Sana direndimdi, boşunaymış
Ey dünde yiten, ey gömdüğüm tütün,
Seni anlamakmış, boşunaymış
Sendin kitapların sezmediği bilim.
Seni bildiydim yalınlığında gençliğin
Ey aşk, ey şaraplardan geçişim,
Boşunaydı aramam seni okullarda
Sendin boşuna açılmamış yara.
Seni kıtaller, seni bayraklar
Seni gümüş atlardan yıkan sevişim,
Boşunaydı beklemem seni, gelmedin
Bir sonbahardın ve kesik bileklerin.
Seni unutmak içindi boşuna
Geceler, filmler, metafizika
Bir yaprak, canıma çizik atarak aşağılara
Düştü boşuna, düşecektim aslında.
Ahmet Murat
İtibar Dergisi / Temmuz 2017
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
02 Temmuz 2017
“Ey Allah’ın Elçisi, helak oldum”
“Biz bir defa Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem’in huzurunda otururken bir adam geldi ve
“Ey Allah’ın Elçisi, helak oldum”
diye halinden yakındı. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem
“Seni helak eden nedir?” dedi. O kimse,
“Ramazanda oruçlu iken eşime yaklaştım” dedi. Bunun üzerine Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem ,
“Bir köle azat edebilir misin?” buyurdu. Adam
“Hayır” dedi.
“İki ay ara vermeden oruç tutabilir misin?” sorusuna
“Hayır” dedi. Hz. Peygamber salla’llâhu aleyhi ve sellem,
“O halde, altmış yoksulu doyurabilir misin?” dedi.
“Buna da güç yetiremem Ya Rasûlu’llâh!”
karşılığını verdi. Bu arada Hz. Peygamber’e içerisinde hurma dolu büyük bir sepet getirildi.
Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem
“o mesele soran nerede?” buyurdu. O zat,
“Benim” (diyerek ayağa kalktı).
Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem
“Al bunu tasadduk et.” buyurdu. O kişi
“Benden daha fakirine mi? Seni hakikat üzere gönderen Allah’a yemin ederim ki, siyah taşlı şu Medine şehrinin içinde benden/benim ailemden daha muhtaç kimse yoktur’; dedi. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem yan dişleri görülünceye kadar güldü ve
“Haydi bunu al ve ailene yedir.” buyurdu.
(Buhari, Savm 30-31, Nafakat 13, Edeb 68, 95, Kefaret, 2-4, Hibe 20; Buhfui, et-Tarihu’l-Keb’ir, l,
56 Buhari, et-Tar’ihu’s-Sağ’ir, 1,290)
“Ey Allah’ın Elçisi, helak oldum”
diye halinden yakındı. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem
“Seni helak eden nedir?” dedi. O kimse,
“Ramazanda oruçlu iken eşime yaklaştım” dedi. Bunun üzerine Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem ,
“Bir köle azat edebilir misin?” buyurdu. Adam
“Hayır” dedi.
“İki ay ara vermeden oruç tutabilir misin?” sorusuna
“Hayır” dedi. Hz. Peygamber salla’llâhu aleyhi ve sellem,
“O halde, altmış yoksulu doyurabilir misin?” dedi.
“Buna da güç yetiremem Ya Rasûlu’llâh!”
karşılığını verdi. Bu arada Hz. Peygamber’e içerisinde hurma dolu büyük bir sepet getirildi.
Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem
“o mesele soran nerede?” buyurdu. O zat,
“Benim” (diyerek ayağa kalktı).
Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem
“Al bunu tasadduk et.” buyurdu. O kişi
“Benden daha fakirine mi? Seni hakikat üzere gönderen Allah’a yemin ederim ki, siyah taşlı şu Medine şehrinin içinde benden/benim ailemden daha muhtaç kimse yoktur’; dedi. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem yan dişleri görülünceye kadar güldü ve
“Haydi bunu al ve ailene yedir.” buyurdu.
(Buhari, Savm 30-31, Nafakat 13, Edeb 68, 95, Kefaret, 2-4, Hibe 20; Buhfui, et-Tarihu’l-Keb’ir, l,
56 Buhari, et-Tar’ihu’s-Sağ’ir, 1,290)
01 Temmuz 2017
Hiç Nazma Çalışmamak Gerekmiş
Sinnim bu yıl oldu altmış altı
Mazi nazarımda bir karaltı
Altmış bu kadar sinin bî-süd
Olmuş yalñiz hayât fersüd
Beyhüde bu müddetin mesiri
Mahsûlü nedir? Za’f-i pîrî
Gafletle dem-i şebâb geçmiş
Lâkin ne kadar harâb geçmiş
Şâirliğe yeltenüb de hâme
Biçmiş baña bir siyâh câme
Bak bende olan hatâya cürmle
Uğraşmışım elli yıl şi’irle
Sermâye-i ömrümün yegâne
Meksûbu olan beş on terâne
Guyâ ki nişâne-i kemâlât
Divân-ı muhaccem-i hayâlât
Bunlar ile şâ’ir oldu kaydım
Keşke çatışup da yazmasaydım
Hem-râz ederek zebân-ı ‘aşkı
Nazm etmiş idim beyân-ı aşkı
Olmuşdu o âteşîn beyânım
Âlâm-ı derûna tercemânım
Bir âh idi sineden kabarmış
Yazmış da fezâ-yı çerha varmış
Onlarda olan mev’âl-i derdi
Guyâ ki gönül hââya verdi
Ahlardı göreydi sınf-i eslâf
Fehm etmeyecek gürüh-ı ahlâf
Ahlâfı bırak da hâle bak ki
Kaç zihnin olur karîn-i derki
Bilmem ki buna nasıl şaşılmaz
Oldum daha sağken anlaşılmaz
Nazm etmesi pek de boş emekmiş
Tedvine çalışmamak gerekmiş
Onlardan ümîd edib de yardım
Rahmetle yâdımı umardım
Dili bağlamışım çürük hayâle
Karyağdı güvendiğim cibâle
His eyleyerek nedâmet-kâr
Yaz ey kalemim şu beyti tekrar
Altmış bu kadar sinin bi-sûd
Olmuş yalnız hayât fersüd
Tâhirü’l-Mevlevî
Merhum Tahir'ül Mevlevi anlatıyor; "Abd-i aciz, vaktiyle Ticaret ve Ziraat Nezareti Maadin Kalemi mümeyyizi idim.(*) Nezaretin ormanlardan, madenlerden, varidatı olduğu için, devletin bazı daireleri iki ayda ve resmi günlerde maaş aldığı halde, biz aylığımızı her ay muntazaman alırdık.
Bir defa Kurban bayramında devlet daireleri maaş vermişti, lakin biz alamamıştık. Çünkü aybaşına on, onbeş gün vardı.
Arife günü eve dönüyordum. Cebimde ancak on kuruş bulunuyordu. Bununla kurban alamayacağım için, mahzundum. Teessür içinde giderken, karşıma bir fakir çıktı ve sıkılarak "muavenetinize muhtacım" dedi. Bu adam dilenci değil, devlet düşkünü bir kimse idi. Üstü başı eskice olmakla beraber, temizdi. Para isterken de yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Fakat cebinde ancak on kuruş bulunan bir adamdan yardım istenilmesi, Allah'ın bir cilvesi idi. Sanki içimden bir ses; "on kuruşun bulunup bulunmaması müsavidir. Cebindekini ver de ondan kurtul" dedi. Olanca nakdim olan iki çeyreği, o adama verdim. Teşekkür etti, gitti. Bana da bir neşvedir geldi. Hakkın şu garib cilvesine karşı kendimi tutamıyor, gelenin geçenin nazar-ı dikkatini celbedecek derecede gülüyordum.
Eve geldim. Allah Rahmet eylesin, validem;
-Oğlum, birinde alacağın varmış, şunları getirdi, bıraktı diye, elime on Mecidiye tutuşturdu.
(*) Tahir Efendi bu memuriyete, 1 Şubat 1904 tarihinde, 370 kuruş maaşla başlamıştır.
Kaynaklar
1-Tahir'ül Mevlevi, Şerh-i Mesnevi, Cilt. 6, s. 135, Şamil Yayınevi, İst.
