03 Şubat 2026

SOL ELLE TUTULAN GÜNLÜK

Sol Elle Tutulan Günlük

22 Mart 2004

Senin izninle ulaşılması 
tutkuyla, bazen delicesine 
istenebilecek, güzel, mutlu 
ve ölümü kapısından içeri sokmayan 
sonsuz bir gelecek olduğuna 
inanıyorum elbette, Rabbim.

buna umutla, coşkuyla 
inanmak ister herkes.

çünkü yoksa böyle bir gelecek, 
yani böyle bir inanca dayanak 
bulunamıyorsa eğer, 
o zaman her şeyin, 
geçmişin, şimdinin ve geleceğin 
ve onların sahibi olarak Senin, 
herkes için 
peşinen kaybedilmiş olduğunu 
kabul etmek gerekiyor, Allah'ım.

ne olacak bu halim benim, Allahım? 
insanların diline çevirmek için 
Senin, rüzgârla, bulutla, 
yağmurla yazdığın muhteşem şiirleri, 
bıraktığım yerden 
kalemi elime almayalı 
belki bir aydan fazla oldu.

dün 'kitap sarhoşluğum tutmuştu yine; 
onca darlık içinde 
bir kucak kitap aldım yine sahaftan. 
ve eve dönerken yolda kendi kendime, 
"kitapların kendisi, dedim 
puta tapınmayı men etmeselerdi, 
benim gibiler için kolayca 
puta dönüşebilirlerdi."

Sana sığınıyorum 
böyle bir sapkınlıktan!

Son günlerde, 
ortada aksayan bir şey, 
bir suç, bir yıkım 
olmadığı hallerde bile 
kendimi suçlu, değersiz 
ve çaresiz hissediyorum.

bunun ne kadarı hastalık, 
ne kadarı sağlık? 
bilmiyorum, bilemiyorum.

"elli beş yaşını geçtin, 
şair olmak şöyle dursun, 
adam olabildin mi?"

insanın çok daha erken yaşlarda 
oyunların içinde bile 
kendine sormaktan sakındığı 
bu tür taşlı dikenli soruları 
sakınmadan yüzüme çarpan biri, 
ayrı bir benlik peyda oldu 
son zamanlarda bende.

uçurumların birinden ötekine, 
ip üstünde gezinen, 
abartılı ayna seanslarıyla 
kendini kırbaçlayan 
kendinden yılgın biri...

Rabbim, yardım et bana, 
beni bana karşı koru; 
beni kendi önümde küçültme, 
sahip çık kuluna, 
kendi ayakları altında çiğnetme onu!

yolumun üzerine 
çıkacağı güne kadar, ölümün, 
Sana doğru bir kaç adım olsun 
atmış olayım istiyorum, Allah'ım;

ama bildiğim, alıştığım şeyler 
yeni öğrendiğim, keşfettiğim şeyleri 
öyle çabuk benzetiyorlar ki kendilerine, 
attığım adımlar hep 
birbirinin tekrarı gibi geliyor bana 
ve başladığım yerden 
öteye götürmüyorlar beni.

oysa, Sana doğru bir adım, 
ötekilere benzemeyen bir tek adım 
atmayı başarabilsem, 
eminim, Sen de orada olacaksın,

Sen ve Senin büyük sanatın, 
Sen ve büyük arınma, 
Sen ve büyük dirilme!

Cahit Koytak

SUSMA SANATI

tek başına ve bu kadar acıyla
taşıyamayacağın kadar ağır 
ve dağınık geliyorsa sana 
içine aldığın dünya

ve yükünü paylaşsın diye 
ararken içinde birilerini, 
ikiz benliklerinden hiçbiri 
dönüp bakmıyorsa yüzüne,

önce üç gün, sonra üç ay, 
sonra belki üç sene 
Tanrıdan başka 
kimseyle konuşmamayı dene,

ne insanlarla, ne meleklerle, 
ne kitaplarla paylaş derdini, 
ne de kendi içindeki kalabalıkla...

bir de bunu dene, bakalım, 
bir de bunu dene 
ve O'nun kayrasını bekle!

