Ana içeriğe atla

İstanbul Unutkan Yosma

baktım
İstanbul gurbetteydi
çok ışıklı geceleri
gizliyordu sefaletini

ben böyle soylu
böyle sefil şehir görmedim
Üsküdar'da katip yoktu
Beyazıt'ta Neyzen

hüzünlü bir manastırda erganun ahengi
İstanbul hareli bir değirmi
değirminin dışında
Islav kederi

iki kez aynı poster
İstanbul'un gerdanına takıldı
çalmazdı mazurka
kantocu Peruzlar sahiden yaşadı abisi

İstanbul benden efkarlı
Abdülhak Şinasi'yi sevdim diye
İstanbul bana yabancı
Hisarları kaygılı

bana sultanlık yetmez
bir ülke yetmez
kasaba kılıklı şovalyeler bile unuttu
en güzel dansını kılıç altında yapan Democles'i

iyi bir şovalye sultanlık istemez
bana bir akşam yetmez
şiirin doğduğu enginlerde
bana bir İstanbul yeter

ey şehri diyar
Asurlu gözlerini gördüm
Bizans kubbelerini
Aya Sofya'yı Süleymaniye'yi

bir mahşeri andıran
Beyazıt Alanı'nda
altın özengiliydi atı Cem Sultan'ın
Sultan Avni en usta bahçevandı

yalancı şafaklarına kandım
onyedi yaşımda
yıkıldı ömrümün en güzel düşü
yirmibir yaşımda

sevdalısıydım Cahit Sıtkı gibi
Dante görseydi
"Her mihnet kabulüm" derdi
bir gelin odasını andıran İstanbul'u

yine bir akşam kaftan giyerim
İstanbul'u birkez daha fethederim
kurulurken Nizam-ı Cedit
Asitane-i Saadette

alıp gitmeye geldim
görkemli kanatlarımla
bir İstanbul bulutunu
sedef tâclı Safranbolu'ya

şaha kalktığında atım
fethederim gurbeti
hüznü efkarlıdır akşamlarımın
şahı şairiyim İstanbul'un

bir pusula armağan edin
evcimen bir geline benzeyen
telaşsız Kızkulesi'ne
İstanbul bulsun dengesini

İstanbul'da sırça köşk
sırça köşkte bir Melike
seksen sene Meliktim
bu harika ülkede

güzel miydi çocukken
basma perdeli odaları
düğün alay kervan ud sesleri derken
İstanbul kamaştırdı gözlerimi

değirmidir Safranbolu'da da
İstanbul kubbeleri
aynıydı tarihin benzersiz aylası
incilerinde takılarında örenlerinde

anıtlaşır tarihle
Köprülü Mehmet Paşa
Caminin avlusundaki
güneş saati

martıları seyrettim Galata Köprüsü'nden
Urumeli burcuna ben de oturdum
Veli'nin uçarı oğlu
ben de yalnızlıktan başka yoldaş bulamadım

ben de bir türkü tutturdum
garibim sevdadır tek hünerim
yıldızlar daha mavidir
İstanbul gecelerinde

telgraf tellerinde kuşlar vardı
içimde yapraklanan bir ağaç vardı
onbeş yıl önce
İstanbul'da bir yarim vardı

bir bir dağıldı gözpınarlarımda
sevda yağmurları İstanbul'un
başka bir hayata uğurladı beni
"Hayali Cihan Değer" bir dilber

o vedayı anlayamadım
puslu bir İstanbul akşamında
yıl dokuzyüzyetmişyedi aylardan kasım
anın tek yadigarı Düşistanın

akşam olur
şakiler beni unutur
Celali bir şehirde
sokak lambaları pusludur

ben bu yalnız meyhanede neylerim
kadehimde açan karanfili neylerim
ateş ettim Şeker Ahmet Paşa'nın resimlerine
yosmalar beni beklerken Kadıköy'de

sonbaharda daha yavuz atlarım
teknemi yılkıya çıkarmayacağım
onunla yaşlanıp onunla öleceğim
mavi hülyasıyla İstanbul'un

bu masalı atlı tramvayda uydurdum

bahardı gönlüm Erenköy'de
sarışın yarim ahu gözlüm
azıcık kısaydı boyu iriydi memeleri
Marilyn Monroe'ye benzerdi

buralara da yağsın yağmurların
buralara da gelsin vapurların
yetmiyorsun İstanbul
bu sürgünde bana

İstanbul'da Heybeliada
Heybeliada'da en güzel yaşında
ama azıcık kıskanır Burgazı
"Havada Bulut"ken Sait'in cigarası

sonra dağ gibi yıkıldı üstüme
o gökçe diyar
ben Kaf Dağı'nı taşıdım
İstanbul'un anılarını da taşırım

karanfil serpen yağmurlarını özledim
bir avcıydım kışın erken kalkandım
ne aradım bilmiyordum bu batık şehirlerde
bu serabı yalancı akşamlarda

bu mahzun Dünya'da
bir kederli yolcuydum gemilerinde
yağmur getirirdi bulutları
sevinçle onyedi yaşımda
büyük meydanları metal çarşıları
narsist aynalarıyla Kapalıçarşı
ne kadar da taşkındı düşlerim
onyedi yaşlarında kalmış militanlığım

gecede karanfil kervanları
sevi olmasaydı umut olmasaydı
göremezdik altın örgülü saçlarını
şiire gül nakışlayan deniz kızlarının

meşalesi görkemliydi ilk şairinin
Orpheus'e benzer son şairi
ay yüzlü güzelleri olmasaydı
matem urbası giyerdi İstanbul

simgedir bir şehri dişi tanımlamak
İstanbul tanyeri soyunur tüllerinden
sunulmuş bir cennetti ben sultanken
ÜVERCİNKA kanatlandırırdı güvercinlerini

ey hayatı yadsıyan şairler
(Ece) lerden daha görkemli
alınlarınızdaki şairlik tâcı
gurbet unutturmadı sizi

tanyerine koşar atlıları
Kızkulesi aslında bir handır
içinde tekfurun kızı değil
"Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış vardır

yaslı ayrıldım İstanbul'dan
ama bir tılsım armağan etti
elbet söz edecek gurbet burcu
sürgündeki sultanlığımdan

taht şehirde sevdim Şirin'i
eski kantoları Tanburi Cemil Bey'i
altın bir tasta sundum Ecelerine
dağların dağların ardındaki suyu

bir kardelenim ben
İstanbul'un beyaz steplerinde açan
biliyorum ki artık
hiçbir kemancının kemanı kırılmayacak

düşlerimin sınırsız sahrasında
daha kahramanım Gılgamış'tan
dağları deryaları deryaları dağları aşarım
İstanbul'u mahur makamında selamlarım

- Günaydın Kadıköy vapuru
- Günaydın Kızkulesi
- Günaydın hülyalı martı
- Günaydın avludaki güvercin

en güzel akşamları Üsküdar'a vermişsin
en güzel kadınları Kadıköy'e
ben yalnız değildim
sen yalnız değildin

bu yaslı Dünya'da
adın yadigar kaldı
İstanbul yadigar kaldı
karasevda yadigar kaldı

özledim herhangi bir sabahını
saçlarım taflan ya da lale
mutlu anılar da biriktirdim
her istasyon mavi bir pencere

sen miydin
İstanbul muydu
turunç akasya deniz kokan bir bahardan
bana saçlarını savuran rüzgar

Hüseyin Avni Cinizoğlu

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz. Nurullah Ataç

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...