07 Aralık 2012

kahvaltıdaki risk

bir tuzluk kan kaybedebilir mi? tuz kaybeder. ama bir de
kanamaya başlarsa başka hiçbir şey o kadar kanayamaz.
kahvaltıdasın, tuzluk beyaz peynire doğru kanamaya
başlıyor. kan masaya yayılıyor.
-tuzluğu uzatır mısın
-uzatırım ama kanıyor
-olsun sen uzat

Osman Konuk

Aşırı Belki

daha fazla beklenemez aşırıya kaçmak için
patilerin gürültüsünden ibarettir kediler; çünkü…
çiçeğimizi ve pastamızı alıp müsaitseniz biraz
öldürülmeye, bu akşam size…

ya da söyleyin derinin dışına çıkınca
edip cansever derisinin dışına çıkmadan yaşadı mesela

kollar boşalınca eski bir sarılmadan,
belki değil; iyice ama
her belki aşırı demokrat, aşırı simetrik, aşırı belki…
çünkü
beğendiği idam mangasına peşin ödemeyle kazanılmış esmerlikte
zaten biliyorum beni bir tek o sevdi
arabasının güneşliğinde saklanır mutsuzluk akseptansı
“öpülürken ve öldürülürken sessiz kalacağıma söz
veriyorum”
durduk yere sting sevenler cemaatinden değil
aynı nedenden sağ kalmışız; raslantıya bakınız
seni belki sevmişimdir aşırı belki

kahvaltısını yarım bırakmış bir hastabakıcının sedyeyi
kavrayışındaki sinirlilik; seni taşıyan
beni bir tek o sevdi cümlesinde geçen seni
bana portakal aç diyen Türkçenin sahibi
ben hiç şair değilim, buna hiç şaşırmadım.

Osman Konuk

Beyaz Savunma

// göz kamaştırmayan bir adamın tedirginlikleriydi beyaz //

-enis akın-




karşılama / sera

ne dokunaklı bir adın var ne de varsın
doğmamış kızımın adı konmamış kızımın
daha bir ebeveyn projesi olmamış
sadece bir beyazlık fikri, hafiflik, karışıklık
kızının yürüyüşünde devam eder bir anne
-şimdi hangisini esas alalım-
bir var doğmamış kızlar yürür rahminde
bir var adı konmamış –ona bir an sera diyelim-tavırların
sadece bir beyazlık fikri, hafiflik, karışıklık


büyümek


bugün siyah, üzgün bir parsla konuştum; dişi
otel odasında, pençelerine çoraplarını giyip
komidindeki incil'e bakıyordu
onu öpmeliyim dedim içimden
onu savunmalıyım
kitap'ta bunun bir tarifi olmalı
büyüdüğünü böyle şeylerle anlıyorsun biraz da

büyürken
normalde elbiselerin yırtılması düğmelerin kopmasıgerekir
sihirliymiş gibi elbiseler de büyüyor
ne yapacağını bilemiyorsun
sadece beyaz, hafif bir düşünce
siyah, üzgün bir parsı görünce hissediyorsun
onu savunmalıyım


elbiseleri yırtarak düğmeleri kopararak büyünmezmiş
çocuk resimlerindeki okul hiç tatile girmezmiş


aklımda bir resim var
beyaz gömlekli, büyümemiş, akşamdan yakşıklı
görmedim beyazın dışına çıktığını aklım da görmedi
tanrı borsayı korumasın başka şeyleri korusun
kaçak bir huzurevinde cinayet işlenmiş
hangi tepkiyle bileceğimi bilemedim
beni korusun


bir ölüden daha cool olabilir misin
ölüler beni serinliğe yakıştıramaz
yakıştırır: olamazsýn
neyi tartışıyoruz o halde; en baştan başlayalım
bazı güzel gözleri oluyor, gözlerini terk ediyorlar
bir gün buluşalım, gözlerimiz olmasın
üzülürken saçların hızlı hızlı uzuyor olsun
asıl sorun kendimiz olurken çıkan patırtı
kulaklarımız da olmasın


