03 Eylül 2013

Milan Kundera - Bilmemek

"Dönüşü seçti. Bilinmeyenin tutkularla dolu keşfine, bilineni yüceltmeyi tercih edecektir (dönüş). Sonsuzluğa (çünkü macera asla bitmeme iddiasını taşır), sonu tercih edecektir (çünkü dönüş hayatın sınırlılığıyla barışmaktır)." (s.10)

"Bütün öngörüler yanılır; bu, insana bahşedilmiş çok nadir kesin bilgilerden biridir. Ama öngörüler gelecek hakkında yanılsa da, kendilerini dile getirenler hakkında doğruyu söyler, onların şimdiki zamanlarını nasıl yaşadıklarını anlamak için en iyi anahtardır." (s.13)

"Hayatları felakete dönenler, suçlu avına çıkarlar." (s.46)

"Sen bana, aşkta aslolanın sadece ten olduğunu söyledin. Küçüğüm, eğer bir erkek sana senin sadece tenini istediğini itiraf edecek olsa, koşa koşa kaçardın. Ve yalnızlık denen o korkunç duyguyu anlardın." (s.50)

"Duygulardan uzak cinsellik, insanın kederden öldüğü bir çöl gibi uzar." (s.50)

"Geçmişe karşı hiçbir sevgi hissetmiyor, ona dönmek için hiç arzu duymuyor: Hafif bir çekingenlikten başka hiçbir şey duymuyor; kopukluk. Doktor olsaydım ona şu teşhisi koyardım: "Hasta nostalji yetersizliğinden rahatsız." (s.51)

"Aşk, şimdiki zamanın coşkuyla yüceltilmesidir. Şimdiki zamana bağlılığı anılarını kovdu, onu anılarının müdahalelerine karşı korudu; belleği kötü niyetinden bir şey kaybetmedi, ama ihmal edilip bir köşeye atılınca üzerindeki gücünü kaybetti." (s.53)

"Ardımızda bıraktığımız zaman daha geniştir, bizi geri dönmeye çağıran ses daha karşı konulmazdır. Bu deyişte keskin gibi bir hava var, ama yanlış. İnsan yaşlanır, sonu yaklaşır, her an gitgide kıymetlenir ve anılarla kaybedecek zaman yoktur. Nostaljinin; matematik çelişkisini anlamak gerekir, ilkgençlikte yaşanan hayatın hacmi tamamen anlamsızken nostalji en güçlü noktasındadır." (s.53)

"Kaynağını gerçek bir tutkudan almayan sadakat, ne kadar da bıktırıcı." (s.56)

"Yıllar sonra tekrar görüşen iki insanın heyecanını hayal ediyorum. Bir zamanlar sık sık görüşmüşlerdir ve bu yüzden de, aynı yaşanmışlıklarla, aynı anılarla bağlı olduklarını düşünürler. Aynı anılar mı? Yanlış anlamalar burada başlar: Anıları aynı değildir. İkisi de geçmişten iki ya da üç durum hatırlamaktadır, ama herkesinki kendinedir; anları birbirine benzemez, birbiriyle örtüşmez; hatta nicel olarak bile birbirleriyle kıyaslanamazlar; biri öteki hakkında, onun kendisi hakkında hatırladığından çok daha fazla şey hatırlar." (s.84)

"Hatırlanan geçmiş zamandan yoksundur. Bir aşkı, bir kitabı yeni baştan okur ya da filmi tekrar seyreder gibi yeniden yaşayamazsınız." (s.86)

"Vedalarda başarısız olan kavuşmalardan pek büyük bir şey bekleyemez." (s.89)

"Ruhun yüksek alanlarında yürütülen tartışmalar, ne kadar zekice olsa da, nedensizce ve mantıksızca, aşağılarda olup bitene karşı her zaman miyop bakarlar." (s.95)

"İşte o an, bir hata işledim, tanımlaması zor, anlaşılmaz, ama bütün hayatımın hareket noktası olan ve asla onaramadığım bir hata. Cehalet çağında işlenmiş bir hata. İnsan o çağda evlenir, ilk çocuğuna sahip olur, mesleğini seçer. Bir gün pek çok şey bilecek ve anlayacaktır, ama artık çok geç olacaktır. Çünkü bütün hayatına, insanın hiçbir şey bilmediği bir çağda karar verilmiştir." (s.108)

Milan Kundera


Sonra seçiyorum: insanları, cümleleri, kitapları, filmleri...

" Her şeyde erinç aradım; ama hiçbir yerde bulamadım, bir kitapla çekildiğim köşeden başka." demiş Thomas à Kempis.

Bugünlerde aklımdan sık sık geçiyor bu sözler. Her defasında onaylayarak anımsıyorum.
Yalnızlık nasıl da tercih ediliyor bazen, ve nasıl da yakışıyor bazı mevsimlerin rengine.
Sonrasında düşünüyorum da; bu mevsimler de herkesi kapı dışarı mı ediyoruz, yoksa içeriye hapsettiğimiz kendimiz miyiz diye.

Sahi ne kadar az anlaşılıyoruz, ne kadar az... Çoğu zaman anlatmayı bile denemeyişimiz, hep bu yüzden mi?

Yağmuru özlemiştim kavuştuk, aramızdaki pencereyi saymazsak.
Ve bugün sadece okumak istedim; düşünmeden, konuşmadan ve yazmadan.
Ama yazmadığımda uzun süre aynaya bakmamış bir kadın gibi hissediyorum kendimi.
Yazmadığımda merak ediyorum dünyanın neresine gizlendiğimi.
Kaybolmuş gibi değil de, bir köşeye saklanmışım gibi hissediyorum.
Yazmadığımda yüzümü göremiyorum.

Sonra seçiyorum: insanları, cümleleri, kitapları, filmleri... Her şeyi seçiyorum.
Çoğunu eliyorum...
Gereksiz kalabalıklara yüzümü hiç dönmüyorum; zaman, yaşama teğet geçmesin, zaman yaşamın ta kendisi olabilsin diye.

Kalanları seviyorum, seçtiklerimi, kendime ayırdıklarımı, yaşamıma sakladıklarımı.
Onlar güzel insanlar, güzel cümleler, güzel kitaplar, güzel filmler...

Sonra düşünüyorum da yağmur ne güzel diyorum. Bu şehre de çok yakışıyor zaten...

"Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir" demiş Camus. Yanılmış.
Ve ben belki de sırf "Cehennem başkalarıdır..." dediği için Sartre'ı bu kadar seviyorum...

Susup, kendi kendimi anlıyorum...

Elif Gizem

Kopan İp

Kopan ip, bağlanabilir yeniden
Tutar tutmasına ama
Kopmuştur işte bir kere

Belki karşılaşırız yine, ama orada
Beni terk ettiğin yerde
Bulamazsın beni bir daha

Bertolt Brecht
Türkçesi: Kerem Çalışkan

01 Eylül 2013

Şiirdir Baba

Bir şey değişmemiş, sanki daha dün.
Dışarda sükûnu yaz akşamının,
Bahçemiz sulanmış, ıslak her çiçek.
Kapı çalınacak, babam gelecek…

Ziya Osman Saba


çünkü düşünen çocuktur baba

Yasin Erol


Yıl göçüp gitti
Gizliyorum babamdan
Kırlaşmış saçlarımı!

Etsujin 


Bu dağlar da
Babamın gözleri önündeydi
                Kış yalnızlığında

Issa


insan bir yorgunluktur sevgili babacığım
bunu sen söylemedin, kimseler söylemedi

Mehmet Aycı 


Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi bir adam!

Engin Turgut


Babalar ıssız ağlar
Ansızın devrilen koca çınarlar.

Süleyman Çelik


buyurun kibar hanımlar beyler…
Babanız sizi sevdi de ne oldu?

Perihan Mağden


Babanız öldüğünde büyüyorsunuz.
Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız,
Takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz,
Korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz.

Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yoksa artık.
Hep sessiz ağlayan, suskun seven, en zor dönemde bile yıkılmaz görünen,
Sırtınızı dayadığınız çınar ağacınız yoksa artık…
Büyüyorsunuz o zaman işte.

Savaşın ortasında komutansız kalmaktır, babasız kalmak.
Kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur…

Orhan Seyfi Aras


bir kızın babası olmak yoğun bakımın camında bir
hıçkırık biriktirmektir çünkü
adak kurbanı, yaşlanmak, pazarlık, namaz, boş
bakış, bir düş incecik

İsmail Kılıçarslan


ve biri gözyaşlarına boğulsa, derdi ne olursa
babamın parmakları dinginliği sunardı ona:
çıt çıkarmaktan korkardı ses bile boşu boşuna
çünkü dağların büyümesini seziyordu babam.

Edward Estlin Cummings


Sesinin yankısı var hâlâ kulaklarımda
Sevdiği sözler kıvranıyor dudaklarımda
Hasret yakacak yurdumu yıllar yılı artık
Emanetini bir gül gibi kabrine bıraktık

Nurullah Genç


Uzaktaki teyzene gidemezsin ya
Bakarsın teyzen gelir sana
Sevdiğin oyuncağı alamazsın ya
Ne de üzülürsün
Bakarsın hediye gelir sana

Ya babam

Betül Zarifoğlu


Anam, küfür yetiştiremedi dünyanın hallerine
Benden bu kadar deyip dün gece çekip gitti
Belki sorgucularına kazık çakıyordur şimdi de.
Babamsa karıncayla kelebekten
İncelik ilmi dersinde hâlâ.

Mahmut Temizyürek


Bu şiirleri toprağa gömeceğim
Sözcükleri tohum olacak
Çiçekler fışkıracak topraktan
Sevgilerin dal olacak baba
Uzanacaksın uzaktaki bir ışığı yakalamak için
Işık köklerine dolacak bir gün
Yorgunluğun o çiçekleri sulayan
Koca bir nehir olacak
Baba, acıların sürgün…

Ahmet Erhan


Anama iyi bak baba
Onun gözlerinde sana adanmış koskocaman bir ömür göreceksin !!!!

Ersin Hoşgenç


İşte bir minder daha koydum yanıma
Henüz sıcak
Sanki yeni kalkmışsın üstünden
Terliklerin şuracıkta, getireyim
Çayı da ocağa koyarım istersen.

Ahmet Erhan


artık babam sümbül kokan toprakmış
...
“ rabbim babamı başa sar..
ve biraz da öyle dondur”

Hasan Tan (Pejmurde Dilim)


Baba, senin aldığın bu pantolonum bir gün yırtılır,
Bu ceketin rengi solar,
Bu ayakkabı delinir, biliyorum..
Sonrası ne olur baba?…
Bir daha gözlerim hiçbir zaman böyle bakmaz
Hiçbir zaman büyüyemem ben sensiz
Baba, bu film başlamadan bitmiştir, bunu unutma..
Baba…Ne olur gitme!….
Baba…Beni unutma…….

Ali Kınık


Baba, lütfen affet
Beni anlamaya çalış,
Baba,bilmiyor musun,başka çarem yoktu.
Gece seslerle dolu olsa bile..?
Dua ederken beni görüyor musun
Her söylediğim şeyi işitiyor musun?
...
Yıldızlar eskisi gibi parlamıyor
Baba,seni ne kadar seviyorum..
Baba, sana ne kadar ihtiyacım var
Baba, seni ne kadar özlüyorum
Öp beni babacığım, iyi geceler de.

Barbra Streisand


İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp
Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun
Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş

Ece Ayhan


Gurbet habersizce çıktı karşıma
babamın sert bakışlarıyla
ergenliğimin hayallerini
şehirler arası otobüslerin
camlarının buğusuna kurban ettim

Lou Salome


gözler var aramızda
hasan’ın gözleri
selahattin’in gözleri
ece’nin gözleri
seyhan’la konuştuk da
ece gibi bakmış sona doğru
onun babası da
‘beni bırakma’ der gibi
çocukluğuna baktı babam da

Haydar Ergülen


ey, yüzleri
bir babakuş gölgesine
çakılmış olanlar,
üzgün adım, ileri marş!

Nilgün Marmara


Ana baba çocuğu doğduğu zaman, âdet,
Akıllı olsun ister.
Oysa akıllı olduğum için değil mi,
Başıma gelen bunca belâ?
Ondan işte şimdi bütün dileğim,
Budalanın biri olsun çocuğum.
Ömrü boyu rahat eder, en azından
Müdür olur, nâzır olur.

Su Tung Po


Bir gül düşün, gönülsüz açan
Olan her şeyi solduran zaman;
Çocuklardan önce yatan babalar
Gelmiş ve kalmış o yorgunluklar…

İbrahim Tenekeci


ailem dedim o sararmış resimden baktım geçmişe
ikiniz yan yanasınız, kucağınızda kırılgan çocukluğum
babam genç bir gülüşle süslemiş yüzünü
sen, ciddi duruşla bezgin bakış arasında med cezir
bölünen evlilik, çatlayan evren, sızan sır

Aslı Durak


Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla
Evlerinin arkasında gölgesiyle konuşurken yakalanıyor babasına

Ali Asker Barut


elbet aklımı alacak bir öpücüğü daha vardır
babamın

Yasin Erol


görsün diye
önünden geçtim babamın
yolu sordum, bahane işte
çok eski bir resmine bakar gibi baktı bana
dudağında ağlamayı andıran bir gülümseme

Nuri Demirci


Dedemin ölüm haberini, bir an durakladıktan sonra,
babam vermişti telefonda. Babamınkini dayım.

Roni Margulies


Babamın öldüğü yaştayım artık

Refik Durbaş


Terzi olsa da babam
sökük dikmesini beceremem
beni yalnızca sen anlarsın
iğnenin deliğinden geçsin
diye ipliklerin
bir anlık ıslatıldığı dudaklara
takılıp kalan annem

Sunay Akın


Genç cesedin ölüm gölünün başında
Diz çökmüş olan baba
Hınç ayırdı
Hayret ve üzgünlük şerbeti
Ve abes ayırdı
Çok yıl sonraki tanrı tanımaz savaşlara
Ve yenilip ve yenip dönerken ordu
Neyi algılarsa çiftleşip çoğalmaktan

Babanın yüreği ordu yüreği
/ Zırhını kırdı /
Narası göğe vurdu
Daha gür bir ses duyuldu
Belki bir melek gülümsedi
Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden
Belki ayağının dibine vuran sesten

Cahit Zarifoğlu


kokusu babamın
kokusu nasıl desem
masal göğü
düş kırığı
hiç bitmeyen inşaat
taksiti tükenmeden kırılan pikap
kokusu şimdi şu an
şurasında burnumun
kokusu kar kıyamet
kıyısında ağustosun

Hamdi Özyurt


babamı vuranı bile affettim
nolur taşa değmesin
ayağı oğlakların
martılar ah martılar
kırılmadan kanatları
çıkabilse fırtınadan

Hamdi Özyurt


Babamı hatırlıyorum
Babamın ölümünü
Kırbacıyla birlikte bir çam ağacına gömülü
Annemse odasında babamın
Hasta yatağında
Kımıldamadan yatıyor
Pencerede sapsarı bir limon görüntüsü

Edip Cansever


bizim babalarımız neden ölürlerdi hatırla sıra sıra

Turgut Uyar


Neden her çocuğun ille de bir babası vardır

Oğlum, zaman ağır, gün ağır, gece acıya aşinadır.

