23 Aralık 2015

Maruri Sokağındaki Pansiyon

Karşı karşıya değildi evler, sevmezlerdi birbirlerini,
yine de yan yanaydılar.
duvar duvara, fakat
pencereleri
bakmazdı sokağa, konuşmazdı,
öyle sessizdiler.

Bir kâğıt uçuruyor havalanır gibi ağaçtan
kışın kirli bir yaprak.

Akşam ortalığı tutuşturuyor, kaygı içinde
yok oluveren bir ateş boşaltıyor gök.

Kara sis balkonları örtüyor.

Açıyorum kitabımı. Yazıyorum
bir maden ocağının
çukurunda sanıp kendimi,
bir ıslak,
bırakılmış dehlizde.
Biliyorum kimse yok şimdi
evde, sokakta, acı kentte.
Bir mahkûmum açık kapısının önünde,
açık dünyanın önünde,
akşam alacasında şaşkın, gamlı bir öğrenciyim,
çıkıyorum işte o zaman şehriye çorbasına,
iniyorum ardından yatağa ve yarına.

Pablo Neruda

Fotoğraf Şırnak Merkez, Yıl 2015

22 Aralık 2015

İnsanlığın köprüden atlayışı

İzmir’deyim. Gözümü annemin üzerinden ayırmadan oturuyorum. Dayımın tabiri ile “bağ arası” gözlerini araladığında içim taşarak... Biraz evin havasından, biraz da saksıyı durduramadığımdan pek konuşmak gelmiyor içimden. Bir haber kanalı sürekli açık. Kaygılıyım, acı çekiyorum. Annem için... Memleketim için... İkisi tuhaf bir şekilde birbirine karışıyor.

Telefon çalıyor. Ülkenin bu çok zor ve sert gündeminden payını orantısız alan Cumhuriyet gazetesinden Selin Ongun, “Röportaj yapabilir miyiz?” diyor. Durumumu anlatıyorum. Ama mevcut koşullarda kafamı toparlayabilirsem, bir yazı yazabileceğimi söylüyorum. Her zamanki kibarlığı ve anlayışıyla, “Elbette” diye cevap veriyor. Aşağı yukarı neler sormak istediğini soruyorum. Kırık dökük bir ses tonuyla “özetle biz nereye gidiyoruz böyle”yi içeren ve içimi titreten ifadelerle anlatıyor derdini...

İnsanlığın köprüden atlayışı

Telefonu kapatır kapatmaz, olayın gerçekleştiği günden beri yakamı bırakmayan o kısa not, beni ele geçiriyor yine. Hatırlayanlar, bilenler vardır. Doğu’da ve Güneydoğu’da araştırmalar yapan sosyolog Dicle Koğacıoğlu’nun kendini Boğaziçi Köprüsü’nden atarak intihar ettiğinde bıraktığı not: “Annem, babam, kardeşim. Beni affedin, çok acı var. Dayanamıyorum.”

Ne oldu, ne gördü, neye dayanamadı da gencecik bir kadın kendini Boğaziçi Köprüsü’nden atacak hale geldi? Ardından yazılanlardan anlaşıldığı kadarıyla enerjik, coşku dolu bir insanken...

Moda tabiriyle sözde değil özde, büyük bir gönül bağıyla ve tutkuyla bağlı olduğum ülkem ve ülkemin insanlarıyla ilgili kişisel duygularımı, endişelerimi paylaşabilirim belki diye düşündüm. Dilerim vatandaş Sezen, Sezen Aksu’ya sunulan bu imkânı kullanarak derdini, dileğini, niyetini ortaya koymayı başarabilir. Çünkü hepimize başka bir yol daha olduğunu yeniden hatırlatmak, aslında galiba kendim de hatırlamak istiyorum.

“İnsanın zamanın bu diliminde bile bu kadar ilkel bir noktaya savrulması neden, su ileriye doğru akmaz mı?”, “Neden ‘parçalanarak’ bölünüyoruz, doğa hep onarmaz mı?”, “Bir şeyler doğala ters ise bundan nasıl kurtulunabilir?” soruları herkes gibi benim de yakamı bırakmıyor.