bir daha düşündüm de
kendimiz konusunda şaka yapmamalıyız
aramızda kalsın ama hiçbir şey aramızda kalmayacak
aramız diye bir yer yok
bunu bir adres tarifinde kullanamazsın
halklar dev kulaklarıyla her şeyi
istediğin kadar fısıldayarak konuş
hangi tepkiyle bileceğimi bilemedimadı su parası olan bir ödeme var
veznede bir su perisi olacağını umuyorum
sıra beklemezsen periyi görebiliyorsun
yirmi lira yetmiş beş kuruş
bu yirmi bu da yetmiş beş
veznedar gizli gizli kimseye benzemiyordu
nedense fazla şüpheciyim böyle konularda
sorular tek elle cevaplar iki elle yapılır
neden ama

sonuç

şiire sonuç yazacak kadar
bir yüzyıl daha yetecek kadar iyiyim
peşin, nakit, dekontuyla
bir çizgi filmdeymişim, kendinden desenli, sevinçli
düşünürken böyle böyle
kütahya yolunda yaşlı bir adam gördüm
otostop yapan bir imparatorluğa benziyordu

Osman Konuk

Yaşamak mı zor çince mi

bıraksalar anlatacağım merak ettiğim neydi
açlar, sevdalılar ve canı sıkılanlarla
büyük büyük merak ederken çocuklar
neyi

hakkımda yanlış bilgi sahibi halk
ve ikide bir savaş çıkaran insanlık
sözlüğe bakarak anlayamaz beni
klasik yöntemlerle konuşmadığım için
ama bıraksalar anlatacağım
tüm yeteneğimi kullanarak

aramızda tartışıyoruz
yaşamak mı zor çince mi
bilinçlerde sürünüp dururken umutsuzluk
ben neden ölümü hatırlatan süflörüm

açız, sevdalıyız, canımız sıkılıyor
türlü sevinçler kiralayacak paramız yok
uyusam
birileri gelip çekmecelerimi ve kafamı karıştırıyor
çeşmeleri açık bıraksam mı; dünya temizlenir
kurtarıcıya giderim haftasonları
ve hep onu çarmıha gerenleri bulurum

kimliğime insan yazdırmalıyım
kızınca aniden ortayaşlı çocuklar
ambalajını yırtarak bedenimin
beni de öldürmesin

Osman Konuk

Bilmiyorum

Geldim, nereden bilmiyorum, fakat geldim,
Önümde bir yol gördüm ve yürüdüm,
İstesem de istemesem de devam edeceğim yürümeye,
Nasıl geldim, yolumu nasıl gِördüm?
Bilmiyorum!



Bu varlık aleminde yeni miyim eski mi?
Özgür müyüm yoksa bağlarda esir mi?
Kendim mi yِönlendiriyorum hayatımı yoksa yِönlendirilen miyim?
Bilmek istiyorum, fakat…
Bilmiyorum!


Acaba bu şeklimle bir insan olmadan ِönce
Bir yokluk ve hayal miydim yoksa bir şey mi?
Var mı bu bilmecenin bir cevabı, yoksa kalacak mı sonsuza dek? Bilmiyorum,
Ve niçin bilmiyorum?
Bilmiyorum!


Sordum bir gün denize: “Ey deniz, ben senden miyim?
Doğru mu bazılarının hakkımızda sِyledikleri?
Yoksa yalan, düzmece ve iftira mı dedikleri?”
Dalgaları bana güldü ve dedi ki:
Bilmiyorum! 



Ey deniz, biliyor musun üstünden kaç bin yıl geçtiğini?
Hatırlar mı sahiller, ِönünde diz çِöktüğünü?
Biliyor mu nehirler senden doğup sana dِöndüklerini?
Ne dedi kِöpürdüğünde dalgalar?
Bilmiyorum!


Leyla gibi kaç genç kız; Mecnun gibi kaç delikanlı
Kıyında geçirdiler nice saatleri, Leyla şikayet edip Mecnun açıklayarak,
Dinler, her ne konuşsa Mecnun, Leyla sِöylediğinde o kendinden geçer,
Yoksa dalgaların sesi bir sır mıdır kaybettikleri?
Bilmiyorum!


Ey zorba deniz, sende de benim gibi sedefler ve kum var,
Sen gölgesizsin, benimse yeryüzünde gِlgem var,
Sen akılsızsın ey deniz, benimse aklım var,
Buna rağmen niçin ben faniyim, sen bakisin?
Bilmiyorum!



Ey deniz, bilsen ne acayip sırlar var içimde,
İndi bu sırların üstüne bir perde, o perde benim,
Bunun için daha da uzaklaşıyorum her yaklaştığımda,
Ve her bilecek zannettiğimde kendimi...
Bilmiyorum!