Ahmet Erhan


Çocuklarda bir telaş
Her akşam kapılarda
-Bize ne getirdin baba?
Bu da bir acıdır.

Şükrü Erbaş


İyi bak, ben de bir babayım, üç kız babası hem de
sen geldin ya duygularımın toplamı 3+1
:ne gereği var ki şimdi sizi geçmişime götürmenin
kim bilir kaç kez eridi içimde aşkın kum saati
merak mı ettiniz! 

Hüseyin Alemdar


annemin içine hüngür hüngür ağlayınca babam
alnında oğul terleri birikince
dünyaya bakma vaktim gelmiş

Seyyidhan Kömürcü


Babam başucuma duayı koyardı.

Erdem Arslan


bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
telaşlanır, ağlar
babasını sorar çevresindekilere
öldüğünü bildiği halde

küçük iskender


Seninle büyüyecek bil ki
Uzaktaki şu baba

Ahmet Erhan


Ve ölüm hayatı kuşatalı beri
İki şey yan yana gelişiyor evlerde
Babalar bıçak biliyor
Analar yaslı

İsmail Uyaroğlu


tiril tiril teriyle açılır mıydı özleyen babaların gözleri

Faris Kuseyri


kurudu kuyu, babamın gözyaşları doldurmaya yetmedi

İbrahim Halil Baran


Nereye gitti
çocuğu olduğu zaman utanan babalar?

Süreyya Berfe


Çocukluğum olmadı benim Gençliğim olmadı. Babam karanlık bir adamdı Korkularla besledi bizi Annem zayıf mı zayıf Sevgisini göstermeye korkardı.

Şükrü Erbaş


Babası daha ölmemiş Oktay’ın,

Melih Cevdet Anday


Ona göre baştan beri iflâh olmaz biriydim
Babam korkuydu bana,
annem yürek serinliği

Abdülkadir Budak


Annemiz
Siyah kadife elbisesini okşadığında
Saçlarını düşürerek bakışlarına
Babamızı hatırlardı:

Beyaz bir dağda olduğunu söylüyordu onun
Beyaz ve her bahar küçülen bir dağda

Bejan Matur


Şimdi bu erken sabah saatinde
Acıtıyor kalbimi özlemle
O sabah vaktin görüntüleri
Babamın güzel, ağır başlı yüzü
Annemin azıcık hüzünlü
Ve hep azıcık telaşlı gölgesi

Ataol Behramoğlu


Dallarda ilkyazı muştulayan o göksel koku
Balkır babamın yüzü gibi
Güneş karşı tepelerde

A. Kadir Paksoy


“babam nasıl?..O’na sarılmayı çok özledim” dedi..

Galip Sevindir


Baba yaşamadaydı geçmiş zamanı
Bir pencere açık dururdu düşüncesinde
Bir kadın eşsiz elbiselerinin içinde
Ne uzun zaman sevmişti onu

Sabahattin Kudret Aksal


Dağa çizilmiş resimdir
Bir çocuğun babası olmak
Yakından balınca anlaşılmaz
Uzaktan belli eder kendini.

Salih Bolat


Ve babamın yüzünü taşıdım yüzümde
Saçlarından saçıma düştü aklar
Eski bir oğul gibi baktı bana
Boğazından boğazıma bir
Bir…
Düğüm aktı
Bir düğüm aramızdaki yıllardan

Süleyman Unutmaz


Kendime baktım da şöyle bir babamım
Kendime baktım da şöyle bir babayım.

Celal Fedai


Neden gitmeyeyim ki?
Baba korkusu yok, usta korkusu yok

Şükrü Erbaş


(Dargındım babama
söylemek zor

annemin kefeni solmamıştı)

babam da bana dargındı

Sennur Sezer


ve bunlardan payına düşeni söyle.
ne kadarı kaldı babandan,
sen ne ekledin üstüne,

Metin Altıok


Babanızı sevin diye öldürdüm babamı

Şükrü Erbaş


Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;

Necip Fazıl


bir evde anne çay, baba ekmektir
ne kadar demlenir ve ne kadar pişersin sana kalmış
bir an evvel görün, kaderin gözü üzerimizdedir

Yağız Gönüler


Babam
Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan

Didem Madak


benim için
“benimle oynayan baba” diyebiliyor

Muhammed Palewi


ütüldüğüm sokakta babam vuruluyor!
bu bendeki son düş onu vurma!

Gazze Avazı


baba evine döndüm misal beni düşünme

Selma Özeşer


baba olamayacağım örneğin
toprak olmak ne garip şey anne

Nevzat Çelik


Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer.

Cezmi Ersöz


Düşünüyorum… Bu mevsimde baban,
Her akşam bir yerine iki içerdi.
Miyoplaşınca gözleri “Şair, iç be oğlum
bahar dişidir doğurur” derdi.

Rıza Polat Akkoyunlu


Senin bu şehirden gidişini izlemek,
Bir babanın; sırtını sıvazlayarak oğlunu askere göndermesi gibi.

Yağız Gönüler


Karıcığım hoşçakal, ışığım azalıyor,
Yanımda ölü arkadaşlarım.
Artık kömür kokulu ekmekler getiremeyeceğim sanırım.
Buraya kadarmış çocuklarım, hoşçakalın,
Hakkınızı helal edin; anacığım, babacığım.
Işığım azalıyor, hoşçakalın..

Şerif Erginbay


Öğlene doğru ninem döndü,
Daha da kocalmış,
Babamla annem döndü,
Gözleri hâlâ nemli.

