Ana içeriğe atla

Aldanışın Şiiri

Yana yana ışığına geldim
Isıtmadın beni sevdiğim
Beni almadın uzandıgın engine
Deniz olsam da ırmak olsam da
Yansam da bir senin ateşine

Sabahları düşen çiy tanesi
Akşamları esen serin rüzgâr
Hep aynı havada yaslı şarkılar
Ben seni neşede aradım yoksun
Gecenin içinde de yoksun gündüzde de

Ağaç dallarında aradım
Gün ışığında aradım orda da yoksun

Bu gece Ay'i parçalanmış gördüm
Sarı bir Ay'dı sonra beyazdı
Koştum sen misin diyerek
Vardım baktım sen misin diyerek

Nerdesin nerdesin diyerek
Yana yana ışığına geldim
Başladım yarım kaldı şiirlerim
Ne ak ne kara titrek ellerim
Sana uzanır sessizlik içinde...

Ali Püsküllüoğlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ

“Şair görmüştür, size de gösterir; gördükleri ona tesir etmiştir, o da intibalarını size nakleder; dinleyicilerin/okuyucuların hepsi de onun gibi şairdir.”   Steal  Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî (Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı;  Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.) Hayretî ** Gam leşkerinden ister isen olasın emîn Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr  (Eğer gam askerlerinden kurtulayım dersen,  Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.) ** Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana  (Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım;  senin ayağının toprağı benim talihsiz başıma bir devlet tacıdır.) ** Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam Ey gözüm sakkâlığ it ey âh ferrâş ol bana  (Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık.  Ey gözyaşlarım sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol, ...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Eski Zaman Âşığı

Ben eski zaman âşığıyım Sevda çeker düşünürüm ağlarım Bazen tilki kadar kurnaz bazen akılsız Bazen çocuk gibiyim bazen bakakalırım. Herkes âşık olur sevdalanır Bir yolu var gönül çekmenin de Benimki sevda değil ateşten gömlek Bir kor düşmüş ışıl ışıl yanar içimde Ama ben eski zaman âşığıyım Sevmek kadar kanatlanmak da gelir elimden Gece hayalimde gündüz fikrimde Ela gözlü o yâr çıkmaz gönülden. Oktay Rifat

Şiir Okuyan Kızlar

zamanın nedensiz tutunanlara.. I Kalbi eve dönen yoksulların bir şarkıyı taşıyacak kadar sahil görmemiş yabanlıklar büyüten yalnızlığı! Sen, sise doğru yürü! Şarkı söyleyebileceğin bir kıyı, duyabileceğin bir kulak, yabanlığını örteceğin tülden bir sis genç bir kızın eski güzelliklere duyduğu üzünçtür. Hatırla ve yakar sessizliğine: geçmişine. üzünç ki, susadıkça acıktırır tenimizi. II Denizin üstünde dolaşan uyku, düşlerde gezinen göz! Zaman ki, eskitilmiş güzelliklerin kanatlanmasıdır. Ayrılmak tüketmektir eksiltili sözü, eskitmektir. Sızı, kalbe el veriyor: gölgen yalnızlıkların güz karaltısı. Hatırla uzaklığı, unuttuğun düşlerin karaltısını. III Şiir: suskun kız, Ne kadar da çok benziyorsun yalnızlığıma. Ahmet Bozkurt

SENİN OMUZUNA YASLANMAK

Bana dağları geri getirdiğini söyledin. Düşündüğün, sezdiğin dağları Orada tam şu anda Yürümekte olanları anlattın. Onlarla arandaki bağı. Acıma mı? Değil. Ama çocukluk gibi Seninle büyüyen Senden uzaklaşmayan. Orada On binlerin yürüyüşü Vadilerin derinliğinde Yürek gibi açılmış bir dağ. Gün doğuyor, Gece iniyor Ve biz biliyoruz zamanı. Gün doğuyor, Gece iniyor Ve biz sessiz yolcuları yeryüzünün Duyuyoruz acıyı. Ölüm dünyaya bırakılmış bir işaret. Ve dallar karanlıkta anlatıyor aşkı Ağlayışla. Ben kuytulardan gelen meczup adamları Hatırlıyorum İnanmış olanları Ve ağlıyorum. Senin omzuna yaslanmak Bir dağın tamamlanması. Senin omzuna yaslanmak Akmak bir vadiden. Evet en baştan başlayalım Adımlarımızın sessizliğinden Yüreğin toprağı duyuşundan ve de. Korku nedir Bizim sevincimiz karşısında? Korku nedir Bizim dağları açıklayan inadımız yanında? Şimdi zaman açılıyor önümde Günü ve geceyi eşitlemiş Bir kavim Geleceğe akıyor. Yıldız oluyor bir kavim. Şimdi kavuşmayı beklerken Gözyaşları için...

Bugün baktığımızda Türkiye toplumunun Kürtlerle eşitlendiği tek nokta; adaletsizlik, özgürlüksüzlük, demokrasisizlik, yoksulluk oldu…

Tuğçe Tatari | Öcalan’ın çağrısıyla 1999’da silah bırakarak Türkiye’ye gelen Yüksel Genç anlatıyor: Dönmesi söz konusu olan binlerce genç var, Türkiye’nin buna hazırlanması lazım t24.com.tr İçinde bulunduğumuz ve risklerle dolu bir duraksama döneminden geçen barış sürecinde beklenen ‘yasal adımlar’dan bir tanesi de PKK militanlarının silahsızlanıp Türkiye’ye gelmesi, siyaset yapabilmelerinin önünün açılması ve özgürlüklerinin garanti altına alınması . Aslında PKK bunu daha önce de birkaç defa denedi, yani ilk defa “Silahı bırakalım, demokratik siyaset yapalım” demiyorlar. 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla ilk olarak sekiz kişilik bir militan ekibi Türkiye’ye gelip silahlarını teslim etmiş ve siyaset yapma taleplerini dile getirmişti. Bu sekiz kişilik ekipten biri de Yüksel Genç. Diyarbakır’a gitmişken kendisiyle yaşadığı süreci, nelerle karşılaştığını ve o günün bugünle benzerliklerini konuşmak istedim. Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi SAMER’in koordinatörü olarak hayat...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş