-I-
hızla akan bir ırmak gibi
aktı ömrümüz yalnızlık denizine
sözler azaldı, sesler azaldı, yıldızlar
azaldı
bir sen azalmadın Zehira
içimde bir kuşku gibi büyüyen gözlerin
büyüdü, büyüdü, büyüdü
bir volkan gibi patlayarak yüreğimde
düşüncemin mihrabı oldular
gecenin bütün ışıkları sustu
bütün sesler eksildiler ömrümden de
bir sen eksilmedin Zehira
kör bir gecenin içinde büyüttüm ellerimi
bundandır bunca üşümesi sözcüklerin
bundandır bütün rüzgarlarda sağır
bütün yağmurlarda eksilmesi gecenin
zamanda bir yağmur gibi vurdu yüzüme gerçeği
aynalarda kaybettim tüm kusursuzluğu
bir sen kaybolmadın Zehira
yollar yürüdükçe incelir
zaman eksildikçe sızar kabuğundan
birde acı ve bir uçtan bir uca vardığımız muamma
ve sanki gözlerimizde büyüyen bu dünya
bizsizde dönecekmiş gibi korkuyla düşü-nü-p
kapılır dururuz ya yarının boşluğuna
ben bütün harfleri susturdum işte
kelimeleri düğümledim yalnızlığa böylece
bir seni susturamadım içimde Zehira
-II-
aşk, bir ayrılıktan geriye yalnız kendini bırakır
aşk, kendini bırakır yalnızca bir uçurum yankısı gibi
dönüp yine kendini bulacağı yalnızlıkta
aşk, bir yalnızlık bırakır yalnızca
yalnızca bir aşk bırakır yalnızlığı
aşk, yalnızca
bu mevsimde böyledir ya
kıştan yaza dönerken Zehira
bir yanımız yağmur artığı keder
bir yanımız güneş yanığı umut
dönüp durduğumuz bu semanın altında
sesler yankılanıyor Zehira
‘beni unut, beni unut, beni
unut’
unutmak diyorum
benzetmeye çalışarak bir nesneye
unutmak diyorum
bir bıçağın keskin tarafı gibi
dokundukça kanıyorum
daha çok unutmak için seni Zehira
ne kadar kanım dökülecek
bilmiyorum
-III-
anılar unutmanın celladıdır Zehira
ne çok büyüttük kelimeleri hatırla
ve ne çok susturduk geceleri
yürüdüğümüz yollar geliyor aklıma
çocuk gülüşünle yeşeren ilkbaharım
sana çocukluğumu anlattığım
bodrum yazını hatırla
çünkü ben hiç unutmadım
anılar Zehira anılar
yani şiir okumaktan kuruyan dudaklarım
yani izlediğimiz filmler
yani o filmlerde hayatımızı arayışımız
yani ellerin Zehira, ellerin
dokundukça büyüdüğüm
büyülendiğim ellerin
-IV-
şimdi soğuk geceler büyütüyorum koynumda
daha az gülüyorum daha çok susarak
aşk eksilmez bir yaradır kalbimde Zehira
büyüyen bir yaradır ki aşk
ben yalnızca aşkta küçülüyorum
-V-
hızla akan bir ırmak gibi
aktı ömrümüz yalnızlık denizine
sözler azaldı, sesler azaldı, yıldızlar
azaldı
bir sen azalmadın Zehira
olsan da, olmasan da…
Adem Erdoğan
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
11 Ekim 2016
Aşkın Doğduğu Mevsime Düşülen Notlar
I-
hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı
garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı
-fuzûlî-
zamana savrulmuş sevdanın arzusuyla
bilirim eski yaralarda kanar anılar değdiğinde
gökyüzünde ne kadar uzak yıldız varsa
o kadar aşk tutuşup yanmıştır ellerimizde
gözlerimiz o kadar vuslat olmuştur ki
uzak ülkeler gibi bakılır şimdi aşka
lakin söylenmez bir aşkı yıkan nedir
yine aşkın kendinden başka
hicran neyin sebebidir
bizi böyle takatsiz kılan zamanın elleridir
ve hiçbir aşk kafiye düşmez zamansız ayrılığa
-II-
ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var
-fuzûlî-
ne kadar tutunsam olmuyor ne kadar sussam eksiğim
yine kopup gidiyorum kendimden geceye
uzanıp uyusam diyorum yalnızlık döşeğine
bir feryat ile düşüyor karabasan düşlerim
bu kalabalıklar bir gün beni boğacak
kollarımdan tutup çekecekler boşluğa