Suat Engüllü


şimdi eminim, içindeki korkunun annesi sensin
ben babası değilim, dönmeyeceksin

Jan Ender Can


babası erken ölen her çocuk gibi
dinsel şeyleri düşünmeyi
benden daha çocuk olanlara bıraktım

Jan Ender Can


Babam gelirdi ve akşam olurdu.
...
Ben o zamanlar bütün babaları susar sanırdım.
Yalnızca gaz lambasıyla konuşan bir diş gıcırtısıydı babam.
...
Babamdan yapılmış bir korkuydu dünya.
...
Babam en çok kışa yakışırdı.
...
Babam neden yalnızca içince güzeldi.
...
Babam on altı yıldır ölüme saçmalığını anlatıyor…

Şükrü Erbaş


babalar, içlerine cehennem kadar büyük,
cehennem gibi harlı ve uğultulu bir öfkeyi
gömmeye çalışırken
ağlamamak için yumruklarını dişliyor,
yüzlerini bizden saklıyorlarsa hâlâ,

“Uludere, Uludere, Uludere!” deyince,

Cahit Koytak


Odalar sığılmaz olur artık
Baba, elma ağacını kökünden keser

Dilek Kartal


babamın, ak saçlı babamın açtığı yara
bir tarla konusu
oy bre dolduran doldurana boşluğu
babamın akıttığı kan
bilmem ki neresiydi, neresidir vahalam
babamı tanıyorum: çorabı, tütünü, acılarıyla o adam
eksiği yok küfürden başka
onu buğdaylar öldürecek, sapsarı öldürecekler onu

Edip Cansever


Mavi kareli gömleğiyle hatırladıkça babamı
Kırpıp kırpıp fotoğrafları, döküyorum başımdan aşağı
Sanırım ben assolist oldum maviş anne
Şimdi mutluyum
Geçmişini mi yok ettin kızım diye soran
Bir babadan kurtuluşumu kutluyorum
Babama söyle, o gelmesin maviş anne

Didem Madak


uzun bir hayatın yorduğu baba
sessizlikle dinlendiriyor gözlerini

ve şubat ömrünü yarılamışken
kar kokusu eşliğinde işaret bekliyor
kervan

her şey dönerken aslına
fatiha af dilemedir baba adına.

M. Aşır Karabacak


“Babam neden kapattı dükkânını?”
Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına”
diye düşündü
16 yaşında.

Nazım Hikmet


pardon bayım; sizin adınız neydi?
ben size yanlışlıkla baba dedim

tüm noktaların (….) bir tek anlamı var şimdi; baba !

Dilek Akın


Ben hep bir baba aradım; bana anne olabilecek…
Bütün fahişeler annem olmak isterken
ve bütün fahişelerin babam içindeyken…

Dilek Akın


babaların hüznüdür şemsiye
yüzünde değişen manzara
tedirginliğini ele verir

Metin Celâl


Bir eli alnında
benim gibi.
Ama
biraz daha mı hüzünlü?
Otururken de
Biraz daha mı çıkarıyor
kamburunu?

Biraz daha mı benziyor
babama?

Bir eli alnında
benim gibi.
Ama
biraz daha mı hüzünlü?
Otururken de
Biraz daha mı çıkarıyor
kamburunu?

Biraz daha mı benziyor
babama?
babam öldü
koptu çalar saatlerin
gergin yayı

Mustafa Ruhi Şirin


Babam öldüğünde el kadardım ben, beni herkesten kıskanır gibi sarıl

Ali Emre


babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor

Kadriye Yılmaz


bazı şeyler… bir gün kendiliğinden silinir gider
yok olur gibi değil, babamın elinden sımsıkı tuttuğum günler,
-oğlum, hayatı karanlık sularda sanma;
taşların soğuk yüzünü oyna!
orda mısın baba?

Mustafa Erdem Özler


babam elin eskilerini giyerdi. ben bu yüzden ezik
olurum bayram sabahlarında. yani bir sömürgede
doğan kırılgan olur. çünkü insan öldüğü yaşta..

Selim Temo


Susku
beklenmesidir bir babanın akşama

Bülent Parlak


tunçtan bir yalnızlık kalesi babam
gözleri çakır.

Tuğrul Asi Balkar


babam, şarkılarla karışık
savaşlarını anlatırdı
karıncalarla hamamböceklerinin.

Mehmet Müfit


babamı affettiğim gün, sevdalarımı da affedeceğim 

Pelin Onay


aşkı
ölen bir baba özlemi kadar…

Muharrem Özcan


ben nasıl öldürürüm şimdi babamı
tek bıçak darbesiyle?

Altay Öktem


beş yıldızlı otel yapmışlar
sırtımda annemin hırkasıyla
babamın kucağında uyuyakaldığım
yazlık sinemanın yerine

Sunay Akın


keşke yaşasaydınız öğretmenim
sorardım; hangi babanın pazusu
oğlunun tabutunu taşımaya yeter, diye
...
babam ne zaman gelecek diyen çocuk
bavê mın çı waxt weri diyen çocuk ya da
avutulur mu öğretmenim
nece

Dilek Kartal


Bazen babamla gideriz, çok uzağa değil şuralara
Babamın gençliğine gideriz, benim gençliğime
Birer sigara yakar, vay anasını deriz.
Babamın sol yumruğu vardır oralarda,
Benim solaklığım, kalemi sol elimde tutmam
Ellerine bakarım babamın, sol yumruğuna,
Eğilip öperim sağ sol fark etmez,
Babamın elidir sonuçta.
Babam, devrime inanırdı eskiden, ben Allaha daima
Babam eskide polisten korkardı; ben Allahtan daima

Dilek Kartal


Babalar ölümü dengede tutar
Seçerek en sağlam vakti arabasına.

Erdem Beyazit


insan nasıl alışır içindeki cam kırıklarına
baba?

Çiğdem Sezer


Bak, dünya serçe şarkıları ezberliyor, bir bak
Yetim bir çocuğun babasız geçirdiği ilk günden başlıyor sanki

Mustafa Akar


üzgün annelerin zalim babalarına bir kemik buluyoruz bıçakları dayamak için

İsmail Kılıçarslan


Gidişini sorsam, zamansız bir yaprak dökülür takvimlerden
Gel diyemem, yüzlerce mum birden söner kalır içimde.

Cihan Oğuz


toprağın burnumda tüttüğü bir kış günü
bir cümle eklemişsin babamın mektubuna
sade ve kırık
karların eridiği zaman çözdüm düğümü

Mustafa İslamoğlu


Bir babamız vardı katı yürekli,
Ektiğini biçemeden
Gürledi gitti.

Metin Eloğlu


annemin gözleri acınacak bir ağaçmış
babamın teni durulmaz bir rüzgar

Sinan Oruçoğlu


Önemli babalar / eve gelmez
Çünkü cennete götürmek isterler herkesi

Hayriye Ünal


Merak etme okuldan çıktımda geldim.
Annelerde babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama

Ayla Aydemir


zaman korkunçtur, bir babanın sarsıla sarsıla ağladığı.

Enis Akın


çocuğu babasına baktıran bir pencere
babasını getiren sürgülü bir kapı var mı
babasını kucaklayan, ertesi günü olan?

Mehmet Efe


çünkü şiir babamdı ve amin derken bile
kulu olmamı istedi kendimin.

Ayşe Sevim


Erkek yazgımızın hüzünlerini
Paylaştığım babamın elleridir

Ataol Behramoğlu


Babam karanlık bir adamdı
Korkularla besledi biz

Şükrü Erbaş


Babam lambanın ışığında okurdu
Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık

Sezai Karakoç


Annem vardı, babam vardı.
Bahçemizde, ılık, uzayan günlerdi yaz,
Bir beyaz âlemdi kış.