Bir şey hatırlamıyorum geçmiş hayatımdan
Bilmiyorum bir şey gelecek yaşantımdan
Bir ِözüm var, ancak bilgim yok mahiyetinden
Ne zaman bilir ِözüm aslını ِözümün?
Bilmiyorum! 


İliyya Ebû Mâdî



06 Aralık 2012

Nirvana


Geleceği pek parlak değildi.
Sebepsiz dolanıyordu.
Kuzey Carolina civarında
Otobüsle bir yerlere giden
Genç bir adamdı işte
Kar yağmaya başlamıştı
Dağlarda küçük bir kafede
Mola verdiler
Genç adam tezgahta oturdu
Bir şeyler ısmarladı
Gelen yemek harikaydı
Kahve de.
Garson kız tanıdığı
Başka kadınlara hiç benzemiyordu
Bozulmamıştı.
Doğal bir mizah
Vardı her halinde
Aşçı deli deli konuşuyordu
İçerdeki bulaşıkçı gülüyordu
Temiz düzgün bir gülüşle
Genç adam camlardan kara baktı
Bu yerde sonsuza kadar
Kalmak istedi canı
İçine tuhaf bir duygu yayıldı.
Burada herşey çok güzeldi
Ve sanki hep çok güzel kalacaktı.
Derken şöför molanız bitmiştir
Otobüste yerlerinizi alın diye bağırdı
Genç adam ben kalayım
Dedi kendi kendine
Ben burada kalayım
Ama sonra kalktı
Diğer yolcuların ardından
Otobüse bindi
Koltuğunu buldu
Otobüsün penceresinden
Küçük kafeye baktı
Sonra otobüs kalktı
Bir virajı döndü
Ve dağlardan aşağı yöneldi
Genç adam diğer yolcuların
Sohbetini dinledi
Bazısı okuyor, bazısı uyuyordu
Hiç kimse
O yerin büyüsünü
Fark etmemişti
Genç adam başını yana yasladı
Gözlerini yumdu, uyur gibi yaptı
Yapacak bir şey yoktu
Motorun, karda tekerleklerin
Sesini dinlemekten başka.

Nirvana - Bukowski - Tom Waits
Çeviren: Ümit Ünal


Nirvana 

not much chance,
completely cut loose from
purpose,
he was a young man
riding a bus
through North Carolina
on the wat to somewhere
and it began to snow
and the bus stopped
at a little cafe
in the hills
and the passengers
entered.
he sat at the counter
with the others,
he ordered and the
food arived.
the meal was
particularly
good
and the
coffee.
the waitress was
unlike the women
he had
known.
she was unaffected,
there was a natural
humor which came
from her.
the fry cook said
crazy things.
the dishwasher.
in back,
laughed, a good
clean
pleasant
laugh.
the young man watched
the snow through the
windows.
he wanted to stay
in that cafe
forever.
the curious feeling
swam through him
that everything
was
beautiful
there,
that it would always
stay beautiful
there.
then the bus driver
told the passengers
that it was time
to board.
the young man
thought, I’ll just sit
here, I’ll just stay
here.
but then
he rose and followed
the others into the
bus.
he found his seat
and looked at the cafe
through the bus
window.
then the bus moved
off, down a curve,
downward, out of
the hills.
the young man
looked straight
foreward.
he heard the other
passengers
speaking
of other things,
or they were
reading
or
attempting to
sleep.
they had not
noticed
the
magic.
the young man
put his head to
one side,
closed his
eyes,
pretended to
sleep.
there was nothing
else to do-
just to listen to the
sound of the
engine,
the sound of the
tires
in the
snow.

Charles Bukowski
Nirvana



görünür olma isteği

Gelincik açılmadan önce, kapalı çanak yaprakları badem kabuğu gibi serttir. Bir gün bu kabuk çatlayıverir. Üç çanak yaprağı toprağa düşer. Bu kabuğu açan şey balta değildir, sadece zar gibi incecik, tortop olmuş yapraklardır. Çiçek açıldıkça neon pembesi yapraklar kırlarda görebileceğiniz en arsız kızıla dönüşür. Sanki çiçeğin çanağını çatlatan güç, bu kırmızının kendini gösterme, görünür olma isteğidir.

John Berger