09 Aralık 2012

Bir Sonuca Varamadım

Hem sanık hem yargıç rolünü bırak
Aslolan yaşanandır, doğayı düşünsene bir
Ne kimseyi suçlar, ne suçludur bir başına
Herkesin ömrü kendinin hem yanlışı hem doğrusudur
Ve insan ölüme ancak anılarını götürür…
Dokunmak ne zaman sevmenin dili olduysa
Halka halka yankılandı parmaklarımda sesin
Uzak dost, nazlı konuk
Sözlerinin ipoteğinde kaç yıldır yaşadıklarım
Boğuldum çırpına çırpına iki duygu arasında
Yine de bir sonuca, bir sonuca varamadım…

Şükrü Erbaş


Çığlık

Yankısı boşlukta kalmış bir içli çığlık,
Elektrik direğine tebeşirle yazmışlar:
Seni seviyorum

Direnip durdu günlerce
Zamanların bulutundan süzülen
Hüzün yağmurlarına
Tuhaftır silinmedi.

Kimdir, hangi çalkantıda
Salmıştır çığlığını yolların ucuna?
Almış mıdır bir yazıda donup kalmış titreşimi
Yüreğinin ocağına o gönül üzüncü?

Sevmek derinimizde gülü solmuş bir zaman
Geçtik her seferinde aynı soruyla
Düğümlemiş bir duyguyu çözüp bağlayarak:
"Sevdiğine yanıt vermedikten sonra
Başka kime yanıt verir yeryüzünde insan?"

1987

Şükrü Erbaş


Eksilmesin İmgen

Bana verdiğin mutluluğu
Paylaşacak kimsem yok
Sevincimi içime
Ve yalnız taşıyorum.
(Biliyorsun ya
Susarak yaşamak zorundayım seni)
Bu yüzden gecelere ve sözcüklere
Bölüyorum ağırlığını
Yüzünü gözbebeklerime çiziyorum
Kırık kalemleriyle kirpiklerimin
Baktığım her yerde seni göreyim
Ve eksilmesin diye imgen
Uykularımda bile
Ömrümün evinden
Sır vermez derininden kalbimin.

Şükrü Erbaş


Sıfır

"o kadar çok şey geçti ki gözlerimizin önünden
sonunda hiçbir şey göremez olduk."


Biz de sevgili seferis, biz de
Güdük bir yaşamı benimsedik sonunda
Güdük ve tekdüze.

Güne yeniliksiz başlıyoruz her sabah,
Aynı kör aynasında küflü alışkanlıkların,
Süsleyip saklayarak sıkıntılarımızı --kendimizden bile-
Düşüyoruz ömrümüzün o ölü çizgisine.
Duyarsız,devinimsiz,umutsuz,güne heyecansız başlıyoruz.

Duymadan dinleyip anlamadan konuşuyoruz.
Hepimiz ayrı ayrı kendi kıyılarında
Öyle kolay anlaşıyoruz ki...
Bir ayrılığı kalmadı düşüncelerimizin,
İncelik adına kimi, çoğu korkudan
Ustaca düzenledik duygularımızı;
Anılar acı vermiyor artık, bizi biz eden değerler yıkıntısında onursuz oturuyoruz.

Eskimiş eşyalarız yeri hiç değişmeyen
Yalnızlığı çağrıştırıp yılgınlığı biçimleyen.

Şükrü Erbaş

Koşaradım

Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak
Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak
Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu;
Toprağı rüzgârı denizi göğü
O her zaman bir insanla anlamlı
Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı
Unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların
Ve ucuz korkuların kör kuyularına
Daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.


Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan
Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan
Kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze
Uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize.
Ne kadar uzaksa bir felaket sizden o kadar mutlusunuz
Unuttunuz başkalarının acısını duymayı
Küçük çıkarların büyük kurnazları
Alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı
Sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım
Unuttunuz konuşmayı kendinizi vererek
Düşünmeden bir başka şeyi, içten yalın dürüst
Dışa vurmayı duygularınızı
Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış.


Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
-Ki bu en büyük kötülüktür size-
Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla
Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi
Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar
Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.
Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde
İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke
Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.
Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan
Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına
Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim
Koşaradım
Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde..



Şükrü ERBAŞ


08 Aralık 2012

Güneş uykuya yatmış bu akşam bulutlarda

Güneş uykuya yatmış bu akşam bulutlarda.
Yarın fırtına var, sonra karanlık ve gece,
Tan ağaracak sisin içinden sızan ışıkla,
Derken günler ve geceler, ardı arkasınca!

Geçip gidecek günler, geçip gidecek zaman
Dağların üzerinden, dağların, denizlerin,
Irmakların gümüş sularından, ormanlardan
Anlaşılmaz ilahileri gibi ölülerimizin.

Ve suların yüzü,ve kırış kırış ama genç
Dağların alınları ve yemyeşil ormanlar
Daha da gençleşecek, köyden geçen küçük çay,
Yine suyu dağdan alıp denize verecek.

Ya ben! her geçen gün başımı daha bir eğerek,
Tatlı ışıkları altında güneşin, titrek,
Şamatanın ortasında çekip gideceğim,
Sonsuz yeryüzünden hiçbir şey eksilmeyecek.

Victor Hugo


Bir Kız Bana Emmi Dedi

Değirmenden gelirim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del olur aklı
On beş yaşında kırk beş belikli
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Bizim ilde üzüm olur alc olur
Sızılaşır bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Birem birem toplayayım odunu
Bilem dedim bilemedim adını
Elbistan yanaklı Kürdler kadını
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Karacoğlan der ki noldum nolayım
Akar sularınan bende geleyim
Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Karacaoğlan