta boyunca para harcayacak bir şeyin olmadığını, cüzdanımı çıkarmadığımı, satın alınacak bir şeyin olmadığını gördüm.

22- İlk defa bir hafta boyunca ezan okunmayan bir İslam şehrinin olduğunu gördüm. 

23- Habib-i Neccar camisinin yıkılmasıyla en eski tarihi bir eserimizin daha yok olduğunu gördüm.

24- İnsanoğlunun yatay mimariye geçmesinin, en fazla üç kat olması gerektiğinin gerekirse dinî bir fetvayla farz haline dönüşmesinin zorunlu olduğunu gördüm.

25- Olası bir İstanbul depreminde arama kurtarma ekiplerinin hayatî önem taşıdığını, her Türk vatandaşının hilti, matkap, spiral çeşitlerini kullanacak, enkazda koridor açacak kadar deprem bilgisine sahip olması gerektiğini, evlatları içeriden bağrışırken ne yapacağını bilmeyen abiler ve babaların olduğunu gördüm.

26- Bu topraklarda yaşamayı göze alanların depremi de göze almaları gerektiğini; Allah’ın yerleşimcilerin dinine göre yer altı tabaklarının rotasını değiştirmeyeceğini, tedbirimizi Allah’ın değil bizim almamız gerektiğini gördüm.

27- Bölgeye gelen yabancı arama kurtarmacıların risk alma noktasında çıtkırıldım olup, enkazda %1 risk bile varsa enkazın altına girmediklerini ama termal kamera ve köpekleriyle kısmen bu açıklarını kapattıkları gördüm.

Alpaslan Arslan

09 Şubat 2023

ACIMIZ VE KEDERİMİZ GİDEREK YOĞUNLAŞIYOR

Utancın bin bir türlüsünü yaşıyoruz. Evde ekmek biraz kuruyunca "tazesini alalım" dedik. Çocuklara bisküvi beğendiremedik. Eşyalara, teknolojik ürünlere neler ödedik. Kıyafet desen biri geldi, biri gitti. Aman en iyisi olsun, beğenen fiyatını da sorsun. Şimdi hepimiz utanç içindeyiz.

Çocuklarımıza en iyi planları yaptık, neredeyse kaderlerini inşa etmeye kalktık. Şunu giysin, bunu yesin, orada okusun, burada yüzsün. Her şeyin en iyisini hak ettiğini düşünen, şımarık, kimseyi beğenmez, muhabbet ve merhamet nedir bilmez bir nesil çıkarttık ortaya. Ellerimizle inşa ettik. Şimdi hepimiz utanç içindeyiz.

Günlerdir pek çoğumuz içtiğimiz kahveden, yediğimiz yemekten, tıkındığımız abur cuburdan, sıcak duştan, rahat yataktan utanır olduk. Utanç galip geldi. Utanç şimdi bize bir şey hatırlatıyor. Gelip geçicisin, çık kibrinden, benliğe lanet de, vicdanını kuşan, merhametini göğsüne kat diyor. Bir defa daha değil, milyon milyar kez o eski zaman büyüklerinin öğüdü çınlıyor içimizde şimdi: Sana dünyada ne aldın, bize ne getirdin, ne yedin içtin, nereleri gördün diye sormayacaklar. Kimin göz yaşını sildin, kime iki çift sözle bile olsa ferahlık sundun, kimin omzuna elini koyup ayağa kaldırdın, bir insan kardeşine kendinden, bütünüyle kendinden olan ne verdin? Her şeye cevap verebiliyoruz değil mi, hazır cevap olmakla övünüyoruz, zekamız büyük, benliğimiz kabarık. Takır takır konuşuyoruz. O adaletinden şüphe olunmayacak terazinin meydana serileceği gün de takır takır konuşmak nasip olsun o zaman.

Velhasıl, afetin ilk dakikalarından itibaren, emir komuta dinlemeden, insan oluşunu bir vazifeye çevirip, alkış tebrik beklemeden, her kim bir başkasını çekip çıkarmak için ufacık taşları dahi yerinden kıpırdattıysa Hakk ondan razı olsun. Her kim bir başkasını o buz gibi soğukta ısıttıysa dünya sıkıntısı hissetmesin. Her kim o kapkaranlık geceye işık tuttuysa ömrü de ahiri de nur olsun.

Şurayı da geçmek içimden gelmiyor: Şimdilik yumruğumuzun içine közü kattık, bir yere sallayıp vurmuyoruz. Vakti geldiğinde konuşacak çok şey var. Zamanı değil deyip susuyoruz. Ama hatırlatıyoruz: "Susulunca tutulan çetele simsiyahtır/o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir."
Baştan anlaşalım; acımız ve kederimiz giderek yoğunlaşıyor. Haliyle sözün de kılıca dönmesi muhtemel. Bir şeyden rahatsızım, onu paylaşmak istiyorum.

İki gündür aman çocukları televizyondan uzak tutalım, sakin çocuklara bir şey demeyelim, çocuklar bu olanlara dair bir şey bilmesinler diyenleri görüyorum. Size saygı duyuyorum. Siz makamlı, unvanlı, okullu, ilim sahibi, güçlü insanlarsınız. Biz bilmeyiz. Devam ediyorum. Yine iki gündür, çocuklar tatilin -ne tatili, zorunlu ara değil mi?-tadını çıkarsın, onlar hayata hep güzel tarafından baksin, nefes alsınlar, gülsünler, eğlensinler diyenler de var. Size de saygı duyuyorum. Ama iki tarafı da kabul etmiyorum, etmeyeceğim.

Ey güzel kardeşim, hocam, profesörüm, üstadım. Siz tam olarak nerede yaşıyorsunuz? Finlandiya'nın bir nahiyesinde mi? Avustralya'nın bir köyünde mi? Bizim toprakların çocukları, ölümü çok iyi bilir ve en erken yaşlarda öğrenir. Bir gün eşikte ters çevrilmiş ayakkabıdan anlar, başka bir gün anasının çığlığından anlar, öbür gün evine yanaşan siyah bir arabadan anlar, başka bir gün köyden gelen mektuptan anlar, karşı komşunun astığı bayraktan anlar. Ve çocuk yaşta gasilhaneye de girer, kabre de girer. Yetmez bir de mevlid okur. Burası böyledir.

Bu topraklar acıyla mayalanmıştır güzel kardeşim, sevgili büyüğüm. Savaşla, yıkımla, yoklukla, yoksullukla kanılmıştır buralar. Hani bugün televizyona bakıp "Ya ne büyük milletiz, nasıl da yardımlaşıyoruz, birlik oluyoruz' diyorsun ya, onun kaynağı acı. Acı bizi böyle etti. Acı bizi büyüttü. Ve maalesef acı bizi yılgın, yorgun yaptı. Bunca gerçeği ben elbette çocuğuma anlatacağım. Bugün gözlerimin içine bakıp hadi baba, kar topu oynamaya çıkalım diyen oğluma elbette biraz hava alalım, eğlenilecek zaman değil, insanlar çok zor durumda diyeceğim. Depremi, yıkımı, zorluğu anlatacağım. Yüzümdeki mutsuzluğu görecek, ben ne yapabilirim diyecek, haline şükredecek.

Şu fotoğraftaki baba, vefat eden kızının elini bırakamıyor hani, hepimiz onun elinin üstüne elimizi koyduk. Böyle gördük çünkü çocukken de.

Bizim artık travma yenecek, acı unutacak hâlimiz kalmadı. Biz böyle devam edeceğiz. Travmanın da acının da ta kendisi olarak. Mayamız bu bizim. Vesselam.

Yağız Gönüler

07 Şubat 2023

İNSAN HİÇ KEPÇE OLMAK İSTER Mİ?

“Hadi uyu “ demek kolay.
Yanıbaşımda yardım edemediğim göz göre göre ölümü bekleyen çocuklar var anneler babalar var.
Olmuyor işte uyuyamıyorsun.

İnsan ne olmak ister?
Hiç kepçe olmak ister mi?
Şu an olsam keşke.
Tek tek enkazların üzerini açsam.

Haluk Levent 

05 Şubat 2023

KUŞLARIN ÖLÜMÜ

La mort des oiseaux

Akşam ocak başında, ormanda bir kuşun 
Bir yerlerde öldüğünü düşündüm uzun uzun. 
Can sıkıcı, hüzün dolu kış günleri boyunca, 
O bomboş, o sahipsiz yuvalar, rüzgârda, 
Külrengi gökte savrulup duruyor şimdi. 
Kuşlar şu kış günü ne diye ölüyor sanki ! 
Bereket versin ki menekşeler açtığında, 
Güle oynaya koşacağımız nisan çayırlarında 
Rastlamayacağız artık o narin iskeletlerine 
Kuşlar ölmek için bir yere mi gizleniyor ne?

François Coppee
Çeviren: Yakup Yaşa