16 Aralık 2014

Günoldu... Yine Bir Şiir

Ne ben uslandım o savurgan aşklardan
ne de acılar bağrımı dişlemekten uslandı..

Minicik bir sevinç uğruna bile
nice ezgi duygular yaşadım oysa..
Sabahları kalbimde palazlanan heyecan
nice bıçkın, nice hırçın arzular olarak uğuldadı;
sardım, sarındım en narin sıcaklıkları..
Günoldu, sarılıp yaralandım..

Yine de
ne ben uslandım o savurgan aşklardan
ne de acılar bağrımı dişlemekten usandı.


Nihat Behram

Mezar Taşı Yazısı

Eli boş gidilmez gidilen yere
Boş gelmedim ya Râb ben suç getirdim.
Dağlar çekemezken o ağır yükü
İki kat sırtımla çok güç getirdim.


Tahirü’l Mevlevî’

Öteki

Öldürdüm içimde birini:
Sevmemiştim o kadını.

Dağın yamacında yanan
kaktüs çiçeğiydi;
alazlanan kuraklıktı;
serinlik nedir bilmeyendi.

Taş ve gökyüzü vardı
ayaklarında, omuzlarında,
ve asla inip aşağıya
aramadı “suyun gözü”nü.

Nerede dinlenmişse,
kavuran soluğuyla
ve yüzündeki harlı alevle
buruşur küçülürdü çimen.

Hızla sertleşen reçine misali
katıydı konuşması,
serbest bırakılmış tutsak gibi
düşmezdi sözcükleri sevgiyle.

Eğilmeyi bilmezdi
bu dağ bitkisi,
ve hemen yanı başında
bendim eğilen.

Ölsün diye bıraktım,
yüreğimin kanını söktüm aldım.
Yiyecek bulamayan bir kartal misali
düştü güçten kuvvetten.

Kanatları çırpmaz oldu,
eğilip büküldü, solup gitti,
ve düştü ellerime
usulca sönüp giden közü…

Hâlâ kızgındır bacıları bana
O’nun için bağırırlar bana,
ve kızgın balçık yaralar beni
geçip giderken oradan.

Karşılaştığımda şöyle derim onlara:
Uçurumlarda arayın
ve bulduğunuz balçığı şekillendirin
başka bir yanan kartal gibi.

Bunu yapamıyorsanız şayet,
unutun O’nu.
Öldürdüm O’nu ben. Sizler de
öldürmelisiniz O’nu.


Gabriela Mistral
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Kimse Soğutamaz Beni

Savrulsa da uzaklara düşüncen
Tıkansa da sevgimin pınarı
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Uğraşsam da söndürme hızını
Bastırsam da aklımla fışkıranı
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Vurulsa da doğam zincirlere
Yasaklansa da huylarım sana
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Kör etseler de beni
Sağır koysalar da bir kenarda
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Paramparça olsa da beynim
Dağılsa da algımın çatısı
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Sarsılsa da değer yargılarım
Sallansa da boşlukta duygularım
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Uyansam da aşk deliliğinden
Silkinsem de çılgın sarhoşluğumdan
Sıcaklığını taşıyorum içimde

Gömülse de evren sulara
Kalmasa da tek kıpırtı
Sıcaklığını taşıyorum içimde


Tevfik Akdağ

13 Aralık 2014

Bir Aşk Hikayesi Ya Da Bir Aşk Şiiri

Veronica Micle, dünyada adına belki de en çok şiir yazılan kadınlardan biri. Kendisi de aynı zamanda şair ama Romanya'da ve dünyada şairliğiyle, kısa hikâyeleriyle, tercümeleriyle veya piyano resitalleriyle değil yaşadığı büyük aşkıyla tanınıyor…

Âşık olduğu adam öldüğünde tabutun içine bir demet çiçekle beraber kendi el yazısıyla bir not koymuş. "Beni unutma" yazıyormuş o notta.. Ölmüş bir adamdan kendisini unutmamasını istiyormuş. Aslında bu, beni orada bekle, geliyorum yanına demekti bir bakıma. Ve evet, çok kısa bir süre sonra öte dünyaya, sevdiğinin yanına gitmek için Veronica Micle intihar etti.

