Ana içeriğe atla

Peki yüzünün ne işi var, dalda titreyen yağmur damlasında

Güvercin Gerdanlığı Twitter Arşivi - Ekim 2012

İsyan şiirleri bilirim sonra
Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
Harfler harp düzeni almıştır mısralarda
Erdem Beyazıt

AŞK RİSALESİ Aşkın bir adı da yorulmamaktırahmetkytrk.blogspot.com/2012/04/telgra…

Ve bölünür hayatınız kör bir bıçağın ucuyla tam orta yerinden ikiye; senden önce, senden sonra. Nazan Bekiroğlu


Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk/ Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık/ ... Yalnızlık kitabında okumadın ismini/ Nurullah Genç

Bir şeyin son kez olduğunu bilmek yakıcı bir bilgidir. Nazan Bekiroğlu 31 ekim 2012

...Varoluşu düşünüp dururken anladım ki, düşünerek değil, acı çekerek varolabiliyor insan.. S. Beckett

Eğer bir gün susarsam, bu artık söylenecek hiçbirşey kalmadığı içindir; her şey söylenmiş, hiçbir şey söylenmemiş olsa bile. S. Beckett

Gitmesin istersin, gitsin istersin. Ne yapacağını bilemezsin, Esir olursun beklemeye, seni salsın istersin. Shebnam Haydarova (Kerem Eylül)

Esirinin başından kaçamazsın.
Sen onun başında esir kalırsın.
Kaçacak diye nöbet tutarsın,
Uyku bile uyuyamazsın.
S. Haydarova

Eylül geçti sanmıştım
Yazla kış arasında
Nereden bilirdim gelip beni bulacak
Can evimden vuracak
Ekimin ortasında
Göksel Sunter

Kirazlı yoldan bir daha geçsen de unutmazsın,
bir keredir ayrılık ve kulağında küpe artık.
Birhan Keskin

Irmak boylarında,
su mercimekleri nasıl büyür
suya sezdirmeden usulca,
sevdam öyle büyür
sana sezdirmeden sessizce.
Ki Tomonori

Kişi, yaşamını boşa geçiremez: Başka birşey hesap sormasa, kendi akışı içinde, kendi kendine hesap sorar, kişinin yaşamı. Oruç ARUOBA

Kişi, yaşamının geçen her gününün hesabını, gelecek günlerinde öder hep- hesap çıkar; fatura gelir... Oruç Aruoba

Kalbim, unutacağız onu,
Bu gece, sen ve ben.
Ben ışığı unutayım,
Onun sıcaklığını sen.
Emily Dickinson

Peki yüzünün ne işi var, dalda titreyen yağmur damlasında.. Dilek Kartal

Yeni bir aşk, din değiştirmeye benzer.
Eskisine hala inanıyorsanız,
Yenisindeki cenneti bulamazsınız... 
Kerem Haris ( Çeviri : A. Eylül)

Aşk ne kadar gizli tutulsa, ayrılık gününde ortaya çıkar.
Yaralı yüreğinle gözünü yummaya çalışma, gözyaşların etrafa saçılır.
H. Hatemi

kır beni
kırgınlığıma aldırmadan
yine kır/ sonra ben senin
vazgeçilmezliğinle imtihan edileyim
Adige Batur

Elma bahçesinde çekilmiş çocukluk fotoğrafımı düşünürken, elma kokusu burnuma geldi :)

Ve hatırlayınca olduğunu bu şehirde,
Ansızın bir pusu sarıp da dağıtıyor tüm cephelerimi,
Mervan Söylemez

ilk ceza odur ki, hiçbir suçlu kendi yargıçlığından kurtulamaz. Juvenalis

herkesin kalbinin söküldüğü bir an vardır
yoksa
olmalıdır
en azından kalbinin söküldüğünü hissettiği bir an
Mehmet Can Doğan

Senin buraya gelişin, bizim gel dememizden ziyade onların git demesindendir. kimseyi kötüleme. Onlar aslında sana iyilik etmişlerdir.
İ.Anar

dost ateşinde kalmış askerleriz bu günlerde
Furkan Çalışkan

gerçek mermiler kullanıyor hayat gerçekten sıkı
öyle uzak bir yersin göğsümde öyle sapa
jandarmanın bile bakmadığı...
Furkan Çalışkan


"Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir" Hz. Muhammed s.a.v.

"Abese ve tevellâ." 80/1

Ben sana çok dualar yolladım
Gücümce hamd ve senalar yolladım
Sen bana akıl-fikir vermiştin
Suç benim Rabb'im ,Ben çuvalladım.
H.Hatemi

Ve ben bilirim ki, uyuduğunuz zaman ruhunuz bedeninizden ayrılıp sevdiğinin yanına gider. İşte bu yüzden yalnızlar kolay uyuyamaz. A.Gülgar

"Şiir dinlemek isteyen yağmura kulak versin!...."

Yaşlı bir çocuğum ben, çocukların en yaşlısı/ Ağzımda sakız tatlısının hiç eksilmeyen tadı/ Cemal'in İç Konuşmaları 1ahmetkytrk.blogspot.com/2012/10/cemal-…

Çisil çisil yağan
Hoş yağmurda
Kiraz çiçekleri sarhoş.
Takahama Kyoshi

Üşümekten değil korku, ısınır olmaktan
Yorgun savaşçılarız, sevgiler ürküttü bizi
Gülten Akın 




















Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

BİLİYORUM ÇOK GEÇ OLDU

Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa Ne hah yerleşip oturdum Ne bir ayak yeri eşeledim Ne bir dam aradım başımda Perişan toztoprak içinde eşyam Yanlardan Arkadan otların arasından Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına Yerim ve yurdum belli değil Yeni atamdım aşkın tıpanlarına Neyin memuruyum ben nerdeyim Artıyor çizgi çizgi Fahrenayt ellidokuz atmışbir Eyvah hüzün bu Eyvah hüzün yine Çatıda alnımın Hüznüm ağam oldu eyvah Bir şey yap silkip at Çare ne – herneyse Titrek elime zor Çalkalanıyorsa bir yerde Ölüyorsa bir yerde Bağlantılarım tam otomatik Arzı mıyım ben Tırnak arlarına kıymık giren ellerin Hadi düşün beni İçim otursun aklım Durulsun diye Ankara gölü gören bir dağ Sisler ve katran Ruhum Bir iki yaşımda Aynı boyda çam ağaçları İki titrek ışık’ız Güneş altında iki insan gövdesi Bir gün yağmurlar Açlıklar perişan saçlar dudaklar Daima biraz fazlasıyla önünde Dalgakıranların Şunu da yaz bedeli olsu...

BEYAZ CAMLAR

Beni bu sabah iri anla Taşıp Deli deli dağlardan inerek Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi Yekpare bir suyum ben Kocaman sev Şikayetim gözlerimden kim Ayetlerden ayırdın Kimi vakit geldim sana Ama hüznüm döndü Baktım ki işgal gözlerin Bilirem aydınlık için Karanlık da gerekli Bazan var'ı Anlarsın yok ile Sevgilim Vazgeçilmez malzemem aletim İhtiyar cam bakıcısı Söyle nerde kaybuldu Bizi mi onları mı ayırırken tuttuğun yargı Bilmedin bile nasıl gelindi Birkaç yüz sene yollar Tırnak kadar plaka Programın yazıldığı Ucunda bir kılıç Sonra bir kılıç ucunda bir plaka Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince Programlanmış Ve Bunlar Gibi Terzide murdar kafa biçildi Silindir bir şapka      için yontulup Traşlandı Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit Gerdir yüreğinin kirişini Fakat beni bu sabah yakın anla Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında Sesim yeleleri parlar bir at Paslı dilini çarpan Sen ki şimdi hele Duayı erteledin Akşamı aradançıkardınsa bile Çocuğuna bakmadın U...

Çocuğun Ölümü

alev sarısı rüyalar içindeyim koymayan ellerimi gecelerden yana pul pul dönüyor şekiller pul pul şekiller... uçan uçana alışmak ister toprağa sükana sallama beni sallama beşik yavru kuşlar tomurcuklar için buncağız mı sürer misafirlik esmer aydınlığında ağır bir akşamüstünün gözlerim meyveler almış rengini dudağımın söyleyin söyleyin gülebilir miyim uyutmaz beni ninniler şimdi ve gürültüler uyandırmaz her şey sessiz her şey dümdüz olsa ne gezer saçlarım hala asi, hala yaramaz giderim gitmesine lakin oyuncaklarım kimin olacak beş vakit tuttuğu anneciğimin kollarım kimin, parmaklarım kimin olacak Gülten Akın

ÖLÜM SUSTUĞUDUR BİR SEVDİĞİN

Ölüm, sustuğudur bir sevdiğin,     Biraz uzun... Sararması bir güzel yüzün,      Biraz katı... Günlerin azaltması sevilenleri,       Biraz hiç yok... Ölümümüzle kavuşma ümidi,        Biraz uzak... Gözlerse billurları düşünülerin, O çocukluktan kalma türkülerin Eskidiği gözlerinde, derinde, Ölüm billurlaşır ölülerin. Hüsrev Hatemi

KİMSENİN AKLINA GELMEYEN

nerde yok mu ölümleriniz  dininiz mezhebiniz aşkına  ölememekten döndüm şaşkına  rabbiniz taptığınız aşkına  bir yudum ölüm  bir yudum ölüm veriniz *** endişeye mahal yok daşraya hep sıyırtma geçtim kabrimin birinden ötekinedir sürekli seyahatim tuttuğum mürşidlerimin değil ölümlerimin eliydi Eyyûb bir adamın hiç annesinin olmaması demektir *** çağırma seni umursamıyorum bundan böyle  burdan ancak cenazem çıkar  beni bu hayata alıştırdın artık/ hayatın bu yüzü fahşaya dönük  hadi gidelim gene gelmedi. *** siz gidin diyorum Anne'm gelmeden burayı terkedemem (bütün şeamet anne'lerin birer et mamülü olduğunu kabulde gösteremediğim bir basit seyyaliyet meselesiyle başlamıştı oysa) yine de sağolsun dostlar  tekfin ve teçhizimi tamamladılar şimdi gerçekten gömülebilirim siz gidin *** /Anne nerdesin gelmez misin gelemez misin diyeceğim çok amma pek kalaba yerdesin Anne yok musun yoksa gene mi yoksun/ *** anne  ben artık iyiyim  hem kendime...

KAYBOLAN ŞİİR / HAYRETLERİMİZ

İlim diye bağlansa boynun Secdeye gecikir alnın Konuşan dilin uzar Yalan olur gıybet yürür Elde asa giydi çarık De hangi günah beldesinde Alnını yere koydunsa bile Acep yakın mısın gaflet misin Say boynunu vuruyorlar Zebaniler bir takım Bir zaman böyle geçti Geldin sona, tıkandı nefes borun Bu son güneş bu ilk adım İkisi de malın hangisi kararın Bil tefekkür koruna düşsen Ödün kopmaz zalimden, dersin Allah daim Elin şakaklarında yangın Öyle fikret çatlasın başın Doğrul! belin iki kat yüzün solgun Sarılık değilsin mağlup mu oldun Toprak yer seni, etini kemiğini İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili Sözde şehvet dilde şehvet Hani sükut tevazu uzlet Sen konuş şeytan mütebessim Nerde korku karar basiret Her sözün zarara Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna Her haykıranın takıldın ardına Eğildin her rüzgarda İster misin makam rütbe ölümden sonra Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh Gitti haznedar Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara Cahit Zarifoğlu 

BENDEN KEDERİ,TASAYI VE HÜZNÜ GİDER EY RABBİM

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namazdan sonra, sağ eliyle başlarını meshederler ve: " Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'ın adıyla. Rahman ve Rahîm ancak odur. Benden kederi, tasayı ve hüznü gider ey Rabbim ! " derlerdi.

AYNALAR VE ZAMAN

erguvanlar geçip gittiler bahçelerden geriye sadece erguvanlar kaldı şair! bahçelere özenecek ne vardı? işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ ne aradık sözcüklerin kuytularında ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde? Zaman'ın sırı hâlâ duruyor olmalı ki üzerimizde biz bakınca görünen aynalardı nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı bir yazın tiniyle bir güzün bedeni hem birleşti hem de ayrıldı sizde şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını o derin sulara kapılmış şiirlerinizde... nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı: kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden geriye sadece kuytular kaldı Hilmi Yavuz

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...