Ana içeriğe atla

Tolstoy'un Ölümü

Lev Nikolayeviç Tolstoy, bilindiği gibi Yasnaya Polyana istasyonunda öldü.
Öldüğünde karısıyla kavgalıydı.

Muhtemelen olay şöyle gelişmişti...

“Levoçka! Balkondaki çiçekler neredeyse kurumuş. Onlara biraz su versene!”
“Alyoşa’ya söylesene tatlım. Benim işim var.”
Aleksandr, evde getir götür işlerini yapan hizmetlidir (Ruslar sevimlilik olsun diye bazı isimleri değiştirirler yakın oldukları kişiler için: Aleksandr “Saşa, Alyoşa” olur, Lev, Tolstoy’da olduğu gibi “Levoçka” olur. Natalya, herkesin bildiği gibi “Nataşa” olur).
“Alyoşa çöpleri boşaltıyor şimdi... İşi var. Kalkıp sen sulayıver!”
“Ama hayatım, biz Alyoşa’yı bu işler için aldık. Çöpler bitince çiçekleri sular... Hemen kurumadılar ya.”
“Levoçka, sen de biliyorsun ki Alyoşa tam bir mujik. Çiçekleri sulayayım derken etrafı berbat eder, dallarını kırar çiçeklerin... Ne olur kalkıp sulasan?”
“Ama işim var diyorum Sofya...”
“Ne işin var?”
“Romanımı yazıyorum.”
“Kalk çiçekleri sula lütfen Levoçka. Ben Alyoşa’ya söylerim, senin yerine romanına devam eder.”
“...!!??”

Muhtemelen...
Çünkü büyük bir aşkla evlendiği karısının dırdırından ve kavgasından bıktığı için Yasnaya Polyana’daki malikanesinden çıkıp istasyona gitmiş, zatürre olmuş ve orada da ölmüş.
82 yaşındaki bu dev roman yazarı, romanını Alyoşa’ya bırakmadığı için mi öldü, bilinmez, ama işini önemsediği için öldüğü kesin.
Buna benzer bir diyalogu yıllar önce Siyah Beyaz gazetesinde yazmıştım da, Mete Akyol İstanbul’dan aramıştı: “Sabah gazeteleri tararken bu yazıya rastlamıştım ki karım seslendi: ‘Mete, çiçekleri sular mısın!’ diye...”

İş yapanın, kendi işini önemsediği kadar başkalarının işini önemsememesine muhteşem bir örnektir Tolstoy’un yaşadığı. Bakmayın yukarıdaki mizansene, birebir doğru olmasa da, Tolstoy’un karısıyla kavgası sonucu Yasnaya Polyana istasyonuna kaçıp, orada öldüğü doğrudur ve karısı ile kavgası yüzünden evden kaçtığı da...

Savaş ve Barış gibi bir romanı yazıp, içine de üç yüzden fazla kahraman koyarak, kuyrukları birbirine değmeden hepsini ayrı bir tip olarak yaratacak kadar müthiş bir beyin taşıyan bu adam, ne yazık ki “önemsenmediği” için ölmüştür.

Karısı, sürekli evde vasiyetnamesini aramıştır. Yorgun ve bitkin durumda yatağında uyuyor gibi yatan zavallı Tolstoy da tüm bu aramaları ölü gözlerle izlemek zorunda kalmıştır.

Topraklarının büyük bölümünü yanında çalışan mujiklere dağıttığı için de karısının her zaman bedduasını almıştır. Ama dualarla bedduaları topladığında, Tolstoy karlı çıkmıştır tabii ki...

Sözgelimi Anna Karenina romanının tek ilginç ve gerçeğe uymayan, dönemin eleştirmenlerinin de yüklendiği nokta ise, romanın kahramanlardan Levin ile Anna Karenina’nın aynı ortamlarda oldukları halde, hiç karşılaşmamalarıdır. Ama Tolstoy bunu, romanının orijinalliği olarak açıklar. Kiti’ye olan aşkının sönmemesi için Levin, Anna Karenina ile hiç karşılaşmaz...

Yasnaya Pollyana’ya dönersek yeniden; karısıyla kavga ettikten sonra Lev Nikolayeviç, yağmurlu ve soğuk bir havada, akşamüzeri evden çıkar ve kardeşi Marya Nikolayevna’nın evine gider. Çok halsizdir. Kardeşi merakla, “Evde her şey allak bullak galiba Levoçka,” der. “Seni görmek çok hoş, ama...”

“Evde durum tam bir felaket,” der Tolstoy ve ekler: “Hastayım. Üstelik bitirmem gereken bir de romanım var. Çok mutsuzum Marya...”
82 yaşındadır o sıra.

Kardeşine, karısının odaya girip vasiyetnamesini nasıl aradığını anlatır:
“Sofya Andreyevna sağlık durumumu sormak için içeri giriyor, uyuduğumu görünce de ortalığı karıştırıyordu. Halim olmadığı için kalkamıyordum. Çok korkunçtu.”
Hafif bir yemek yedikten sonra, eve gidermiş gibi kardeşinin yanından çıkar.

Ve gidiş o gidiş... Önemsenmediğini düşünmektedir büyük yazar. Dünya kendisini önemsemektedir, romanları elden ele dolaşmaktadır, ama o önemsenmediğini düşünmektedir. On altı yaşında aldığı sevgilisi Sofya ile artık çok ayrı dünyalarda olduğunu düşünmektedir. 82 yaşında bir çocuktur artık.

Aslında bu çok uzun bir hikayedir. Uzun ve acıklı bir hikaye.

William Saroyan’ın babasının New York’ta nar yetiştirip de, pazarda bir tane satamaması kadar hazin bir öykü.
Bu öykü de bir başka zamana.
Ancak şu kesin ki, işini önemseyen insanlar mutlaka bir başkasının işini de önemsemeli. Bu iş ne kendileri için ne kadar uyduruk ve önemsiz bile görünse.
Nasihat gibi oldu, ama böyle.
Küçük çocuğu için patik ve şal ören bir anne için dünyanın en önemli işi odur belki. Kalkın da sofrayı siz hazırlayın böyle durumda.
Çocuğu için pulları özenle dizen bir baba da, hayatının en önemli işini yapıyordur. Bırakın da çoraplar salonun ortasında kalsın o sefer...

A. Mümtaz İdil

48 yıllık evliliğinin ardından bir gün karısına; “Benim yaşımdaki insanların sıkça yaptıkları bir şeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükunet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum!” yazan bir not bırakarak evini terk ettiğinde 82 yaşındaydı. Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak ölmüş halde bulundu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

Francesco Petrarca UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ

249 Qual paura o quando mi torna a mente Nasıl korku duyarım anımsadığımda o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık. Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken güzel kadınlar arasında, bir gül gibi daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün, çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi. Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini, incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini, ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini. Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde; şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi! 250 Solea lontana in sonno consolarme Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni o tatlı melek görünüşüyle kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni, ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi; çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim gerçek merhamete karışmış ağır elemi, ve işitir gibiyim şeyleri...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan