Ana içeriğe atla

6666. Paylaşım

Derin Kesik

1.
Sitem de cana böyle mi batarmış
Giyindim oturdum sesini çın çın.

2.
Yazmasaydım
Borçlu ölürdüm aşka.

3.
Öyle çok güldünüz ki
Geceyi bozdunuz.
Sizin hüznünüzü de
Korumak bana düştü.

4.
Gözlerine tek nokta siyah düşmesin diye
Işıttım geceyi sabaha dek gövdemle.

5.
Bir tek ben bilirim değerini
Ağzından ağzıma akan sözlerin.

Kim neyi susarsa canımda gölleniyor.
Bu aşkı ben senden sonra da söylerim.

6.
O kadar doğru konuşuyordu ki
Hülyası kalmadı hiçbir şeyin
Kalktım yapacak bir yanlış aradım.

7.
Hepsinin de gözü dışarda
Bu kadar özenme evlere
Yoksa neden bunca pencere...

8.
Yaşlı adam, yaşlı çocuk, yaşlı kız
Savaşın sağladığı eşitlik!

9.
Sorularının yanıtını bilseydim
Şiir yazmazdım.
Git sende herkes kadar
Payını al güneşten.

10.
Bir halkın vicdanıyım ben
Koroya karşı en güzel şarkı.

11.
Bir sarkaçsın, dedi
Yapıp yıkan
Yapıp yıkan.

Beni anladı ve gitti.

12.
Yakın olan her şeyi sıkıcı yapan
Ey uzak zamanlar
Her yerden sızıyorsunuz.

Gidip o ihtiyara sormalı bunu
Kirpikleri ellerinden çok titreyen.

13.
Dil yarası ağır dedim susmadın
Sesin yetmedi ki sürdün üstüme
Gözlerini de elimden aldın.

14.
Pınarın başı değil
Evlerinin önü değil
Bahçe bağ hiç değil.

Tam bir umutsuzluk
Bu koyu kalabalık.

15.
Memeleri sesinden daha yüksek çıkıyordu
Bir şarkıyı ustaca bitirdi bacakları.
Her şeyi kasıklarıyla dinleyen kalabalığa
Sanat üzerine uzun uzun konuştu.
İlgisi olursa büyüklerinin
Ülkesini dışarda temsil etmek istiyordu.

Ruhi Su'yu alıp yanıma acıyla çıktım geceye.

16.
Gitsem yaprak gibi titriyor
Gitmesem
Günah sayıyor sevincini.

17.
Kar geçti. Papatya geçti.
Kehribardan nergise döndü dünya.

Azala azala canımla kaldım
En uzun sensin ey beşinci mevsim.

18.
Evlerden çıkınca gittiğini sananlar
Taşıtlara binince gittiğini sananlar
Bir ülkeden bir ülkeye salıncaklar kurun
Değil mi önünüzde ardınızda çocukluğunuz
Bir sitem taşıdır ancak başınızı koyduğunuz.

19.
Ne zaman beni göremezsen
Arkana döndüğünde
Yalnızlığın o zaman başlayacak.

20.
Ben eşikleri seviyorum
Kirpikleri, parmak uçlarını
Dumana batmış sözleri;
İçeriyi de dışarıyı da
Güzel gösteren eşikleri.

21.
Anneleri polis götürüyor.

Çocuklarını da götürmüşlerdi.

Gözlerimiz dilimizde bir kekeme köz
Bütün bir ülke
Güvenlik içinde yaşayıp gidiyoruz!..

22.
Odalara yağan yağmurları içtim
Elmaların çiçeklerini öptüm uzun uzun
Kırlangıçlar bulutlara girdi çıktı
Bir güneş sağanağı bir güneş sağanağı
Her şeye genişlik veren bir rüzgâr…

Şimdi bir türkü söylese birisi
Sesi kim bilir ne güzel kokar.