Sevdiği adam 15 Haziran 1889‘da öldü,  Veronica Micle ise bundan kısa bir süre sonra 3 Ağustos 1889’da intihar ederek öldü. Daha henüz 39 yaşındayken sevdiği adama kavuşmak için intihar ederek bu dünyadan göçüp giden genç bir kadın… Veronica Micle'nin büyük aşkı, Romanya'nın en büyük şairlerinden biri olan Mihai Eminescu'dan başkası değildi…

Veronica Micle 22 Nisan 1850 yılında Nâsâud’da, Cımpeanu ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası kendisi doğmadan öldü. Ana Cımpeanu eşi öldükten sonra iki çocuğunu da alarak Târgu Neamt'a taşındı. Çocuklarından biri Veronica diğeri Radu isimli erkek çocuğu.  Veronica Micle'nin erkek kardeşi çok kısa bir süre sonra öldü. Anne Ana Cımpeanu kız çocuğunu da alarak tekrar göç etti, bu sefer İaşi şehrine. Veronica ilkokuldan sonra kızlar okuluna gitti.  Bu okuldan mezun olmak için, mezuniyet sınavını vermek için karşısına çıktığı sınav komisyonunda çok kısa bir süre sonra eşi olacak olan adam da vardı ismi Ştefan Micle. Annesi Ana Cımpeanu'nun isteğiyle Veronica Micle daha henüz on dört yaşlarındayken evlendirilmişti kırk üç yaşındaki adamla. Anne Cımpeanu için bu evlilik çok önemliydi. Kızının şehrin en önemli simalarından biriyle evlenmesi, sosyal statü kazanması önemliydi. Kızı için en iyisini istiyordu.

Ştefan Micle, Veronica ile evlendiğinde kendisi üniversitede profesördü, kısa bir süre sonra aynı üniversiteye rektör olarak atanmıştı. Micle çiftinin iki kız çocuğu olmuştu bu evliliklerinden. Birincisi  evliliklerinden iki yıl sonra dünyaya gelen Valeria . Anne Veronica bu kızına hep “Cırcır Böceğim” diyordu. İkinci kızları ise evliliklerinin dördüncü yılında dünyaya gelen Virginia Livia…  Annesi bu kızına da hep “Kelebeğim” diyordu.

Veronica Micle 22 yaşlarındayken kulağındaki rahatsızlığından dolayı 1872 yılının ilkbaharında, eşi Ştefan Micle’nin isteğiyle tedavi olabilmek için Viyana'ya gidiyor. Piyano çaldığı ve şarkı da söylediği için, resitaller de verdiği için söz konusu rahatsızlık önemli bir sorun haline gelmişti. O seyahatte o sırada Viyana'da burslu üniversite öğrencisi olarak bulunan genç şair Mihai Eminescu ile tanıştırılıyor. Çok yakışıklı, şair ve en önemlisi kendisiyle aynı yaşta olan bir adamla tanışıyor ki birbirlerine ilk görüşte âşık oluyorlar. O andan itibaren artık ikisi de ülkelerinden uzakta olmalarına rağmen Viyana’da hiç de yabancı gibi hissetmiyorlar kendilerini. Aksine alabildiğine özgür hissediyorlar.  Eşinin konumu ve çevresi itibariyle o ana kadar hep kendisinden büyük yaşlı insanların sıkıcı sosyete hayatı içinde bunalan Veronica Micle ilk kez o insanlardan farklı ve kendini heyecanlandıran özgür hissettiren çılgın bir adamla tanışıyordu. Kendisi çok güzel, iyi eğitim almış olmasına rağmen küçük yaşta kendisinden yaşça büyük bir adamla evlendirildiği için özgürlük, sevgi, aşk gibi duyguları yaşamayı o ana kadar sadece hayal edebiliyordu ve ilk defa hayallerindeki gibi, düşlediği gibi biriyle tanışıyordu. Kendisine kadın olduğunu ve sevildiğini hissettiren biriyle… Saf bir aşktı. Mihai Eminescu mektuplarında, anılarında fiziki temastan sadece bir kez söz ediyor, bir kucaklaşmadan… Şöyle anlatıyor; "16/ 4/1876 hayatımın en güzel günüydü. Veronica'yı kucakladım ona sarıldım ve onu öptüm. Bana mavi çiçekler hediye etti ve onları hayatım boyunca saklayacağım."