Ziya Osman Saba


çocuğun bakışında çelişkidir büyüyen
ağlamak bir soru olur sevginin yarım payında
-ah baba
niye baba

ve bir gün babalar ölür

tanrı bir ürpertidir çocuğun yüreğinde
her tanrı biraz baba gibidir

Arkadaş Z. Özger


Her dokunuş bir baba öpücüğü
Görünmez; sınırları aşardık

Merih Akoğul


oğul bir babadan değil baba bir oğuldan bilinir
ve çok bilinir ve kahırla söylenir ki babalar bir soğan erkeği çok kere

Celâl Fedai


Çok az şey biriktirmişim yaşamımda ;
hiçbir andaç yok babamdan,
verdiği mineli çakmağı
unutmuşum bir Amerikan Bar’da ;
ah umursamaz gençlik!
Sımsıkı tutsaydım şimdi
avucum ısınır mıydı acaba ?

Ahmet Oktay


‘Zaman en iyi ilaç’ derdi babam.
Toparlanmaya çalışıyorum.

Erhan Güleryüz


Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş

Gülten Akın


ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam…

Yılmaz Erdoğan


her şey masallar kadar yakınken gerçeğe
sabahları umuda yoran babalar
akşamları yarı bunak ve kambur
yokuşu sırtlanıp da gelirler eve

Portatif Zenci


oysa hem ittim hem itildim kuyuya
her ihtimal dönüştüm babamı kör bırakan bir evlada

Alper Gencer


her çocuk cümlesinin gizli öznesi baba

Sıddık Ertaş


İspinoz beslerdi babam
Ahşap kafesinde yalnızlığın
İçinde beslerdi
Gidebilme isteğini

Derya Önder


içerde bu garip bu yalnız babam
bir geyik postunda kıyama durmuş

çözülse babaların kaşlarındaki bulut.

Şükrü Erbaş


Ben anneme benzerim
Babama da tabii.

Bejan Matur


zamansız özledikçe seni, gönlüme nakış,
sana yasin; ve yetim çocuklar için
ve nunu sakin kasesinde yepyeni umutlar biriktirdim
çöl yetimi bir sevdasın sen şu bükük boynumda büyüttüğüm
hiç duymayacağını bilebile şiirler söylüyorum sana
yetim ellerimle okşarken toprağını gurbet ellerin

Hasan Tan (Pejmurde Dilim)


Babalar ölür
Dolaşır eli ölümün
Saçlarında anaların oğulların

Erdem Beyazit


Yollar kapanmış
Dönmemiş eve baba

Mustafa Özçelik


Bir babanın serzenişi nasılsa öyle

Cahit Külebi


Merhameti engindi dolu başaklar kadar…
...
Üzüncü gerçekti yediği nimet kadar…
...
Bizi kendimize sala yaza göçtü babam,
şarkılar söyleyerek dalından düşen her taze yaprak aşkına…
...
Ve hiçbir şey o denli az değil gerçek kadar…

E. E.Cummings


tel sarar kızıma tel sarar diyen babana benzemeyecek her erkeğin gözleri.

Ceyhun Yılmaz


bir baba’nın, bir anne’nin gözyaşlarına
bir çocuğun avuçlarına gömün beni

Nuri Can


içimde gencecik bir keder var
babamı düşündükçe oğlum geliyor aklıma
diyorum şimdi Fatih de beni anar
ama alışamadım işte benim de bir baba olduğuma

Sıtkı Caney


durdum binlerce sene kendime ki ağlarım
anam babam diyorum her an ölebilirler

Alper Gencer

Babam Kırlangıçların iki göç dönüşünün arkasında,
iki kar düşüşünün arkasında
Babam iki balkonda yatışın arkasında,
Babam zamanların arkasında ölüdür.
Gökyüzü maviydi babam öldüğünde,
Annem habersizce uykudan fırladı, kız kardeşim ansızın güzelleşiverdi
Öldüğünde babam, bütün bekçiler şairdiler.

Sohrab Sepehri


Babasına masal anlattıran bir genç kıza

Süreyya Berfe


-babam, doğum günümde ölmüştü benim-

ibret-i âlem için göreceksiniz
beni doğum günümde vuracaklar

Bünyamin Durali


ezber ettiğim hatıralar olmalı çıkınımda
babamdan kalan şapkadaki terin kokusu

Bünyamin Durali


“her şey alnımıza yazılı” der din baba
“her şey olacağına varır” der bilim baba

Metin Üstündağ


ablam
babamın ilk acısı

Sıtkı Caney


Akşamı göğüsleyemez o yalnız
İncinir evlerin gölgelerinde
Evine boş dönen baba

Şükrü Erbaş


İyi yürekli babacığım
Bunları çok severdi…

Fatos Arapi


Gözümden bir damla yaş düşüyor yastığa
Korkuyla izliyor oğlum ve
“Ama baba diyor, bu gözyaşı, şiir değil!”

Nizar Kabbani


Yarin yüzünü ve baba ocağını
Ebeddiyen görmeyeceğim bir daha.

Sergey Yesenin


bir babanın kızım tadında kokan,
iyi geceler öpücüğü düşüyor fotoğraflardan

Pelin Onay


babam;
hayatımın en anlamsız ve en izdüşümsüz
çığlık çığlığa çıldırtan suskunluğudur


Hasan Tan (Pejmurde Dilim)


İnsan
eşref-i mahlûkattır derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı 

İsmet Özel


Babam Diyor:
“Geçti benden!
Benden geçti!
Eledim unumu,
Astım eleği.”
Ve odasında sabahtan akşama dek
Ya Şâhnâme okuyor
Ya Nâsihüttevârih.
“Lanet olsun balığına da kuşuna da!
Ben öldükten sonra
ne fark eder
ha bahçe olmuş
ha olmamış!
Yeter emekli maaşım bana!”

Furuğ Ferruhzad


İşte şimdi babanı düşün Azize
Bu dünyadan göçende bile aklı sende kalan babanı

Kadir Bal


Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.

Kimi zaman asarlar kendilerini tütün dumanına
bir akşamın en ince yerinde
yorgun yorgun,
kimi zaman iç kanamalı bir şilep gibi
rakıya demirlerler yüreklerini;
kimi zaman dayanamayıp kusarlar
bizi hızla,
kimi zaman silerler görüntümüzü
kızları olmamış bir kızla
ve dönüp dolaşıp baba kelimesinde yaşarlar.
Bu kelime biricik evleridir onların
ve onların,
koşulsuz sevmek gibi
sonsuz bir mahkûmiyetleri vardır;
severler.

Babalar ki, bizim tamamladığımızdır;
döverlerse,
yalnızca kendilerini döverler.
...
Babalar ki, yalnızlığın en uzun tarihidir
içlerinden gelip geçtiğimiz.

Yalnızlık,
çocuk kılığında bir babadır
torunların büyüttüğü.

Ve
her terekede bir yalnızlık vardır
sulh hâkimlerinin göremediği.

Hasan Ali Toptaş


Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Anılarımda hep başımı kaldırıp onun yüzüne bakıyorum. Küçük elimi kavrayan elinin ne kadar büyük ve kuvvetli gördüğünü hatırlıyorum. Sanki sinirlerimin de kendi belleği varmış gibi göğsümün ta içinde hissettiğim bir başka anımda babama onu ne kadar sevdiğimi bir türlü söyleyemeyişim. Bu kadar açık ve dünyasal kelimelerle konuşma âdetinde değildik. Babamın sert fakat hassas profilinin her çizgisi gözümün önünde. Elli yıl. Her biri önemsiz bir sürü şeyle dolu. Asıl önemli olanlar belleğimden yıkılıp gitmiş. Zaman zaman babama acıdığımı hissederdim. Ona kendisini çok sevdiğimi söylemediğim için. Ama aslında kendime acıyordum. Benim söylemeye duyduğum ihtiyaç, onun işitmeye olan ihtiyacından fazlaydı.

