Ana içeriğe atla

Elem ile Doktor

Şair ve psikiyatr Kemal Sayar'ın "Hüzün Hastalığı" kitabında okudum, psikiyatr
için, hem şair duyarlılığıyla hem de münasip bir yakıştırmada bulunuyor, "Elem
Doktoru" diyor ona. Kitabı okuduğumdan beri bu söz aklımdan çıkmıyor, bundan
daha anlamlı bir tanım bulunabilir mi psikiyatra?

Bana hekim kelimesi de güzel gelir gelmesine de, tabibin yerini hiçbiri
tutamaz, hastaların sesine razı olduğu, Ağustos kadar sıcak sesli şairim düşer
aklıma, toplasan toplasan bir kasaba bile etmeyen şu sıkıntıda, orta temmuzda
bıraktığımız şair Behçet Aysan, tabibim. Hem şair, hem tabip olmanın bu kadar
yakıştığı nadir adam. İyi misiniz ses verdiği şiirler?

"Yağmur dindi sevgilim bak dinle
her şey dindi, acıysa dinmemiş halde"

demişti. Sanki bir kez daha söylemek üzere. Nasılsa dinmeyecek hiçbir şey,
yağmuru saymazsak, yağmuru da şiire sayalım ve bunca elem arasında, hiç
olmazsa yağmurun kapısını kapatalım!

Yağmurun kapısını kapattık,elem doktorunun karşısına çıktık. O sormadan
sormaya başladık: Elem doktoru bana kalbimden haber veremez, kalbimin yerini
bilmez, kalbimin nasıl geçtiğini ona söyleyemem, ben onun için üzülürken
üzemem elem doktorunu, bir ıssız adaymışım gibi bakıyor bana, o kaptan galiba
bense bir yerliyim burada, onun dolaşacağı daha çok ada var, çok ıssız var,
doktor beni anlasana, filikalar indirmesene bana, elem doktoruna ne diyeceğimi
bilemiyorum aslına, aklım onun elinde, ben bir de elem vermek istemiyorum
doktora!

Üzgünüm doktor, bu yazıda bahaneden başka bir şey değilsin, güzel
bahanesin fakat, elem için bahane, şari için bahanesin, en çok da tabip için
bahanesin. Şair Hayati Baki, kadim Ankaralı, Adnan Azar'ın "Yeyrüzünün en
tehlikeli, ama sevimli şairi: nihilist çünkü" dediği şair, ölümün, büyük bir
haksızlık olduğuna inandığı için iki ciltten oluşan bir kitap hazırlamış:
"Şiirin Kesik Damarları" (Promete Yayınları, 1994, Ankara). 1. kitap 'intihar
eden şairler'e, 2. kitapsa 'öldürülen şairler'e ayrılmış. Her iki kitap da
Baki'nin uzun önsözleriyle başlıyor, "İntihar eden şairler kitabı"nda şöyle
yazıyor Hayati Baki: "Sanatçı intiharları (özellikle şair), olumsuzlama örneği
olarak öne çıkarılan 'başarısızlık', 'anlamsızlık', 'saçmalık', 'hiçlik' gibi
kavramlarla açıklanmaya çalışılsa da, yaşamı olumlayan 'başarı',
'anlamlılık/anlam', 'uyuşum/uygunluk', 'varlık' gibi kavramların öne
çıkarılmasıyla da açıklanamaz... İç yaşantının 0vurgulanması gerekiyor, bu,
"aşırı çözümleme" yönelimi ve "derinlik duyarlığı"dır, çünkü. Sanatçının
(şairin/yazarın özellikle de) intiharı, toplumsal yaşamla bire bir barışık
olmaz." (aay, s.22-23) kitapta, intiharı seçen çok sayıda şairin şiirleri yer
alıyor, adını ilk kez duyduklarımızdan tanınmış şairlere kadar. Adına ilk kez
bu kitapta rastladığım bir şair Metin Akbaş, intiharından önce yazdığı sonyazı
ise ilginç, "Beşir Esad" üstüne. "Oy" şiiri Metin Aktaş'ın:

Binbiriki türlü
Evler insanlar gördüm
En sunturlusundan
Yalınayapına
...
Ama en çok
Yalınlarını sevdim
Evlerin insanların
...
Evleri insanları yazanları da

Toplama kamplarından kurtulmuş ünlü şair Paul Celan da, kendini Seine
nehrine atarak canına kıyar. Celan'ın "Ölüm Havası" şiirinden:

Siyah sütünü içiyoruz sabahın akşam saatlerinde
onu içiyoruz öğle sabah demeden hep onu geceleri
içiyor habire içiyoruz
bir mezar kazıyoruz gökyüzüne rahatça yatmak için
adamın teki bir evde yılanlarla oynuyor yazıp
çiziyor
Almanya'ya yazıyor karanlık çöktüğü vakit altın
saçın Margarete
Onu yazıp evin önüne çıkıyor ıslıkla köpeklerini
çağırıyor yıldızlar ışıyınca
Yahudilerini çağırıyor toprağa bir mezar kazsınlar
diye
ve bize buyruklar yağdırıyor oyun havaları
çalmamız için.