2-Dr. Atilla Şentürk, Tahir'ül Mevlevi-Hayatı ve Eserleri, Nehir Yayınları, İst. 1991
Mazi nazarımda bir karaltı
Altmış bu kadar sinin bî-süd
Olmuş yalñiz hayât fersüd
Beyhüde bu müddetin mesiri
Mahsûlü nedir? Za’f-i pîrî
Gafletle dem-i şebâb geçmiş
Lâkin ne kadar harâb geçmiş
Şâirliğe yeltenüb de hâme
Biçmiş baña bir siyâh câme
Bak bende olan hatâya cürmle
Uğraşmışım elli yıl şi’irle
Sermâye-i ömrümün yegâne
Meksûbu olan beş on terâne
Guyâ ki nişâne-i kemâlât
Divân-ı muhaccem-i hayâlât
Bunlar ile şâ’ir oldu kaydım
Keşke çatışup da yazmasaydım
Hem-râz ederek zebân-ı ‘aşkı
Nazm etmiş idim beyân-ı aşkı
Olmuşdu o âteşîn beyânım
Âlâm-ı derûna tercemânım
Bir âh idi sineden kabarmış
Yazmış da fezâ-yı çerha varmış
Onlarda olan mev’âl-i derdi
Guyâ ki gönül hââya verdi
Ahlardı göreydi sınf-i eslâf
Fehm etmeyecek gürüh-ı ahlâf
Ahlâfı bırak da hâle bak ki
Kaç zihnin olur karîn-i derki
Bilmem ki buna nasıl şaşılmaz
Oldum daha sağken anlaşılmaz
Nazm etmesi pek de boş emekmiş
Tedvine çalışmamak gerekmiş
Onlardan ümîd edib de yardım
Rahmetle yâdımı umardım
Dili bağlamışım çürük hayâle
Karyağdı güvendiğim cibâle
His eyleyerek nedâmet-kâr
Yaz ey kalemim şu beyti tekrar
Altmış bu kadar sinin bi-sûd
Olmuş yalnız hayât fersüd
Tâhirü’l-Mevlevî
Merhum Tahir'ül Mevlevi anlatıyor; "Abd-i aciz, vaktiyle Ticaret ve Ziraat Nezareti Maadin Kalemi mümeyyizi idim.(*) Nezaretin ormanlardan, madenlerden, varidatı olduğu için, devletin bazı daireleri iki ayda ve resmi günlerde maaş aldığı halde, biz aylığımızı her ay muntazaman alırdık.
Bir defa Kurban bayramında devlet daireleri maaş vermişti, lakin biz alamamıştık. Çünkü aybaşına on, onbeş gün vardı.
Arife günü eve dönüyordum. Cebimde ancak on kuruş bulunuyordu. Bununla kurban alamayacağım için, mahzundum. Teessür içinde giderken, karşıma bir fakir çıktı ve sıkılarak "muavenetinize muhtacım" dedi. Bu adam dilenci değil, devlet düşkünü bir kimse idi. Üstü başı eskice olmakla beraber, temizdi. Para isterken de yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Fakat cebinde ancak on kuruş bulunan bir adamdan yardım istenilmesi, Allah'ın bir cilvesi idi. Sanki içimden bir ses; "on kuruşun bulunup bulunmaması müsavidir. Cebindekini ver de ondan kurtul" dedi. Olanca nakdim olan iki çeyreği, o adama verdim. Teşekkür etti, gitti. Bana da bir neşvedir geldi. Hakkın şu garib cilvesine karşı kendimi tutamıyor, gelenin geçenin nazar-ı dikkatini celbedecek derecede gülüyordum.
Eve geldim. Allah Rahmet eylesin, validem;
-Oğlum, birinde alacağın varmış, şunları getirdi, bıraktı diye, elime on Mecidiye tutuşturdu.
(*) Tahir Efendi bu memuriyete, 1 Şubat 1904 tarihinde, 370 kuruş maaşla başlamıştır.
Kaynaklar
1-Tahir'ül Mevlevi, Şerh-i Mesnevi, Cilt. 6, s. 135, Şamil Yayınevi, İst.
2-Dr. Atilla Şentürk, Tahir'ül Mevlevi-Hayatı ve Eserleri, Nehir Yayınları, İst. 1991
Mecanin-i Kütüb
"KÜTÜPHANELERDEKİ KÜTÜPHANE"
Tarihin meşhur kitap kurtlarını ve "ayaklı kütüphanelerini" araştırıp kitap eden Dursun Gürlek ustanın yazdığına göre, âlimliğinin yanında kitap okuyuculuğu ve hafızası ile meşhur İstanbul Beyazıt Kütüphanesi'nin "hafız-ı kütübü" olan mütevazı müderris İsmail Saib Sencer'i de (1873-1940) yâd etmek boynumuzun borcudur.