Cahit Koytak 

GÖNÜLDEN GÖNÜLE

birinden bir şey umuyorsan, 
bekle, sen gitme istemeye, 
hele, sırtında ve yüreğinde 
bu bir dünya yükle, asla, asla!

bekle, o yollasın, yollayacaksa 
senin gönlünün umduğu yere, 
ister rüzgârla, ister yağmurla, 
ister rüyayla.

ama bir şeyler vermek isteyen sensen birine,
kendin yola çık hemen, onu bekleme.
gençleştirir, güçlendirir 
bunun için teptiğin yollar seni.

isteyen istemeden, içinden geçirmeden, 
her neyse gönlünden kopan, 
sen götür onu, sen götür 
gönlünle beraber, yoksulun ayağına,

ister demir çarıkla, 
ister ipek kanatla, 
ister sözün sefinesiyle, 
ister ışıltısıyla, gözyaşlarının.

Cahit Koytak 

BÜYÜK YOL

dizleri titreyenleri alıyoruz yanımıza, 
düz yolda ayağı tökezleyenleri, 
aklı tökezleyenleri,

yüreği hızlı çarpanları alıyoruz yanımıza, 
içi mezar gibi daralanları... 
ve çalmaya gidiyoruz Tanrı'nın kapısını.

içerden yaralılar kafilesiyiz biz, 
içerden ve dışardan engelliler kafilesi,
yoksullar ve yalnızlar kafilesi,

yoksullar, yalnızlar ve şairler alayıyız, 
evsizler, işsizler, sessizler, 
deliler, meczuplar ve sarhoşlar taifesi...

izbelerden, viranelerden kopup 
güle oynaya katılan katılana bize, 
şenliğe gidiyoruz, büyük şenliğe,

hatırlanmayacak kadar uzak geçmişten
Tanrı'nın katıksız şiirle yarattığı 
en uzak geleceğe, en büyük geleceğe...

Cahit Koytak 

30 Ocak 2026

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi 
Hepsi ardımızda kalır.
Kimi sevinçler daha yüksektir 
Ne zaman başımızı çevirsek 
Eski siyah beyaz bir film gibi titrek,
Geçmiş günlerin doruklarında 
Bir anıt misali görünür. 
Sevaplar, yol arkadaşlarımız 
Hayat yolunda yan yana yürürüz 
Vicdan azapları başımızın belası, 
Çıkış kapısı yolunda bu âlemin 
Bizden hızlı yürürler önümüzde; 
Ölüm kapısına bizden önce varır, 
Alaycı bir bakışla beklerler bizi... 
Ne sevinçler, ne kitaplar 
Yanımızda sadece 
Sevaplarla azaplar.

Hüsrev Hatemi 

29 Ocak 2026

DERTLİ YILLAR

I
Demiryolu kenarı, o ahşap evde 
Oturduk bir süre ve bundan böyle 
Hayat uzayıp gidecek gibiydi 
Demiryolu misali önümüzde. 
Neydi o garın adı, sen girdin... 
Kapısına dayanmıştım yağmurda 
Sen içeride, terk edilmiş, boş 
Korkunç ve ürpertici vitraylı 
Paslanmış raylı garda kaldın.

Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim 
Burda biraz vakfe mümkün mü beyim?
Güzel de olsa güz hüzünlüdür; 
Haydi bu sararmış tomarı sar da, 
Beni en dertli yırlarla çağır. 
Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır.

II
İnceldi keder, inceldi inceldi... 
Geçti iğnesine günlerin 
Ve oyasını işledi kalbimize. 
Tez silindi tezhibi, laciverdi, 
Sevincin, neşenin, bahtın 
Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey,
Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın?

III
Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş? 
Bana bir yaklaşan var sen giderken... 
Bana dönük olmalı gözlerin, 
Uzaklaş ama yine bana dönük... 
En sönük ışık bile fazla artık.
Ardımda adımları, ensemde soluğu 
Bir yaklaşan var bana, giderken sen.