Şibumi


herkesin yalnız klarnet çalarken duyduğu
kendinin öksüzü ıslak bir adam.
benzemem diye düşünürken
müsvedde oldum ona.
...
kavmim kadar ümmîydi babam
ya da herkes kadar sis.
dağılır bu kirli yarış diye düşünürken
yekûn oldum ona.
...
çünkü boşaltılmış köylere fısıltıyla bakan babam
katarlar boyunca gözyaşı şişelerini görmezdi
o, karın kapadığı rayları temizleyendi sadece
yorulunca klarnet çalan, boş vagonlara.
yürürüm diye düşünürken
sebep oldum ona.
...
babasız büyüyen babamın
oğulsuzluğuna dokunurdum.
ummam, diye düşünürken
sebep oldum ona.
...
babam kuytu konuşur ve susardı.
katrana bulanmış bir ağacın aleviydi o.
dönmem diye düşünürken
tavaf oldum ona.
...
çiğnedim babamın sancı sırtını
gittim raylarda unutulan hikâyelerin kahrına.
ben o dişi taşların oyuklarında duaydım artık.
alışır, alışır, diye düşünürken
merak oldum ona.
...
fermandır: babayla bozgun her çocuk
hoyrattır elbet aşklarına.
çünkü zamansız yolcuya susar kavşaklar.
dedim, dedim ve
revân oldum ona
...
çünkü kara örtüler atılırken üstüme
canıma kesilen paralar da hebâ.
hiç gitmedim kendimden uzağa, diye düşünürken
sıla oldum ona.
...
yaşlandıkça neden yalvaran kabirler
gibi bakardı babalar.
neden! diye düşünürken
medet oldum ona.
...
rüzgarda dalgalanan bir perde kadar
dokunaklıydı onca aleve susan babamın gözleri.
bakmam diye düşünürken
nişân oldum ona.
...
sararmış istasyonlara yanaşması gibiydi babam.
herkesin kulak kesildiği bir salâ oldu sonunda.
unuturum diye düşünürken
mürekkep oldum ona:

artık buruşuk bir çarşaf gibi dağılan
yüzüne bakınca duydum ancak:
anneler erken
ölümlerine yakın sevilir babalar.

Kemal Varol
Evin en küçük çocuğuydum
Babam öldü, baba oldum...

Ahmet Erhan


Seni dünya üzerinde tek başına yankılanan boş bir ev gibi bırakıp gittiğimi unutmadım.

Kemal Varol


Ve sen, benim babam, orada hüzünlü dorukta,
Yalvarırım, lanet et, hayırdua et bana şimdi acımasız göz yaşlarınla.
Gitme o güzel geceye tatlılıkla.
Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

Dylan Thomas


bazen olur.
geride kalır biri.
bu yıl tam 106 kırlangıç saydım
diyen babamın sevinci.

Bejan Matur 


"Kendini zorlama evlat," dedi Kul Yakup, "baba dediğin tamamlanmamış bir kelimedir zaten."

Kemal Varol


Ey anneciğim! .. Denizde yol alan çocuk benim
Hâlâ şekerlerin gelini (Şam) onun zihninde yaşıyor
Nasıl .. nasıl… anneciğim,
Baba oldum da .. hâlâ büyüyemedim?

Nizar Kabbani 


Babanın cesedi en son gömülür.
Bir gün ve geceyi yuvasında geçirmeli. Ve anlatılmalı.
Oğullar ve kızlar kâbus görecek. Görmeli.

Bejan Matur






31 Ağustos 2013

Şiir Çalışmaları

Günümüzdeki sevgilere
aklım da ermiyor yüreğim de.
Sizin de mi?
İyi
o zaman, biraz ebegümeci toplayalım.

__


Yaz güneşi dinlenmek istedi.
Çınarın gölgesini seçti.

__

Anılar mı?
Çalı çırpıdır
yollarda rastlanan.

__

Ölümüzü teslim alır almaz
yüreği daraldı toprağın.
Çırpındı durdu.

__

- Neden bu kadar uslu bu köpek?
- Hiçbir şeyin bekçisi değil de ondan.

__

Aklım ve hafızam da donuyor bazan:
Soğuktan değil, soğukluktan.

__

Kim bilir bir daha nasıl görürüm
ilk kez gördüğüm sarı zakkumu?

__

O kadar istekli ötüyor ki kuşlar
bir türlü akşam olmuyor.

__

Ayçiçeği tarlaları geçti yanımızdan
geçmişe, anılara...

__

Gizli gözyaşında yansır
gökteki en sönük yıldız.

__

"Kendine iyi bak."
Hangi dilde, ne anlama geliyor bilmiyorum.

__

Yaşlanıyorum galiba:
Günlerin uzaması kalbimi sıkıştırıyor.

__

Gül çiçeğinin taban fiyatı açıklanabilir mi?

__

Bir zaman duraksayan sevinç
şimdi yerinden kıpırdamıyor.

__

Aşkı ayrılıkla sınama gönül.
Kendine başka bir yol ara.

__

Sızıp kalmışım ağustosböceğini dinlerken.

__

Dertlerim, çöpe atılmış
çürük mor zambaklar.

__

Kasvetli bir akşamüstü:
Gökdelenler arasında uçurtmalar...
Karamsarlığım, aptalca da olsa yatıştı biraz.

__

Bir köşeye çekilsem
yanımda güzden başka kimse olmasa.

__

Varla yok arası bir rüzgâr:
Kelebekler konacak yer bulamıyor.

__

Ayrılığın bulutları yaşatıyor acıları
kök salıyor geleceğe, yüreğe.

__

Konuşmamızı kesiyor
denizin sesi.

__

Saka kuşunun
yapraklardaki sesine kandı sesim.
Orada kaldı.

__

Bakmaya kıyamadığım koydaki
balıkçıl gibi geldi akşam.
Herkes gördüyse daha ne isterim.

__

Arkadaşlıklar da ağarmaya başladı.

__

Sabah erkenden su yürüdü arklara
Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.

__


Eski gönül şrkılarını söyledik.
Ağladık,
o yaşlı ve yalnız kadınla.

__


Yıktık kavağı, yükledik kağnıya.
Çıldırdı rüzgârlar.
Zor vardık köye.

__

Yazmadıklarımı, yazamadıklarımı sırtımda taşıyorum..
Yüküm hafifliyor, ben ağırlaşıyorum.

__

Çıplak gözle de görülebiliyor
umudun parçalanışı.

__

Acıyla mutluluğu aynı anda görmek istiyorsan
içine bak.

__

Ekmek beğenemiyormuş.
Beğenemez tabii
buğday tarlası görmedi ki.

__

Ağaç altında çay içelim dedim kendi kendime.
Kulağım çınladı:
Hangi ağaç altında, hangi çayı, kimlerle?

__

Yalnız kalmaya göreyim
o anda yanımdasın.

__

Damdaki kar içeri akıyor:
Odamda ilkbahar.

__

Çay, sigara, kağıt, kalem:
Kuş sütü eksik.