Müsteşrikler tarafından "kütüphanelerdeki kütüphane" nâmıyla yâdedilen ve hiç evlenmeyen Sencer vefatına kadar kütüphanedeki odasında kitaplar arasında ömrünü tamamlamış devrinin şeyhülkitabı'dır. Beş dil bilen Sencer'in, İstanbul kütüphanelerinin bütün kitaplarını ezbere bildiği anlatılıyor. Sorulan bir bahsin hangi kütüphanede, hangi kitapların hangi bölümlerinde olduğunu ve bâzan sayfalarını da tereddüt etmeden bilen gerçek bir kitap âllamesidir.
Osmanlı zamanının ünlü âlim Katip Çelebi'nin, onun yanında bir tilmiz olarak kalabileceğini, Çelebi'nin Keşfü'z Zûnun adlı meşhur kitabının bazı yerlerini tashih ettiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Sühely Ünver, "Kendi devrinde onun okumadığı kitap kalmamıştır" diyor.
"BİZİM LEYLÂ'MIZ DA KİTAPLARDIR…"
Cumhuriyetin ilk neslinden Mahir İz Hoca da âlimliğinin yanında kitap mecnunları arasında zikredilir. Onun şu sözü kitap tiryakilerini, ağyarını mâni efradını câmi bir şekilde târif eder:
"Bostan ve Gülistan yazarı, 'eğer Mecnun'un yanında oturursanız Leylâ'dan başka söz duyamazsınız' der. Bizim Leylâ'mız da kitaplar olduğu için her gittiğimiz yerde döner dolaşır, sözü kitaplara getiririz. Kitaplardan bahsederken âdeta Mecnunlaşırız. İşte kitap muhabbetinin ön saflarında yer tutanlara mecanın-ı kütüp, yani kitap delileri denmesi bu sebeptendir."
Büyük âlim ve kitap sevdalısı İbnü'l Cezvî, ilim ve kitaplarla geçen hayatı boyunca yazdığı eserlerde kullandığı kalemlerin yontulmasıyla çıkan talaşları biriktirerek bu talaşların, vefatında gasil suyunun ısıtılmasında kullanılmasını vasiyet etmiştir. Vefatında vasiyeti yerine getirilmiş ve biriktirdiği kalem talaşları gasil suyunu ısıtmada kullanılmıştır.
İBNİ RÜŞD'ÜN ÖMRÜ BOYUNCA KİTAP OKUMADAN ÖNCE GEÇEN İKİ GECESİ VAR
Kitap sevdalısının uç beylerinden Endülüslü İbn Rüşd'ün hayatı boyunca kitap okumadan geçen yalnızca iki gecesi bulunmaktadır. İlki evlendiği gece, ikincisi ise babasının vefat ettiği gecedir.
Şimdi de tarihin en cezbeli kitap tiryakisini tanıyalım. İslâm âlimlerinin içinde en ağır dil âlimi el-Câhız ilim aşkıyla kitapların peşinde koşan en fedakâr kitap ve ilim ehli bir zâttır. Kitap almaya parası yetmediği zamanlarda kitapçı dükkânlarını geceleri kiralayarak kapıyı üzerine kilitletip ertesi günü dükkân açılana kadar arzu ettiği kitapları okuyan biri. Onun vefatı da kitaplarla geçen hayatına benzer. Kitapları etrafını çevirecek biçimde yüksekçe dizerek arasında oturup çalışmayı severdi. Bu şekilde kitapların arasında hasta bir hâlde çalışırken kitap ciltleri üzerine yıkılarak ölümüne sebep olur.
"KİTAPLARIM ISLANMASIN DİYE ÜZERLERİNE KAPANDIM"
Bir kıssadan aldığım şu hadisede kitapseverliğin faydası ne kadar ibretli ve hikmetli verilmiştir. Dokuzuncu asrın ünlü hafızlarından Şâzegûnî, İsfahan'da vefat eder. Vefatından sonra bazı dostları onu rüyalarında görürler. "Allah sana nasıl muamele etti" diye sorarlar. O da "beni bağışladı" der. "Hangi amelinle?" derler. "İsfahan civarında yağmura yakalanmıştım. Yanımda kitaplarım da bulunuyordu. Kapalı bir yer aradım bulamadım. Kitaplarım ıslanmasın diye üzerlerine kapandım. Bundan dolayı Cenab-ı Hak, diğer insanlar içerisinde beni bağışladı" der.
OKURKEN UYKUSU GELMESİN DİYE SAÇLARINI DUVARA ÇİVİLEYEN ÂLİM
Kelâm ilminin akılcı ekolünden İbn Teymiye kitap okuma tiryakisi ve bu sayede büyük âlim olmuş birisidir. Okumaya oturmadan önce, çok uzun saçlarının bir ucunu sırtını dayadığı duvardaki çiviye asarmış. Böylelikle okurken uykusu gelip başı öne düştüğünde saçlarının gerilmesiyle acı duyar ve uyanık kalmasına sebep olurmuş. Bu şekilde sabahlara kadar kitap okumaya devam edermiş.
Büyük fetihlerin sahibi Yavuz Sultan Selim'in bir kitap tiryakisi olduğunu yoldaşı ve danışmanı Hasan Can'ın tarihe geçmiş sözlerinden öğreniyoruz: "Gözünden hiç kitap gitmezdi. Daima okurdu, uykuya ve yemeğe rağbet etmezdi." Fetihlerin sultanının, Mısır seferine çıkarken üç katır yükü kitabı da beraberinde götürdüğünü, şehzadeliğinde de çok az uyuyup vaktinin çoğunu kitap okumaya ayırdığını öğrenince, demek ki kitap tiryakiliğimde bir anormallik yok diye sevinmiştim.
Birçok sahadaki büyük insanların çoğu hep kitap sevdalısı çıkıyor. Mısır'ın 1950'li yıllarında İslâmî düşüncelerinden dolayı idam edilen müfessir ve fikir adamı Seyyid Kutup günde on saat okurmuş.
"KİTAP KADAR İYİLİKSEVER BİR KOMŞU, İTAATLİ BİR ARKADAŞ, KAVGADAN UZAK TUTAN BİRİSİNİ TANIMIYORUM"
İbni Arabi Hazretlerinin kitap severliği ise mermerlere kazınarak çağlara okutulması gereken sözler çapındadır. Kitabın hususiyetlerini ondan dinleyelim:
"Hayatımda kitap gibi, cübbenin yenine sığabilen bir bağ, kucakta taşınabilen bir bahçe, ölülerle konuşan ve dirileri konuşturan bir şahıs görmedim. Ancak seninle birlikte yatıp kalkan ve sadece senin hoşlandığın şeyleri konuşan, sır sahibinden daha fazla sır saklayan, emanet sahibinden fazla emaneti muhafaza eden uysal bir dost başkaca var mıdır? Onun kadar iyilik sever bir komşu, insaflı bir dost, itaatli bir arkadaş, mütevazı bir hâldaş, bıktırıp usandırmayan, kötülük yapmaya imkân vermeyen, kavgadan uzak tutan ve kıtâlden alıkoyan birisini tanımıyorum."
Ahmet Doğan İlbey
Tarihin meşhur kitap kurtlarını ve "ayaklı kütüphanelerini" araştırıp kitap eden Dursun Gürlek ustanın yazdığına göre, âlimliğinin yanında kitap okuyuculuğu ve hafızası ile meşhur İstanbul Beyazıt Kütüphanesi'nin "hafız-ı kütübü" olan mütevazı müderris İsmail Saib Sencer'i de (1873-1940) yâd etmek boynumuzun borcudur.
Müsteşrikler tarafından "kütüphanelerdeki kütüphane" nâmıyla yâdedilen ve hiç evlenmeyen Sencer vefatına kadar kütüphanedeki odasında kitaplar arasında ömrünü tamamlamış devrinin şeyhülkitabı'dır. Beş dil bilen Sencer'in, İstanbul kütüphanelerinin bütün kitaplarını ezbere bildiği anlatılıyor. Sorulan bir bahsin hangi kütüphanede, hangi kitapların hangi bölümlerinde olduğunu ve bâzan sayfalarını da tereddüt etmeden bilen gerçek bir kitap âllamesidir.
Osmanlı zamanının ünlü âlim Katip Çelebi'nin, onun yanında bir tilmiz olarak kalabileceğini, Çelebi'nin Keşfü'z Zûnun adlı meşhur kitabının bazı yerlerini tashih ettiğini kaynaklardan öğreniyoruz. Sühely Ünver, "Kendi devrinde onun okumadığı kitap kalmamıştır" diyor.