Uzaklaş ama yavaş, ne bu telâş 
Ayrılık kalbimde bir elmastıraş.
Sonu geldi... 
Sonu geldi günlerin ve güzeldi.
Güzeldi eski Bostancı ve çivit mavisi sular,
Deniz kestaneleri, kara tren, mavi diken Artık her şey uzaklaşıyor benden.
Tanrım, bu görüntüler kaybolmamalı 
Ne eski Viyana, ne Londra, Vahşi Batı 
Ne Üsküdar kaybolmalı ne Edirnekapı.

Umarım kalkış gününden sonra 
Malik veya Rıdvan salonlarında, 
Tekrar seyrederiz oralarda.
Uzaklaş, gülümse uzaktan bir kere, 
Yüzün öte bahçelerin de gülüyse, 
İçim aydınlanacaktır gülümse.
Beni en dertli yırlarla çağır 
Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır.

IV
Ey Ezel Lodosçusu! 
Al eline tırmığını 
Ömrümün sahil yoluna vurmuş yığını,
Karıştır, belki bulurum 
Altmışlı yılları bu arada 
Epiktetos ve Câvidnameli günler 
Bir de erken gidenleri yaşıtlardan. 
Şimdi türbe duvarlarına da yapışmış
"Overlokçu aranıyor" ilanları.

Yoksa aranan ben miyim ey Lodosçu?
Yoksa sence gençlik yalnız 
Kadıköy vapurlarına mı vâbestedir?
Kulağım hep aynı sestedir 
Ey Ezel Lodosçusu! Sen de 
Çatlak, berbat ve sevdasız sesinle 
Beni en dertli yırlarla çağır. 
Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır.

V
Sefil bir sefinede gider sevincim, 
Kalbimse kıyıda kaybolur, yiter. 
Onu Nakkaştepe'ye nakşeylemeyin 
Defnedilsin, belki yeniden biter 
Beni ey damıtılmış güzellik!

Beni ey "hüsn"ün çehreleşmişi 
Beni en dertli yırlarla çağır, 
Çünkü çirkab ve çamur çoğalmıştır.

Hüsrev Hatemi 

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN


199 
Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili 
Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya 
Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını 
Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka 
Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını, 
Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da, 
Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi 
Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı.

200
Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler 
Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman, 
Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır 
Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten 
Ve sonunda para tutkusu onları satın alır 
Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan? 
Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra 
Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda.

201
Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine 
Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi, 
Kimi kaçar ve saygınlığını yitirir böylece 
Ve namus etiketinin yararlarından yoksun kalır ki 
Böyle bir çiftin evliliği kolay düzetmez öyle
Ve doğal karşılanmaz bu durum: sıkıcı 
Saraydan pis ağıla düşen kimi kadınlar
Nice şeytanlıktan sonra oturur bir de roman yazar. 

202 
Haidee ise Doğa'nın geliniydi, bilmezdi bunları, 
Tutku'nun çocuğuydu o, Güneş'in ışığıyla 
Yıkadığı ve ceylan gözlü kızların öpücüklerini 
Bile kuruttuğu yerlerde doğmuştu Haidee, 
Sevmek için yaratılmıştı ve bağlı olduğunu 
Duymak için kendini seçen erkeğe, 
Orda burda söylenenlere, yapılanlara kulak asmazdı 
Ne korkusu, kaygısı, umudu, ne de başka bir sevdası vardı. 

203 
Ve ah! Kalbin o çarpıntısı, o vuruşları 
Nelere mal olur bize! 
Nedeni ve etkisi ne olursa olsun tatlı 
Bir şeydir bu ya ve Akıl nasıl da 
Bekler, çalmak için Sevinç'in büyüsünü 
Ve yinelemek için ince gerçekleri, Vicdan da 
Yüklenmiştir güç bir görevi, yani "kıssadan hisse çıkarmayı" 
Castlereagh bunları da vergilendirir mi diye meraktayım doğrusu

Lord Byron