01 Nisan 2012

kırılma noktası

- Bu aralar beni yalnız bırakma uçurumun kenarındayım.
- Yanında olacağım daima, ama yanında hangi sıfatla olacağıma karar vermelisin...

Kırıldığı Yerden Sız(l)ar İnsan

Neresindedir en ince kemiği insanın?
En kolay neresinden kırılır?
Kemiksiz bir dilin gücü ne kadardır?
Bilmiyorum sevgilim

Benim soğuklarla bir alıp vermediğim yok
Elimin üşümesi yarımlığından
Ki sen
Bir yar bırakıp gitmiştin avucuma, hatırla!
Ben de koşup , o yardan düşmüştüm
Ne gerek vardı deme sakın
Yâr’ın hakkı
Yardan yuvarlanmaktır bilirsin
Sana belki
Ama gidişine haksızlık etmedim.

Daha düne kadar
Bir limon ağacı vardı burada
Kocaman saksıya zevk olsun diye zalimce dikilmiş
Koridoru boyarken bahçeye bıraktılar onu
Sen bekle,
Biz birazdan geliriz dediler.
Hiç ağlarken gördün mü limonu sen
Yaprağında donmuş bir yaş vardı
Limon ağacını öldürdüler sevgilim
Çok üzgünüm
Katiller diye bağıramadığım için

Sabah
Öylesine göğe bakarken
Kendini tüketen bir sigara parmaklarımı yaktı, sinsice
O’na hiçbir şey yapmamıştım oysa
Hiçbir şey yapmamıştım yemin ederim.
Duydun mu nasıl çığlık attığımı
Yoksa parmakların hâlâ kulaklarına mı tıkalı
Canımın diyorum sevgilim
Duydun mu nasıl yandığınıSen artık beni dinlemiyorsun


Peki, ben bunları niye anlattım
Sanırım gözlerini özledim biraz
Sesinin yaramazlığını
Yanağımdan makas alıp kaçan gülüşünü
Ama yine (de)
Bak işte yine (de)
Kırık kemiğimin sızısı vuruyor yüzüme
Sahi sen biliyor musun ;
Neresindedir en ince kemiği insanın?
En kolay neresinden kırılır?

Ben bilmiyorum sevgilim
Bilmiyorum
Bilmiyorum
Kaynamaz kemiğimden kırıldım sana.


Dilek Kartal


Dilek Kartal

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

fondaki şarkı bitti yavrum
pilotun apandisiti patladı
uçak düşüyor
ve birlikte ölmek kulağa hoş gelse de
ben atlamayı tercih ediyorum
olur ya denize düşerim
bir gemi geçer
(H.Albayrak)

Azeri çevirmenimiz, ilginç vurgusuyla Hakan Albayrak’ın şiirini okuduktan sonra, konuk bakana dönerek Rusça bir şeyler söyledi. Bakan bey ayağa kalktı ve beyaz şarap kadehini şerefe diyerek kaldırdı. Ayıp olmasın diye önümdeki su bardağını kaldırdım. Dedem böyle şeylere kızardı. Niyet önemli derdi ne niyetine ve ne anlamına yaparsan onunla değerlendirilirsin . Dedem haklıysa, Allah affetsin. Sonra Rusça devam etti ..ve başıyla sert bir selam vererek yerine oturdu.Ne dediğini merak ediyordum doğrusu.Azeri danışmanımız çevirdi. Kendisini ağırlamamızdan ve nezaketimizden dolayı teşekkür etmiş.Ayrıca Şahan bey gibi renkli bir kişilikle karşılaşmak bu ziyaretin en akılda kalıcı yeri oldu demiş. Çıkardı bir tarafı İngilizce, bir tarafı Rusça yazan kartını uzattı. Aslında bu sözler kendimi oldukça iyi hissetmeme neden olmuştu. Çünkü bir satir çevirmen, sarışın kürklü kadın ve konuk bakan aralarında Rusça sohbet etmiş hiçbir şey anlamadığım için sıkıntıdan patlamıştım.

-Bil mukabil bizim içinde sayın bakanla tanışmak şeref vesilesidir.Kendisini ağırlamaktan onur duyduk.Ayrıca şunu ifade etmek isterim ki , birileri bizi küçük ve parçalanmış haritalara inandırsalar da biz millet deyince Bir buçuk milyar insanı anlarız. Bu anlamda kardeşlerimize sevgi ve muhabbetlerimizi iletmenizi isteriz

Biraz daha hamasetten sonra bakanın yaptığı gibi başımla sert bir selam vererek yerime oturdum. Cidden doğrumu yapıyordum,böyle mi olmalıydı, bilmiyorum.Filmlerde gördüğüm gibi yapmıştım işte…Bakan bey birkaç kadehten sonra protokol adabını unutmuş çevirmen bayana öpücükler kondurmaya başlamıştı. Sonra kalktı, tokalaştık, Rusça bir şeyler söyleyip sağ taraftaki danışmanı olduğunu söyledikleri, yaz günü yanında beyaz kürk taşıyan güzel gözlü 40-45 yaşlarındaki bayanla VİP salonundan çıktılar.Bu durum içerideki resmi havayı dağıtmıştı. Şoför kanlı gözlerini ovuşturarak izin istedi. Hiç konuşmayan göbekli esmer adam, poposunu koltuğun önüne doğru getirerek ayaklarını uzattı ve bir sigara yaktı. Çevirmen masanın üzerinde parmaklarını kenetleyip,kafasını ellerine yaklaştırıp sağ yanağını ellerine yatırdıktan sonra gülümsedi.Gözümün içine bakarak ;

-Sizde şiir yazıyorsunuz değil mi?

-Evet..! Nereden bildiniz

-İstihbaratımız güçlüdür. Kiminle birlikte olacaksak , gizli servisimiz küçük bir rapor hazırlar

-Nasıl yani?

-Şaka, şaka ben google’dan baktım. Havaalanında bizi karşılayacak olanı tanımak için resminizi aradım. Bu arada sitenize denk geldim

-Nasıl buldunuz?

-Pek sevmedim..

İşte bu kısmı ben de sevmemiştim.Benim en değer verdiğim şey hakkında nasıl bu kadar sıradan ve alaycı bir ifadeyle ,böyle cevap verebiliyordu.Hem bu samimiyette nereden çıkmıştı. Laubaliliğin bu kadarı da fazlaydı.düşüncelerim suratıma yansımış olacak ki;

-hemen suratınızı asmayın öyle. Şiirleriniz güzel olabilir. İlginç bir ses renginiz var etkileyici. Ama karamsar ve sıkıcılar.Nasıl söyleyim, kan,öfke, zulüm, siyaset, hamaset…sizi kaç kişi okuyor ve dünya da neyi değiştiriyor? Sizin bu yazdıklarınız.neye yarıyor ? 

Allah’ım hakaret ederken ne kadar sakindi ve gözlerimin içine bakıp gülümsüyordu. Ağzıma bir sürü kelime dolmaya başlamıştı.büyük insanlık ideali üzerine bir nutuk çekecekken, ani bir hareketle balkon kapısını açıp dışarı çıktı. Başını havaya kaldırıp derin bir nefes aldı, gözlerini yumdu ve bir süre öylece kalakaldı.

-Şahan bey gelsenize…gelin ve benim yaptığımı yapın. Çok gerildiniz. Sabahtan beri koşturuyorsunuz bizim için.

-Teşekkür ederim..böyle iyiyim

- Ne kocaman bir martı

- Efendim

- martı dedim,binanın üzerinde kocaman bir martı uçuyor. Hatta beni seyrediyor…

Gayri ihtiyari yerimden kalkıp balkona çıktım. Cidden oldukça iri bir martı tepemizde dolaşıyordu.Başını aşağıya doğru uzattığında bize bakıyor gibi bir görüntüsü oluşuyordu..Bir taraftan gökyüzündeki martıyı takip ederek;

- Bence hemen aşık olmaya ihtiyacınız var

- Nereden biliyorsunuz ne olup olmadığı mı?

-Bende şiir yazıyorum

- Ondan mı bana karşı bu garip tutumunuz?

-Aşk şiirleri

-olabilir, herkes yazıyor…zaten……..

İşaret parmağını dudağıma koyarak beni susturdu. Bir süre yüzüme baktı. Çok güzel siyah gözleri vardı.Bakışındaki şefkat ve masumiyet kızgınlığımı almış,büyülenmiş gibi donmuş hatta kendimi onun 
İnsafına bırakmıştım. Dudağıma küçük bir buse kondurdu. İçerideki adamlara baktım.Bize bakıyorlardı utandım.Elimden tutup ,tekrar salona götürdü.masaya oturduğumuzda bütün kelimelerimi unutmuştum. Konuşacaktım.Tutukluk yapıyordu dilim.

-şey..

-Hemen aşık olmalısınız. Genelde yalnız insanlar dünyayı yalnızca idealleriyle görürler. Kendileriyle ilgili anlatacak şeyleri olmadığı için başkalarını anlatırlar.Çevresindekiler ne mal olduğunu bildiği için uzakları anlatırlar..Bu bir eksikliktir. Bütün kahramanların ortak özelliği nedir biliyor musunuz? Hepsinde kişilik bozukluğu vardır.Kendileri olmadıkları için başkaları olurlar.Başkalaşır ve o sıradan insandan uzaklaşırlar.Liderlerin arkalarına milyonlar takılır ama onlar yalnız ölürler

Ulan benim iki kıytırık şiirden yola çıktı , dünyaya saldırıyor diye içimden geçirdim. Gözümün Önüne Hakan Aslanbenzer’in “Dünyaya Saldıran Şair” kitabının çok sevdiğim kırmızı kapağı ve o kitapta okuduğum Thomas Dylan’ın “yazılan her şiir dünyanın anlamına bir katkıdır” sözleri geldi. Hanımefendiye de söylemek istedim. 

-Aşık olmalısınıııııııııııız..!

-Beni yoruyorsunuz.Derdiniz ne ? ne anlatmak istiyorsunuz.?


Söylediklerinin bir çoğu yanlıştı. Taşıdığım değerler adına aklım ve birikimim bütün bunları çürütüyordu.Ancak nefsim bu oyunu sevmiş, sevgili şeytan’ım kulağımın dibinde tatlı şarkılar söylüyordu. Tövbe Estağfirullah…Bu arada martı gelip balkon demirinin köşesine konmuş öylece duruyordu. İçerdeki ışık gölgesinin karşı duvara yansıtıyordu.Ürkütücü ama karmaşık şeyler geçti aklımdan…


-Aşık olmak için illaki dokunmak ya da konuşmak gerekmiyor.Bir insanın içine girmek için en uygun yer gözleridir.Aşk için bir çift göz bulmanız yeterli, ancak güzel ve derin olmalı

-Sizin ki gibi mi?

-Kompliman yapıyorsunuz. Hiç bakmadınız ki.. Sabahtan beri sürekli gözlerinizi kaçırıyorsunuz.. Ama ne amaçla sorduğunuzu tam bilmesem de söyleyeyim .Benim gözlerim olmaz.. Çünkü ben yarın çok uzaklara gideceğim. Bir daha göremeyeceksiniz. Ulaşılır ve sığınabileceğiniz gözler olmalı bunlar

-Ooof..! sıkıldım..saadete gelsenize

-Tamam sustum

Aslında bu oyunu sevmiştim.Susmasını istemiyordum.Bir süre bekledim.cidden susmuştu. Dönüp odadaki adama baktım.Benim ona baktığımı görünce gülümsedi. 

-Dilinizi bilmiyor, bilse de aptalın tekidir..

Benimle konuşmasını fırsat bilerek atladım sözünün üzerine;

-Pardon..Sabırsızlığımı hoş görün. Aslında sonunu merak ediyorum

-Sözlerimin sonunu mu? Yoksa bu gecenin sonunu mu? Hiç umutlanmayın,yatıp uyuyacağım..

-Bakın tepem atıyor, bu oyunu kendiniz başlattınız.Kendiniz söylüyor ,kendiniz yorumluyor , kendiniz bir takım sonuçlar çıkararak beni itham ediyorsunuz. Masada içkiyi hangi sebeple içmediysem, size de aynı sebeple dokunamam.


-Hımmm..Muhafazakar bir insansınız.

-Nasıl tanımlarsanız tanımlayın. Benim gerçekliğimde haram diye bir kavram var. Ve inanıyorum. Allah’ın yasak ettiklerini yapmam



-Amacım sizi kızdırmak değil. Açık sözlü olmak bir erdemdir.Çoğu içinden geçeni pat diye söylemez.Bu da benim dürüstlüğüm. Lafı uzatmayacağım.Hayat aşksız çekilmez.Şair dediğinde melankoli ekmek su gibi bir ihtiyaçtır. Platonik de olsa sana şarkılar dinletecek hüzünlendirecek bir kalp çarpıntınız olmalı….Şiirlerinizde bu eksikti…Tabii bu benim kendi fikrim.Kimseyi bağlamaz. Ben öyle yapıyorum. Burada kalacak olsaydım sizin gözlerinizi de kullanabilirdim. Çok sevecen ve sıcak bakışlarınız var. Ancak; Uyarmadı demeyin, böyle bir oyun oynayacaksanız, gözlerin sahibiyle iletişime geçmeyin,.konuşmayın ve zaten ..zaten..dokunmazsınız..

-neden

-O zaman hayalden gerçeğe geçersiniz, beklentileriniz bütün büyüyü bozar..Bu durum bir şairi çıldırtır,bomba gibi patlatır..Şairler aşık oldu mu iflah olmaz..

Sonra sustuk uzun süre konuşmadık.. Sanırım ikimizde konuşulanların kendimizdeki karşılığını arıyorduk. Gözüm balkondaki martıya takıldı.Kıpırdamadan öylece duruyordu.Arada bir başını sağa sola yukarı aşağı çeviriyordu. Bir şey arıyordu. Karanlıkta bir martı ne arar ki? 
Dışarı çıktığımda elimde olmadan balkona baktım.Martı gitmişti. Yerinde bir serçe oturuyordu.Kendi kendime “serçeler geceleri yuvasında olurlar” biliyordum dedim. Ne acayip bir akşamdı. Martılar,serçeler,gözler hepsi ne kadar karışmıştı birbirine. Serçe havalandı ve bir süre üzerimde uçtu.Beni mi takip ediyor.? Yürürken arada başımı kaldırıp bakıyorum tam üzerimde uçuyor…Yok..bu olamaz..yorgunluktan ve uykusuzluktan halüsünasyon görüyorum.Hemen yatıp uyumalıyım… 

Sabah havaalanından uğurlarken gözlerini ısrarla gözüme getiriyor ve bende ısrarla kaçırıyordum. Onun oyununda oyuncu olmak istemiyordum. Gülüşüp ayrıldık.. Dönüşte arabanın ön camındaki 
Kan lekesini fark edip şoföre sordum,

-Muzaffer bu ne

-Sorma müdürüm, biraz önce gelirken bir serçe çarptı..

- Öldü mü 

- Hayır müdürüm,yaralı ya da sersemlemiş..hızlı değildim park yerine yanaşıyordum. Mübarek hayvan ısrarla arabanın içinde birini arıyor gibi..

torpido gözünü açtı. Serçe oradaydı.Yavaşça elime aldım.Sımsıcaktı.Yanıyordu.Kalbinin atışını ve korkusunu içimde hissediyordum. Suratıma yaklaştırdım. Minik gözlerinin içinden pırıl pırıl bir ruh akıyordu. Masumiyet…serçenin gözündeki kamaşma, Azeri kadının sözleri…Allah’ım ne kadar yalnızdım.Kaç yüz yıldır …yapayalnızdım..

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

“ Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Kuran-ı Kerim (Rûm 21)

Şahan Çoker

Serçe deli gibi uçuyor


Serçe deli gibi uçuyor, denizin üstündeyiz. Ufka doğru açıldıkça yüreğim ağzıma geliyor. Buna dayanamaz.

-Birazdan düşer. Düşerse boğulur.

Arada bir dönüp bana bakıyor hadi gel der gibi. Yükselip hizalıyorum kendimi, şimdi beraber uçuyoruz.

-Düştü düşecek, bu yükseklikteki rüzgara dayanamaz.

Daha bir geriliyorum. Korumacı yanımda ısrar ediyorum. Göz mesafemde tutarken onu bir taraftan da düşerse nasıl kurtarırım onu hesaplıyorum. Bu duygu beni rahatsız ediyor.

-Sana ne?
-Kendini sınıyor, kendisiyle oynuyor…
-Bana ne?
-Ya gözündeki gül?
-Sanki sen onu tanımazken orada durmuyor muydu?
-Bırak şunun peşini?
-Eyvah..! şimdi…şimdi düşüyor
-Yok düşmedi, çok şükür..
-Beni bir yere götürüyor
-Bu denizin ardında bana göstereceği ne olabilir ki?

Artık iyice yorulmuştum. Güneşi beynimde hissediyor, bütün kemiklerimin acısına kanatlarım isyan ediyor. Aşağıdan geçen ilk geminin güvertesinde soluklanmayı düşünüyorum. Serçe az ötemde inadına hiçbir şey yokmuş gibi daireler çizerek sanki benimle alay ediyordu. Gözüme kestirdiğim yük gemisine doğru süzüldüm. En azından arkamdan gelir diye düşünüyorum. Hiç niyeti yok gibi,çaktırmadan onu gözetliyorum. Benim farkımda, oralı değilmiş gibi yapıyor.

-Gelmiyor aptal
- Yorulmadı mı bu?
- Benim aşamadığım denizi nasıl aşacak, intihar ediyor
- Cidden gelmiyor
- Gelir, gelir

Güvertedeyim şimdi.Yanık suratlı denizci çocuk dalmış yukarıya gökyüzüne bakıyor. Serçeyi o da fark etti . Hiç şaşırmadı. Belli ki kafası başka yerde. Serçe ufukta kara küçük bir nokta.Yok olmaya gidiyor.

……………….


Bu gün üçüncü gün…Hala uçuyoruz. Hiç dinlenmedi. Hiç bir şey yemedi. Ölmedi…Evet düşmedi ve ölmedi.Yorulmadı.Yoramadım. İlerde esmer bir ada var belli belirsiz. Hatırlamaya çalışıyorum. Daha önce burada yoktu.. Denizin ortasında gittikçe belirginleşiyor gittikçe yükseliyor. Deniz kaynıyor adeta. Rüya ile gerçeğin kıyısında, bildiğim tek duayı okuyorum.

-Rabbim ona aşk ver ve koru onu
...

Yırttım bak bütün adreslerimi
Şehrin damarlarına isyan basıyorum
Kuşlar biriktiriyorum
Alnımın ortasına
Beni gören çocuklar
Hemen büyüsün diye
Yeter ki sen

Gülü / ver


Uyandığımda gün iyice yükselmişti. Hala gördüğüm rüyanın etkisiyle kiremitleri kanlı bir savaş meydanı,çatısına konduğum apartmanın asansör boşluğunu uçurum gibi görüyordum. Kafamı kaldırıp gökyüzüne serçeyi düşündüm. Bir içti,bir doğruldu…kanadımdaki küçük kan lekesini ise kimseye göstermedim.


Serçe ne yapıyor acaba şimdi ?

Şahan Çoker

Şiir yaşadığına içerlemektir.

Bu yüzden küs yetişir tüm şairler!


Şiir en çok da özgüveni yıkar. Kendi şiirini okumak cesur olmaktır. Bu yüzden küs yetişir tüm şairler… Ve bu yüzden piç doğar tüm şiirler…



Hepsinin anlatacak bir hikayesi vardır dinlenmeye muhtaç! Yazılmamış kahramanlar yeşerir içlerinde korkak…

Kurşunken tükenmez olan kalemleri açacak çakı malulen emekli olduğunda kirlenmiş kağıtlarda kalır heves.

Ve bu yüzden piç doğar tüm şiirler…

Şiir gözünden düşmektir düşüncenin…

Şiir; gecedir, uzundur, karanlıktır, çaydır, demliktir, sigaradır üst üste yakılan.

Ayıplı mal tezgahlarında seyyar satıcılara saati sormaktır.

Küfretmektir şehre karşı hayaller tutuşurken…

Yitirilmiş cennettir şiir. Tanrı katından çalınan sözlerle dalga geçmektir. Sermayesi vaatir şiirin. Aylaklığı köpeklerden borç almaktır.

Yataklarda sevişirken, şehvetin tam orta yerinde, çalan zil sesiyle şehri terk etmektir.

Gözdür şiir, gözlemektir yolunu ilhamın…

Sabahın ilk saatlerinde uykuya meydan okumaktır.

Şiir taraf olmaktır, aşktan yana…

Komşu kızına göz koyup kuytu köşelerde, çirkinlere inat sevişmektir.

Şiir; eli bırakılmış yetimlerin, vadesi dolmuş annelerin, terk edilmiş sevgilinin, kaldırım orospularının, sokak dilencilerinin, maaşını yetiremeyen memurun, seneti icralık esnafın, kader mahkumunun, sevdiğine kaçmış kız babaların, piç doğan çocukların yazgısına başkaldırmaktır

Şiir yapmaktır, yıkmaktır ve sonra yeniden kurmaktır dünyayı yalanlar üstüne…

Şiir kaybetmektir, tutunamamak, kontrpiyede kalmak, rakip takımın kalesine en az üç gol atmak, sövmektir, mezarlıklarda dolaşmak, duvar diplerini mekan tutmak, son parasını sigaraya ve şaraba yatırmak, hayallere çetele tutmak, çakmağı masada unutmak, tütün sarıp her gün biraz daha ölmektir şiir…

Yaşadığına içerlemektir…

Ve bu yüzden küs yetişir tüm şairler ve bu yüzden piç doğar tüm şiirler…

Hakan Göksel

Bir Nisan

Hadi şimdi bana 1 Nisan şakası yap, "Seni Seviyorum" de...
Muhteşem inanırım...
Nisan gitse, ben koca ömür Bir'inde kalırım.


Küçük İskender

Düşsel Sorgu

‘çılgınlıktır başkasına sunulmuş bir sevi bakışının arkasından koşturmak; en büyük yeminler bile samançöpü gibi kalır kandenizinde kabaran aşk dalgası önünde..’ – Soysal Ekinci

Düşsel Sorgu

..

-XI-
deldi toprağın karnını yine en yumuşak yerinden. yöneldi ekinlerine bir on yıldır kendi yatağının derinliklerinde akan yeraltı ırmakları, kavrulurken başaklar, görünmeyen alevlerin içinde birer mısır tanesi gibi patlayan.

havada yağmur, havada sürüp giden bir ıslaklığın gittikçe yaklaşan karartıları var.

ey geceleri düşlerime yalnız elleriyle gelen kadın.

ey düşlerime akan dalgaları mavi gömlek, etekleri yeşil nehir.

ey sonsuz karışımlarıyla yüreğimin bunaltısı şehir; geleceği bana bağışla! bağışla ki, şartı budur yüreğimin mutlak sevgiye dönmeye. bağışla ki, dökeyim sırtımdaki bütün acı taşlarını senin deli sularına…



-XII-
gerilmiş bir keman telidir yüreğim. şimdiden hazırla kendi yüreğindeki mızrabı; yüreğimin tellerine incitmeden nasıl dokunduracağını.

hiç bilinmez kimin kime sadık kalıp kalmadığı. Kendi ölçülerini de değiştirdi, ihanetin ruhlarımızda sonsuza değin kalacak izleri. çılgınlıktır başkasına sunulmuş bir sevi bakışının arkasından koşturmak; en büyük yeminler bile samançöpü gibi kalır kandenizinde kabaran aşk dalgası önünde..

(çok şeyler katılabilir; ruh ve bedeni birlikte tutan insani bir aşkın iki insandan çaldığı zamana: dinlenebilir pencere pervazından süzülen mırıltısı, evin yakınında akan küçük ırmağın. akşam komşulara gidilir. gece yapılan şiir egzersizleri sabah bir dosta gönderilir.)



-XIII-
dün gece ellerimdeydi ellerin. bana kırların yüzündeki yeni hüzün çiçeklerini gösterdin, yüzün yoktu. yüzünü neden başka birine bıraktığını sormadım. gözlerimde görebilirdin ruhumdaki orman yangınlarını; yüzün olsaydı yanında ve gözlerin.

sana türküler söylerdim. eskiden uzaklardan söylediğim türkülerdekine benzemiyor sesim. karlı doruklardan zümrüt çayırlara inen turna avazlarına karışırdı sesim. seninle çıktığım düşsel yolculuklarda önüme dikilen yaban gülleri, içimi karartan umutsuzluğunbaşıboş yellerini, dizginler, çürütür, redderdi.

ilk gençliğimdeydim, gece-gündüz yakardı bedenimi sıcaklığındaki herkesçe özlenen sonsuz mutluluk…



Soysal Ekinci