Ülkenin doğusu yangın yeri

Dansöz Dünya” şu cümleyle başlar: İlk kim bozdu sonsuz uyumu? Neden bir türlü tam yol alamadık? Kendi doğrusu ile bir başkasını kıyıcı bir dille yargılarken, temelde savunduğu demokrasiye en aykırı tutumu sergilediğini nasıl bu kadar gözden kaçırabilir insan? Neden başkalarını yerden yere vururken, aslında kendini üstün ve ayrıcalıklı kılmak için çırpınıyor olduğu gerçeğini ıskalar? Mesela özünde mahallenin bütün kedilerini beslemeyi iş edinecek kadar iyi kalpli biri, nasıl öfkesine o denli yenilip de başka bir cana kıyabilir? İnsan nasıl bir şey, biz nasıl varlıklarız? Bizi hayvandan ayrıcalıklı kılan düşünme yetisi, bazen bir tür lanet midir?

Okuduklarımızdan, öğrendiklerimizden, hatta bazen kendi deneyimlerimizden biliyoruz ki insan - ruhsal olduğu kadar zihinsel yetisiyle de- sembolizasyonu, imajinasyonu, kurgu dünyası sınırsız bir varlık... Bilim, her türlü keşif, icat; edebiyat, sinema, müzik, resim alanındaki üstün üretimler bu yetiden, insanın bu aydınlık yanından vücut buluyor. Karanlık yanı, adı üzerinde, karanlık...

Doğumla birlikte dünya iklimine geçtikten sonra günbegün -korunmak gibi masum bir kılıfla da olsa- egoyu silah gibi nasıl kuşanabiliyoruz? O silahla öldürüyoruz, ölüyoruz. O kadar ki egonun karanlık yanına, en üstün değerleri üretenler bile yenik düşebiliyor.

İnsanın kendi ile ilgili tasavvuru o kadar büyük ki Vamık D. Volkan’ın kitabının adı gibi “Kimlik İçin Öldürmek” o tasavvurun içinde normalleşip, rasyonelleşebiliyor.

Polemiklerde boğulmak

Tüm bunları neden düşünüyorum? Hiçbir olayı ve durumu, insan faktöründen bağımsız değerlendiremeyeceğimiz için... Çok sevdiğimiz her şeyi yok edebilecek bir potansiyeliz özetle. İnsanın, özü ıskalayıp, polemik bataklıklarında boğulması da bu yüzden zaten

Biz boğuladuralım, ülkenin doğusu yangın yeri; insanlar ölüyor. Şehirler, köyler, sokaklar, okullar, hastaneler; dahası evler, ocaklar yerle yeksan... Orada çok acayip şeyler oluyor. Öğrendiğimizde taşıyamayıp bir köprüden atlayacağımız kadar korkunç şeyler mi yaşanıyor? Ve biz gerçek bilgilere ne kadar ulaşabiliyoruz?

Sur, Dargeçit, Nusaybin, Silopi, Cizre’de doktor izinleri kaldırılıyor, hastanelere özel hazırlık önlemleri almaları söyleniyor, polis, asker sevkıyatının artırıldığı haberleri geliyor bölgeden, öğretmenler il ve ilçelerden uzaklaştırılıyor. Neden? Ne oluyor? Neler olacak? Neye hazırlanmamız gerekiyor?

Çözüm ve egosuz diyalog

Hiçbir ülkede yapılan hiçbir uygulama, o ülke bireylerinin, hatta onların gelecekteki torunlarının onuruna, gururuna ve vicdanına ters düşmemelidir. Bu değerli alanlar lekesiz kalmalıdır. Demokrasi leke tutmaz, yosun bağlayamaz. Karar vericiler, uygulayıcılar ve demokrasi temsilcileri bir ülkenin o ülkede yaşayanlara ait olduğunu hep hatırlamak zorundalar. Yöneticilerin, temsil ettikleri bireylerle aralarındaki demokrasi adına yaptığı sosyal kontratın temeli ve kaynağı budur; meşruiyeti buna dayanır.

İnsanlığın temel hak ve özgürlüklerinin karşısında verilmiş her “yok et” ya da “yok say” emri, birliğe ve kardeşliğe ağır bir darbe indirmek, geleceğe utanç ve nefret tohumu ekmektir. Çözümün yolu egosuz, objektif ama tarafların hassasiyetlerini incelikle gözeten diyalogdan geçer. Yani demokrasiden...