İlhami Çiçek: 1983'te, tek şiir kitabı olan "Satranç Dersleri"
yayımlandığı ay canına kıymıştı, sanırım kitabının çıktığını da görmedi:

büyüdün güzle donanık anne
işte göçmüş omuzları babanın
almış başını gidiyor zulmün kervanı
yılmadın usanmadın aldanmadın
ellerin kalkan gibi yüreğinin üstünde
bir cinnete savaş açtın

New York'a bindiği bir gemiden Karayip Denizine atlayan Hart Crane,
kendini trenin altına atan Atilla Jozsef ve Kaan İnce: Tam da Cemal Süreya'nın
"Her ölüm erken ölümdür" dizesini doğrularcasına, İstanbul'da bir otelde
yaşamına son veren gencecik şair. "Harita" adlı şiirini ne zaman yazmış,
bilmiyorum, bildiğim dünyadan yaralandığı ve yaranın kapanmadığı:

Haritası parçalandı ellerimde gecenin, bir yitiriş
değil
bu, sınırları tutamadım yerinde, gözlerime doldu
sular,
şimdi zaman oynak bir gölge. Nasıl başlasak geri
dönmemek
için? Hüzünkıran ardında saklanan kalbimle, artık,
okyanuslara
açılmak geçmeli içimden. Biliyorum. Ama kavuşmalar
ayrılıktır
bazen.

Kleist, Mayakovski, Gerard De Nerval, ve "Ölüm gelecek ve Senin Gözlerinle
Bakacak" diyen Pavase:

Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu
...
herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerine bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirlemesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı
O derin burgaca ineceğiz sessizce.

Sylvia Plath, Kurt Tucholşky, Georg Trakl ve Yesenin:

Hoşçakal, dostum benim, hoşçakal artık,
Can dostum, seninle dolu göğsüm
çok önceden belirlenen bu ayrılık
Buluşmayı vaadediyor ileride bir gün
...
Hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, konuşmadan,
Hüzünlenme ve eğme kaşlarını, mutuz,
Yeni bir şey değil ölüp gitmek bu yaşamdan,
Ama yaşamak da yeni değil kuşkusuz...

Sonra da şiirlerini daktiloya çekip giden Nilgün Marmara, hani "Bu Kız Elmalı
Bir Kaplan Olmalıydı" demişti ya:

Hayatın dibini görmek,
Balığı tutsak etmek, kendini kafese koymak...
Çocuğun doğrudur masanın altında
Bunun üzerine bir kırmızı çapraz çizin
Karanlığın alnını karışlamaktır zaman.

Öldürülen şairlerden hiç konuşmasak mı doktor? Hayati Baki, zor bir işi
gerçekleştirmiş, bir saygı duruşu olarak Seyyid Nesimi'den Cem Cem Sultan'a,
Jose Marti'den Pasolini'ye ve bizim şairlerimize, Metin Altıok'a, Behçet
Aysan'a, Uğur Kaynar'a kadar, kardeşçe bir hayat isteyen şairleri bir kitapta
toplamış. Hiç konuşmayalım doktor, biz elemden vazgeçmeyiz, istersen sen
bizden vazgeç. Bu yazıyı da unut, hiç okumamış gibi yap. Ben bu yazıyı niye
yazdığımı da bilmiyorum hem, biraz biliyorum da buralara nasıl geldiğimi
bilmiyorum. Elem doktoru sözünden çok etkilenmiştim, o söz bana başta yazdığım
gibi, psikiyatrdan önce tabibi çağrıştırdı, en çok Behçet'e yakışırdı 'Elem
Doktoru' olmak. "Düello" adıyla yayımlandı toplu şiirleri ardından, Adam
yayınlarından, okursanız, Behçet Aysan adlı, bu dünyanın yaşatmadığı, has bir
adamın, sevgili bir insanın ve kederli bir şairin "Elem Doktoru" olduğunu
göreceksiniz.