"BİZİM LEYLÂ'MIZ DA KİTAPLARDIR…"
Cumhuriyetin ilk neslinden Mahir İz Hoca da âlimliğinin yanında kitap mecnunları arasında zikredilir. Onun şu sözü kitap tiryakilerini, ağyarını mâni efradını câmi bir şekilde târif eder:
"Bostan ve Gülistan yazarı, 'eğer Mecnun'un yanında oturursanız Leylâ'dan başka söz duyamazsınız' der. Bizim Leylâ'mız da kitaplar olduğu için her gittiğimiz yerde döner dolaşır, sözü kitaplara getiririz. Kitaplardan bahsederken âdeta Mecnunlaşırız. İşte kitap muhabbetinin ön saflarında yer tutanlara mecanın-ı kütüp, yani kitap delileri denmesi bu sebeptendir."
Büyük âlim ve kitap sevdalısı İbnü'l Cezvî, ilim ve kitaplarla geçen hayatı boyunca yazdığı eserlerde kullandığı kalemlerin yontulmasıyla çıkan talaşları biriktirerek bu talaşların, vefatında gasil suyunun ısıtılmasında kullanılmasını vasiyet etmiştir. Vefatında vasiyeti yerine getirilmiş ve biriktirdiği kalem talaşları gasil suyunu ısıtmada kullanılmıştır.
İBNİ RÜŞD'ÜN ÖMRÜ BOYUNCA KİTAP OKUMADAN ÖNCE GEÇEN İKİ GECESİ VAR
Kitap sevdalısının uç beylerinden Endülüslü İbn Rüşd'ün hayatı boyunca kitap okumadan geçen yalnızca iki gecesi bulunmaktadır. İlki evlendiği gece, ikincisi ise babasının vefat ettiği gecedir.
Şimdi de tarihin en cezbeli kitap tiryakisini tanıyalım. İslâm âlimlerinin içinde en ağır dil âlimi el-Câhız ilim aşkıyla kitapların peşinde koşan en fedakâr kitap ve ilim ehli bir zâttır. Kitap almaya parası yetmediği zamanlarda kitapçı dükkânlarını geceleri kiralayarak kapıyı üzerine kilitletip ertesi günü dükkân açılana kadar arzu ettiği kitapları okuyan biri. Onun vefatı da kitaplarla geçen hayatına benzer. Kitapları etrafını çevirecek biçimde yüksekçe dizerek arasında oturup çalışmayı severdi. Bu şekilde kitapların arasında hasta bir hâlde çalışırken kitap ciltleri üzerine yıkılarak ölümüne sebep olur.
"KİTAPLARIM ISLANMASIN DİYE ÜZERLERİNE KAPANDIM"
Bir kıssadan aldığım şu hadisede kitapseverliğin faydası ne kadar ibretli ve hikmetli verilmiştir. Dokuzuncu asrın ünlü hafızlarından Şâzegûnî, İsfahan'da vefat eder. Vefatından sonra bazı dostları onu rüyalarında görürler. "Allah sana nasıl muamele etti" diye sorarlar. O da "beni bağışladı" der. "Hangi amelinle?" derler. "İsfahan civarında yağmura yakalanmıştım. Yanımda kitaplarım da bulunuyordu. Kapalı bir yer aradım bulamadım. Kitaplarım ıslanmasın diye üzerlerine kapandım. Bundan dolayı Cenab-ı Hak, diğer insanlar içerisinde beni bağışladı" der.
OKURKEN UYKUSU GELMESİN DİYE SAÇLARINI DUVARA ÇİVİLEYEN ÂLİM
Kelâm ilminin akılcı ekolünden İbn Teymiye kitap okuma tiryakisi ve bu sayede büyük âlim olmuş birisidir. Okumaya oturmadan önce, çok uzun saçlarının bir ucunu sırtını dayadığı duvardaki çiviye asarmış. Böylelikle okurken uykusu gelip başı öne düştüğünde saçlarının gerilmesiyle acı duyar ve uyanık kalmasına sebep olurmuş. Bu şekilde sabahlara kadar kitap okumaya devam edermiş.
Büyük fetihlerin sahibi Yavuz Sultan Selim'in bir kitap tiryakisi olduğunu yoldaşı ve danışmanı Hasan Can'ın tarihe geçmiş sözlerinden öğreniyoruz: "Gözünden hiç kitap gitmezdi. Daima okurdu, uykuya ve yemeğe rağbet etmezdi." Fetihlerin sultanının, Mısır seferine çıkarken üç katır yükü kitabı da beraberinde götürdüğünü, şehzadeliğinde de çok az uyuyup vaktinin çoğunu kitap okumaya ayırdığını öğrenince, demek ki kitap tiryakiliğimde bir anormallik yok diye sevinmiştim.
