03 Şubat 2026

GECİKEN DUA

elbette seviyorum Seni, 
seviyor olmalıyım yani, 
ama yaşlandım, unutuyorum, 
karıştırıyorum sık sık 
Seninle ilgili duygularımı 
ve yaşadıklarımı 
başka yaşadıklarımla 
bu uzun yolda.

Senden aklımda kalanları, 
içimde kalanları 
buluta benzetiyorum bazen, 
yağmura benzetiyorum 
bazen yağmurdan sonraki göğe 
göğün derinliğine, ruhun derinliğine...

düşünüyorum, düşünüyorum, 
tamam diyorum, evet diyorum, fakat 
çıkaramıyorum bir türlü 
başıyla sonuyla, bana söylediklerini, 
ya da ilham ettiklerini yolda,

ezgisini mırıldanıp durduğum, 
ama sözlerini unuttuğum 
gün batımı rengi 
bir gençlik türküsü gibi hepsi...

bağışla beni, 
bağışla beni, Allah'ım 
ve biraz ipucu bahşet!

Cahit Koytak 

SOL ELLE TUTULAN GÜNLÜK CAHİT KOYTAK

Sol Elle Tutulan Günlük

1 Haziran 2015

yaşlanıyorum, evet 
ve aramızda bu giden gelen 
şiirler ve ezgiler 
rüzgârın nefesiyle birer birer 
silinip gidiyor zihnimden 
kuma çizilen resimler gibi!

ben de - herşey silinip gitse bile, 
Senin yüceler yücesi adın 
ve bir de 'şükür' kelimesi 
kalsın diye fakire 
onları içime kazıyorum, 
iç içe, üst üste, 
orada her yere ve her göğe.

sonra, yer kalmayınca içimde, 
ne çıkarsa önümе, 
kapıya, duvara, söveye yazıyorum, 
sabaha, akşama, geceye, 
gecenin yüzüne, gözüne, rahmine,

bana biraz zaman, 
ve şiirime gençlik taşıyan meleklerin 
yollları üzerinde 
her yere, her göğe...

Cahit Koytak

SOL ELLE TUTULAN GÜNLÜK

Sol Elle Tutulan Günlük

22 Mart 2004

Senin izninle ulaşılması 
tutkuyla, bazen delicesine 
istenebilecek, güzel, mutlu 
ve ölümü kapısından içeri sokmayan 
sonsuz bir gelecek olduğuna 
inanıyorum elbette, Rabbim.

buna umutla, coşkuyla 
inanmak ister herkes.

çünkü yoksa böyle bir gelecek, 
yani böyle bir inanca dayanak 
bulunamıyorsa eğer, 
o zaman her şeyin, 
geçmişin, şimdinin ve geleceğin 
ve onların sahibi olarak Senin, 
herkes için 
peşinen kaybedilmiş olduğunu 
kabul etmek gerekiyor, Allah'ım.

ne olacak bu halim benim, Allahım? 
insanların diline çevirmek için 
Senin, rüzgârla, bulutla, 
yağmurla yazdığın muhteşem şiirleri, 
bıraktığım yerden 
kalemi elime almayalı 
belki bir aydan fazla oldu.

dün 'kitap sarhoşluğum tutmuştu yine; 
onca darlık içinde 
bir kucak kitap aldım yine sahaftan. 
ve eve dönerken yolda kendi kendime, 
"kitapların kendisi, dedim 
puta tapınmayı men etmeselerdi, 
benim gibiler için kolayca 
puta dönüşebilirlerdi."

Sana sığınıyorum 
böyle bir sapkınlıktan!

Son günlerde, 
ortada aksayan bir şey, 
bir suç, bir yıkım 
olmadığı hallerde bile 
kendimi suçlu, değersiz 
ve çaresiz hissediyorum.

bunun ne kadarı hastalık, 
ne kadarı sağlık? 
bilmiyorum, bilemiyorum.

"elli beş yaşını geçtin, 
şair olmak şöyle dursun, 
adam olabildin mi?"

insanın çok daha erken yaşlarda 
oyunların içinde bile 
kendine sormaktan sakındığı 
bu tür taşlı dikenli soruları 
sakınmadan yüzüme çarpan biri, 
ayrı bir benlik peyda oldu 
son zamanlarda bende.

uçurumların birinden ötekine, 
ip üstünde gezinen, 
abartılı ayna seanslarıyla 
kendini kırbaçlayan 
kendinden yılgın biri...

Rabbim, yardım et bana, 
beni bana karşı koru; 
beni kendi önümde küçültme, 
sahip çık kuluna, 
kendi ayakları altında çiğnetme onu!

yolumun üzerine 
çıkacağı güne kadar, ölümün, 
Sana doğru bir kaç adım olsun 
atmış olayım istiyorum, Allah'ım;

ama bildiğim, alıştığım şeyler 
yeni öğrendiğim, keşfettiğim şeyleri 
öyle çabuk benzetiyorlar ki kendilerine, 
attığım adımlar hep 
birbirinin tekrarı gibi geliyor bana 
ve başladığım yerden 
öteye götürmüyorlar beni.

oysa, Sana doğru bir adım, 
ötekilere benzemeyen bir tek adım 
atmayı başarabilsem, 
eminim, Sen de orada olacaksın,

Sen ve Senin büyük sanatın, 
Sen ve büyük arınma, 
Sen ve büyük dirilme!

Cahit Koytak

SUSMA SANATI

tek başına ve bu kadar acıyla
taşıyamayacağın kadar ağır 
ve dağınık geliyorsa sana 
içine aldığın dünya

ve yükünü paylaşsın diye 
ararken içinde birilerini, 
ikiz benliklerinden hiçbiri 
dönüp bakmıyorsa yüzüne,

önce üç gün, sonra üç ay, 
sonra belki üç sene 
Tanrıdan başka 
kimseyle konuşmamayı dene,

ne insanlarla, ne meleklerle, 
ne kitaplarla paylaş derdini, 
ne de kendi içindeki kalabalıkla...

bir de bunu dene, bakalım, 
bir de bunu dene 
ve O'nun kayrasını bekle!

Cahit Koytak 

GÖNÜLDEN GÖNÜLE

birinden bir şey umuyorsan, 
bekle, sen gitme istemeye, 
hele, sırtında ve yüreğinde 
bu bir dünya yükle, asla, asla!

bekle, o yollasın, yollayacaksa 
senin gönlünün umduğu yere, 
ister rüzgârla, ister yağmurla, 
ister rüyayla.

ama bir şeyler vermek isteyen sensen birine,
kendin yola çık hemen, onu bekleme.
gençleştirir, güçlendirir 
bunun için teptiğin yollar seni.

isteyen istemeden, içinden geçirmeden, 
her neyse gönlünden kopan, 
sen götür onu, sen götür 
gönlünle beraber, yoksulun ayağına,

ister demir çarıkla, 
ister ipek kanatla, 
ister sözün sefinesiyle, 
ister ışıltısıyla, gözyaşlarının.

Cahit Koytak 

BÜYÜK YOL

dizleri titreyenleri alıyoruz yanımıza, 
düz yolda ayağı tökezleyenleri, 
aklı tökezleyenleri,

yüreği hızlı çarpanları alıyoruz yanımıza, 
içi mezar gibi daralanları... 
ve çalmaya gidiyoruz Tanrı'nın kapısını.

içerden yaralılar kafilesiyiz biz, 
içerden ve dışardan engelliler kafilesi,
yoksullar ve yalnızlar kafilesi,

yoksullar, yalnızlar ve şairler alayıyız, 
evsizler, işsizler, sessizler, 
deliler, meczuplar ve sarhoşlar taifesi...

izbelerden, viranelerden kopup 
güle oynaya katılan katılana bize, 
şenliğe gidiyoruz, büyük şenliğe,

hatırlanmayacak kadar uzak geçmişten
Tanrı'nın katıksız şiirle yarattığı 
en uzak geleceğe, en büyük geleceğe...

Cahit Koytak 

30 Ocak 2026

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi 
Hepsi ardımızda kalır.
Kimi sevinçler daha yüksektir 
Ne zaman başımızı çevirsek 
Eski siyah beyaz bir film gibi titrek,
Geçmiş günlerin doruklarında 
Bir anıt misali görünür. 
Sevaplar, yol arkadaşlarımız 
Hayat yolunda yan yana yürürüz 
Vicdan azapları başımızın belası, 
Çıkış kapısı yolunda bu âlemin 
Bizden hızlı yürürler önümüzde; 
Ölüm kapısına bizden önce varır, 
Alaycı bir bakışla beklerler bizi... 
Ne sevinçler, ne kitaplar 
Yanımızda sadece 
Sevaplarla azaplar.

Hüsrev Hatemi