Kişisel duygu ve güdülerin devlet yönetiminde yeri olamaz. Demokrasi bütüne hizmet eder. Bireyleri, onların refahlarına hizmet etmesi için kurulan demokratik sistemler yönetir. Dolayısı ile sistemlerin egosu olmaz; kapsayıcı ve bütünleştirici olmak için kurulmuşlardır.

Bu çatışma ortamı her tarafta birçok yaralı ruh bıraktı. Sadece yaşadığımız zamana sığmayıp, nesiller boyu taşınacak bir tür genetik acı gibi... Bu intikam mirası ile ruhların nasıl onarılacağını da düşünmelidir sistem; yöneticileriyle, uygulayıcılarıyla, vatandaşlarıyla…

Hapishanedeki gazetecilik

Üstelik bu yaraları sadece bedenlerimizde taşıyıp, ruhumuza nakşetmiyoruz. Endişesiz ve korkusuz olsa, başka türlü zenginlikler üretmeye muktedir zihinlerimiz de hapsediliyor. Aralarında sevgili arkadaşım Can Dündar da olmak üzere, 30’un üzerinde gazeteci hapishanede şu anda. Gazeteciliğin evrensel görev ve sorumlulukları içinde hareket etmenin sınırlarını, yine evrensel hukuk çizmelidir. Adalet kişiye özel kurgulanamaz. Haber alma özgürlüğü de dahil olmak üzere, “özgürlük nerede başlar, nerede biter”in sınırlarını yeniden çizmeye gerek yok. Bunlar medeniyet tohumlarının atılmasıyla beraber insanlık tarihinde öncelikli olarak çizilmiş, yerini almış zaten.

Devletin sorumlu görevlerinde bulunanlar, yargı mensupları, uygulayıcıları, evrensel hukuk ve bağımsız yargıyı eksiksiz uygulandığından emin olarak hayata geçirmeli; kamu vicdanında güven kaybının önüne geçmelidir

Geçenlerde TV’de bir tartışma programı seyrederken, gazeteci-yazar Nedim Şener’in Erdem Gül ve Can Dündar konusundaki sakinliğini ve soğukkanlılığını kaybettiğini ilk defa gördüm. Konuşmanın sonunda, Can ve Erdem’e Silivri’de üşümemeleri için su bidonlarına sıcak su doldurup yataklarına koymalarını önerdiğinde, Silivri bir kelime olmaktan çıktı. Benim evim oldu. O kadar ki fiziken ürperdim.

Delilik hali ve kozalarımız

Bu basbayağı bir delilik hali. Ülkenin bir bölümü acılar içinde, diğer bölümü bambaşka hayatlar yaşıyor. Elbet yüreğimizde bir sızı taşıyoruz ama elimizden hiçbir şey gelmeyeceğini düşünmek gibi bir konfor alanına sığınıp, devam ediyoruz. Oysa, insanlığın layığı ile yaşandığı hiçbir ülkede sivillerin kayıtsız kalması affedilemez. Evrensel insan hakları ve hukuk kurallarını bu toprakların vazgeçilmezi haline getirmek, sadece temsiliyet görevi olanların değil, herkesin sorumluluğudur. Getirilemiyorsa da sivillerin her şeyin üzerindeki yaptırım gücü devreye girmeli... Ama tavrını, fikrini ve hatta tarafını belli ediyor olmanın bedelleri ağırlaştıkça, kozalarımıza itiliyoruz. His kaybı yaşanıyor. Bizden istenen ya da yapabileceğimizin en iyisi bu mu? Düşmanlık, öldürmenin rasyonelleştiği o pusuda palazlanıyor...

İnsan olmanın yolu

Tek çare demokrasi ve demokrasi için mücadele etmek.

Hrant Dink öldürüldüğünde, duyarlı insanların “Hepimiz Hrant’ız” diye sokaklara dökülmesi ümidimizi yeşertmişti yeniden. Evet hayat durmuyor, akıyor, devam etmek zorunda... Ama adalet yerini bulmazsa, hayat ne kadar anlamlı devam edebilir? Yaşamak gittikçe ağırlaşmaz mı? Ezcümle, adalet ve demokrasi olmazsa olmazıdır insanlığın.

