22 Mayıs 2014

Gece Treni

Tren gece yarısı geçiyordu tuğla harmanının önünden;
bir an, trenin nabzını duyuyordu evler duvarlarında,
pencerelerinde, korkmuş ya da şaşırmış gibi. 
Sonra uykuya dalıp unutuyorlardı.

Bütün gece gözünü kırpmadı. 
Damarlarının içinden geçmişti tren,
Getirdiği, alıp götürdüğüyle.
Ve o, kendi içinde, tarlaların ötesinde, ağaçların gerisinde
Son tren düdüğünü bekledi kalkabilmek için.


Yannis Ritsos
Çeviren: Cevat Çapan

Pencere

Sonra sessizlik, hareketsizlik. İkiyüzlülük bile diyebilirsin,
çünkü, belki de bilirsin, kaç çarmıha gerilmiş çığlık,
kaç diz çöküş gizlidir
o dikey saydam görkemin gerisinde.
Hele akşam olurken, şu bahar günlerinde, ve liman
uzakta bir yangınken, yaldızlı ve kızıl,
gemi direklerinin karanlık ormanında, balıkları
duyarsın, suların basıncında, küçük üçgen ağızlarıyla
derin bir soluk almak için suyun yüzüne çıkan. Dikkat ettin mi?
Böyle zamanlarda suyun yoğun aydınlığı kırılır
küçük balıkların binlerce ağzıyla. Kimse dayanamaz
hiç ara vermeksizin o sınırsız tekinsiz manzaraya bakmaya bunca
suyun ağırlığı altında,
bu masalsı denizin ormanlarında, bu soluk kesici saydamlıkta.

Bence bir bakıma fotoğraflar da dayanamaz çerçeve camlarının
ardında,
nasıl poz verilmiş olursa olsun, ne kadar güzel olursa olsun
duruşları,
hayatlarının durdurulmuş bir anında, gururlu bir saflık içinde,
eşsiz güzellikte bir el fotoğrafçının stüdyosundaki
zarif masanın ya da dizlerinin üzerinde dururken
yakalarında (tabii) solmayan bir çiçek,
ne kendini beğenmişliklerini ele verecek kadar yaygın,
ne de yazgılarına boyun eğmişçesine büsbütün tutuk
belli belirsiz bir zafer gülümseyişi dudaklarında.

Oysa zaman tümüyle pusuya yatmıştır onlar için, onların bu güzel
anlarının önünde ve ötesinde.
ve onlar tümüyle isterler bu zamanları, taşıllaşmış
saygınlıklarını, önceden tasarlanmış olup olmaması fark etmeyen
görkemli duruşlarını yitirecek olsalar bile,
bu canlı öyküleri mum gibi eriyecek olsa bile bakışlarının
alevinde,
ışığın saydamlığında beliren gençlikleri yalanlanacak olsa bile.

Ne var ki, onların isteğinden daha büyük ya da eşit olarak
görünür korku; sonra gülümseyişleri de
denizin dibinde, iki kaya arasında uzanmış duran
gümüşten bir balık gibidir – ya da havada,
kendi uçuşuna asılı, kanatları kımıltısız
kül rengi bir kuş gibi. Fotoğraflar da
öyle kapalı kalır, bütün pişmanlıkları, düşmanlıklarıyla,
çerçevelerinin, isteklerinin ve korkularının dışına çıkamadan,
bakarak usandırıcı göğe ve uçsuz denize.

Bu yüzden daracık bir yer seçeriz korunmak için
kendi sınırsızlığımızdan.. Belki de bu yüzden
burada oturuyorum ben, bu pencere önünde, bakmak için
gemicilerin rıhtımda, kaldırım taşlarında kalan
ayak izlerinin bir peri masalındaki sıra sıra,
dikdörtgen aylar gibi yavaş yavaş silinişine..

Yannis Ritsos
Çeviri : Cevat Çapan

Şiir

Geçsin yıllar ölmüş olayım
Dağılıp toz haline gelmiş olayım
Bir kız yürüsün üstümde yalnayak
Derin ürperişlerle dolayım
Papatya kokulu bacaklarını
Sarayım için için yanarak.

1940

Stepan Çipaçov
Çeviren: Attila Tokatlı



Karakavak (2)

"Kimse kimseye doymadı ki, herkesi herkesin
Herkesi herkesin elinden aldılar"
Böyle söylemişti o zayıf,
Avurtları çökük ve parlak gözlü,
Siyahlar giyinmiş, siyah çoraplı hanım...
Böyle söylemişti gıcırtılı
İçimi üşüten sesiyle
"Burada bir Nevin Hanım vardı degil miii?
Sonra iki kızı ve kendisi,
Zaman geçti ve öldüler degil miii?"
Boğazım kurumuştu sessiz,
Bir çığlıkla uyandığımda
Hemen kayboldu zayıf Hanım
O zaman dokuz yaşındaydım
Şimdiyse bir karakavak

Hüsrev Hatemi

Uyuyamıyorum

Yağmur ağaçları sarsıyor.
Bahçemde
bir bülbül ötüyor
dokunaklı, nerdeyse acı,
sanki hiç bir şeyin
olduğu gibi kalmak zorunda olmadığını
göstermek istermişçesine


Ne zaman
Bir mayıs böceği gibi
Sırtüstü yatsam
bir bent üstünde koştuğumu
ve ardımdan
birinin güldüğünü
tahayyül ederim


Hasta olmak
Vücudun
hastalığa karşı
kendisini
savunma
teşebbüsüdür

Hasta olmak
Vücudun
bir başka yol
bulma
teşebbüsüdür

Hasta olmak
Vücudun
... teşebbüsüdür

Anna Dau

Barışma Rubaisi

Sönmüş sanılan ışık, bir anda parlar
Dostun sesi, tekrar sevinç ısmarlar
Bir buzlu soğuk sisli bulut, nur kesilir
Kuşlar ötüşür yerde erirken karlar

Hüsrev Hatemi

Karakavak (4)

Bir ney sesiyle hıçkırık,
Karışık...
Edirne yolunda tipi,
Önce serpen, giderek yoğunlaşan kar
Ölüm yine salınıyor sekerek
Ah Ölüm, Ah Seeen, boğazına dursun ham çökelek
Sen Edirne, sen neşeli günlerimde bile...
Hüznü kulağıma bağıran diyar...
Uzakta tahammülfersa çay bahçeleri...
Kenara yığılmış ve örtülü
Yaz mevsimini bekleyen masalar
Benim beklediğim gelmiyecek ve ayrıca
Beni de bekleyen yok.

Hüsrev Hatemi

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal S...