Viyana'daki tanışmanın ve orada birlikte geçirdikleri günlerin ardından Mihai Eminescu 1874 yılında İaşi şehrindeki kütüphaneye genel müdür olarak atandı.  Eminescu o görevde üç yıl kaldı. Bu üç yıl boyunca Ştefan Micle'nin evine de defalarca gitti, ayrıca Veronica'nın piyano çaldığı solona da sık sık giderdi. Az önce fiziki temasları olmadığını yazdım ama başka rivayetler de var. Bu üç yıl boyunca Eminescu gün geçtikçe daha fazla bağlandı Veronica'ya. O dönemde Veronica'ya gönderdiği bir mektupta;"Hanımefendi, iki yıl boyunca çalışamadım, ahmak gibi beyhude bir umudu takip ettim. Siz kafamda bir hayalsiniz ve sizi tıpkı bir tabloyu seven biri gibi seviyorum."
O kucaklamadan sonra her ikisinde de çok belirgin değişiklikler olmaya başlamıştı. Mihai Eminescu'nun şiirlerinde bu hemen fark ediliyordu. O dönemde, bir kaç ay boyunca çok sayıda şiir yazdı ve sadece başlıklar bile aşkı, acıyı, gelgitleri, açıkça anlatıyordu. "Gizli Seviyoruz,  Ben Sayıyorum Ah Ağlıyorum, Ne Fısıldıyorsun O Kadar Gizli,  Zehir Ve Büyü, Kıskançlık Ve Başka Şeyler" şiirlerini o dönemde yazdı.

Mihai Eminescu İaşi şehrinden 1877 yılında ayrıldı ve Bükreş'e taşındı. O dönemde Veronica'nın büyüsünden kurtulmuş gibiydi sanki ve şiirleri de. "Aşk Sözcükleriyle Bana İşkence Ettin" şiirindeki  "Kadere nasıl teşekkür ediyorum, senden kurtuldum" veya "Bugün kendimi yine yalnız ve iyi görüyorum" mısralarında olduğu gibi.  Hatta şiir "Seni artık zor hatırlıyorum"  diye bitiyor.

Veronica Micle'nin eşi Ştefan Micle 1879 yılında vefat etti. Veronica Micle artık dul bir kadın ve iki kız çocuğun annesiydi. Mihai Eminescu her ne kadar daha önce Veronica’nın büyüsünden kurtulduğunu şiirinde yazmışsa da Veronica’ya yazdığı taziye mektubundaki cümlelerinden durumun hiç de böyle olmadığı anlaşılıyordu. Söyle yazmıştı Mihai Eminscu o taziye mektubunda; "Hayatım tuhaf ve bütün tanıdıklarım için de anlaşılmaz, sensiz hiç bir anlamı yok" Hemen o sıralarda bir şiir de yazdı: "Dünya Bana Bir Sayı Gibi Geliyor"

Veronica Micle eşinin ölümünden çok kısa bir süre sonra, hiç beklemeden sevdiği adamın yanına gitti, Bükreş'e. Orada birkaç ay birlikte geçirdiler. Kaynaklar bu kısa süreyi "bal ayı" olarak anlatıyor. Yeni bir yuva kurmaya çalıştılar ama maddi sıkıntılardan dolayı başaramadılar. Bazı kaynaklarda “Eminescu’nun eğer evlenirlerse, Veronica'nın ölmüş eşinden kalan maaşı alamayacağını düşündüğü ve kendisinin de sevdiği kadına ve çocuklarına rahat bir hayat sunamayacağından korktuğu için aslında hiç bir zaman evlenmek istemediği “ belirtiliyor.