Hrank Dink’in ardından, eşinin ve çocuklarının vakur duruşu karşısında ezilmiştim. Tıpkı Tahir Elçi cinayetinde olduğu gibi... Hangi birini sayayım. Say say bitmiyor. Her defasında aynı cümleye maruz kalıyoruz: “Merak etmeyin. Bu menfur saldırının failleri bulunacak ve adalete teslim edilecek.” Sivil ya da üniformalı her can kaybında, her şehit haberinde, batıda ya da doğuda evlere düşen her ateşte, hep aynı cümle: “Merak etmeyin. Bu menfur saldırının...” Yıllarca, defalarca... İstirham ediyorum, bulun o zaman.

Bu, sadece bugünün felaketi ve acısı olarak kalabilecek bir şey değil. İnsanların ait hissettikleri kimliklerin müdafaası yolunda yüklendikleri ya da verilen görevler, onları da kendi vicdanlarında ömür boyu taşınacak bir yüke mahkûm eder illa ki. Bu yük ağırdır çok; kim bilir kaç kuşak sonra hafifler.

Vicdan ve akıl ile hareket edip, demokrasi için, çözüm için diyalog kurmaktan başka çaremiz yok. Dünyada daha iyi bir formül bulunamadı henüz. “Kimlik için öldürmek” bir değermiş gibi sunulmaktan vazgeçildiğinde, hepimizin mahcubiyeti azalacak, eminim. Şiddet dili ile değil diyalogla, bireysel inanç ve fikirlerden sıyrılıp herkesin hayrına, ortak hareket etmekten geçiyor insan olmanın yolu...

Bir yol var: Yaşamak ve yaşatmak...

Sezen Aksu

Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var

Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var
Ne vasl-ı yâra handânam ne hicrândan melâlim var

Ne sağ olmak murâdımdır ne ölmekten kaçar cânım
Cihânda hasta-i aşk olalı bir hoşça hâlim var

Ben ol hayrân-ı aşkım ki yitirdim akl u idrâki
Ne âlemden haberdâram ne kendimden hayâlim var

Ne meyl-i külbe-i ahzân ne seyr-i sohbet-i yârân
Ne ta’n-ı zâhid-i nâdân ne ceng ü ne cidâlim var

Cihân fânidir ey Yahyâ Hüvel-Hayyü Hüvel-Bâkî
Değişmem atlas-ı çarha benim bir köhne şâlım var


Taşlıcalı Yahyâ

Aspasia

Dönüp gelir gözlerimin önüne arada bir
Senin hayâlin, Aspasia. Ya kamaştırırsın aniden
Gözlerimi yollarda, toplantılarda
Ama hep başka suratlarda; ya da ıssız çayırlarda,
Güneşli günlerde, suskun yıldızlı gecelerde,
Tatlı bir melodiyle neredeyse doğar yeniden,
Belirir yeniden o yüce görüntü,
Sana tutulmaya hâlâ yatkın gönlümde.
Nasıl da seviliyordu o, ey bulutlar, ve
Nasıl da mutluluğumdu, bir zamanlar, acılarımdı hem de!
(....)
Sen bile düşünemezsin Aspasia,
O büyük sevgiyi,
Uyandırdığın bir zaman ruhumda. Bilemezsin
Ne ölçüsüz aşk, ne yoğun sıkıntılar,
Ne açıklanamaz tavırlar, ne bunalımlar
Yarattın bende; asla da gelmeyecek
Bunu anlayabileceğin bir zaman.
(....)
Öldü şimdi artık o Aspasia
Öylesi sevdiğim. Sonsuza dek yatmakta,
Tek düşüncemdi benim bir zamanlar oysa
(....)
Övün sen şimdi, elinden gelir. Anlat ki yalnız sensin
Kendi türünden, eğmeye dayandığım
Eğilmez başımı karşısında, yönetilmez yüreğimi sunduğum
Büyük bir doğallıkla. Anlat ki ilk kez,
Ve umarım son kez, yalvarırken gördün gözlerimi,
Karşında ben ürkek, titriyorken
(yanıyorum utançtan, kızgınlıktan
bunları anlatırken), ben kendimden geçmiş,
Her isteğini, sözünü, hareketini
Sadakatle gözlerken,
(....) Bozuldu büyü,
Kırıldı onunla birlikte aşk boyunduruğu,
Dağıldı yerlere: Ama mutluyum bu yüzden ben.
(....)

Giacomo Leopardi

Çeviri: Zuhâl Yılmaz

Giacimo Leopardi / Zibaldone

İnsan aşkı hissettiğinde içinde, gözlerinin önünden tüm dünya silinir, sevilenden başka her şey görünmez olur, kalabalıklar, sohbetler, vs. ortasında, sanki yalnız başınaymışcasına soyutlanmış bir şekilde kalırsınız ve kafanızdaki o güçlü ve her zaman sabit düşüncenin esinlediği hareketleri yaparsınız, başkalarının şaşkınlığına ya da küçümsemesine aldırmaksızın, her şey unutulur ve sıkıcı vs. gelir, o düşünceden, o görüntüden başka. Aşk gibi, insanı çevreden böylesine güçlü bir  şekilde soyutlayan başka bir duygu hissetmedim hiç ben, (...)

Dünyanın tüm geri kalan kısmı bana ölü görünse de, hiçbir zaman kendimi, sevdiğim zamanki kadar yaşıyor hissetmedim. Aşk yaşam demek, nasıl nefret doğanın yıkıcı ve öldürücü ilkesiyse, aşk da yaşatıcı ilkesi onun. (...)

(...) Aşkın en güzel anları, bir huzur ve tatlı bir hüzün hissettiğin, nedenini bilmeksizin ağladığın ve hangisi olduğunu bilmediğin bir yenilginin karşısında boyun eğdiğin anlardır. O dinginlikte, biraz rahatlamış olan ruhun, neredeyse dopdoludur, ve neredeyse mutluluğu tadar. Ruhun zevk ve hayâllerle en zengin durumu olan aşkın da en güzel yanı, zevke ve bir mutluluk gölgesine giden en dolaysız yol olan acıdır. (....)

Giacimo Leopardi / Zibaldone
Çeviri: Zuhâl yılmaz / Doğu Batı Sayı 27

19 Aralık 2015

Terkib-i Bend

1

Sâkî getir ol badeyi kim mâye-i candır
Ârâm-dih-i akl-ı melâmet-zedegândır

Ol mey ki olur saykal-ı dil ehl-i kemâle
Nâ-puhtelerin aklına bâdî-i ziyandır

Bir câm ile yap hatırı zîrâ dil-i vîrân 
Mehcûr-ı hârâbat olalı hayli zamandır 

Sâkî içelim aşkına rindân-ı Huda`nın
Rindân-ı Huda vâkıf-ı esrâr-ı nihandır

Sâkî içelim rağmına softa harisin
Kim maksadı Kevser emeli hûr-ı onandır

Aşk olsun o pîr-i mey-i perverde-i aşka 
Kim badesi sad-sâle vü sâkîsi civandır 

Pîr-i meye sor mes`elede var ise şübhen
Vaizlerin efsâneleri hep hezeyandır

Ben anladığım çarh ise bu çarh-ı çep-endâz
Yahşi görünür sureti amma ki yamandır

Benzer felek ol çenber-i fânûs-ı hayale 
Kim nakş-ı temâsîli serî`ü`l-cereyandır 

Sâkî bize mey sun ki dil-i tecrübet-âmûz
Endîşe-i encam ile vakf-ı halecandır

İç bade güzel sev var ise akl ü şuurun 
Dünyâ var imiş yâ ki yok olmuş ne umurun 

2

Yetmez mi bu kasrî reviş-i ağreb-i âlem
Bir menzile ermez mi aceb kevkeb-i âlem

Şimdi uyuyanlar o zamanda uyanırlar
Bir subha resîde olur âhir şeb-i âlem

Pâ-mâl eder encam kimin üstüne dönse
Ağâz edeli devre budur meşreb-i âlem

Bin böyle cihân-ı zer ü sîm olsa yetişmez 
Mümkin mi ki is`af oluna matlab-ı âlem 

Hâricden eğer olsa temaşasına imkân
Müdhiş görünür heykel-i müstağreb-i âlem

Almış yükünü şöyle ki seyrinde halelsiz 
Bir zerre dahi kaldıramaz merkeb-i âlem 

Ebnâ-yı beşerde kalacak mı bu muâdât
Bilmem ne zaman doğrulacak mezheb-i âlem

Her safhada bir şekl-i hakikat eder ibraz
Her gün çevirir bir varaka makleb-i âlem

Bin ders-i maârif okunur her varakında
Yâ Rab ne güzel mekteb olur mekteb-i âlem

Bu cism-i kesifin neresi merkez-i kuvvet
Yâ Rab ne matıyyeyle gezer kâleb-i âlem

Sübhâneke yâ men halaka`l-halka ve sevvâ
Sübhâneke sübhâneke sübhâneke el-fâ

3

Ey kudretine olmayan âğâz u tenâhî
Mümkin değil evsâfını idrâk kemâhî

Her nesne kılar varlığına hüsn-i şehâdet
Her zerre eder vahdetine arz-ı güvâhî

Hükmün kılar izhâr bu âsâr ile mihri
Emrin eder ibraz bu envâr ile mâhı

Dil-sîr-i bisât-ı ni`amın mürg-ı hevâyî
Sîr-âb-ı zülâl-i keremindir suda mâhî

Eyler keremin âteşi gül-zâr Halil`e
Mağlûb olur peşşeye Nemrûd-ı mübâhî

Zâlimlerin adlin ne zaman hâk edecektir 
Mazlumların çıkmadadır göklere âhı 

Bigânelere münhasır envâ`-ı huzûzât
Mihnet-zede-i aşkına mahsûs devâhî

Sensin eden ıdlâl nice ehl-i tarîki
Sensin eden ihdâ nice güm-geşte-i râhı

Hükmün ki ola mûciıb-i hayr ü şer-i ef’âl
Yâ Rab ne içindir bu evâmir bu nevâhî

Sendendir İlâhî yine bu mekr ü bu fitne
Bu mekr ü bu fitne yine sendendir İlâhî

Güftî bi-kün ü bâz zenî seng-i melâmet
Dest-i men ü dâmân-ı tu der-rûz-ı kıyamet

4

Bir katre içen çeşıne-i pür-hûn-ı fenadan 
Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan 

Âsûde olanı dersen eğer gelme cihâna 
Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazadan 

Sâbit-kadem ol menkez-i me`mûn-ı rızâda
Vareste olup dâire-i havf u recâdan

Dursun kef-i hükmünde terâzû-yı adalet
Havfın var ise mahkeme-i rûz-ı cezadan

Her kim ki arar bûy-i vefa tâb`-ı beşerde
Benzer ana kim devlet umar zıll-i Hümâ`dan

Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmen 
Baran yerine dün- ü güher yağsa semâdan 

Erbâb-ı kemâli çekemez nakıs olanlar
Rencide olur dîde-i huffâş ziyadan

Her âkile bir derd bu âlemde mukarrer 
Rahat yaşamış var mı gürûh-ı ukalâdan 

Hail etmediler bu lugazin sırrını kimse
Bin kafile geçti hukemâdan fuzalâdan

Kıl san`at-ı üstadı tahayyürle temâşâ
Dem urma eğer arif isen çûn u çerâdan

İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez
Zîrâ bu terâzû o kadar sıkleti çekmez

5


Dehrin ne safa var acaba sîm ü zerinde 
İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde 

Bir reng-i vefa var mı nazar kıl şu sipihrin
Ne leyl ü nehârında ne şems ü kamerinde

Seyr etdi hava üzre denir taht-ı Süleyman 
Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde 

Hürr olmak eğer ister isen olma cihanın
Zevkında safâsında gamında kederinde

Canan gide rindan dağıla mey ola rızân
Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde

Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da bi`1-farz
Her kim ki hasâset ola ırk u güllerinde

Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim 
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde 

Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât 
Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde

Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz 
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde 

Ben her ne kadar gördüm ise ba`zı mazarrat
Sâbit-kademim yine bu re`yin üzerinde

İnsâna sadâkat yaraşır görsede ikrah 
Yardımcısıdır doğruların hazret-i Allah 

6

Gadr ede reayasına vâlî-i eyâlet
Dünyâda vü ukbâda ne zillet ne rezalet

Lâyık mıdır inşân olana vakt-ı kazada
Hak zahir iken bâtıl için hükmü imâlet

Kâdî ola da`vâcı vü muhzır dahi şâhid
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet

Ey mürtekib-i har bu ne zillet ki çekersin 
Birkaç kuruşa müddet-i ömrünce hacâlet 

La`net ola ol mâla ki tahsiline anın
Yâ dîn ola yâ ırz u ya nâmûs olan âlet

Âdem olanın hayr olur âdemlere kasdı
İnsanlığa insanda budur işte delâlet

İnsân ana derler ki ede kalb-i rakîki
Alâm-ı benî-nev`i ile kesb-i melâlet

Adem ana derler ki garazdan ola salim
Nefsinde dahi eyleye icrâ-yı adalet

Sâdık görünür kisvede erbâb-ı hıyanet 
Mürşid sanılır vehlede ashâb-ı dalâlet 

Ekser kişinin sûretine sîreti uymaz
Yâ Rab bu ne hikmettir İlâhî bu ne halet

Ümmîd-i vefa eyleme her şahs-ı dağalde
Çok hacıların çıkdı haçı zîr-i bağalde

7

Bir abd-i Habeş dehre olur baht ile sultân
Dahhâk`in eden mülkünü bir Gâve perişan

İkbâline idbârına bel bağlama dehrin
Bir dâirede devr edemez çenber-i devrân

Zâlim yine bir zulme giriftar olur âhir
Elbette olur ev yıkanın hanesi vîrân

Ekser görülür çünki ceza cins-i amelden
Encamda inenden olur rahne-i sûhân

Tezkîr olunur la`n ile Haccâc ile Cengiz
Tebcil edilir Nûşirevân ile Süleyman

Kâbil midir elfâz ile tağyîr-i hakikat
Mümkin mi ki tefrik oluna küfr ile îmân

Bir hâkden inşâ olunur deyr ile mescîd
Birdir nazar-ı Hak`da mecûs ile müselmân

Her derdin olur çâresi her inleyen ölmez 
Her mihnete bir âhir olur her gama pâyân 

Geh çâk olunur dâmen-i pâkîze-i ismet
Geh iffet eder âdem-i ârâyiş-i zindân

Sabr et siteme ister isen hüsm-i mükâfat
Fikr eyle ne zulm eylediler Yûsuf`a ihvân

Zâlimlere bir gün dedirir kudret-i Mevlâ 
Ta’llahi le-kad âsereka`llâhü aleynâ 

8

Her şahsı harîm-i Hak`a mahrem mi sanırsın
Her tâc giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın

Dehri araşan binde bir âdem bulamazsın 
Âdem görünen harları âdem mi sanırsın 

Çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar
Handan görünen herkesi hurrem mi sanırsın

Bil illeti kıl sonra müdâvâta tasaddî
Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın

Kibre ne sebeb yoksa vezirim deyü gerçek
Sen kendini düstûr-ı mükerrem mi sanırsın

Ey müftehir-i devlet-i yek-rûzed dünyâ
Dünyâ sana mahsûs u müsellem mi sanırsın

Hâlî ne zaman kaldı cihan ehl-i tama`dan 
Sen zâtını bu âleme elzem mi sanırsın 

En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun 
Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın 

Bir gün gelecek sen de peşîmân olacaksın
Ey gonca bu cem`iyyeti her dem mi sanırsın

Nâ-merd olayım çarha eğer minnet edersem 
Çevrinle senin ben keder etsem mi sanırsın 

Allah`a tevekkül edenin yaveri Hak`tır 
Nâ-şâd gönül bir gün olur şâd olacaktır 

9

Pek rengine aldanma felek eski felektir 
Zîrâ feleğin meşreb-i nâ-sâzı dönektir 

Yâ bister-i kemhada ya viranede can ver
Çün bay u gedâ hâke beraber girecektir

Allah`a sığın şahsı halimin gazabından 
Zîrâ yumuşak huylu atın çiftesi pektir 

Yakdı nice canlar o nezâketle tebessüm
Şîrin dahi kasdetmesi cana gülerektir

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma 
Zer-dûz palan ursan eşek yine eşektir 

Bed-mâye olan anlaşılır meclis-i meyde
İşret güher-i âdemi temyize mihektir

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir 
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir 