korkarım kalbim eksilerek bir acıya sığacak
ey aşk şehrinin sahibi hicran söyle
bu yaşamak hangi uçurum özlemiyle son bulacak
nedensiz bir yürümek telaşımı ayaklarımda gece
bu koyu karanlığın pasını hangi beklemek silecek
-III-
dâr-ı dünya deli gönlüm gibi virân olsa
ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa
-taşlıcalı yahya-
kavlime sadığım hiçbir dikene kanamadım
hiçbir acıya savrulmadım senin acından başka
ne gülüşüm eski gülüş şimdi ne düşüm yürüdü aşka
dilimden düşmeyen arzu ile adını andım
ama hayır yüreğim yetmiyor buna dayanmaya
şiir okumaktan kuruyan dudaklarımda susuyor artık
gecemizi çığlıklarıyla çoğaltan martılarda
susuyor bütün dünya tren sesleri ve sevda
susuyor her şey sözleri yok sayarak
her şeyimi aldın her şey yitirildi bari susmayı bırak
bana yalnız o kalsın bu susuz yangında
-IV-
zülfüne dil vermeyen bilmez gönül ahvâlini
anlamaz hal-i perişanı perişan olmayan
-ziya paşa-
herkes bir şaşkınlıkla bakıyor yüzüme
anlaşılmıyor gözlerimden içimdeki fırtına
Allah’ım bana aşktan daha büyük acı verme
benim acımdan daha büyüğünü başkasına
çünkü yeryüzünden daha büyük bir dünya
yalnız kendini yok ederek silinir sıkılmaktan
eksilmek bazen en iyisidir ya
bu dinginlik hasreti çoğaltır durur
büyütüp durur geceyi kendinden sakınmaktan
baktığım her yerde gökyüzü bir yalnızlık olur
boşalır yağmuruyla yeryüzüne sürgün edilip susmaktan
-V-
ne beyân-ı hâle cür’et ne figaana takatim var
ne recâ-yı vasla gayret ne firaaka kudretim var
-enderunlu vâsıf-
zaman diyorum hep zaman akıp gidiyor ya
bizde bu zamanın nehrinde birer yaprağız
ölüm denizine sürüklenerek varmaya
onda kendimizi bulmaya ve yok olmaya hazırız
peki ya sevdamız neden eksiltir bizi
yahut eksilen biz miyiz ki çığlığımız çoğalır
peki ya sen ey hasret şehrimin mimarı aşk
bir acının yanına bunca benzer acı gelir mi
bunca hüzünlü gece daha başka neyi sağaltır
ve sen ey şehrimde büyümüş nar çiçeği
sen çıksan senden sana daha ne kalır
-VI-
şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
beni bir gözleri ahuya zebun etti felek
-yavuz sultan selim-
isyan etmiyorum mutluyum bunları yaşamaktan
yalandan uzak bir sözle başkasına söylenmeyen
tek yüzüyle sevgiye sadık bir aşkta kalmaktan
mutluyum diyorum yalandan kaçarak yeniden
ama bu hiçbir şeye kar etmiyor biliyorum
şarkılar düşüyor dilime sana söylenmemiş şarkılar
aşk sokağa çıkıyor geziniyor bütün istanbulu sesiyle
bu şarkıları dinlemelisin sesimden dinlemiş kadar
şarkılar düşüyor dilime başladığı yerde biter
“bir tek dileğim var
mutlu ol yeter”
Adem Erdoğan
hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı
garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı
-fuzûlî-
zamana savrulmuş sevdanın arzusuyla
bilirim eski yaralarda kanar anılar değdiğinde
gökyüzünde ne kadar uzak yıldız varsa
o kadar aşk tutuşup yanmıştır ellerimizde
gözlerimiz o kadar vuslat olmuştur ki
uzak ülkeler gibi bakılır şimdi aşka
lakin söylenmez bir aşkı yıkan nedir
yine aşkın kendinden başka
hicran neyin sebebidir
bizi böyle takatsiz kılan zamanın elleridir
ve hiçbir aşk kafiye düşmez zamansız ayrılığa
-II-
ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var
-fuzûlî-
ne kadar tutunsam olmuyor ne kadar sussam eksiğim
yine kopup gidiyorum kendimden geceye
uzanıp uyusam diyorum yalnızlık döşeğine
bir feryat ile düşüyor karabasan düşlerim
bu kalabalıklar bir gün beni boğacak
kollarımdan tutup çekecekler boşluğa