__

Sıralı ölüm, iyi ölümmüş.
Neden hâlâ sızlıyor burnumun direği?

__

Bir zamanlar gözyaşım vardı.
Şimdi de var.

__

Yalnızlık ve sessizlik:
İçimde iki sıradağ.

__

Havalar yavaşça serinliyor
seninleyim sanki.

Süreyya Berfe / Ufkun Dışında / de Yayınları / s.213-256
(ilk okuma 21 nisan 2013)



Suçlu Şiirler

4.

Bildiğin bir yana
Geldiğin yerde de oturmuyorum artık.
Ne adımlarım ne taşıtlar
Hiçbiri kâr etmiyor mesafelere.

5.

Sık sık gelme aklıma
Düşüncen gitsin kendin gel.
Denize dökülmek isteyen bir ırmağım
Ben yokken benimle konuşma.

8.

Ne mutlu anıları olan aşka
Zamanın zindanında gizli
Bakımsız perişan aşka

Ne mutlu sisle örtülü aşka
Düşlerin toprağında gizli
Susuz gariban aşka

Ne mutlu boynu bükük aşka
Kavuşmanın sokağında gizli
Işıksız pişman aşka

Ne mutlu anıları olan aşka

Süreyya Berfe


Şiirle Demlenen Çaylar

yoksa
Zor değil, hiç zor değil,
demli çayı bardakta
karıştırıp bir başına
yudumlamak doyasıya….
Ama
‘çaya kaç şeker alırsın? ‘
Diye soran bir ses
olmalı ya ara sıra……

Elif Şebnem Akal


Ey bana kuyular kazan dizginlenemez sözcüklerim
Savrulan beş çaylarına kırık aynalar şenlensin
Ey şair!
Savur kendini sözcüklerine yaraların neşterlensin.

Naim Kandemir


teşekkür ediyorlar, çok yaşıyorlar, işe geç kalmıyorlar
çeyrek altını önemsiyorlar, küresel ısınmayı ve beş çaylarını

Güven Adıgüzel


sahte kimlikle yapılan görüşmeler
esaret tarihimizde bir çayiçimi tadıdır

Bayram Balcı


ince ve daha dünya görmemiş sesiyle anlattı dünyasını,
narin ellerinde tutmakta olduğu çaya birşeyler anlatırcasına.

Gökhan Yalçın


Binlerce şeydir çünkü Ruhi Bey
Nanedir, ada çayıdır, zencefildir

Edip Cansever


İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım
Kırdım dolduğum tüm fincanları

Ahmet Erhan


Kar olur, kış olur, üşürsün, neme lazım
Bir çay koyarım sobaya, radyoda incesaz…

Ali Kınık


Kırmızıyı esirgemeyen çay bardaklarının
ince bellerine dayanamadan,
beni de aldatıyordur belki,
sevinince terleyen parmakların.

Özge Dirik


dedikodumuzla içiyorlar ikindi çaylarını
evde kalmış iktisatçı kızlar

Taha Ayar


Haydar gel çay içelim konuşalım aşklardan
Seni bilmem ama ben çok kötüyüm

Abdulkadir Budak


sanırdım içimdeki vandal kıracak billur kalbimi
tifo çarşılarında yahut çay bardaklarında

İbrahim Halil Baran


Sıcak çaydan adamların
Yüzleri ağarırdı ilk ışıklarla

Didem Madak


Sen dudaklarında buğulanan çaydan
Ben nargilemin dumanıyla
Çekip gülümsesek içimize hüznü.

Ahmet İnam


Ağaç altında çay içelim dedim kendi kendime.
Kulağım çınladı:
Hangi ağaç altında, hangi çayı, kimlerle?

Süreyya Berfe

Ateşte unuttuğum çaydanlığıma sarılıyorum
Ben çaylarımı hep soğutup içiyorum

Kadir Bal


Uzakta çay bahçeleri yerde çerçöp
Gittiğimin farkında olsaydı eğer,
Yeterdi bana, beklemiyordum özlenmeyi

Hüsrev Hatemi


Bir ölümlük hatıralar edindim
Yaz gecelerinde ıssız çay saatlerinde

Süleyman Unutmaz


çay içerler,
çay saatleri durma saatleridir.

Ahmet Güntan


Uğrak kahveler bulamazsın, birkaç aşina yüz
Yalnızlık heryerde yalnızlık
Sıcak bir bardak çay, heryerde çaydır

İlhami Atmaca


anladım ki küllenen sigaradır
soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

Nevzat Çelik


Altın rengi gözleri yanan bir semaverdi
Ilık bir çay kokusu akardı saçlarından.

Yaşar Nabi Nayır


Sana inat
Yolcu vapurunda
Denize karşı
Çayla sigara da içeceğim.

Gülcihan Atalay


Çayını dolduracağım, usulca karşına oturacağım,
Sen asla benim an be an seni izlediğimi anlayamayacaksın,
Huzur bulacağım sende… Yine!

Çisel Onat


bir evde anne çay, baba ekmektir
ne kadar demlenir ve ne kadar pişersin sana kalmış
bir an evvel görün, kaderin gözü üzerimizdedir

Yağız Gönüler


Ve oturdu mu bir masaya
Hakkını verir çay içmenin

Cahit Zarifoğlu


Bir cigara sar bitlis tütününden
bir çay demle sonra, anısı kalsın

Ahmet Telli


bir avlu taptaze bir çaydanlığı gösteriyordu giderek
oooo! demek bütün insanlar çay içecek
hayır! çok uzakta biri sevindi.

Edip Cansever


Adın üç kere geçti saçma sapan bir filmde
yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu
otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime
anne dedim, hadi çay koy da içelim..

Ali Lidar


Iki çay söylemiştik orda, biri açık,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya


yeter ki yudumla
bu tek dudak dokunuşlu çay bardağından…
yeter ki anla…

İbrahim Halil Baran


seni çay içerken izlemek
seni çay doldururken
seni demlerken çayı
kimseler inanmasa da düpedüz sevap

Alper Gencer


hoşçakalın ağız tadları
sıcak çorbam çayım sigaram

Ersin Ergün


kitap kapakları , bi kaç fotograf için dönerken
bir bardak çay..iki şeker evden çıkıyordu…

Şükran Belen


ankara garındaki garson
yoruluyor önümdeki çay bardağına
ben ninni söylüyorum
o gülümsüyor

Müştehir Karakaya


Demli bir çay, biraz melâl
Yetmiyor bu hayatı anlamaya

Mustafa Özçelik


Hiçbir bardakta
dudak payı bırakmadınız bana
bir kaşık sesini
bile çok gördünüz
şekersiz içerek
çaylarınızı

Sunay Akın


Sana bakmalarımı
Çocuklarını okula uğurlayan
Bir anne gönenciyle
Mola yerlerinde içtiğim çayların
Buğusuna katıp
Bozuk bir para üstü gibi
Uykusuz garsonların
Soğuyan avuçlarına bıraktım.

Gökhan Akçiçek


doğru anlamak diye buna derim
binadaki çaycıyla aynı partiye oy vermiş patronun bildikleri:

Osman Konuk


Başa dönelim biraz da,
Hep başa döneriz;
Belki bir çay bardağına,
Sıcaklığa, tutuşa, dokunmaya,
Ne güzel anımsarız geçmişi,
Kendi yalanımızla.