23.
Yüz felcine çevirdik su gibi gülüşleri
"Mezar arasında harman olur mu?.."

24
Biri gelişin, dünyayı isteyen sorular
Öteki gidişin, kırılmış kirpik tufanı
İki ölümle besleniyor kalbim.

Şiirden başka bağışlayanım yok.

25.
Küçücük bir serçe kuşu
Çıkmış şakıyor ölüme karşı.
Güzel değilsiniz işte
Ağzından bir kez dünya çıkmayanlar.

26.
Şiddetin özgürlüğü
Olsa gerek bu, dedim
Bir meydan dolusu polis
İnsanları dövüyordu.

Islık gibi çevirdim
Yüzümü gökyüzüne
Güneşin üniforması yoktu.

27.
Bir cezayirmenekşesiydi ağzı
Memelerinin tomuru, kasıklarında çarpan kan
Saksısı ne kadar darsa o kadar geniş açan;
Aşkı iyilikle yoğura yoğura
On üç yıl menevişler düşürdü canıma...

Odur mezarımdan yükselecek son şiir.

28.
Balı anlamadım
Yarım bıraktım tuzun tadını
Köpüren süte su kattım.
Bilemedim, bir kirpik
Nasıl bunca uzağa düşer.

Sevmesin senden sonra
Beni kimseler...

29.
                                   Fethi Naci'ye

Gidin o vadesi ölülerü toplayıp getirin
Son çığlıklarına sararak soğumuş bedenlerini.
Ben bir cumhuriyet kuracağım, ülkesiz, sahipsiz
Şarkılarına küçücük bir iç çekişin karışmadığı.

30.
Geceyi giyinen kadın
Sokak mı ev mi
Bilsem söylemez miyim?
Her yerde bir bunaltıyken.

Bize kadardır hükmü
Gittiğimiz yeniliğin.

31.
Bütün tezgâhları boşa çıkardı
Güneşe bakan adam.

Bir iğdiş şehvettir hükmün
Ey alınır satılırın saltanatı.

32.
Büyüklerin bunca uzun yaşadığı bir ülkede
Bir onur dersi midir çocukların ölümü?…

Sevgilim
Aşkın yaşını geçtiğim gün
Beni ellerinle kalabalığa göm.

33.
Ay ışığını yemenisine doldurup
Evine giriyor kadın
Bugün de uzak dolandı güneş...

Ey yalnızlığın dili
Kimleri nerelerden getirirsin şimdi.

34.
Yaz gelir, dedim
Geçer üşümesi kalbimizin.
Bu, dünyalık acele
Batar bir gün bedenine insanın.
Bir külü üflemekten bembeyaz
– Ağzımızda bir kesik su –
Uzanırız simsiyah yataklara..

Anlatabilmek için bunu sana
Kaç güz yaşattım, kaç gözyaşı kurusu:

Bir tek pişmanlığın gülü solmaz.

35.
Annem yollara bakarak uzatıyor ömrünü
Kızlarını kendi yaşına getirdi uğraşa uğraşa.
Mezarlığı yatak odasına taşıyalı beri
Yalnız oğullarının uzaklığını büyütüyor.

Ödül müsün ceza mı ey geçmiş zamanlar
Kurtulan da mutsuz senden kurtulmayan da.

36.
Küçücük adımlarıyla büyük bir koşuya çıkmış
Var olmaktan önce görünmek istiyor.
Bir insan resmi çiziyorum kâğıda
Dili ensesinden çekilmiş, gözleri yarılmış nar
Suçu neydi diye bana soruyor.

37.
Gecesini gözyaşıyla ışıtan çocuk
Daracık bir oda benim de aydınlığım.
Kimi görürsem kalbini eliyle tutan
İki elim iki çığlık yalvarıyorum:

Güneş batarken ayrılmayın ne olur…

38.
Bu uzaklıktan sonra
Yedi rüzgâr yılı bu uzaklıktan
İki kaşının arasında durdum.
Ayrılırken su verdiğim keder
Bir gülüşlük olsun solsaydı eğer
Gecikmiş bir ölümü
Oracıkta ölürdüm.

