Şarkıları yalnızca siz seçersiniz. Bütün kahramanlarınız sizin yüreğinizi taşır. Birileri bakıyor diye dönüp bir yere bakmazsınız. Çoğunluğun güldüğü yerde canınız sıkılıyor diye ayıplanma sancısı çekmezsiniz. İçinizle dışınızın barışık olduğu tek ülkedir orası. Kapıları sadece isteyene açılır. Çıkış saati yoktur, dönüş saati yoktur. Duvarları duvar değil, yağmurun çiçeklendiği hayal bulutlarıdır. İstediğiniz denizi istediğiniz zaman tavana yerleştirip masmavi kesilebilirsiniz. İçinizden geçmeyen hiçbir söz dudaklarınızdan çıkmaz. Açık da olsa kapalı da pencerelerden ne isterseniz onu görürsünüz. Hiçbir üniforma, çıplaklığınızın gölgesi bile olamaz. Devletin bireye yenildiği yerdir orası. İnsanın kendisiyle ve dünyayla eşitlendiği en özel alandır ve yoksulluğa ancak orada gerçek anlamda karşı olur insan.
Uzaklık yoktur. Zorunluluk yoktur. Alınır satılırın dışındadır her şey ‘Bir kulak çınlaması/bir kirpik kırılması’, zamanın ve mekânın dışına çıkarır sizi. Birini gerçekten özlemişseniz ancak o zaman yüreğiniz etinize batar. Hiçbir şey eskimez yalnızlığın ülkesinde Ömür hanım. Camlara vuran ay ışığını bile, her şeyi kirpiklerinizle siler parlatırsınız. Gelen sitem etmez, gittiğiniz bir iyilikle kucaklar sizi. Gerçeğin paramparça ettiği ne varsa -bir düş, bir niyet, bir olanak-bir kuyumcu titizliği ile orada bütünleyerek, sabaha başlayabilir insan. Gecesini gündüzlerin, gündüzünü gecelerin dokuduğu has kumaşlardan bir yürek giysisidir. Bencil gibi görünen bu serdengeçtidir yalnızlık; gider kalabalıkla yıkanır, gelir kalabalıktan yıkanır.
Yalnızlık bizim içeriye ve dışarıya ışık veren biricik penceremizdir Ömür hanım… İki kanadı vardır, istekten ve korkudan; çarpar durur bir ömür içimizde…
Şükrü Erbaş – 1998
-Bir Gün Ölümden Önce-
