"...sana dün çarşıda dolaşırken aldığım o atkıyı
kaybetmemeye çalış… belki ilerde bu olanların gerçek olduğunu hatırlamana
yardım eder… ben bana aldığın yüzüğü kaybetmemeye çalışacağım… bunların
yaşandığını hatırlamak için…
sanırım ben
hayatım boyunca hep olanaksızları istedim… onları benimle isteyecek bir
kimsenin varlığına ise inanmadım… şimdi zaman zaman senin varlığına inanmadığım
gibi…
bazen inanıyorum
var olduğuna…
yaşadıklarımızın
gerçek olduğuna…
benim istediklerimi
benimle birlikte isteyebileceğine.
sen kendini bana
yakın hissettiğini söylemiştin bir seferinde… bense mecbur hissediyorum… bu
hayatımdaki en güzel mecburiyet…
ev için teşekkür
ederim… o hayali de hep saklayacağım.
şimdi gerçekten
yatıyorum.”
Ben biraz daha
oyalandım yatmadan önce.
Ben hayatımda hiç
mutluluk hayali kurmadım, mutluluğu hiç düşünmedim diyebilirim, kitap yazmaktan
ve eğlenmekten başka bir isteğim olmadı.
Yalnızlığı hep çok
sevdim.
Mutluluğa ihtiyaç
duymadım.
O gece belki de ilk
defa mutluluk denen şeyin nasıl bir duygu olduğunu sezdim, birisiyle birlikte
hayal kurabilmek sanırım, böyle bir hayalin gerçek olabileceğine inanmak.
İnsanların “mutluluk”
dedikleri şeyi neden o kadar çok istediklerini o gece anladım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder