06 Aralık 2012

Günden Güne Her Güne

25 HAZİRAN 2004 CUMA

Bu gece
ayın ışığı yatağımız
kır çiçeklerinin
yorganımız olsun

Ömrüm senin
ecelin benim olsun

27 HAZİRAN 2004 PAZAR

Bu gece de koynumda kal
Kır çiçeklerinin kokusundan
Hazırladım yatağını

01 AĞUSTOS 2004 PAZAR

Ömrün,
Ömrüme sırdaş
Kimim var senden başka?

01 EYLÜL 2004 ÇARŞAMBA

Güz geldi, kapa
pencereleri

Ruhun üşüyebilir

02 EYLÜL 2004 PERŞEMBE

Eylül yağmurları başladı
sular damlıyor
yalnızlığımdan

13 EYLÜL 2004 PAZARTESİ

Bulantımın
yalnızlığım ile
kardeş olması

şaşırtıyor beni

Refik DURBAŞ
Adam Sanat, Kasım 2004

Kalkışma

Ansızın bir kanama olmalı beni düşünmen
bir zamanlar vardın sen
şimdi kemiren bir yanılsama.

Mevsimler gelip geçiyor
hızla dökülüyor günler
değişiyorsun usulca ve kendini aldatan
bugünü anlamsız kılan yalan
arkası yarın korkular
öpüşen iki çığlık ağzımda
ben derimi yüzdüm sen soyunurken.

İstedim ki karanfiller birden sana kanasın.

Kaldığınız yerden başlayalım kırılmaya
bu kendinde kayboluş
ellerinin içine uzaması
kocaman bir uzaklık ne varsa yaşanılan.

Kaleminin ucunda fışkıran anlam
sen yazdıkça silinmiş olmalı.

Linç başladı, bir ölü aramızda
masalarda insan denilen boşluk
ten pazarı, yanın yüzlü kadınlar
uzak öfke, sonra parmakların dalgın
sonra uz ayıp giden hüzün
sonra ölüm yer değiştirirken
senin göğsünde yeni bir yangın
benimkinde kar fırtınası.

Bugüne iki güneş koyalım
ne zaman aransa yüzünü bulsun elim
ayağım takılsın o yürek çarpıntısına
itildim, devriliyorum; ama az öncesinde kırıldı dal
sevgili yok, anlat o çatlatan boşluğu
kent plastik, insan yavan

bir nehir beklesin yatağını
buluşur fırtınayla biteriz.

Kül olduktan sonra anlarız ikimiz de ateşi.

Veysel Çolak
Yom, Ocak-Şubat 2004

Aşınmış Eşya Deposu

Kendi rüzgârında savrulan bir hayat bu benimkisi
öyle usul, sessiz, belli belirsiz.
Gün günden çoğalırken içi boş bir ev şimdi şehrim

sokaksa, kimi kimsesi kalmamış

çocuk

bakışlarında yağmur.
İşte yerini değiştirdi kederle,

yersiz yurtsuz ruhumda bir yer edinen hüzün.

Eteklerime sürtünen kedi terk edip gitti evi,

aşınmış eşya kokusu, ürperti,

akşam!

uzanıp uyusam da örtse üstümü biri.
Kendi rüzgârında savrulan bir hayat bu benimkisi

öyle usul, sessiz, belli belirsiz.

Oya Uysal
Hürriyet Gösteri, Ocak 2006

İnce Aşk Devleti

Söylenmemiş bir şeyler bırak arkanda:
Şairden şehir çıkmazsa Sen şehirden bir şair çıkar!
Bakışlarında üşümüş bir bozkır kurdu uluması
Peşinde tenezzül ve nüzul bir hüzün, dilinde yavuz mısralar!
Aynalardan kendini kırarak kurtul,
Nasılsa hayat özne... yüklem gibi senin öğelerini sıralar.
Alabilirsen al odası soğuk yalnızlık saatlerini,
Masanın üzerini suskunluktan arındır, söz çiçekleriyle donat.
Yazdıkça tutuşur kalemin ve göğsünde gizli sıradağlar!

Sendeki ketum aşklar ölmesin:
Gökyüzü sensin, uslanmaz gürültü sen
Yengilerin ve yenilgilerinde ısrarsın, ölümün yediveren gülü,
Sözcükler dökülür şelaleler gibi göğüs kafesinden
Uyutma ve unutma kalbine sinmiş görgüyü,
Çetin acılar da var yaşamında; bir denizken
Kurumuş bir akarçaya dönebilirsin
Huzursuzluk anları ve panik atak kollar yolunu,
Sözün ilkel kuyularına gerilersin yeniden...