Araya "Ankara - İstanbul Karatreni" girince, Süreyya Berfe'nin "Gümüş
koktu azalan cigaralar / Bana bir yolculuk ısmarla!" dediğince, kendimize ve
birbirimize ısmarladığımız yolculuklar azaldı, yokluklar çoğaldı: Behhçet!
Behçet! Temmuz şimdi sesinin dolaylarından bir yanık hava gibi, oysa
altmışsekizlik bir plakta hışırtılı bir sesin vardı senin, Ağustosa benzerdin.
2 yıl oldu, daha kaç 2 yıl olur aramızdaki ayrılık bilmem, fakat ortada bir
temmuz duruyor, Temmuzun ardı Ağustos, sen yoksun, Ağustosun sesi de
duyulmuyor. Ben artık senin için 'iyi' bir yazı yazamam, özenirim, güzel olsun
derim, ama geçemem yokluğundan, ne yapsam iyileştiremem yazıyı. Sırp
teyyareleri de çekildi Bosna'dan, şimdi yaralar sarılıyor, şu orta Temmuz'un
yaraları ise kül oldu, yangın yağdı, külümüz savruldu, dumanımız tütüyor. Bu
yazı kötü yazı, şimdi 'elem doktoru' burada olsaydı böyle mi olurdu, o
karatrene birbirimizi ısmarlamask da, birbirimizle şiirden şiire karşılaşsak
da, ben onun sesinin Ankara'da şiiirleri ve hastaları iyileştireceğini bilir,
tutar onu çok özlediğim zaman, içimden ve onun sesiyle bir şiir okurdum
kendime, dağılan bir gül olurdu şiir onun sesinde:

ne söylersen söyle rüzgârdır duyan
düşeleri çağıran iri siyah gözleriyle
ve yanı başımızda mutlu kalan ne var ki
belki bir kuş akşamın ölü ağındaki
sadece güldür dağılmış ayaklanmaya.
...
ne söylersen söyle bir gün yiteceğiz
çam seli halinde kalabalık bir orman
alıp götürecek bizi kuytu ölümlere
yaşamanın anlamını sorsam da söyleme
konuştukça bir gemi açılıyor kıyıdan.
(Dağılan Gül, Behçet Aysan)

Bu yazı bir şiirden dağıldı. Bir şair, Kemal Sayar "Elem Doktoru" dedi,
bir şair, gittikçe hatırlanan bir şiir için, Behçet Aysan, bu sözü aldı ve
yakıştırdı, bir şair, Hayati Baki, intihar ettirilen ve öldürülen şairlerin
kardeşi olduğunu bildi onların bu dünyada ve her dünyada aynı bahçede olduğunu
bildi, bu bahçeden bir kitap derledi. Bana da bir cümle kaldı hepsinden:
Tabibim, şairim Behçet, sen yoksun, elem doktoru yok, şimdi ben kalbimin nasıl
geçtiğini kime söylerim?

Haydar Ergülen


Bu blogdaki popüler yayınlar

IF THEY WANT TO LEAVE, HELP THEM GET OUT

You meet a woman, you think you are the best thing that ever happened to her. No, you are not. No matter who you are. You are just a human being relating with this person. As long as they still want to relate with you. If they reach a point where they don’t accept it anymore… Thank them for the time they gave you and walk away. That’s just the way it should happen. And then I hear, and the Chief Justice mentioned that there are many divorces being filed and people are alarmed. Why are you alarmed? You should celebrate that people who have been together and have reached a point where they no longer want to be together have taken the route that we have provided to dissolve the union. Because if it doesn’t happen this way, it may happen in other ways that we do not want. And the problem again with the law itself is that… And that is the challenge I faced with that couple. It says it is a no-fault divorce system. In other words, you don’t need to establish fault. In other jurisdictions, th...

Şem’ü Pervâne; İran Edebiyatı ve Divan Şiirinde Ateşe Uçan Kelebekler

"يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِۙ    "O gün insanlar, ateş etrafında çırpınıp dökülen pervaneye dönecekler." (Kur'an-ı Kerim Kâri’a 4. Ayet) Hatırlarım bir gece gözüme uyku girmedi Duydum ki pervâne muma şöyle dedi: Ben âşığım, eğer yanarsam yeridir, Peki ya senin ağlayıp yanman nedendir? Sa‘dî-i Şîrâzî  Hali perişan bir pervâne vardı,  Ateşe helâl kıldı tatlı canını.  Yüzlerce ateş ve dert içinde olan mumu gördü,  Sararmış yüzünün üzerinde gül rengi gözyaşı akıyordu. Kâsım-ı Envâr Kolumu kanadımı çırpıyorum pervâne gibi  Her ne kadar benim mumum görüşten uzak olsa da.  Seyf-i Fergânî Senin yanağının mumunu arzulamaktayım  Tıpkı aydınlığı arayan pervâne gibi.  Seyf-i Fergânî Tecelli mumunun nuru bizim gönlümüze kıvılcım attı  Tüm bu nuru ve ziyayı o aydınlıktan bulduk.  Ubeyd-i Zâkânî Bazen mum gibi ışıldayıp parla aşk ile  Bazense pervâne gibi yanıp tutuş aşk ile. Ubeyd-i Zâkânî Sen mum sıfatlı olduğun i...

