04 Kasım 2015

Denizlerin Ardında

Bir kayık yapacağım,
İndireceğim suya.

Uzaklaşacağım bu garip topraktan.
Yok oradabir kişi,
Kahramanları uyandıracak aşk ormanında.

Geçireceğim kayığı
Boşluk ağından,
İnci arzusunun tâ yüreğinden.
Ne gönül vereceğim mavilere,
Ne deniz kızlarına, sudan başlarını çıkaran,
Balıkçıların yalnızlık parıltılarında
Saçlarından afsûnlar saçan.

Süreceğim kayığı,
Süreceğim öylece.
"Açılmalı, açılmalı.
Yoktu o şehirdeki adamın esâtiri.
Bir üzüm salkımıyla dopdolu değildi o şehrin kadını.

Hiçbir salon aynası tekrarlamadı sarhoşluğu.
Göstermedi bir su birikintisini, hattâ meşâleyi.
Açılmalı, açılmalı.
Şarkısını söyledi gece;
Sıra pencerelerde."

Süreceğim kayığı,
Süreceğim öylece.

Bir şehir var denizlerin ardında.
Oradapencereler tecellîye açık.
Damlar güvercinlerin yeri, beşerin akıl fıskiyesine bakan.
On yaşındaki her şehirli çocuğun eli bir marifet dalı.
Şehir insanı bir duvara bakıyor.
Bir şûleye, hoş bir rüyaya bakar gibi.
Toprak işitiyor senin duygu mûsıkîni.

Esâtir kuşlarının kanat sesi geliyor rüzgârla.
Bir şehir var denizlerin ardında.

Güneşin serinliği orada sabah kalkanların gözü kadar.
Suyun, aklın, aydınlığın vârisi şairler.

Bir şehir var denizlerin ardında.
Bir kayık yapmalı.
Bir kayık yapmalı.


Sohrâb Sepehrî
Çeviren: Mehmet Kanar

Yok benim gibi gamlısı

Korkarım serbest bırakmaz beni kafesten avcım,
Unutturuncaya dek bahçenin yolunu.
Yeter kaldım kafeste, unuttum gülün rengini,
Aşkıyla doğdum onun bu dünya annesinden.
Geçirdimse de bir iyi gün hatırlamıyorum ki!
Sanki birden yuvadan tuzağa düşüverdim ben.
Salarım ateşleri sarayına ahımdan avcının,
Bırakmazsa bu esaret zindanından özgür beni.
Kaç kez tuttu yakamdan ecelin o elleri
Bırakmadım yine de eteklerini ellerimden aşkının
Artık rakiplerin yanında zulümdür benden şikayetin
Sorgusuz sualsiz her dediğini verdim ya ben
Dolsa da sıkıntısı bir dünyanın gönlüme Lâhûtî
Yok benim gibi gamlısı ya bu benim mutluluğum

Ebu’l-Kâsım-i Lâhûtî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Vefalı

Gece oldu, çöktü karanlık ay yüzlüm gelmedi.
Yoluma aydınlık saçan gelmedi.
İnlemek istedim ama yapamadım,
Gönlümden dilime ahım gelmedi.

Yorgunum, kırgınım, sıkıntılıyım ama,
Ondan uzaklarda ölmeği istemiyorum.
Değilim avın senin, uzaklaş benden ecel!
Yar deyip ben güç kazanıyorum.

O gelmezse ben giderim.
Huzuruna kimin istersen giderim.
Feleklere uçar, gezegen olurum.
Denizlere dalar, balık olurum.

Bulurum, şüphem yok onu bulurum.
Azizim, canım, ay yüzlüm derim:
Öldüreceksen öldür beni önünde,
Artık ayrılıkla çektirme azap bana

Ebu’l-Kâsım-i Lâhûtî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Vatana Dönüş

Yaşlandım yuva üzüntüsüyle.
Bir tek isimdir varlığımdan geriye kalan.
Öldüm üzüntüden. Ne günlerdir bunlar?
Usandım ben bu hayattan.

Kolum kanadım yoksa da,
Çimenlere doğru uçamasam da,
Değil mi ki Pençem, gagam, göğsüm ve başım var,
Sürüne sürüne giderim bahçeye kadar.

Uzaktan göründü çimen gözüme.
Güç geldi dizime ve belime.
Islak gözlerim gördü bir yuva.
Yanıp kavruldu ciğerim vardığımda.
Baktım bu yuva değil, tuzakmış.
Ah...
Yine esir düştüm ben!

Ebu’l-Kâsım-i Lâhûtî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Sevgilim benim

Duy uzaktan sesimi, sevgilim benim
Gözümden daha değerli, canımdan tatlı benim
İlk ilham kaynağım, son andım benim
Yaşlı ülkem, ama şanlı şerefli yaşlım benim
Tabiatım, tarihim, imanım, İran'ım benim.

Ayrı düşmüşüm senden, evladınım senin
Ruhum bağlı ama şefkatinle ve sevdanla senin
Her zaman sanki gönül çelen kucağındayım senin
Tutkunuyum eşi benzeri olmayan geçmişinin senin
Kölenim, aşığınım, özleminle yaşamaktayım senin

Ebu’l-Kâsım-i Lâhûtî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Son Aldatış

Olmasaydı son aldatışın eğer ey hayat,
Yüz kere terk etmiştim şimdiye kadar seni.
Çekmezden önce beni kendine yine,
Feda etmiştim ölümün ayaklarına seni.

Kesmek istediğimde ümitlerimi her defasında senden
Açtın hep yüzüme sıcacık kucağını
Yaptığın her şey sadece bir aldatmaca, anladım
Gizlemişsin ama efsanelerle bu aldatmacalarını.

Yok perdenin arkasında bu aldatmacaların dışında bir şey
Giydirmişsin binlerce elbise ama bedenine
Artık usandığımdan gecenden gündüzünden
İstiyorsun onu ve veriyorsun beni emrine

Çekiyorsun bir gün aşk peçesini yüzüne
Parıldasın diye bir ümit beynimin içlerine
Koyuyorsun bir gün şiir ve sanat gururu adını
Yükselteyim başımı güneşe, övüneyim şairim diye

Geç kaldım çok geç kaldım bu aldatışın tuzağında
Bağışlayamam artık yeni bir özürle günahımı
Koparınca bağlarımı senden ey hayat yazık!
Son aldatışında ararsam sığınağımı

Tahran 1333 hş.

Nâdir-i Nâdirpûr
Çeviri: Nimet Yıldırım

Ne Oldu?!

Sözü vardı bize suskun dudaklarının ne oldu?!
Yıllanmış şarabı vardı aşk kadehinin ne oldu?!

Kaldı aşk ayakları altında arzuların, Allah aşkına,
Ferhâd, Şirin ağızlı sevdasındaydı ne oldu?!

Gül harmanı misali yok oldu bütün arzular.
Çimeni vardı bu hasret vadisinin, sahi ne oldu?!

Gölge salmış bu hazan vurmuş bağa sessizlik,
Sözü vardı bülbülün gönlüyle gül dudağının ne oldu?!

Yetişmez yakasına elim benim bugün gönlüm
El atmıştı bir nazik tenlinin eteğine ne oldu?!

İşlemedi hiç ağlamam taş kalbine senin
Mermeri deler geçerdi gözyaşım ne oldu?!

Hatırası o derbeder anların ne kutluydu
Sevdalıydı bir Hoten ceylanına gönlümüz ne oldu?!

Haber yok yardan, diyardan bu ğam gurbetinde
Sahi vatanı vardı bu avarenin ne oldu?!

Hüseyn-i Vefâyî