17 Ekim 2014

Ave Praha

Can akımı küçük bir kediden geçer,
Üç günlükken ölür kedi, daha nice...
Daha nice iletkenden,
Geçmeyi sürdürür akım; Bu gece
Bilmem nedendir sustu şarkım.
Batan günün kızıllığı yayılırken,
Şarkı başlamıştı ve sesler...
Sesler Vaslav bulvarından,
Bir erganun âhengiyle doğup,
Külâhlı kulelerine şehrin
Topkapı Sarayı’ndaki kardeşlerinin
Selâmlarını henüz sunmuştu ki;
Bilmem nedendir, sustu şarkım.
Bunca Bohemya kralının,
Anılarını yaşatan Prag, sen
Değişen düzenlerle sarsılmadın...
Hatırlatma bana bizdeki
Sulugöz ve içten olmayan özlemi...
Bir Ortaçağ katedralimiz sayılan
Bergama Ulucâmii’ne uğramadan
Sâdece antik kenti gezdikten sonra,
Cehennemî otobüslere dolarak,
Cehennem olan kıroları ve Tünel’de,
Galip Dede’ye baş çevirip bakmadan
Sent Antuan’a seğirten zontaları...

Bizim işimiz çok zor biz ki,
Nazım Hikmet’in ve Yahya Kemal’in
Âkif’in ve Hacı Bektaş’ın
Hâşim’in ve Pir Sultan’ın
Yüreklerini anlarız.
İslav kederinden ve Tanburi Cemil’den
Ayrı zevkler devşiren dervişleriz ki,
Yâremiz merhem kabul etmez

Kokteyllerden sormak ile,
Köftelere saplanan kürdan mızrak ile
Belli olmaz ahvalimiz...
Fakat sayılırız parmak ile,
Kırmak ile de tükeniriz...
Tükendik bile,
Hüvelbaki...
Hemşerilerinin vefâsı sana,
Mübarek olsun ey Prag
Biz bedbaht ettik Dersadet’i;
Sağol, beni karşıladın,
Şimdi de bulvar ve köprülerinde,
Heryere taşıdığım dertlerimle,
Beni başbaşa bırak.

Hüsrev Hatemi

                                        

15 Ekim 2014

Gidene

Sen, gerçek bir aşk olduğuna inanmıştın…
Ben, kısa bir çılgınlık olduğuna
Ama tam olarak neydi
Ne olmasını istemiştik
Asla bilemeyeceğiz belki de…

Bir deniz kıyısında yaşanmış bir rüya
Başka ülkelerden getirdiği hüzünlü bir şarkı
Bazı göçmen beyaz kuşların
Asi ve masmavi başka denizlerden
Hüzünlü bir şarkı, denizcilerin getirdiği
Boston'dan,
Norfolk,
Ve New York'dan,
Hüzünlü bir şarkı, balıkçıların sık sık söylediği
Denizlere açıldıklarında ve geri dönmediklerinde
Ve bazı marşların nakaratı oldu
Kuzeyde bir başka şairin söylediği
Kenarları beyaz fiyortta
Aşk dilenirken süslü sarışınlardan …

Bir düş idi
Bir mısra
Bir şarkı
Söyleyemediğimiz, belki, hiçbir zaman…

Sen, gerçek bir aşk olduğuna inanmıştın…
Ben, kısa bir çılgınlık olduğuna

Ion Minilescu
Türkçesi: Teodora Doni

Rindlerin Ölümü

Hâfız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz'ı hayâl ettiren âhengiyle.

Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.


Yahya Kemal Beyatlı

Bir Başka Tepeden

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rü'yada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

Yahya Kemal Beyatlı

Ölüm ve Zaman

yollar belli belirsiz yükseliyor

yollar yakut uzaklıklardır
ve onlara ulaşmak, kimbilir
ne kadar, ne kadar zor...
yunus yana yana yürüdüydü
mevlânâ döne döne
bense kana kana yürürdüm
bir şair, neydi adı, * şöyle diyor:

bir gülün biraz daha gül,
bir hüznün biraz daha hüzün
………………oluşu gibiydik
ayrıyken de, birlikteyken de ...
yaşadık: bir kayboluşun kayboluşu…


şiir belli belirsiz yükseliyor

şiir ne? sonbahar içinde sonbahar
hoca ** kesik kesik yürüyordu
bir sur, bir sûret, bir sûre
çelebiyse*** uça uça yürümüştü
gökyüzü boydan boya tennure…
seviştik: bir gövde, bir karşı-gövde
sevişmek kendini erguvan
diye bilse de olur, bilmese de ...



aşklar belli belirsiz yükseliyor

aşkları kendimle bezedim
ben aldım şiirin yılkısını
………………ben ürettim ...
ve ‘bir yazın kendi içine doğuşu ...’
(ya da, ona benzer bir şeyler)
………………diyebilmek ...
yürüdüm: dile gelmek-
le gelmemek arası bildiğim yerde


Ölüm! Söz’ün alçalan kışı
Ölüm! toplananın dağılışı:
kitap, hüzün ve gövde ...


Ölüm belli belirsiz yükseliyor




* Hilmi Yavuz
** Behçet Necatigil
*** Asaf Hâlet Çelebi

Hilmi Yavuz

Akşamlar ve Zaman

dağ söyledindi bana
uslanmaz göller söyledin

söylendi, sözlerdi ayışıkları
önünde bir yaz gecesi söylendi
baştanbaşa, sustun, bulutlar
bildirildi, sevdalar buyuruldu
………………ve kopardındı
…………………ebruli gövdeni bin bir
……………………kuş ve yaprak efsanelerinden



söylen’di, gittiler, hangi seferinden
………………döndüğümüz yaz?
bir göl gibi anlatıldındı
. yalın, dolayımsız, anlatılmaz
kıyılar kuşatılmış kalbimle
………………ve çözdündü
…………………erguvan boynunu
……………………Söz ve Zaman yelelerinden

dağla dağ olduğumuz günlerden
ne kaldık? akşam bir tepeydi
o zamanlardı, her yanımız kardılar
çiçeklerleydi, meryem ve dağ
………………o da bizimleydi
…………………ve bizimleydi
……………………tenhalık



farkında mısın? akşamlar da yaşlanmada artık ...


Hilmi Yavuz

Koruganlar

nerde şiirler? nerde o dili yorgun koruganlar?

ben şimdi karartılmış bir bulutun
rastgele yoldan çevirdiği bir şairim:
dilimde ay ağardı ve acılar çıktı
diye üzerimden
kimbilir nerde aranan.


ben şimdi ve daima kalbine
hüzünler ihbar edilen bir şairim:
söyle nerde, haydi söyle o kanayan sözlerle
sedefli güzeller?
kimbilir nerde saklanan


ben şimdi bir gülü
kendi güvenliği için
bir sevda şiirine dönüştürmeye
yargılı bir şairim, yaptığım bu işte!
soru sarma, yolları kapat ve unut
yazları ve şiirleri
kimbilir nerde yazılan


Hilmi Yavuz