Metin Altıok


ey kara çayımın buğulu kiri
kıvrıla kıvrıla nere gidersin
ötelerden eğer sorarsa biri
bırakmadılar da gelmedi dersin
kara çayımın ey buğulu kiri

Mustafa İslamoğlu


birkaç damla yağmur karışıyor içtiğim çaya
sonra bir bulut gemi gibi yanaşıyor masaya
elele çıkıyoruz seninle güvertesine akşamın

Arif Ay


benimle birlikte dolan soğukla
donup kaldı çay bardaklarının neşesi

Selami Karabulut


elim sana ait bir çaya şeker atar gibi tereddütsüz ve işlek olmalıymış

Cafer Turaç


Aşkınla demlenmiş sıcak bir çay içmeliyim.
Küfürler saçıp etrafa, belalara bulaştırmalıyım ağrılı başımı.
Yokluğuna alışmamalıyım.

Tarık Tufan


Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Can Yücel


usulca yerini alan selamlarla başlarsın sabahçı kahvesine,
gevrek simide ve yüz gram peynire. ısıttığın avcunun
çay bardağı kadar olduğuna aldırmaz bir çocuğu büyüten yüzün.

Hilal Karahan


Diyelim ki akşamdan kalmaydınız- misal
Önünüze kızarmış ekmek, bir bardak çay

Ahmet Erhan


Kardeşimle kendimize durmadan,
Olmayan çayları,
Olmayan fincanlardan içerdik.

Didem Madak


Kır kahveleri kuş sürüleri sonra
Konuşmadan oturduğumuz masa iskemle
Demli çay, demli çayın buğusu
O yaz daha mutluydu seninle

Ahmet Ada


Denizin sesi ayaklarına vuruyordu
masada örtü yoktu
iki çay söylediler
biri içilmedi
birinin sıcaklığı vapur dumanına karıştı
akşamın son ışıkları

Refik Durbaş


Yaşlı bir komşum var, ahvâli güzeldir
Yaşlıları severiz;
Gel, bir çayını içmeye gideriz

İbrahimî Feyzullah Yalçın


bir kıyı kahvesinde uyandık
üç aşağı beş yukarı her şey denizdi
sesimiz: iki çay, biri şekersiz

Akgün Akova


- bir çay içimi dostluğuna gelmiştim
“bir vardı/ bir gitmiş” dedi ardımdan-

Neriman Calap


Tiplerimize bakıp çay demlerlerdi. Sitelerin şımarık çocukları ve o gün bugündür tiplerine bakıp çay demlenilen insanları pek severim ne de güzel insanlardır onlar ve ne de mübarektir ocaklarına çay ağacı dikilen insanlar.

Berkan Ürgen


Cami çıkışı aşure dağıtan amcalar, dünyayı yönetse, ne güzel
Ne âlâ olurdu moda dergilerini ateşe verecek güzeller olsa
Bizi o ateşe atmak yerine ateşe çay koysalar ve kestane
Ben sonra ölürüm yine, acelesi mi var, kaçacak değiliz ya!..

Burak Uzun


o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

Haydar Ergülen


Ben seninle bir gün Van`daki bir kahvaltı salonunda…
Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında…
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt`ın herhangi bir toprak damında…
Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim…

Yılmaz Erdoğan


sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
başımızda prensip sahibi bir başçavuş.

Can Yücel


Garson çay uzatırken ben ‘aklımda’ diyorsam
Sende kalmış demektir ladesim sende kalmış

Cemal Safi


Sobanın üstünde bir ıslık tuturacak porselen çaydanlık.
Ve aşk demlenecek buharıyla.

Zeynep Didem


Bana çay demlemeyi öğret
elimi yüzümü yıkamayı,
ağzıma rakı koydurma.

Ahmet Oktay


Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Can Yücel


Pencerenin önünde örgü ören birinin
- Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
Görülmediği gibi

Edip Cansever


-Haydi iç de çay koyayım.

Ah Muhsin Ünlü


Tazecik bir bahar olsam sabahlarında.
Demlenen çayın kokusu olsam,

Sahir Üzümcü


bir yudum çay içerek kahvelerde oturmak
seni düşünmek için bahane olmuş bana
ve doğranan yudumdan tatlı vakitler kurmak

Sıtkı Caney


söyle ne içersin çay mı kahve mi
çok değişmişsin birden tanıyamadım

Atilla İlhan


şehri yakacak kadar tövbe biriktirmiştim
sonra içecek kadar çay bir de sigara

Alper Gencer


yüreğiniz kocaman bembeyaz bir manolya
limonlu çay kokusuyla serinletir anıları

Nilay Özer


Bütün gün kahvede oturdum yedek kulübesinde
ve bir kardeşim saf dışı kalsın diye
çay söyledim kahveden.

İbrahim Tenekeci


Adım Ruknettin,tanışıyor olmalıyız
Bir çay ocağında ya da bir merdiven başında
Sunmuş olmalıyım kalbimi size

Kemal Sayar


Yarın nemli balkonumda demlenen hasretimle
Bekliyor sizi akşam çayıma karanfillerim.

Hüseyin Cahit Kerse


Bir bardak demli çay
burukluğu gibi kalsın
gecenin ve sabahın tadı
yaşasın anılarımızda

Ahmet Telli


Koydu
Fincanına çayını.
Sütle de karıştırdı.
Kül tablasına,
Koydu sigarayı.
Dudaklarına götürdü,
Sıcak fincanı.

Şafak Temiz


demli bir çay yap kendine geç yaşam güvertesine
ufka dik gözlerini tepende pupa yelken

Memet Sefa Öztürk


derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı

Nurullah Genç


kola değil çay içmektir seni düşünmek,
sen düşünmek erzurum, tebriz, tiflis;
yani aşık garip coğrafyası.

Hüsrev Hatemi


Son paranı bir akşam evvel
Beklerken kahvehanede
İçtiğin çaylara vermişsindir

Neyzen Muharrem Dere


seni içiyordum çay diye,
cennet diye seni düşlüyordum
-ki, sen yeşil çıplak bir yeşildin gözümde
cennetten damıtılmış

Hasan Ali Toptaş


Üşüdükten sonra içilen, sıcak çaydır mutluluk,
Beş dakikada biter.

Sahir Üzümcü


Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasın, sigara sardı
Daldı.. neden sonra garsonu gördü
‘Çay’ dedi, yutkundu, eğdi başını.

Abdurrahim Karakoç


Bir daha gitmesin o sahil kahvesine,
Başka bir yerde içsin ne olur,
Tek şekerli çayını
Söyleyin Leyla’ya beni unutsun

İbrahim Berber


gündelik ayrıntılarda düşünüyorum seni..
çayını karıştırırken mesela,

?


Bizim içtiğimiz çay da çaydır
Çarpık dudaklı ezik gözlü allı mavili çaylar
Vadilerden renkli yağmurlar gibi gelir.
İçtiğimiz çay.

Sezai Karakoç


Çayın rengi ne güzel
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!

Orhan Veli Kanık


çay içiyoruz
mutlu bir sessizlik içinde

Cevat Çapan


Ama bu kente gelirsen unutma beni ara
Sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım

Osman Konuk


Çay, sigara, kağıt, kalem:
Kuş sütü eksik.

Süreyya Berfe