Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı!
Engin Turgut
Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım.
Felix Arvers
Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı.
Soldu, günden güne sessiz, soldu!
Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!”
Tâ içindendi gelen hıçkırığı,
Kalbinin vardı derin bir kırığı.
Yahya Kemal
Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum.
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!..
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..
Çisel Onat
Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali;
Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi,
Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır
Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden.
Sylvia Plath
duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum
Özdemir Asaf
Unutuldu. Ve duruldu kalbimiz.
Ümit Yaşar Oğuzcan
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
Çünkü sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla!…
Mevlâna Celâleddin-i Rûmî
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin.
Yüreğinle yüzleşeceksin.
Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.
Can Yücel
aşk, kalp içinde bir kor değil
kalbin kendisidir
yani sen sevgili
Zafer Şık
Kalbimi sana kadar sürükledi.
Rıza Polat Akkoyunlu
Allahım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum
Cahit Zarifoğlu
insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır
alın kımıldasın
kâlb kıvransın
Cahit Zarifoğlu
senin kalbin bir abanın altında korunmuştur
benim kalbime de yer var mı orda ya Ali?
Alper Gencer
Bahtiyar;
Derinde sızlayıp yaran,
Kalbini dağlayıp üzer herzaman.
Göze hüzün çöker, göze yaş dolar,
Sevince elveda, düşe elveda…
Bahtiyar Vahabzade
Felek ne kadar kahretse kalbimize,
Zaman zaman hatırladığımız olur,
Hangi dilber ilk aşkı tattırdı bize;
Bir bahtiyarla yaşadığımız olur.
Cahit Sıtkı Tarancı
Ve o gün ilk defa ölüsünü gördü Ruhi Bey
Soğumuşgövdesini gördü
Donuk gözlerini, durmuş kalbini
Gördü neye benzerse bir ölü.
Edip Cansever
Ah istanbul, beni inciten şehir
kalbimin kırık kalpli kızı
başımda sevda yellerinin estiği
yüreğimin buz kestiği şehir
Nuri Can
Ağaçlar çiçekteydi
Türkân’ım sağ beraberimde
Kalbim sevda içindeydi
İstanbul bahar içinde
Oktay Rıfat Horozcu
Ah genç kız kalbi,
Behçet Necatigil
Herşey değişiyor, kalbimiz bile,
ama yüzyıllarla besli bir şehir
İnsan yaşamından daha da hızla
bunca çabuk nasıl yok olabilir?
Ahmet Muhip Dranas
Kalbinde saklamak şartıyla bazı şeyler bildirilir sana -bu şiir mesela-.
Mehmet Yaşın
sanırım biri ezdi kalbimizi ve biz hissetmedik
Zafer Şenocak
Hatırla, gün gelip beni kader
Sonsuza dek senden ayırınca,
Üzüntü, sürgün ve seneler
Bu çaresiz kalbi soldurunca;
Düşün son elvedayı, hazin aşkımı düşün!
Yokluk ve zaman hiçtir insan sevmeye görsün.
Kalbim çarpıp durdukça,
O hep diyecek sana:
Hatırla.
Alfred De Musset
Madalyonu aldı, parmaklarının arasında çevirdi. “Seni günlerimin sonuna kadar tanıyayım.” Gözlerini kaldırdı. “Uygun sanki. Kırılan kalpler bazen düzelmez değil mi? İnsanın dokusuna yerleşen şarapneller gibi, aşk yaraları da arada bir sızlar. Bana kalırsa Yuri’nin durumu da böyleydi. Onurlu bir karar verip, Nina’yla yaşadı ama sanırım kalbinde bir bölüm sonuna kadar Lydia’nın kaldı.”
Glenn Meade – Romanov Komplosu
Işığım azalıyor, soluğum azalıyor, biliyorum,
Yavaş yavaş dünyanın kara kalbine gömülüyorum.
Şerif Erginbay
belki de kırgın bir ihtiyar olduğum için artık
olanla yetinmeliydi kalbim; gel gör ki,
William Butler Yeats
kırgın bir kalbin konuları bunlar ya da bence öyle
William Butler Yeats
Ben kanadı kırık bir kuş değilim
Döner birgün gurbet ellerde kalan
Sabret neşem, sabret şarkım, sabret sevdiğim,
Sabret kalbi tomurcuklardan pembe olan.
Cahit Külebi
Sen kalbi kırıkların Rabbisin
Yani önce, en çok benim
Bunu bilmek de bana yetsin.
Murat Özel
ah limon çiçeği
yalvar bir yere yalvar
üşümesin üşümesin ne olur
cansinemin kalbinde musalla taşım
dizlerde künyeme şu mil çeken yıllarım
her dikenli çalıdan
gül koparır
şiirlerde ağlarım
Nazir Akalın
Kulağında çalar eski şarkılar,
Devirler değişir, hikâye başlar,
Tül-hayâl içinde zaman yavaşlar,
Kalbindeki sırrı gizleyemezsin!
Nazir Akalın
Ummuştum ki birlikte olacaktık. Tam tersine: ayrıldık.
Fakat, hiçbir şeydir hayatın değişkenliği, bir bilge kalbi için
Yu Hsuan Chi
Fakat hatırla hepsinin asıl istediği
Kalbini parça parça etmektir!
Kızım dikkat et karanlığın gözleri yok
Albert Nyathi
Git öyleyse bir kalbin
Her şeyden daha derin uçurumunda dağıl
Victor Hugo
Yatıştığını hissederdiniz kalbinizin.
Antanas Baranauskas
Dünyanın en güzel ritmi, Onun: senin için çarpan kalbidir.
Bob Marley
Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta,
Hiç olmazsa bir ayna ver bana, tanrım!
Ahmet Muhip Dıranas
sen gittin ama doksan dokuz adın kaldı kalbimde
Murathan Mungan
Söküp almakla oyalanıyorum göğsümden
Parça parça kalbimi, tamamen.
José de Espronceda
Kapımda bekliyor şimdi.
Ne yapmalı ve nasıl yapmalı uzaklaştırmalıyım onu.
Kalbini kırmadan, yaralamadan.
Melek Paşalı
İyi kızlar cennete kötü kızlar her yere
Kalbi kırık adamlar cehennemin dibine gider..
Ali Lidar
soğudum yüzünde
kapadın kapısını yalnızlığın, kalbinin de
Refik Durbaş
Kalbimi de büyüttüm sonunda
Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.
Kalbim sanırım büyüyünce
Sokaklarda ağlayan biri olacak
Rezillik yani maviş anne!
Kalbim komik kaçacak
Kaçmaması için sen en iyisi kalbime de
Benim serüvenimden bir yer ayırt
Aman, mutsuz bir yer olmasın!