Nâ-danlar eder sohbeti nâ-danla telezzüz
Dîvânelerin hem-demi dîvâne gerektir

Afv ile mübeşşer midir ashâb-ı merâtib
Kânûn-ı ceza âcize mi hâs demektir

Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efrâz 
Birkaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir 

Îmân ile din akçadır erbâb-ı gınâda 
Nâmus u hamiyyet sözü kaldı fukarada 

10

İkbâl için ahbabı siâyet yeni çıktı 
Bilmez idik evvel bu dirayet yeni çıktı 

Sirkat çoğalıp lafz-ı sadâkat modalandı
Nâmûs tamâm oldu hamiyyet yeni çıktı

Düşmanlara ahbabını zem oldu zarafet 
Dil-dârdan ağyara şikâyet yeni çıktı 

Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu 
Hırsızlara ikram u inayet yeni çıktı 

Hak söyleyen evvel dahi menfur idi gerçi
Hâinlere amma ki riâyet yeni çıktı

Evrak ile i`lân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i raiyyet yeni çıktı

Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

İsnâd-ı taassub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı

İslâm imiş devlete pâ-bend-i terakkî
Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktı

Milliyyet-i nisyân ederek her işimizde
Efkâr-ı Fireng’e tabaiyyet yeni çıktı

Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık 
Zîrâ ki ziyan ortada bilmem ne kazandık 

11

Zâhirde görüp bizleri sanma ukalâyız
Biz bir sürü âkil sıfatında budalâyız

Âkil denilir mi bize kim hâli bilirken
Dil-dâde-i âlâyiş-i nîreng-i hevâyız

Yârân-ı vatandan bizi özler bulunursa 
Düşdük sefer-d gurbete muhtâc-ı duayız 

Terkîb-i acîbiz iki hâsıyyetimiz var
Ahbabımızın devletiyiz hasma belâyız

Güncîde durur hırkamız altında künûzât
Dervişleriz gerçi nazarda fukarayız

Ukbâya yarar bir işimiz yok ise bârî
Âzâde-de-dil şâibe-i zerk ü riyayız

Devletlülere bizleri tahkir düşer mi
Biz âciz isek de yine mahlûk-ı Huda`yız

Bir âfet-i hun-hâra esîr oldu gönül kim 
Her nâzma her lâhzada bin kerre fedayız 

Hâtırda durur sohbetinin lezzeti hâlâ 
Gerçi o şereften nice yıldır ki cüdayız 

Her çevrine râzîleriz ey şâh-ı melâhat
Bizler ki kuluz mu`tasım-ı bâb-ı rızâyız

İster bize lutf eyle diler bizden ırağ ol 
Dünyada heman sen şeref ü şân ile sağ ol 

12

Her millet için bir düziye adlini âm et
Fikr-i gazab-ı hazret-i Ma`bûd-ı enam et

Bevvâl-i çeh-i Zemzem-i la`netle anar halk
Sen Ka`be gibi kendini hürmetle be-nâm et

İncinmemek istersen eğer mülk-i fenada 
Bir kimseyi incitmemeğe hasr-ı meram et 

Bir yerde ki yok nağmeni takdîr edecek gûş
Tazyi`-i nefes eyleme tebdîl-i makam et

Avrat gibi mağlûb-ı hevâ olma er ol er 
Nefsin seni ram etmeye sen nefsim râm et 

Mânend-i şecer nâbit olur sabit olanlar
Her kangı işin ehli isen anda devam et

Noksanını bil bir işe yâ başlama evvel 
Yâ başladığın kârı pezîrâ-yı hitâm et 

Uğrarsa sabâ râhın eğer semti Irak`a
Bağdâd eline doğru dahi azm-i hıram et

Merdân-ı sühan-dânı ziyaret edip andan
Âdâb ile var ravza-i Rûhî`ye selâm et

Tahsinini arz eyleyip evvelce Ziyâ`nın 
Bu beyti huzurunda oku hatm-i kelâm et 

Meydân-ı sühanda yoğiken sen gibi bir er 
Bir şâir-i Rûm oldu sana şimdi beraber 


Ziyâ Paşa

18 Aralık 2015

Ağıt

Gün bitti. Saat kaç. Bitecek mi bir gün savaşımız
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
Dönüp dönüp arkamıza baktığımız
Bir dünya kalıntısı üstünde
Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de.

Edip Cansever