O dönemde kendileri için bir yuva kurmayı başaramadılar ve Veronica, İaşi şehrine geri döndü. Bir yıl kadar mektuplaştılar. Mektup gönderen daha çok Veronica idi. Sitem dolu mektuplar. Bu sırada bir makale yazdı Veronica ve yayınlandı. Eminescu'nun ilgisizliğinden kaynaklanan öfkeyle ve yine Eminescu'nun kendisine gönderdiği mektuplardaki "edebiyat dünyası" hakkındaki itiraflara dayanarak yazılmış bir makale. Makalenin ismi "Jüpiter'in Haremi ve Bir Edebiyat Çemberinin Gizemi' idi. Veronica, makalesine dayanak olan Eminescu’nun o mektuplarını tümüyle ve orijinal haliyle hiçbir zaman hiçbir yerde yayınlamadı.

Veronica’ın o sitem dolu mektupları ve davranışları yaşadıklarından kaynaklanıyordu. Dul bir kadın ve iki çocuk annesi olarak, genç ve ünlü bir şair ile gönül ilişkisinin herkesin dilinde olmasına çok üzülüyordu. Veronica’nın "dünyaya karşı beni rezil ettin, küçük düşürdün" şeklindeki sitemleri devam etti hep. Mihai Eminescu’nun kendisiyle evlenmesini engelleyen aslında makalesinde söz ettiği edebiyat çemberinin içindekilerdi Veronica’ya göre…

Mihai Eminesc'nun dikkatini çekmek için, yalvartmak için Veronica kışkırtıcı mektuplar da gönderiyordu. Eminescu'nun ileri derecedeki kıskançlığını bildiği için “gelmezsen ben süslenirim ve bulvarda gezmeye çıkarım" diye yazıyordu ona. “Bulvarda gezmeye çıkarım"  diyerek  “ sen değil başka erkeklerin gözleri benim güzelliğimi seyredecek, görecek" demek istiyordu.  Eminescu ise bu mektupları aldığında, sevgi dolu sözlerle ve pek çok bahane öne sürerek Veronica’nın “süslenip bulvarda gezmesini" engellemeye çalışıyordu.

Mihai Eminescu'nun kıskançlık krizleri, açıklanamayan çılgınlık dürtüleri özellikle mektuplarında oldukça belirgin. Misal; "Veronica bilmelisin ki seni sevdiğim kadar, bazen, senden nefret ediyorum; bu nefret sebepsiz, anlatılmaz, sadece başkasıyla birlikte gülüyorsun, gülüş ki benim verdiğim değerindeki değerinde değil ve başkasının sana dokunacağı düşüncesi beni çıldırtıyor, bedenin bana ait ve paylaşılamaz. Senden nefret ediyorum bazen çünkü biliyorum ki beni deli eden çekiciliğin sahibisin, senden nefret ediyorum bana ait bir serveti senin başkasına sunabilme ihtimalini düşündükçe, servet ki tek servetim. Seninle tam mutlu olabilmem ve sakin olabilmem için insanlardan uzak, kimseye seni takdim etmek zorunda kalmadan seni bir kulübeye kapatıp o kulübeye yalnızca ben girmeliyim".

Veronica ise mektuplarında "Sen bana o kadar az yazıyorsun ki mektubu açar açmaz okumayı bitiriyorum",  " Sana yazmamaya karar verdim, senin taşı sıkarken akan su kadar cevaplar vermemen için" veya "Sessizliğinin yılmazlığı yüreğimi parçalıyor" diyordu.

O dönemde, 1880 yılında Veronica Micle artık ayrılmak istediğini yazınca Mihai Eminescu hemen İaşi şehrine Veronica’nın yanına gitti onu bu isteğinden vazgeçirebilmek için ve başardı ama çok kısa bir süre için.