Didem Madak
Aşk kırık bir ok misali saplanmış kalbimin en senden yanına
Mehmet Baş
Ben unutmak için sevmedim bayım
hangi tene uyduysa tenim yoldan çıktı
kimle konuştuysa biberler sürüldü vücut dilime
sevgiyle açıldı sandığım kollarda gerildim çarmıha
ve duvarlar örüldü kalbimin hicret emri aldığı her kalbe
ben kalbimle sevmem bayım
biz ayrı dünyaların – kuyrukları kesilmiş – yalanlarıyız.
Benim de aklım tutuldu zamanında / kalbim lades
aklımı kaçırıp aşık oldum
düş kırıklarımı kalbimle topladım / kanadım
kalp çarptığı kadar yaşar insan
ve beyin yaşadığı kadar sever
- beyin ölümü gerçekleşen kalp sevemez –
ben unutmak için sevmem bayım
bundan en çok tanımadığım insanları sevdim
iyisi mi siz
hep yabancı kalın…
Dilek Akın
Kim ki ateşe verir
hayatı, Tanrı da onların
kalplerine soğukluk verir!
Haydar Ergülen
Her kalp bir mezarlıktır sevip de bitiyorsa bir aşk orada…
Sertaç Öner
eski kırık kalbini getirene yenisini veren
bir
kampanya da yoktu üstelik
Dilek Akın
Kalbimi kucağıma aldım,
kalbim, kapanmayan bir ahşap çekmece sanki
yarısı içerde, yarısı dışarda
Küçük İskender
bir sırrım yok, kalbim açık bir kitab’a benziyor.
zor değil , aç oku.
Nizar Kabbani
Ah , ne acı günlerdi onlar ;
Ruhumu kıvançla dolduran ,
Kalbimi tutkuyla çarptıran o sevincin ,
Gözlerinden silindiğini gördüğüm zaman!
...
Göğsüne sokulduğumda , kalbimi ateş basardı ;
Oysa , artık tasalarla dağlanıyor aklım.
Ah, güzel kız , hayatımı yıkıp gittin ;
Bir daha hiç huzur bulamayacağım!
Giuseppe Serembe
her akşam suya bastığın kalbin, bahar kokan sabunlar
hepsini biliyorsun evet, hepsinden haberin var
peki ya çıkmayan lekelerini kalbin,
kaç ölçek deniz suyuna basarlar
ne tarafa seyirirse bir kalp hayra işaret eder
ya fesleğen mevsiminde kaybettiklerin, ya gidenler
kalplerine pusula koyup gönderdiklerin
dönüş yolunu öğretmediklerin
Zehra Betül
Leyl-i ruzem, mehrimdir sana kalbim
Kendininmiş gibi al ve yönet,
Ve aşkınla mest olduğumda aldığın aklım
Bende ahmaklar okyanusuna daldım.
Muhyiddin Şekur
Çekilince kalbimin suları
Geriye senden başka ne kalır.
Alaeddin Özdenören
Size,
Bu kalbin anahtarını vermiştik biz..
Üryan
erkekler ayan da, her kadının kalbi sır
neden, bilmedim
Kemal Varol
O kadar gürültü var ki ortalıkta.
Kalbinin sesini duyamıyorsun bile.
Mevlânâ Celâleddîn
iyi bir kalbin alıp başını gitmesi,
Ahmet Güntan
böyle dönüp dolaşma, kalbinden uzaklaşma,
Ahmet Güntan
Bilirim; uçuşa yasak bölgedir kalbin,
Bir sınırı cetvelle çizer gibi gözlerin…
İbrahim Sarışın
Kalbinin derinliğinde bana sitem edersen
Özlemin sonunda ‘unuttum’ diyeceğim
Gim So-Vol
savunmasızım, sus ey kalbim intizarın sende kalsın
gizle, vuslatı arzulayan bir kor ol yan kalbim, kimse bilmesin
bütün çığlıklarını kuşansın gelsin ölüm…
Nuri Can
Kalbimin kırıklarını toplayıp avuçlarıma
çekip gitsem bu şehirden
anılar incinir mi?
üşür mü? dalında bir yaz çiçeği
Nuri Can
Önce kalbim lânete çarpa çarpa gümrah,
Sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu.
İsmet Özel
Aşk konuşabilseydi keşke
“Seni seviyorum” diyen o
üzüntülü bir gecenin kalbidir
ayışığını arayan
Ahmed Şamlu
Tutunduğum pervanenin kanadını incitiyorum.
Zaman bir kum gibi akıyor ayaklarımın altından.
Kalbim bir saat gibi işliyor.
Aşk takatiyle çok yorgunluğa talibim.
Her çileden nasibimi arıyorum.
Her yaranın hissedarıyım.
Her acıdan pay alıyor, her ağlayışa gönüllü oluyorum.
Sükût İçindeyim.
Münire Daniş
Adını kalbimde taşıdığım
Kovacak beni eşikten.
Sergey Yesenin
En büyük vurgunun da
Uzaklaştıkça kalbimde büyüyen gerçeğin olacak.
Faysal Soysal
kalbimiz dediğin nedir ki
aşk var aşk yok
birarada tutamaz ikimizi
Mevlana İdris
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Ece Ayhan
Söndürdü bürudetin nihayet
Kalbimde de kalmadı hararet
Nigar Hanım
Bir hissi latif etmede kim kalbimi imla
Tüyler ile okşar gibi her uzvumu güya
Nigar Hanım
Ver kalbe sükünet.. Yetiş yer yar-ı dil-ara
Ey salib-i aram-ı dil, ey neşve-yi hatır
Et beni ihya
Kalbimi şatır!
Nigar Hanım
Herkes o yeri kalbinde arıyor oysa değil
Orası sürgün yeri
Mahmut Temizyürek
Kimse yıkamasa beyinleri,
Kalpleri yıkamak varken.
En iyisi hatrım kalmadan gidiyim ben,
Hadi, kalbine emanet.
Bervaj Şerif
Kıvır kuyruk kalemini kalbine sok
bir akrep gibi intihar et…
Nazım Hikmet
Gidecek yeri olmayanların kaldıkları yerde mutlu olduğu görülmemiştir.
Kalbim!
Bülent Parlak
söyle kalbim:
kim düğümledi bu ipi kopacağı yerden
Tuğrul Asi Balkar
Ezelden beri mi göçüyorum ben?
Her hayal
kalbe döner
ve vurur bir eski
saatin sesiyle:
-Bana gel.
Kimdir ki o ben,
mevsim
bir yaprak ırmağı gibi
akıp gider içinden
Ahmet Oktay
Bu kadar ürkek, yorgun ve güçsüz,
aç, üzgün, susamış, kör ve yitik olan ben,derinden yaralanmış kalbimle,
nasıl arzulayabilirim,
bütünüyle sana sahip olmayı?
Rabindranath Tagore
benim ördüğüm saçı başkası çözdü dedim. alaca akşamda
hevesim vardı, yolumda bir kaya duruyor dedim. artık götür
bu şakayık selini. bir kürt baladına kar yağıyor her gece: evdal,
dedim: evdal, daha incit kendini, daha incit dedim. yıldırım
düşür her gecene. ki, kalbini bir gülle değişmeye alıştın sen
dedim. bir yüzüm yaz, bir yüzüm ayaz. olmamıştı meyvem,
ham kopardın dedim. sende dolaşan çöl beni de aldı içine,
talibin unutma dedim. rüzgârın getirdiğini rüzgâr götürüyor.
on yıl önce tanrım öldür dedim. neden hâlâ bir inip bir çıkıyor
göğsüm, kaldıysa akıt zehrini dedim. biliyordun: düşecektim.
biliyordun: olmayacaktım. biliyordun: da neden vurdun
nefesin nefesime dedim. bağışla dedin. parmağını şeyh gâlip’in bir
gazeline koyup bittü dedin.
Kemal Varol
Ah/sen
Kalbim dağınık, bilesin
Seveceksen eğer,
Bir suzinak beste üflesin sonbahar
Toplasın dalgın sevinçlerimi
İnci bir tesbih dizeyim sana
Mütebessim bir imame ol
Kurul başköşesine dualarımın
İsmini ismimle zikredeyim
Adige Batur
Tuhaf Duygu
Dolaşıyorum ne zamandır
kalbimde bir gül kesiği;
ıslak bir tülbent koy göğsüme
emsin büyüyen o siyah lekeyi;
çoktan döndüm gittiğim gurbetlerden
yine de
içimde kanayan bir sılanın sesi.
Ahmet Oktay
bir tren makas değiştiriyor kalbimde
Altay Öktem
kalp kalesi! sen yaslı Söz’ün
kopar zincirlerini
hem oğlun hem mahpusun
olan Söz bu! hem gece
hem gündüzün kanadını aç
atım, geç ateşi ve… Hüzün
kalp kalesi! her dize
bir gizli bahçedir
sevda senin hisarın
ah çeken kılıcın
bir düğüm olan adın
sonunun başındadır yaz
ve güller çözülsün
Hilmi Yavuz
çünkü bir neden bulur kalp üzer insanı
Betül Tarıman
ilham yiter ve solar gül;
kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa
bir yanardağ olur ten; hüzne ve aşka mütercim..
Kenan Çağan
Bir tebessüm ki altında hazin bir kalp yatar
Bir gam uğrar ki ona, göremez kimse
İmam-ı Şafiî
Ve sen nereme baksan
Oramda bir kalp çarpıyor.
Alaeddin Özdenören
Kalp şeklinde kültablaları
Kalbimde söndürülmüş birkaç sigaradan kalan kül
Didem Madak
mazi hiçbir aşkla tamamlanmaz
çünkü mazi kalplerde yaradır
zamanların birbirini tutmamasıdır aşk
birbirine erken ya da geç kalmış kapılardır
Murathan Mungan
Şimdi düşerken kar
kefenin, toprağın, kalplerin üstüne
Giosue Carducci
Her şarkıdan bir kalp ağrısı kaldı
Karanlıkta geçen gemiler gibi
Baki Süha Edipoğlu
Bir kalp gibi hüzünlüydüm
Nazik el Melâike
Boş düşlerle beslemişiz kalplerimizi,
Kalpler saldırganlaşmış bu yüzden;
W.B. Yeats
Kalp, inleyişinden tanınır
Bir öpünce, bir de kırılınca
M.Temizyürek
Aşk, merakla başlar.
Sonra koku ve ısrar gelir arkasından.
Kalplerdeki harita, yeniden şekillenir.
Seyhan Erözçelik
Şairlerin flaşları kalpleridir
Dışarıya da parlamalı biraz
Kaldı ki ben içimde gezinmekten yoruldum
Sensin, iyi anlarsın beni
Edip Cansever
Kalpleri birlikte çarpan yıllarca
Yıllarca birlikte ağlayıp gülen,
İki sevgiliden biri can verse,
Hayatta kalandır gerçekte ölen.
Hâlâ
Kalbi eski düzenine dönememişti.
Cemal Şakar
Sen kalbime dokunmuş bir dostumsun, bu kalp daima seni anacak. Kalbine iyi bak.
Şair görünüşlü adam
Çok görmüşlüğüm var böylelerini,
Omuzlarına ağır gelir kader;
Kararsız, rüzgârda yaprak misali;
Gözleri kısık lambalara benzer;
Kalpleri işler kapıları gibi.
Guillaume Apollinaire
Kalplerimizden kırılıyoruz ve zaman
Ortası boncuklu iplerle asıyor bizi
Ölümün çengeline
Nuri Demirci
eski bir dilin gizlediğini
açıklayacak olan kalptir yine de
Bejan Matur
Nefret o kalpten bu geniş ve karanlık boşluğa,
Bir kalp ki aydınlık maziden ne bulursa toplar
Pıhtılaşan kanında güneştir bozuldu tekrar.
O mukaddes nurdur içime senden bir hatıra!
Charles Baudelaire
hat ve had karışıyor birbirine
kalp ve kalb
bir çiçek açarken neyi getirirse dünyaya
yanımda onu götürmek istiyorum
sevap niyetine
Suavi Kemal Yazgıç
geleceği yoktur bazı kalplerin
aşk uğramaz onlara bir daha
tek bir hatırayla yaşlanırlar
Murathan Mungan
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
02 Şubat 2015
29 Ocak 2015
Tanrı'ya Mektup
1.
Birazdan göğü dolduracak
bulutları gördüm de Tanrım
senin gizli gizli şiir
yazdığını anladım
2.
Seni düşündüğümde bazen
üzülüyorum Tanrım,
kediler, kuşlar, bulutlar
ağaçlar, kırlar, balıklar,
kızlar, oğlanlar, çocuklar,
yalnızca onların olsaydın da,
şu büyük insanlığın
Tanrısı olmasaydın!
3.
İç savaşta önce
Tanrı öldürülür
sonra içimizdeki
iyi insanlar
4.
Tanrım ne çok
ağacın var burada,
ve ne çok insan
var ‘şu dünyada
bir dikili ağacım
bile yok’ diyen
Bir ağaç daha
yaratırsan, İnsan
Ağacı olsun, lütfen!
5.
Bağışla beni Tanrım
şu sırplanlara baktığımda
bazı insanları senin
yarattığına inanmıyorum
6.
Bana gösterdiğin bulutları
bir ressam da görmüş
Tanrım, ve senin
ressam olduğunu düşünmüş!
7.
Bu dünyada kalacak kadar bilge,
hayatı göze alacak kadar göçebe,
bir incinin peşinde ve derin
kaybolacak kadar kendi içinde,
ve suyla ilgili küçük bir imada
bile akıp gidecek kadar yoğun...
İnsan, ustası değilse nedir
yitirdiği her şeye önceden
veda edebilmenin?
Fakat Tanrım galiba
bize bizden de önce
sen veda ettin!