KUR’AN’I KERİM'DE GEÇEN KALP İLE İLGİLİ AYETLER

Allah, küfürdeki inatları yüzünden onların kalplerine ve kulaklarına mühür vurmuştur. *** Kalplerinde bir hastalık vardır; Allah, hastalıklarını daha da artırmıştır. *** Bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı da taş kesildi, hatta taştan daha katı oldu.  *** Onlar Peygamber’e: “Bizim kalplerimiz örtülüdür, söylediklerini anlamıyoruz” dediler. *** Çünkü inkâr etmeleri yüzünden kalplerindeki buzağı sevgisi iliklerine işlemişti. *** daha önce gönderilen kitapları doğrulayan, mü’minlere bir doğru yol rehberi ve müjdeci olan Kur’an’ı Allah’ın izniyle senin kalbine o indirmiştir. *** Bunların kalpleri birbirine ne kadar da benziyor! *** Üstelik o, pek azılı bir düşman olduğu halde kalbindekine, sözünün özüne uygunluğuna Allah’ı da şâhit tutar. *** isteğinizi üstü kapalı bir şekilde çıtlatmanızda veya bunu gönlünüzde gizlemenizde size bir günah yoktur.  *** İbrâhim: “Elbette inanıyorum, fakat kalbim iyice kanaat getirip yatışsın diye bunu istiyorum” dedi. *** Kim onu gizlerse, şüphe...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

ÜMİT KÖTÜLÜKLERİN EN KÖTÜSÜDÜR, ÇÜNKÜ İŞKENCEYİ UZATIR

“Bu, insana göre bir seçim değildir. Bu insanca bir çözüm değil, kendi dışındaki bir yanılsamaya tutunmaktır. Böyle bir seçim, başka bir şeyi, doğaüstü bir şeyi seçmek, insanı daima güçsüz kılar. Daima onu olduğundan daha fazla küçültür. Ben bizi olduğumuzdan daha yüce yapacak şeyleri severim!” “Artık soyut insan hakkında değil de,” diye ısrar etti Breuer, “Etiyle kanıyla capcanlı bir insan hakkında konuşalım, yani hastam hakkında. Onun durumunu düşünün. Birkaç haftası, hatta birkaç günü kaldı! Onunla seçimler hakkında konuşmanın ne anlamı olabilir?” Nietzsche yılmadan, anında cevabı yapıştırdı. “Ölmek üzere olduğunu bilmezse, nasıl öleceği konusunda bu adam nasıl karar verecek?” “Nasıl öleceği konusunda mı dediniz Profesör Nietzsche?” “Evet, ölümü nasıl karşılayacağına karar vermek zorundadır: Belki birileriyle konuşacak, öğütler verecek, o güne kadar sakladığı sözleri söyleyecek, çevresindekilerle vedalaşacak ya da bir köşeye çekilecek, ağlayacak, ölüme meydan okuyacak, lanetleyecek,...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Yoruldum Yaşamaktan Yurdumda

Yoruldum yaşamaktan yurdumda, İçimde engin kırlara açılma özlemi, Bırakıp gideceğim kulübemi, Çekip gideceğim hırsız ve hayta. Kendime bir barınak arayarak Gideceğim günün ak pürçeklerinde. Ve en iyi dostum beni vurmak için Bileyecek bıçağını çizmesinde. Çayırlık boyunca kıvrılan sarı yol İlkbahara ve güneşe bürünmüşken, Adını kalbimde taşıdığım Kovacak beni eşikten. Yeniden döneceğim baba ocağına, Yadırgı bir sevinçle avunacağım, Ve yeşil bir akşam, altında pencerenin Koluyla mintanımın kendimi asacağım. Çit kıyısındaki akça söğütler Başlarını daha bir sevecen eğecekler. Ve öylece, yıkamadan beni Köpek uluması altında gömecekler. Ve ay yüzerek durmamacasına, Göllere küreklerini indirerek, Ve sürdürecek yaşamasını Rusya Avlularda ağlayarak ve hora teperek. Sergey Yesenin Çeviri: Ataol Behramoğlu

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

MUTLULUK VE İÇ HUZURU

İnsan hafızası pek ilginç çalışır. Bir şeye sahip olduktan sonra, onu ne kadar çok istediğini unutur. Oysa mutluluk ve iç huzuru, yeni şeyler elde etmekten değil, sahip olduklarını yeniden fark etmekten gelir. Pek çok insan, aradığı şeyin zaten yanı başında olduğunu bilmeden bir ömür geçirir. Mehmet Gündoğdu