korkarım kalbim eksilerek bir acıya sığacak
ey aşk şehrinin sahibi hicran söyle
bu yaşamak hangi uçurum özlemiyle son bulacak
nedensiz bir yürümek telaşımı ayaklarımda gece
bu koyu karanlığın pasını hangi beklemek silecek
-III-
dâr-ı dünya deli gönlüm gibi virân olsa
ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa
-taşlıcalı yahya-
kavlime sadığım hiçbir dikene kanamadım
hiçbir acıya savrulmadım senin acından başka
ne gülüşüm eski gülüş şimdi ne düşüm yürüdü aşka
dilimden düşmeyen arzu ile adını andım
ama hayır yüreğim yetmiyor buna dayanmaya
şiir okumaktan kuruyan dudaklarımda susuyor artık
gecemizi çığlıklarıyla çoğaltan martılarda
susuyor bütün dünya tren sesleri ve sevda
susuyor her şey sözleri yok sayarak
her şeyimi aldın her şey yitirildi bari susmayı bırak
bana yalnız o kalsın bu susuz yangında
-IV-
zülfüne dil vermeyen bilmez gönül ahvâlini
anlamaz hal-i perişanı perişan olmayan
-ziya paşa-
herkes bir şaşkınlıkla bakıyor yüzüme
anlaşılmıyor gözlerimden içimdeki fırtına
Allah’ım bana aşktan daha büyük acı verme
benim acımdan daha büyüğünü başkasına
çünkü yeryüzünden daha büyük bir dünya
yalnız kendini yok ederek silinir sıkılmaktan
eksilmek bazen en iyisidir ya
bu dinginlik hasreti çoğaltır durur
büyütüp durur geceyi kendinden sakınmaktan
baktığım her yerde gökyüzü bir yalnızlık olur
boşalır yağmuruyla yeryüzüne sürgün edilip susmaktan
-V-
ne beyân-ı hâle cür’et ne figaana takatim var
ne recâ-yı vasla gayret ne firaaka kudretim var
-enderunlu vâsıf-
zaman diyorum hep zaman akıp gidiyor ya
bizde bu zamanın nehrinde birer yaprağız
ölüm denizine sürüklenerek varmaya
onda kendimizi bulmaya ve yok olmaya hazırız
peki ya sevdamız neden eksiltir bizi
yahut eksilen biz miyiz ki çığlığımız çoğalır
peki ya sen ey hasret şehrimin mimarı aşk
bir acının yanına bunca benzer acı gelir mi
bunca hüzünlü gece daha başka neyi sağaltır
ve sen ey şehrimde büyümüş nar çiçeği
sen çıksan senden sana daha ne kalır
-VI-
şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
beni bir gözleri ahuya zebun etti felek
-yavuz sultan selim-
isyan etmiyorum mutluyum bunları yaşamaktan
yalandan uzak bir sözle başkasına söylenmeyen
tek yüzüyle sevgiye sadık bir aşkta kalmaktan
mutluyum diyorum yalandan kaçarak yeniden
ama bu hiçbir şeye kar etmiyor biliyorum
şarkılar düşüyor dilime sana söylenmemiş şarkılar
aşk sokağa çıkıyor geziniyor bütün istanbulu sesiyle
bu şarkıları dinlemelisin sesimden dinlemiş kadar
şarkılar düşüyor dilime başladığı yerde biter
“bir tek dileğim var
mutlu ol yeter”
Adem Erdoğan
Cahit Zarifoğlu Şiirleri Bercestem
açık açık çağırır aşkını
burda mı daha mı uzakta
bütün bir geceye
dayar alnını
*
Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
*
Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
*
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsesiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
burda mı daha mı uzakta
bütün bir geceye
dayar alnını
*
Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
*
Eyvah hüzün bu
Eyvah hüzün yine
*
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsesiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
*
Bir miktar da elbette ağlamak istersin
Saçın kararmış yakından neşeli insanlar geçmiştir
Haydi toprağa çök de ağla
Ve bre
Başının üstüne uykular çağıran adam
*
Yazdıkların şiir değilse kalsın
Cennetse sevdan çık dışarı