8.
Bir köy yanınca
sessizliği ölür dünyanın
Fısıltısı ölür öpüşmenin
bir orman yandığında
Yaktıklarında bir oteli
konukluğu ölür şiirin
Ölür çocukluğun kahkahası
yakılınca bir şehir
Kim ki ateşe verir
hayatı, Tanrı da onların
kalplerine soğukluk verir!
9.
Tanrım ya bu dünyayı yarattığını unut
ya beni bu dünyada fazla unutma!
Haydar Ergülen
Birazdan göğü dolduracak
bulutları gördüm de Tanrım
senin gizli gizli şiir
yazdığını anladım
2.
Seni düşündüğümde bazen
üzülüyorum Tanrım,
kediler, kuşlar, bulutlar
ağaçlar, kırlar, balıklar,
kızlar, oğlanlar, çocuklar,
yalnızca onların olsaydın da,
şu büyük insanlığın
Tanrısı olmasaydın!
3.
İç savaşta önce
Tanrı öldürülür
sonra içimizdeki
iyi insanlar
4.
Tanrım ne çok
ağacın var burada,
ve ne çok insan
var ‘şu dünyada
bir dikili ağacım
bile yok’ diyen
Bir ağaç daha
yaratırsan, İnsan
Ağacı olsun, lütfen!
5.
Bağışla beni Tanrım
şu sırplanlara baktığımda
bazı insanları senin
yarattığına inanmıyorum
6.
Bana gösterdiğin bulutları
bir ressam da görmüş
Tanrım, ve senin
ressam olduğunu düşünmüş!
7.
Bu dünyada kalacak kadar bilge,
hayatı göze alacak kadar göçebe,
bir incinin peşinde ve derin
kaybolacak kadar kendi içinde,
ve suyla ilgili küçük bir imada
bile akıp gidecek kadar yoğun...
İnsan, ustası değilse nedir
yitirdiği her şeye önceden
veda edebilmenin?
Fakat Tanrım galiba
bize bizden de önce
sen veda ettin!
8.
Bir köy yanınca
sessizliği ölür dünyanın
Fısıltısı ölür öpüşmenin
bir orman yandığında
Yaktıklarında bir oteli
konukluğu ölür şiirin
Ölür çocukluğun kahkahası
yakılınca bir şehir
Kim ki ateşe verir
hayatı, Tanrı da onların
kalplerine soğukluk verir!
9.
Tanrım ya bu dünyayı yarattığını unut
ya beni bu dünyada fazla unutma!
Haydar Ergülen
Bir Kıyı Kahvesinde
Gün ağmıştı. Adaçaylarımızı söylemiş miydik?
Üç kişi bir köşede oturmuş ağ yamıyordu.
Kimimiz aznif oynuyor, cıgara üstüne cıgara
yakıyordu kimimiz. Sanki dünya durmuştu
öyle dalmış gitmiştik. Kendi kendimizdik.
Bir sürü kırlangıç dışarda camlara vuruyordu.
Birden bir ses, yüzüne karışmış bıyıkları,
-Deniz çekildi, dedi. Hepimize tutup
denizde gezdirdiği gözlerini. Büyük
bir boşluk bırakıp sonra da arkasında
Kalktı.
Biz işte o zaman gördük onu
ve çekilen denizi.
O zaman çıktık kendimizden.
Dışarda bir dilim ekmek gibiydi gök.
İlhan Berk
Üç kişi bir köşede oturmuş ağ yamıyordu.
Kimimiz aznif oynuyor, cıgara üstüne cıgara
yakıyordu kimimiz. Sanki dünya durmuştu
öyle dalmış gitmiştik. Kendi kendimizdik.
Bir sürü kırlangıç dışarda camlara vuruyordu.
Birden bir ses, yüzüne karışmış bıyıkları,
-Deniz çekildi, dedi. Hepimize tutup
denizde gezdirdiği gözlerini. Büyük
bir boşluk bırakıp sonra da arkasında
Kalktı.
Biz işte o zaman gördük onu
ve çekilen denizi.
O zaman çıktık kendimizden.
Dışarda bir dilim ekmek gibiydi gök.
İlhan Berk
Yavaş Yavaş Geçtim Kalabalıkların Arasından
Yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından
bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
geçtiği yeri
yavaş yavaş çıktım içimden.Dokundum
yavaş yavaş acıya, kuvarsa, şiire
yavaş yavaş tarttım suyu,anladım nedir ağırlık
kokular
coğrafya.
Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
böyle karıştım kalabalıklara
kalabalıklaştım böylece..
İlhan Berk
bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
geçtiği yeri
yavaş yavaş çıktım içimden.Dokundum
yavaş yavaş acıya, kuvarsa, şiire
yavaş yavaş tarttım suyu,anladım nedir ağırlık
kokular
coğrafya.
Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
böyle karıştım kalabalıklara
kalabalıklaştım böylece..
İlhan Berk
25 Ocak 2015
Kırık Kalpler
Yaratılışında "takva" ve "fücur" potansiyeline sahip olan insanın hem inşa etme, hem de imha etme özelliğini taşıdığını görüyoruz. Kan dökücü, bozguncu vasfının yanında ıslah ve imar edici boyutu ile de insan kendini gösterir. Hz. Adem (as)'ın ilk çocuklarından Kabil'in mesleğini sürdürenler kadar Habilce bir tarzı yaşam modeli edinenler de vardır... İnsanlar birbirlerinin bedenlerine suikastte bulundukları gibi yek diğerinin yüreğine de kastedebiliyor... Bedenler budandığı gibi yürekler de budanıyor... Beşeri ilişkilerinde gönüller arasında köprüler inşa ederek muhabbet hamallığı yapanların sayısı azaldıkça; yürek yaralayarak, kırıp dökenlerin oranında ciddi artışlar oluyor...
İnsanlık tarihinde bu yeni bir durum değildir. Kalbleri koruyanlar da, kıranlar da "herkes kendi şakilesine (mizaç ve meşrebine) göre bir yol tutmuştur."
Yusuf'u kuyuya atanların karakterinde baskın olan, narin ve nazif bir kalbi incitmek vardı... Yusuf’ta ise tam tersi haşin ve hain yürekleri af ile onarmak vardı.
"(Yusuf) Dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi af fetsinl O, merhametlilerin en merhametlisidir." (Yusuf–92)
Hz. Eyyüb (as)ın uzun hastalık döneminde hanımı onun kalbini kırmıştı, sağlığına kavuşunca ona yüz değnek vurmaya yemin etmişti. Hâlbuki hanımının emek ve hizmeti büyüktü. Cenab-ı Hak işi tatlıya bağlıyor. Yüz tane ekin sapından oluşan demetle bir kere vurulmasını yeterli görüyor.
"Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz Eyyüb'ü sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu. Daima Allah'a yönelirdi." (Sad-44)
Rasulullah (sav)'in hanımları da onun kalbini kırmamışlar mıydı? Muhayyerlik ayetleri neden nazil oldu?
Bir gün Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (ra), Hz. Peygamber (sav)'i ziyaret ettiler. Hanımlarının çevresinde oturduğu ve Hz. Peygamber (sav)in de sessiz olduğunu gördüler. Hz. Ömer (ra)'e hitaben: "Gördüğün gibi çevremde oturuyorlar ve benden harcamaları için para istiyorlar" dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir ve Ömer (ra) kızlarını azarladı ve: "Niçin, Nebi'yi üzüyor ve sahip olmadığı şeyleri ondan istiyorsunuz?" dediler. (Müslim) Bu olay, Hz. Peygamber (sav)in o dönemde ekonomik yönden ne kadar zorluklar içinde olduğunu ve İslam'la küfrün şiddetli bir çatışma halinde olduğu o dönemde eşlerinin isteklerinden ne kadar üzüntü duyduğunu göstermektedir. O eşsiz insanın kalbi mahzun ve kırgın... Bu esnada şu ayetler nazil oluyor:
"Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya hayatını ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.
Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab–28–29)
Bu ayetlerden sonra hanımlarını tek tek ziyaret etti, ayetleri okudu, tercihlerini bildirmelerini istedi. Hepsi O'nu tercih etti. Kırık kalbi kazanmasını bildiler...
Şimdi bizler, yani Peygamber (sav)in güzel örnekliğinde mutabık olanlarımız aile içi hayatımızda dünyalık talep ve tartışmalardan dolayı nasılız? Aile düzenimizi ve yürek dünyamızı sarsan tüketim hastalığımızı ne yapacağız? Bunca tamah, hırs, tutku, kapris ile kalbler nasıl tutunacak? Ülfet nasıl sağlanacak?
Huneyn savaşı sonrasında da ilginç gelişmeler yaşandı... Hevazin ve Sakif kabilelerinden yüklü miktarda ganimetler elde edilmişti. Rasulullah (sav) bunları taksim ederken yeni Müslüman olan ve kalpleri İslam'a ısındırılmak üzere bulunan Mekkelilere bol bol dağıttı. Medineli Ensara ganimetlerden çok az bir pay verildi. Ensar bu durumdan rahatsızdı. Kendi aralarında konuşuyorlardı: "Allah'ın Rasulü kendi kabilesine döndü" diyorlardı. "Savaş sırasında onun arkadaşları bizlerdik. Fakat ganimetler dağıtılırken akrabaları, kabilesi onun arkadaşları oldu. Bunun nereden geldiğini muhakkak öğreneceğiz. Eğer bu Allah'tan ise sabırla kabul ederiz, fakat eğer bu sadece Rasulullah'ın bir fikrinden öte gitmiyorsa, bizi de düşünmesini isteyeceğiz."
Ensar arasındaki bu düşünce ve konuşmalar ateşlenince Sad ibn-i Ubade (ra) Peygamber (sav)e gitti ve onların neler söyleyip neler düşündüklerini anlattı. Peygamber (sav): "Peki bu durumda sen nerede yer alıyorsun, ey Sa'd?" dedi. Sa'd: "Ey Allah'ın Rasulü, ben de onlardan biriyim. Bunun nereden geldiğini öğrenmek istiyoruz." diye karşılık verdi. Peygamber (sav) Sa'd'a tüm Ensar'ın daha önce esirlerin yerleştirildiği sığınaklardan birine toplanmasını söyledi. Sa'd'ın izniyle onlara birkaç da Muhacir katıldı. Daha sonra Peygamber (sav) onlara gitti ve Allah'a hamd ve şükrettikten sonra şöyle dedi: "Ey Ensar gönüllerinizin bana karşı olduğu haberi ulaştı. Ben sizi sapıklıkta bulmuşken Allah sizi hidayete eriştirmedi mi? Ben sizi fakir bulmuşken, Allah sizi zenginleştirmedi mi? Ben sizi birbirinize düşman bulmuşken Allah kalplerinizi uzlaştırmadı mı?" Onlar: "Evet, elbette" dediler. "Allah ve Rasulü en cömert ve en eli açık olandır." Peygamber (sav): "Bu söylediklerime mukabele etmeyecek misiniz?" dedi. "Nasıl mukabele edelim?" dediler. Peygamber (sav) şöyle dedi: "Eğer isterseniz 'sen bize itibardan düşmüş halde geldin, biz sana itibar kazandırdık, bize terkedilmiş geldin ve sana yardım ettik; seni toplumdan atılmış bulduk, içeri aldık, seni mahrum bulduk, rahatlattık' diyebilirsiniz. Doğruyu da söylemiş olursunuz ve size inanılır. Ey Ensar, ben sizin İslamınıza güvenmişken benim insanların kalplerini ısındırmak için kullandığım dünya malları kalbiniz de o kadar çok mu yer tutuyor? Ey Ensar, memnun değil misiniz? İnsanlar, develerini ve koyunlarını götürürken, siz evinize Allah'ın Rasulü'nü beraberinizde götürüyorsunuz. Ensar hariç bütün insanlar bir yöne gitse, Ensar da başka bir yola gitse, ben Ensarın yolundan giderim. Allah Ensar'a onların oğullarına ve oğullarının oğullarına rahmet etsin." Adamlar gözyaşlarıyla sakalları ıslanıncaya kadar ağladılar. Ve bir tek ses halinde: "Biz hissemize düşen Allah'ın Rasulünden memnunuz" dediler. (İbn-i İshak)
Kırgın olan yürekler onarıldı, Ensar onore edildi, saflar pekiştirildi.
Hz. Muhammed (sav) kendi şahsı için sahabesine kızmamıştır, beşeri zaaflarından dolayı onlara kalbinde bir kırgınlık hissetmemiştir... Geniş bir yürekle onları kucaklamıştır...
"O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi..." (Al-i imran–1 59)
Hz. Peygamber (sav) kalp kırmamak için tüm bu rikkat ve dikkatine rağmen en ağır uyarıyı yine de bu konuda almıştır.
Rasulullah (sav) bir defasında Kureyş'in ileri gelenlerinin bir topluluğu İslam'a davetle meşgulken İbn-i Ümmü Mektum adında ki fakir âma çıkageldi. "Ya Rasulallah; bana Kur'an oku ve Allah'ın sana öğrettiklerinden bir şeyler bana Öğret." Allah Rasulü Mekke önderlerini İslam'a kazandırma, derdinde olduğu için, İbn-i Ümmü Mektum'un ısrarlı taleplerinden memnun kalmaz. Hoşnutsuzluğu da yüzünden belli olur, fakat âma bunu göremez. Rasulullah (sav) ise ondan yüzünü çevirir. Bu yüz çevirme İbn-i Ümmü Mektum'u üzmüştü, kalbi kırıktı...