Bu geceye, bir yas törenine gider gibi girmelisin;
Mısralardan bir kandil yak, ağarsın yüzümüz.
Bana söz, sana eylem kılındı köse tarih ve ağır tahrik:
Derin bir sabırla, içimdeki ince aşk devletini öldürmelisin!

Yılmaz ARSLAN
Şiiri Özlüyorum, Mayıs - Haziran 2005

Tanrı Bana Uğramadı Bu Gece

tanrı bana uğramadı bu gece
süt dökmüş kedilerle sarmaş dolaş uyudum
bir ara terk etmiş gibiydim bedenimi
çengilerle çalgılarla yalanlar dolanlarla
çok kalabalık dünya!
korkuyorum, ukala yastıklara gömüyorum yüzümü
kapıları kitliyorum; perdeleri
balmumuyla yapıştırıyorum sokağa
yine de yer kalmıyor bana; çok kaba bu dünya
odam çok sıkışık, ruhum görünüyor aynada
eğri büğrü, kaotik ve beşgen şeklinde
içinde yumuşak bir yuvarlak var, içimde
yumuşak bir nesne ok atıyor kendire
içim dışım tanrılara gebe, aksi gibi
hiçbiri uğramıyor bana bu gece!

ben solak bir peygamberim
tersinden okuyorum bildiğim duaları
bilmediğim dualar zaten latince
zaten annem doğururken öldürmüş beni
babam durmadan bir mahzene indirmiş
basamağı gevşemiş bir merdiven şeklinde

kırık bir yer aynası durup dururken
kendimi yansıtıyor üstüme
odam çok kalabalık, rüyalarım karışık
kadınlar nasıl yatırdıysa artık yatağıma
o incecik, o upuzun bacaklarını
hepsi tövbe mis kokulu, eğri büğrü tövbe
yalamaya doyulmaz birer haç şeklinde

tanrı bana uğramadı bu gece!

Altay Öktem
(Varlık 1185, Haziran 2006)

Aşk

Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
sen mi getirdin denizi eski koylardan
Dizin dizime değiyor, rakılar boz bulanık
yüzümüzde sevda portrelerinin karakalem çalışması
tabaklarımızdaki balık iskeletine bakıyoruz
kemancı Itri’den, biz mahilerinden mahmur
giderken yorgun, tipi yemiş ve uykusuz
sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden
ateşin sesi bu, tutuşmasından anlıyorum
bardaklara alazların parıltısı çarpıyor
bu meyhanede kuş sesleri yoktu eskiden
sen mi açtın tüm kafeslerin kapısını
kanadın kanadımda susuyoruz
Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
seninle mi sesini yükseltiyor su
Sonra bir kelebek oldun, Ceneviz’li matador
pelerinlerinle sardın incecik kadınları
tüm öpüşlerini göl kıyısında yosunlara gömdüler
o şiirin taslaklarını getirdim, bak işte yalnızlığın
yoksa niye ürpereyim sakalının kokusuyla
elin elime dokunurken tel telde ısınıyor
bunca renkle baş edemem, çürür kırmızı
poyrazlarım kente iner sen yokken
kurtlar ısırır yalnızlığımı
şarkı hırsızlığına başlarım, bak! önceden söylüyorum
ellerinin ellerime değen uğultusu başka nasıl saklanır
Aşk da yorulur çok bedende gezinmekten
Sesin yüreğimin kapısını çalıyor
Hız alır aşk çarka dönen yürek pervanesinden

Arife Kalender
(Gösteri, Ağustos 2002)

Küller

küller hâlâ yanıyor yüreğimde
kar içindeki yangın bu
bir testi dolusu suyun yangını
dolu bardağın çıplak ağacın
sarışın çocukların kar yangını
kar altında kalan başağın yangını
bir ucu tutuşan şarkının yangını
taşduvarların yangını
içimize düşen güllerin yangını
bahar ağacının yangını
düş dolu gözlerin yangını
sesin içindeki sessizliğin yangını
çok eski rayların yangını

doğuya giden bir trendeyim
ovada tek tük çıplak ağaçlar
yanımdasın ak boynun upuzun
hızla geçiyor ağaçlar ve boynun
boynunun upuzun kar yangını
bir ırmaktan alıyor güzelliğini
boynun ıssız modigliani boynu

Ahmet Ada