Birçok sahadaki büyük insanların çoğu hep kitap sevdalısı çıkıyor. Mısır'ın 1950'li yıllarında İslâmî düşüncelerinden dolayı idam edilen müfessir ve fikir adamı Seyyid Kutup günde on saat okurmuş.
"KİTAP KADAR İYİLİKSEVER BİR KOMŞU, İTAATLİ BİR ARKADAŞ, KAVGADAN UZAK TUTAN BİRİSİNİ TANIMIYORUM"
İbni Arabi Hazretlerinin kitap severliği ise mermerlere kazınarak çağlara okutulması gereken sözler çapındadır. Kitabın hususiyetlerini ondan dinleyelim:
"Hayatımda kitap gibi, cübbenin yenine sığabilen bir bağ, kucakta taşınabilen bir bahçe, ölülerle konuşan ve dirileri konuşturan bir şahıs görmedim. Ancak seninle birlikte yatıp kalkan ve sadece senin hoşlandığın şeyleri konuşan, sır sahibinden daha fazla sır saklayan, emanet sahibinden fazla emaneti muhafaza eden uysal bir dost başkaca var mıdır? Onun kadar iyilik sever bir komşu, insaflı bir dost, itaatli bir arkadaş, mütevazı bir hâldaş, bıktırıp usandırmayan, kötülük yapmaya imkân vermeyen, kavgadan uzak tutan ve kıtâlden alıkoyan birisini tanımıyorum."
Ahmet Doğan İlbey
30 Haziran 2017
Paraşütler Sevgilim Taşıyabilir Bizi Yukarılara
Bilmiyorum dedim yalnızca
Ve şimdi sen tutuyorsun beni
Kollarının arasında,
Ne iyisin.
Paraşütler, sevgilim, taşıyabilir bizi yukarılara
Gene de içinde yüzdüğüm ağa
Pembe ve açık mavi balıklar yakalanmış,
Çok güzeller,
Ama yenilir gibi değiller.
Paraşütler, sevgilim, taşıyabilir bizi yukarılara daha da
Bu titreyerek ortada asılı durduğumuz havadan,
Kollarımızı yüzüyor gibi kımıldatırsak.
Şimdi asılı kalmak dedin,
Son derece seçtin. Bilmiyorum doğrusu.
Yüzeyin altında mercanlar var,
Kum var ve yemişler
Narlar gibi büyüyen.
Bu kocaman ağ, suyu eziyorum ayaklarımla
Yanında, kabarcıklar çıkıyor ve tuz
Kuruyor göz kapaklarımda, gene de yaklaşamıyorum daha fazla
Havaya sudan. Sana daha yakınım
Karadan ve yabancı bir okyanustayım
İstediğimden çok fazlasıyla.
Barbara Guest
Çeviri: Güven Turan
Ve şimdi sen tutuyorsun beni
Kollarının arasında,
Ne iyisin.
Paraşütler, sevgilim, taşıyabilir bizi yukarılara
Gene de içinde yüzdüğüm ağa
Pembe ve açık mavi balıklar yakalanmış,
Çok güzeller,
Ama yenilir gibi değiller.
Paraşütler, sevgilim, taşıyabilir bizi yukarılara daha da
Bu titreyerek ortada asılı durduğumuz havadan,
Kollarımızı yüzüyor gibi kımıldatırsak.
Şimdi asılı kalmak dedin,
Son derece seçtin. Bilmiyorum doğrusu.
Yüzeyin altında mercanlar var,
Kum var ve yemişler
Narlar gibi büyüyen.
Bu kocaman ağ, suyu eziyorum ayaklarımla
Yanında, kabarcıklar çıkıyor ve tuz
Kuruyor göz kapaklarımda, gene de yaklaşamıyorum daha fazla
Havaya sudan. Sana daha yakınım
Karadan ve yabancı bir okyanustayım
İstediğimden çok fazlasıyla.