Bir mektubunda Mihai Eminescu:
" Biliyorum seni hak etmiyorum. Sana defalarca beni bağışlaman için yalvardım, hayatının üzerindeki mutsuzluk gölgesini atmaya cüret ettim ve sen iyi niyetle hep görmezden geldin beceriksizliğimi, hareket eksikliğimi ve zayıf karakterimi ki hayatımdaki kötülüklerin ana kaynağı. Senin için şüphesiz ki daha iyi bu sorumluluktan kurtulmak, bu adam hiç bir şey yapamıyor, hiç bir şey istemiyor, bu adam ki ömrünü tüketiyor korkaklığıyla ve güçsüzlüğüyle. Yaşamaya cesareti yok, ruhunda bir ışın yok ama bütün bunlara rağmen seni sevmeye cüret ettim. İnsanların düşüncelerini ve bakışlarını hesaba katmadım, benim olma isteğimin olmasını istemişim. Sana olan kötülüğüm ve davranışlarım beni korkutuyor" diyordu.

Mihai Eminescu ve Veronica Micle’nin 1881 ile 1882 yılları arasında bir önceki "nişanlılık" gibi bir beraberlikleri daha oldu. Tarih tekerrürden ibaret dercesine tekrar aynı şeyleri yaşadılar. Bu dönemden sonra Eminescu'nun hastalığı sinsice ilerlemeye başladı ve 1883 yılından itibaren hayatının geri kalan altı yılını daha çok hastanelerde, sanatoryumlarda geçirdi, yurt içi ve yurt dışında.

Bu sıralarda Veronica Micle'nin ilk ve tek kitabı yayınlandı, 1887 yılında. Mihai Eminescu o kitap için" Onun kitabı benim için ebediyen yeni kalacak. Ne güzel dizelerle karşılaştım bu kitapçıkta. Sen de oku, haklı olduğumu göreceksin" demişti.  Ertesi yıl 1888 yılında Eminescu Botoşani'den, yani doğduğu şehirden ayrılıp Bükreş'e temelli taşındı,  Mihai Eminescu'yu buna Veronica ikna etti. 1889 yılının ilk günlerinden sonra Mihai Eminescu'nun hastalığı gün geçtikçe ağırlaştı ve 15 Haziran 1889 yılında hayatını kaybetti. "Bir Tek Özlemim Daha Var" isimli şiirindeki gibi defnedildi. Sade bir tören, sade bir tabut ve en önemlisi şiirlerindeki "kutsal ıhlamur ağacı" mezarının yanı başında, başucunda… Bükreş'teki bugünkü adıyla Bellu mezarlığına defnedildi. Mihai Eminescu şiirlerindeki "kutsal ıhlamur ağacı" İaşi şehrinde, çok yaşlı bir ağaç, yaklaşık 500 yıllık.

Veronica Micle de Mihai Eminescu’nun ölümünden 50 gün sonra sevdiği adama uzun yıllar önce söz verdiği gibi hayatına son verdi cıva içerek; "Hayatımı sana kurban olarak getireceğim" demişti. "Ruhum ölümden sonra da sevilen şairin gölgesini arayacak". Veronica Micle sevdiği adamdan uzak bir yerde öleceğini biliyor gibiydi; "biz bir birimizden uzak öleceğiz, belki bir birimize ağlamayacağız" demişti.
Veronica Micle kendisine annesi Ana Cımpeanu'dan miras kalan evi bir manastıra bağışladı ve kendisi de o manastırda intihar ederek öldü. Mezarı da orada… İntihar etmeden önce arkadaşlarını topladı, Mihai Eminescu'nun kendisi için yazdığı şiirleri okudular, çıkan yorumları okudular ve önceden eczaneden temin ettiği cıva ile o gece intihar etti.

Benim mümkün olduğunca özetleyerek çok kısa bir hikâye şeklinde anlatmaya çalıştığım son derece trajik ve hayli fırtınalı yaşanmış olan bu büyük aşkı her yönüyle bilmek anlamak ve hissetmek için elbette ki bu yazı yetmez.  Veronica Micle ile Mihai Eminescu’nun ölümlerinden sonra nesilden nesile aktarıldıkça adeta efsaneleşen bu gerçek aşk hikâyesi birçok araştırmaya ve yazıya konu olduğu gibi “Sonsuz Bir Aşk” adıyla sinema filmi olarak beyaz perdeye de aktarılmış.