Şükür çektiğim bu güzel acıya
Şükür kaşlarının gönül bilir eğrisine…

39.
Ölüm mü?..

Bütün ayrılıklarımı yüklenmiş bir tren
Sarı bir istasyondan alsın beni.

Ey dalgın kasabalar
Böyle ödeşelim bari
Yaşarken küçümsedim kaderinizi.

40.
                                        Hatice'ye

Kadınım benim
Tenha gezen evliyam.
Ben gittimn harf harf dağıldım
Sen tamamladın cümlemi.

İyi adam olur muydum
Yazmasaydım...

Ölüm bile zor yanıtlar bunu...

41.
Su verdin çocuğa
Dicle'den bu yana susuyor
Devletin ateşinde.

Ey rahat uykular
Doğan günden sizin
Ne alacağınız var...

42.
Hece hece bölerek
İnandığım her güzelliğini
Kime seslendim neyi sustuysam
Seni yücelttim.

Bu yüzden azaltmadı gidişin beni.

43.
Ey tek heceli bir dille
Dünyayı dolduranlar
Nasıl duyacaksınız susanları...

Gölgeniz bir gün önünüze düşmedi
Hezaran sandalyeleri bilmezsiniz.
Geceniz yok, akarsuyunuz yok
Siz içerdeyken yağar hep yağmur.
Bahçeniz yüzü olmayan bir mevsimdir
Yıldızları küçümser ışıklarınız...

Dünya nereye kadar sizi- -
Bir gün aynalarınızda
Gözleri topuklarından başlayanlar...

44.
Ben hep başkalarını- -
İnceliktir en azından.
Sizin neyiniz vardı
Sevincinizden başka?..

45.
Üç yıldır sessizce çalışıyorum ölüme
Azrail gelecekse senin yüzünle gelsin.
Ben, son bir kez yüreğim ağzımda
Sen bütün acılarının hesabını görürsün.

46.
Kimseyi zorlamadım,
İçtenlikten başka.
Yanlış bedestende
Yanlış akçe.
Has duyguydu
Verilen, alınan
Hak etmedim kimseden
Benim, bana
En büyük sitem.

1998-1999

Şükrü Erbaş

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Unutulmuş bir iyi insan: Rasih GÜRAN

Rasih Güran… Değerli araştırmacı Emin Karaca’nın Nazım Hikmet’in Aşkları adlı kitabını okurken dikkatimi çeken bu ismi arama motoruna yazmakla başladı her şey. Aşina olduğum bir isimdi ama nereden olduğunu çıkaramıyordum. Kitabın öyle hazin bir yerinde karşılaşmıştım ki Rasih Güran’la, ismini görmemle onun adına üzülmem bir olmuştu. Zira Nazım-Piraye ayrılığında payına çok ağır bir yük düşmüştü: ayrılık mektubunu Piraye Hanım’a iletme görevi. İsmini aratınca üzüntüme minnet duygusu da eklendi. Zira, önemli kitapların çevirmeniydi Güran ve bunların arasında severek okuduklarım, okumayı planladıklarım vardı: John Reed’den Dünyayı Sarsan On Gün, Steinbeck’ten Gazap Üzümleri ve Bitmeyen Kavga, Faulkner’ın Ses ve Öfke’si, Deutscher’in üç ciltlik Troçki biyografisi… Rasih Güran ismine aşinalığım da muhtemelen çevirmenliğinden ileri geliyordu. Çevirilerini yayımlamaya devam eden yayınevlerinin ona layık gördüğü iki satırlık baştan savma biyografilerde doğum ve ölüm yılları bile net değildi ....