Barbara Guest
Çeviri: Güven Turan
Büyük, çok büyük acısı aşkın
En iyi kalpli insanlar
Sakın bana darılmayın
Beni bir gemi gibi sallayın
Büyük, çok büyük acısı aşkın
Ariwara no Narihira
Sakın bana darılmayın
Beni bir gemi gibi sallayın
Büyük, çok büyük acısı aşkın
Ariwara no Narihira
Saçlar
Büyük bir giz var Simone,
Senin saçlarının ormanında.
Kuru ot kokulusun, taş kokulu
Hayvanlar gelip durmuş üstüne;
Deri kokulusun, buğday kokulu
Ve buğday savrulduktan sonra;
Odun kokulusun, ekmek kokulu,
Daha bu sabah fırından çıkma;
Çiçek kokulusun, süren çiçek
Bırakılmış bir duvar boyuna;
Böğürtlen kokulusun, sarmaşık kokulu,
Tertemiz yıkanmış yağmurlarda.
Hezaren kokulusun, eğrelti kokulu,
Biçilmiş eğrelti, gece eşiğinde.
Ölü ot kokulusun, kızıl ot,
Çitlerin gölgesinde yan yana, yan yana.
Isırgan kokulusun, katırtırnağı kokulu,
Yonca kokulusun, süt kokulu.
Rezene kokulusun, anason kokulu,
Fındık kokulusun, meyve kokulu.
Ölmüş meyve ve hazır toplanmaya.
Söğüt kokulusun, ıhlamur kokulu,
Çiçekleri nasıl yaprak içinde.
Bal kokulusun, hayat kokulu,
Dolaşan hayat çayırlarda.
Toprak kokulusun, ırmak kokulu,
Aşk kokulusun, ateş kokulu.
Büyük bir giz var Simone,
Senin saçlarının gecesinde.
Remy de Gourmond
Çeviri: Cemal Süreya
Senin saçlarının ormanında.
Kuru ot kokulusun, taş kokulu
Hayvanlar gelip durmuş üstüne;
Deri kokulusun, buğday kokulu
Ve buğday savrulduktan sonra;
Odun kokulusun, ekmek kokulu,
Daha bu sabah fırından çıkma;
Çiçek kokulusun, süren çiçek
Bırakılmış bir duvar boyuna;
Böğürtlen kokulusun, sarmaşık kokulu,
Tertemiz yıkanmış yağmurlarda.
Hezaren kokulusun, eğrelti kokulu,
Biçilmiş eğrelti, gece eşiğinde.
Ölü ot kokulusun, kızıl ot,
Çitlerin gölgesinde yan yana, yan yana.
Isırgan kokulusun, katırtırnağı kokulu,
Yonca kokulusun, süt kokulu.
Rezene kokulusun, anason kokulu,
Fındık kokulusun, meyve kokulu.
Ölmüş meyve ve hazır toplanmaya.
Söğüt kokulusun, ıhlamur kokulu,
Çiçekleri nasıl yaprak içinde.
Bal kokulusun, hayat kokulu,
Dolaşan hayat çayırlarda.
Toprak kokulusun, ırmak kokulu,
Aşk kokulusun, ateş kokulu.
Büyük bir giz var Simone,
Senin saçlarının gecesinde.
Remy de Gourmond
Çeviri: Cemal Süreya
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yab...
-
Dikiş Makinesi Müslüman cenazesinin bütün gideri, ölenin kendi el emeğinden kazandığı parayla yapılacak. Kefen bezini önceden hazırlayacak M...
-
Sandık ki, her şeyi kaldırabilir sözcükler. Söylene söylete tüketemeyiz aşkı da, şiiri de eviçimizde. bir koşu! Konuşa konuştura gitme...
-
Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap ...
-
Rüzgâr, beyaz denizin geniş düzlüğü üzerinde kara bulutları topluyor Deniz ve bulutlar arasında, gururla açılmış bir kanat uçuyor Fırtına ha...
-
Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir...
-
kurtarılmış bir kalptir taşıdığın senin, ne bakırdan bükülmüş ne de geçirilmiş bir değirmenden kimselere benzemeyen. kurtarılmış bir aşk yaş...
-
1. Mevlânâ’nın İranî-İslamî düşünce ve sanat alanındaki konumunun üstünlüğü ve kendine özgü dünya görüşünün önemi nedeniyle onun düşüncesind...
-
Değerli Okurlar Yaklaşık 14 yıl önce bu blogu açarken amacım, sevdiğim şiirleri, mısraları, alıntıları ve edebiyat dünyasından dikkatimi çek...