Ben bir aşk hikâyesi dedim ama yanlış dedim galiba. Bu hikâye değil, hikâyeden çok öte… İnsanın yüreğini alabildiğine sarsan bir şiir bu.. Evet,  yürekleri sarsan bir aşk şiiri demeliydim. Gerçek “Bir Aşk Şiiri”,  iki şairin, Veronica ile Eminescu’nun birlikte yazdığı…


Teodora Doni
Kaynak: asanatlar.com/sairlerin-aski-veronica-micle-ile-mihai-eminescu/

Ateşten Künyeler

olan oldu
gökle açıldı aram
ve bütün sırrını söyledi dünya

benimse bir denizden kanardı yaram
yorulduğunda atlarım
titrediğinde yolculuklar
yepyeni kapılar açardı rüya


ağlar bakardım suya
yazgım çarpıp durdukça beni hayata
dualar uçururdu anam
kendi çocukluğunu anlaşılmaz kılan ben
gökgürültüsü kadar hayta
uykularıma çelme takıp
karışırdım ay doğarken suya giden kızlara
akardım suya

geçmedi oysa ömrüme çaldığım ateşten kara
artık kuyulara kapanır insan
kapanır göğünde cennetten hülya
vedalara vakti olmaz
okunmaz nefretten terleyen alnı
dokunamadığımız bir yerde bırakılan
soldurulan bir yaprak olur
cehennemler açarak
girer uykuya

olan oldu
gökle açıldı aram
gördüm ateşi alınmış sokaklarda yaktığım şeyi
gördüm ruhundan kuleler yapıp yıktığım şeyi
olan oldu
alınmadı intikam
yitirdim aşkın rahmine bıraktığım her şeyi

olan oldu
doldu bütün kuyularımız
iyi bir karanlık diliyor herkes
iyi bir celladın yakarışları
ne yapsa yağmura karışmaz artık
varsın bize denizler bağışlasın
katil zamanların son gözyaşları

olan oldu ama ben toprak kaldım
bıraktım yalnayak nehre kendimi
herkesin ahını yalnız ben aldım
sordum alkışlarla şehre kendimi

çalındı sonunda zümrüdü anka
akıldan titriyor şakaklarımız
nedir hayatı çınlatan yoksul evlerde
nerde kırgın çocuklara deniz taşıyan
mahalledeki efsane
o hülyalı kız
akıldan titriyor şakaklarımız

fistanda gül varsa giyerdi kızlar
atardım aklımı ve kasketimi
ruhuma gözkırpar diye bir rüzgar
giymezdim bayramlık son ceketimi

olan oldu
kayboldu oyuncaklar
ya da biz oyundan çıktık
olağanüstü bir tatil diliyor herkes
iyi bir karanlık
iyi bir karanlık


Sıtkı Caney

memleket fotoğrafları / istanbul

iflah olmam, belki de bu derdile yanarım usul usul
nere gitsem kaybolsam bulur beni istanbul

arar ve bulur beni bebek’te kalan yanım
tekkenin dervişleri, surdibinde sarhoşlar
sokak sokak istanbul gezer yaralı canım
sabah olmak üzere şimdi ezanlar başlar

şimdi senin koynunda olmak vardı istanbul
beşiktaş’da çay simit beyazıt’da nargile
ve hayatı suyunda bulmak vardı istanbul
aşka hoşgeldin demek şiire güle güle

yine fettan bir ayaz beyoğlu zulasında
herşeyi unutturan bir akşamda üsküdar
sirkeci’de trenler ayrılığın yasında
ilk kez sevmiş ve kopmuş gencecik bir kız kadar
boğaz’dayım birazdan sonsuzun kıyısında

belki de geçer acım ben istanbul olurum
geçer gözüm önünden gençliğim ve vapurlar
ne kendimden geçerim ne kendimi bulurum
beni bir kızkulesi akşamında vururlar

bana sevinç kederin
ben sevdalı ben yoksul
saklıdır bende yerin
şiir gibi istanbul


Sıtkı Caney