İşte tam bu esnada ilahi ikaz gelir: "Yanına âma bir kimse geldi diye hoşlanmadı ve yüzünü çevirdi. Ey Habibim! Ne bilirsin belki de o arınacak. Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti." (Abese–1 -4)
Sen misin, sana yönelen bir gönül dostundan yüz çeviren? Vahyi ilahi bu duruma müdahale ediyor... İlk defa Rasulullah (sav) ayetlerle bu kadar şiddetle sarsılıyordu... Ömrünün sonuna kadar bunu telafi etmek için çırpındı durdu. Bu hadiseden sonra İbn-i Ümmü Mektum'a iltifat eder; her gördüğünde de ona:
"Merhaba! Yüzünden Rabbimin beni itap ettiği kimse" derdi.
Hicretten sonra iki defa Medine'de onu yerine vali olarak bırakmıştı. Bilal ile birlikte müezzinlikte ondaydı.
Hz. Nebi (sav)in terbiyesinden geçenler, kırık kalbin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı, bunun kalıcı bir maraza dönüşmemesi için çırpınıyorlardı...
Ebuzer-i Gıfari ile Bilal İbn-i Rebah aralarında münakaşa Yaptıkları sırada Ebuzer, Bilal'e: "Ey siyah kadının oğlu!" diye kırıcı bir hakarette bulunmuştu. Bunu duyan Rasulullah kızmış, Ebuzer'in yüzüne kızgın ve korkutucu bir nazar atfederek şöyle demişti: "Ey Ebuzer! Ölçü taştı, sözünü geri al beyazın oğlunun, siyahın oğluna hiçbir üstünlüğü yoktur."
Peygamber Efendimizin sözleri bütün sıcaklığı ile çok hassas olan Ebuzer'in kalbine işler. Bundan çok mahzun olur, O sözünün kefaretinden dolayı Bilal ayağını başıma basmadıkça başımı yerden kaldırmayacağım, der. Kalbi kıran da kırılan da yaralarını sarıyorlardı.
Bu gün kırgın ve kızgın dostlarımızla kalbi buluşmamız nasıl olacak? Kalbi yıkılışların önü nasıl alınacak? Gönül yıkımı nasıl tamir edilecek? Kalblerin hüznünü Allah önemsiyor... O halde kardeşlik ikliminde yüreğimizi kardeşlerimizin yüreğine dayamamız gerekiyor... "Biz biribirimiz içiniz" diyebilmeliyiz... Bunu diyemediğimiz zaman yollar Sıffın'a çıkar... Cemel'e çıkar... Herkes kendi yüreğine bakacak, insaf diye, af diye bir duygu, bir duyarlılık var mı, yok mu?
Davet gayretlerimiz ile uzandığımız, kazandığımız kalbler mi, yoksa kazandıktan sonra kırdığımız, yıktığımız kalbler mi daha çok? Kırıp dökerek, yürekleri yaralayarak nereye varabiliriz? Bu kalbleri nasıl onarabiliriz? Sebep olduğumuz yaraları sarmakta bize düşüyor... Siz hiç kırılan bir kalbin sesini duydunuz mu? Kalbe bir sızı saplanır... Kırılan kalbin sesi insanın yüzü ve hareketleri ile dışarı yansır...
Anne-babayı bir "üf" ile de olsa üzme, kalblerini kırma hakkımız yok... Şöyle bir yoklayalım, anne babalarımızın yürekleri bize karşı nasıl? İçlerinde bir yara, bir ukde taşıyorlar mı yoksa?
İslami çabalarımız için yüreklerin ortaya konulması gerekiyor, ancak cemaat ruhumuz sıkıntılı... Vahdet arayışlarımız problemli... Kalbde bir yetersizlik mi var? Hırs, haset, nefret ve gıybetle yaraladığımız kardeşlerden dolayı içimizde bir burkulma hissediyor muyuz?
Kalp kırıklığını nasıl tamir edebiliriz? Paranın gücü ile mi? Yani fidye veya tazminat yoluyla mı? Mahkeme kararı ile mi? Rüşvet ve iltimas ile mi?
Hayır, hayır! Kırılan kalbin, yine kalp ile tamiri mümkün! Yüreğinle saracaksın yaralı yürekleri! Sonuna kadar açık tutacaksın kalbini... Gelen yer bulabilsin... Sıcaklığınla buzları eritirsin...
Yoksa kırılan kalbleri umursamıyor muyuz? Bir kalp kırmanın neye tekabül ettiğini düşünmek, hesabımıza gelmiyor mu? Böyle düşünmek istemiyorum... Biz kalbi kırıklardan olduğumuz için, kalp kırmanında ne demek olduğunu en iyi biz biliriz...
Yüreklerin kaldıramayacağı bunca haksızlıktan sonra af ve merhamet sunmaya hazırız...
Yüreklerimizi açıyoruz... Yeter ki kırgınlıklar, kine dönüşmesin...
Yaralı yüreklerimizle, yara sarmaya razıyız...
Ramazan Kayan
İnsanlık tarihinde bu yeni bir durum değildir. Kalbleri koruyanlar da, kıranlar da "herkes kendi şakilesine (mizaç ve meşrebine) göre bir yol tutmuştur."
Yusuf'u kuyuya atanların karakterinde baskın olan, narin ve nazif bir kalbi incitmek vardı... Yusuf’ta ise tam tersi haşin ve hain yürekleri af ile onarmak vardı.
"(Yusuf) Dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok, Allah sizi af fetsinl O, merhametlilerin en merhametlisidir." (Yusuf–92)
Hz. Eyyüb (as)ın uzun hastalık döneminde hanımı onun kalbini kırmıştı, sağlığına kavuşunca ona yüz değnek vurmaya yemin etmişti. Hâlbuki hanımının emek ve hizmeti büyüktü. Cenab-ı Hak işi tatlıya bağlıyor. Yüz tane ekin sapından oluşan demetle bir kere vurulmasını yeterli görüyor.
"Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz Eyyüb'ü sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu. Daima Allah'a yönelirdi." (Sad-44)
Rasulullah (sav)'in hanımları da onun kalbini kırmamışlar mıydı? Muhayyerlik ayetleri neden nazil oldu?
Bir gün Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (ra), Hz. Peygamber (sav)'i ziyaret ettiler. Hanımlarının çevresinde oturduğu ve Hz. Peygamber (sav)in de sessiz olduğunu gördüler. Hz. Ömer (ra)'e hitaben: "Gördüğün gibi çevremde oturuyorlar ve benden harcamaları için para istiyorlar" dedi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir ve Ömer (ra) kızlarını azarladı ve: "Niçin, Nebi'yi üzüyor ve sahip olmadığı şeyleri ondan istiyorsunuz?" dediler. (Müslim) Bu olay, Hz. Peygamber (sav)in o dönemde ekonomik yönden ne kadar zorluklar içinde olduğunu ve İslam'la küfrün şiddetli bir çatışma halinde olduğu o dönemde eşlerinin isteklerinden ne kadar üzüntü duyduğunu göstermektedir. O eşsiz insanın kalbi mahzun ve kırgın... Bu esnada şu ayetler nazil oluyor:
"Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya hayatını ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.
Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab–28–29)
Bu ayetlerden sonra hanımlarını tek tek ziyaret etti, ayetleri okudu, tercihlerini bildirmelerini istedi. Hepsi O'nu tercih etti. Kırık kalbi kazanmasını bildiler...
Şimdi bizler, yani Peygamber (sav)in güzel örnekliğinde mutabık olanlarımız aile içi hayatımızda dünyalık talep ve tartışmalardan dolayı nasılız? Aile düzenimizi ve yürek dünyamızı sarsan tüketim hastalığımızı ne yapacağız? Bunca tamah, hırs, tutku, kapris ile kalbler nasıl tutunacak? Ülfet nasıl sağlanacak?
Huneyn savaşı sonrasında da ilginç gelişmeler yaşandı... Hevazin ve Sakif kabilelerinden yüklü miktarda ganimetler elde edilmişti. Rasulullah (sav) bunları taksim ederken yeni Müslüman olan ve kalpleri İslam'a ısındırılmak üzere bulunan Mekkelilere bol bol dağıttı. Medineli Ensara ganimetlerden çok az bir pay verildi. Ensar bu durumdan rahatsızdı. Kendi aralarında konuşuyorlardı: "Allah'ın Rasulü kendi kabilesine döndü" diyorlardı. "Savaş sırasında onun arkadaşları bizlerdik. Fakat ganimetler dağıtılırken akrabaları, kabilesi onun arkadaşları oldu. Bunun nereden geldiğini muhakkak öğreneceğiz. Eğer bu Allah'tan ise sabırla kabul ederiz, fakat eğer bu sadece Rasulullah'ın bir fikrinden öte gitmiyorsa, bizi de düşünmesini isteyeceğiz."
Ensar arasındaki bu düşünce ve konuşmalar ateşlenince Sad ibn-i Ubade (ra) Peygamber (sav)e gitti ve onların neler söyleyip neler düşündüklerini anlattı. Peygamber (sav): "Peki bu durumda sen nerede yer alıyorsun, ey Sa'd?" dedi. Sa'd: "Ey Allah'ın Rasulü, ben de onlardan biriyim. Bunun nereden geldiğini öğrenmek istiyoruz." diye karşılık verdi. Peygamber (sav) Sa'd'a tüm Ensar'ın daha önce esirlerin yerleştirildiği sığınaklardan birine toplanmasını söyledi. Sa'd'ın izniyle onlara birkaç da Muhacir katıldı. Daha sonra Peygamber (sav) onlara gitti ve Allah'a hamd ve şükrettikten sonra şöyle dedi: "Ey Ensar gönüllerinizin bana karşı olduğu haberi ulaştı. Ben sizi sapıklıkta bulmuşken Allah sizi hidayete eriştirmedi mi? Ben sizi fakir bulmuşken, Allah sizi zenginleştirmedi mi? Ben sizi birbirinize düşman bulmuşken Allah kalplerinizi uzlaştırmadı mı?" Onlar: "Evet, elbette" dediler. "Allah ve Rasulü en cömert ve en eli açık olandır." Peygamber (sav): "Bu söylediklerime mukabele etmeyecek misiniz?" dedi. "Nasıl mukabele edelim?" dediler. Peygamber (sav) şöyle dedi: "Eğer isterseniz 'sen bize itibardan düşmüş halde geldin, biz sana itibar kazandırdık, bize terkedilmiş geldin ve sana yardım ettik; seni toplumdan atılmış bulduk, içeri aldık, seni mahrum bulduk, rahatlattık' diyebilirsiniz. Doğruyu da söylemiş olursunuz ve size inanılır. Ey Ensar, ben sizin İslamınıza güvenmişken benim insanların kalplerini ısındırmak için kullandığım dünya malları kalbiniz de o kadar çok mu yer tutuyor? Ey Ensar, memnun değil misiniz? İnsanlar, develerini ve koyunlarını götürürken, siz evinize Allah'ın Rasulü'nü beraberinizde götürüyorsunuz. Ensar hariç bütün insanlar bir yöne gitse, Ensar da başka bir yola gitse, ben Ensarın yolundan giderim. Allah Ensar'a onların oğullarına ve oğullarının oğullarına rahmet etsin." Adamlar gözyaşlarıyla sakalları ıslanıncaya kadar ağladılar. Ve bir tek ses halinde: "Biz hissemize düşen Allah'ın Rasulünden memnunuz" dediler. (İbn-i İshak)
Kırgın olan yürekler onarıldı, Ensar onore edildi, saflar pekiştirildi.
Hz. Muhammed (sav) kendi şahsı için sahabesine kızmamıştır, beşeri zaaflarından dolayı onlara kalbinde bir kırgınlık hissetmemiştir... Geniş bir yürekle onları kucaklamıştır...
"O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi..." (Al-i imran–1 59)
Hz. Peygamber (sav) kalp kırmamak için tüm bu rikkat ve dikkatine rağmen en ağır uyarıyı yine de bu konuda almıştır.
Rasulullah (sav) bir defasında Kureyş'in ileri gelenlerinin bir topluluğu İslam'a davetle meşgulken İbn-i Ümmü Mektum adında ki fakir âma çıkageldi. "Ya Rasulallah; bana Kur'an oku ve Allah'ın sana öğrettiklerinden bir şeyler bana Öğret." Allah Rasulü Mekke önderlerini İslam'a kazandırma, derdinde olduğu için, İbn-i Ümmü Mektum'un ısrarlı taleplerinden memnun kalmaz. Hoşnutsuzluğu da yüzünden belli olur, fakat âma bunu göremez. Rasulullah (sav) ise ondan yüzünü çevirir. Bu yüz çevirme İbn-i Ümmü Mektum'u üzmüştü, kalbi kırıktı...
İşte tam bu esnada ilahi ikaz gelir: "Yanına âma bir kimse geldi diye hoşlanmadı ve yüzünü çevirdi. Ey Habibim! Ne bilirsin belki de o arınacak. Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti." (Abese–1 -4)
Sen misin, sana yönelen bir gönül dostundan yüz çeviren? Vahyi ilahi bu duruma müdahale ediyor... İlk defa Rasulullah (sav) ayetlerle bu kadar şiddetle sarsılıyordu... Ömrünün sonuna kadar bunu telafi etmek için çırpındı durdu. Bu hadiseden sonra İbn-i Ümmü Mektum'a iltifat eder; her gördüğünde de ona:
"Merhaba! Yüzünden Rabbimin beni itap ettiği kimse" derdi.
Hicretten sonra iki defa Medine'de onu yerine vali olarak bırakmıştı. Bilal ile birlikte müezzinlikte ondaydı.
Hz. Nebi (sav)in terbiyesinden geçenler, kırık kalbin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardı, bunun kalıcı bir maraza dönüşmemesi için çırpınıyorlardı...
Ebuzer-i Gıfari ile Bilal İbn-i Rebah aralarında münakaşa Yaptıkları sırada Ebuzer, Bilal'e: "Ey siyah kadının oğlu!" diye kırıcı bir hakarette bulunmuştu. Bunu duyan Rasulullah kızmış, Ebuzer'in yüzüne kızgın ve korkutucu bir nazar atfederek şöyle demişti: "Ey Ebuzer! Ölçü taştı, sözünü geri al beyazın oğlunun, siyahın oğluna hiçbir üstünlüğü yoktur."
Peygamber Efendimizin sözleri bütün sıcaklığı ile çok hassas olan Ebuzer'in kalbine işler. Bundan çok mahzun olur, O sözünün kefaretinden dolayı Bilal ayağını başıma basmadıkça başımı yerden kaldırmayacağım, der. Kalbi kıran da kırılan da yaralarını sarıyorlardı.
Bu gün kırgın ve kızgın dostlarımızla kalbi buluşmamız nasıl olacak? Kalbi yıkılışların önü nasıl alınacak? Gönül yıkımı nasıl tamir edilecek? Kalblerin hüznünü Allah önemsiyor... O halde kardeşlik ikliminde yüreğimizi kardeşlerimizin yüreğine dayamamız gerekiyor... "Biz biribirimiz içiniz" diyebilmeliyiz... Bunu diyemediğimiz zaman yollar Sıffın'a çıkar... Cemel'e çıkar... Herkes kendi yüreğine bakacak, insaf diye, af diye bir duygu, bir duyarlılık var mı, yok mu?
Davet gayretlerimiz ile uzandığımız, kazandığımız kalbler mi, yoksa kazandıktan sonra kırdığımız, yıktığımız kalbler mi daha çok? Kırıp dökerek, yürekleri yaralayarak nereye varabiliriz? Bu kalbleri nasıl onarabiliriz? Sebep olduğumuz yaraları sarmakta bize düşüyor... Siz hiç kırılan bir kalbin sesini duydunuz mu? Kalbe bir sızı saplanır... Kırılan kalbin sesi insanın yüzü ve hareketleri ile dışarı yansır...
Anne-babayı bir "üf" ile de olsa üzme, kalblerini kırma hakkımız yok... Şöyle bir yoklayalım, anne babalarımızın yürekleri bize karşı nasıl? İçlerinde bir yara, bir ukde taşıyorlar mı yoksa?
İslami çabalarımız için yüreklerin ortaya konulması gerekiyor, ancak cemaat ruhumuz sıkıntılı... Vahdet arayışlarımız problemli... Kalbde bir yetersizlik mi var? Hırs, haset, nefret ve gıybetle yaraladığımız kardeşlerden dolayı içimizde bir burkulma hissediyor muyuz?
Kalp kırıklığını nasıl tamir edebiliriz? Paranın gücü ile mi? Yani fidye veya tazminat yoluyla mı? Mahkeme kararı ile mi? Rüşvet ve iltimas ile mi?
Hayır, hayır! Kırılan kalbin, yine kalp ile tamiri mümkün! Yüreğinle saracaksın yaralı yürekleri! Sonuna kadar açık tutacaksın kalbini... Gelen yer bulabilsin... Sıcaklığınla buzları eritirsin...
Yoksa kırılan kalbleri umursamıyor muyuz? Bir kalp kırmanın neye tekabül ettiğini düşünmek, hesabımıza gelmiyor mu? Böyle düşünmek istemiyorum... Biz kalbi kırıklardan olduğumuz için, kalp kırmanında ne demek olduğunu en iyi biz biliriz...
Yüreklerin kaldıramayacağı bunca haksızlıktan sonra af ve merhamet sunmaya hazırız...
Yüreklerimizi açıyoruz... Yeter ki kırgınlıklar, kine dönüşmesin...
Yaralı yüreklerimizle, yara sarmaya razıyız...
Ramazan Kayan
Olmak ya da olmamak, İşte bütün mesele bu
Olmak ya da olmamak,
İşte bütün mesele bu.
Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına,
İçin için katlanmak mı daha soylu,
Yoksa bir dertler denizine karşı silaha sarılıp
Son vermek mi onlara?
Ölmek, uyumak?
Hepsi bu? ve bir uykuyla
Yürek sızısına ve bedeni bekleyen
Binlerce doğal darbeye son verdik diyebilmek?
Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi!
Ölmek, uyumak? uyumak, belki rüya görmek.
Ha! İş burada. Çünkü o ölüm uykusunda,
Şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda,
Göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez.
İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu
Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine,
Zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine,
Hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine,
Devlet görevlisinin kendini bilmezliğine;
Sabırla bekleyen erdemli kişinin,
Değersiz insanlardan gördüğü muameleye,
İnsan yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesebilecekken?
Kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında
Homurdanıp terlemeye,
Ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı?
Sınırlarını bir geçenin bir daha dönmediği
O bilinmeyen ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp
Bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense,
Başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı?
İşte bunları düşündükçe
Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
Ve işte böyle kararlılığın doğal rengi,
Endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor;
Bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar
Bu yüzden yörüngesinden sapıyor
Ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları.
Hey, o da kim? Güzel Ophelia!
Peri kızı, dualarında benim günahlarımı da unutma.
William Shakespeare
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
William Shakespeare
Hamlet
İşte bütün mesele bu.
Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına,
İçin için katlanmak mı daha soylu,
Yoksa bir dertler denizine karşı silaha sarılıp
Son vermek mi onlara?
Ölmek, uyumak?
Hepsi bu? ve bir uykuyla
Yürek sızısına ve bedeni bekleyen
Binlerce doğal darbeye son verdik diyebilmek?
Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi!
Ölmek, uyumak? uyumak, belki rüya görmek.
Ha! İş burada. Çünkü o ölüm uykusunda,
Şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda,
Göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez.
İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu
Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine,
Zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine,
Hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine,
Devlet görevlisinin kendini bilmezliğine;
Sabırla bekleyen erdemli kişinin,
Değersiz insanlardan gördüğü muameleye,
İnsan yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesebilecekken?
Kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında
Homurdanıp terlemeye,
Ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı?
Sınırlarını bir geçenin bir daha dönmediği
O bilinmeyen ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp
Bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense,
Başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı?
İşte bunları düşündükçe
Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz,
Ve işte böyle kararlılığın doğal rengi,
Endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor;
Bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar
Bu yüzden yörüngesinden sapıyor
Ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları.
Hey, o da kim? Güzel Ophelia!
Peri kızı, dualarında benim günahlarımı da unutma.
William Shakespeare
Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.
William Shakespeare
Hamlet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