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

おしまいにするはずだった恋なのにしりきれとんぼにしっぽがはえる

「寒いね」と話しかければ「寒いね」と答える人のいるあたたかさ (『サラダ記念日』) Soğuk, değil mi? Diye  Seslenince,  ‘Soğuk (Ben de üşüdüm.)!’  diye  Cevap veren bir insanın olmasının  Verdiği sıcaklık.  Machi Tawara Çeviri: Ayşe Nur Tekme 

KENDİ İÇİNE DÖNENLERE

Sonra üzerime bir tat geldi, hâlimi kabul geldi, hafriyatla ilgilenmez oldum. Çok da umursamaz oldum. Bu hayatı beğenir oldum, bu hayatın kendisi bana olabilecek hayatların en mânalısı geldi. Şule Gürbüz Kendini, herkesten ve her şeyden nasıl soyutladığını görüyorum. Tüm dost meclislerinden, arkadaş buluşmalarından, hafta sonu gezmelerinden kaçmak istediğinin farkındayım. Birçok ortamda nezaketen bulunuyorsun ya da iş icabı. Zihninde o anlarda dolanan tek şey, bir an önce eve gitme isteği oluyor. O ortamlarda konuşulan şeylerin artık dikkatini çekmediğini fark ettin. Sahi, bu ne zaman başlamıştı? O boş, gereksiz, dedikodudan öteye gitmeyen cümlelerden ne zaman sıkılmıştın ilk? Sanırım yaşadığın o ilk sahici sarsıntıdan sonra. İnsan, başına gelen o sahici yıkımlardan sonra, dünyada neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlıyor ve yaşamını buna göre kurguluyor. Kendisine yük olan, zamanını ve hayatını bereketlendirmeyen beyhude insanlardan ve eylemlerden uzaklaşmaya başlayıp kendi hakikatini...

Soneler

I Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman; Aşındırarak bütün güzel duyguları. Bir yarım umuttur elimizde kalan, Göğüslemek için karanlık yarınları. Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı, Damağımda kösnüyle gezinirken; Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı, Dışarda rüzgar acıyla inilderken. Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri, Seninle bir döşekte sevişirken bile. Düşünüyorum hüzünlü genç anneleri, Çarşılarda, pazarda ellerinde file. Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka; Bir şey yok paylaşacak acıdan başka. II Nasıl bir acıdır bu bir düşün; Yüreğimin yumruk kadar çaresizliği, Sığlığı alışılmış bir günün, Gecenin karanlık belirsizliği. Yarın, yarın ve yine yarın; Hep bugün olan aynı yarınlar. Düş kırıklığı gibi kötü gelen zarın, Varımı yoğumu elimden alırlar. Ve ben dönüp yine sana gelirim; Elimde somun, gözlerimde mıh. İşte bugün de kaybettim derim, Aklımda dimdik duran bir çarmıh. Güler yüzle karşılama beni sakın; Güzel sonuma bırak ölümüm yakın. III Bu uydu çağında çaresizliği gördüm, Sinekler kon...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Şiirlerden yağan yağmurlar

Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü… Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Özkan Mert Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne Mevlana İdris Zengin Üzünçlerle dolu yağmur gözyaşları gibi düşüyor acıklı dünyanın üzerine Jorge Luis Borges sana yaz yağmurlarından selâm getireceğim Bünyamin Durali iyi şeyler de vardır hayatta iyi şeyler de… karın yağması, yağmurun ıskalamaması gibi iyi şeyler… Beşir Sevim Size kendimden bahsediyorum doktor Biraz yağmur kimseyi incitmez. Kemal Sayar Ustaların bir kaçı atladıktan sonra, tüm korkularını bir kenara bırakıyor acemi yağmur damlaları.. Sen hala düşmekten korkuyorsun.. Düşsel yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa kökleri toprağı saramaz olur üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan Ahmet Erhan yitirdim cebimdeki bütün adresleri yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım aklımı boğacak o selleri ben kendi damarlarımda yarattım Ahmet...