*
Üzgün melal içre ve âşık
Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim
*
Ve elbet
Gözlerin sularımdan çekilince
ürkek bir ceylanla anlaşırım
yüzünün çok yakını olan bir limana
dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine
bahçeni tutan tavşanlara sığınırım
*
Anlıyorum kaçmaya zaman yok
Şafak birden doğrulacak
*
bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
bana bunu sessizce anlatıyorlardı
*
öyle bir gittin ki benimle
*
*
Ve ellerin uçuşan yapraklar gibi
Birden
Nasıl yalnız olduğumuzu anladım
Kimseler yoktu ikimizden başka birbirine bakan
*
koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından
*
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle.Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım
*
Dönüyor burgaç,
Dünya üstten, yanlardan daralıyor.
Ovalardan,
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,
Karşısında olacaksın kaçtıklarının.
Dua et,
O gün henüz mahşer olmasın...
*
sen olabilirsin çaresi
su içinde
susuzluk hissinden ölen kimselerin
*
*
O sabah bulutlar var yapma çiçekler gibi
Görüş uzaklığı onbinlerce metre
Elim dokunuyor her görüntünün tenine kalbine
Bu bir köşk bu da eli çıralı adam
Betonda bir gülümseme
Şair bir kelime daha uzatıyor
Saplanmıyor yine şaşkınım
*
Yaşamak bir sokak lambası gibi
Bir gece evden atılmış bir çocuk sanki
Tek bir damla tek bir ses gibi
Aklıma düşüyor
*
Aşkımla boyun boyuna bir ejdarhayım
Şehirde sen benim en çok sakladığım
İçine girip korktuğum
Çamlarını yıkamadığım karanlığını bozamadığım
Sen benim durup durup saplandığım
Mutlu an biraz uzun olmasın
Yoksulluk gibi gideceğim bir yer var
Efkarın aşılmaz yalnızlığın kaçınılmaz olduğu
*
Ey zarif sen de ata yoluna meylettin
Korkarım binbir belaya dayanmaz sıkletin
*
Soruyoruz kiraz dudaklı kızlar durdurup kır hayvanlarını
Hangisi sahte bu geçen dakikalardan
Hangisi hak
*
Sen sevgileri göğüsle ve ne olur anla.
*
Ya bu kez ölenleri görmeliysek
*
Oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.
*
bir acı mı ne gerek
öyle uykum var ki
öyle istiyorum ki
*
durup gelmeyince
morfin gibi arıyorum direnmeni
iğne üzerinde yüzün gelip
kuşatmıştı beni
ama düşündükçe korkmak
yüzünle geldiğini
ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim
*
Sen hâlâ dizüstü
Bunca anıyı besleyerek
Sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle
Mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla
Görür gibi olarak açıp baktığımı
Bense şöyle diyorum:
Buradan bir acı kanamış boyuna
Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
*
Aklımdan çıkmıyorsun dedim
Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya
*
Evet hatırladım
Küçük basit şeyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluğa
*
Seçkin bir kimse değilim
ismimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
*
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
*
*
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum
*
Erkenden aşındırır aşkını
*
Ve oturdu mu bir masaya
Hakkını verir çay içmenin
*
Eski şairliklerim gitti gözümden
Gayridir başka bir hal kuşanıyorum
*
De Zarif inle. Ta ki huzra vardın
Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın
*
Boynuma bir ip at
Kölen diye yollarda gezdir beni
*
Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
'Yaşamak' bir perde gibi kalkıyor aramızdan
*
Sevgim uzanıyor
Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri
Görüyorum kıpırdanışlarını
Uykunda gül açan yanaklarını
*
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havada gömülmeyi
*
Halk aşksızsa sokaklar
banka dükkânlarıyla doludur
*
O tek kuşun yalnızca süzülüşü
Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü
Dinliyor kumu balçıklı toprağı
Ağacı kayayı ve kuşu
*
Uyku beladır göç içinizedir
Sabır ve zaman içinizdedir
Kadın ve çocuk içiçedir
*
'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim
Yorgun geldim savaşmadım ama
Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim'
*
korkularımız intihar dönemlerinde
kötü bir alışkanlık peyda olmuştur
*
Kolye gibi taşıyorum boynumda
Varlığını onun
Bir ceylan tutuyor ağzında
Kuşlara takılıp gidiyor aklım
Hergün kaçıyorum
Yoksa gülüşün
*
Koşup takıldığım çitlere bak
*
Kardeşim dedim
Acılarıma da kardeş olur musun
*
İşte
Bu çok yakıştı
Yanakları boyar elmalı şeker ve şoklarıyla
Bu son acı
*
*
İki yol ağzında
İşte bakın
İçimizden biri daha
Elinde dünyadan bir çıkın
*
*
Allahım
Niçin halkettinse beni
Kalbime söyle iyice
Engellerden arınsın yolum
*
Allahım
Yol boyunca
Tarih boyunca
Başıboş bırakma bizi
*
Gül kokuları çocukların kaburga kırıklarından geliyor
*
Ayrılık vardı hep
*
Görevi bu olarak
Yalnızlığımızı sesizce ortaya koyalım
Erkeçe sesiz ve erkekçe
Kiminki sahipse ölümü o karşılasın
Ağırlasın
*
Aşka ne zaman veda
Demiş ki bu topraklar
*
Ve şimdi
anlat bana ey can tatlısı kız ki
Çünkü ben ödevliyim yinelemeye
Eskiçağ ozanlarının ağız toplantısını
Anlat bana gönüllerindeki bağ bozumunu
Hep şarkı sancıyan dizelerini
Kocamış dumanı ve is yüklü tavan direklerinin
Arasından destanlara sarkan yılanı
Kapıdaki baharı yaprak selini sarı kanaryayı
Ölümsüzlüğünün kar yığını - granit yığınını - su yığınını
Anlat durmadan
*
Babanın yüreği ordu yüreği
/ Zırhını kırdı /
Narası göğe vurdu
Daha gür bir ses duyuldu
Belki bir melek gülümsedi
Çünkü sıyrıldı gergefi dizinden
Belki ayağının dibine vuran sesten
*
*
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın
ellerin yapayalnız biliyorum
gözlerin dalıyor yine
hep benim için olmalı
*
İlle gerek mi özlediğimi söylemek
ya da sevdiğimi seni
*
Evlerle aramız açılıyor
Çünkü savaşlardan biridir evlerimizden kaçanlar
*
*
sık sık anne tekrarı
ve kalbinde allah yazan çocuk
kızlar hızlanan gelinler
erkeklerde insan uğultuları
çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
ve dönülen bayrak
*
yağmur alınlara doğruldu
secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
ateşli hastalar gibi
*
*
*
-Bismillah, elif lâm-
Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp
Çöker dağının üstüne
Havf ve reca makamında
Dilimde
-İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun-
Güzel hayatlar ve ölümler için.
*
Şiirlerin seni ele verir şehriyâr
*
-Şimdi üzgünüz arkadaş-
*
raskolnikof
müthiş bir iman ağrısı çekmektedir.
*
*
ama bir şarkıda geçer adımız
*
İnsanlık bizde kalsın fakat Allah
Onları sorguya çekecek
*
Derken
Oğlunu gömen bir baba gördüm
Açılıp duruyor gibi kafatası
Elleri gidip kapanıyordu başına
*
Üzülmüyorum korkmuyorum ağlamıyorum
Sadece
"Melenkoliniz uğradı" diyor pansiyoncu kadın
"Haber vereyim dedim yoktunuz dünden beri bekliyor odanızda"
*
Bir incelik gösterin
İncinmesin yüreğim
*
Değil mi ki kavuşmalarımız topal
Ayrılıklarımız koşar adım
*
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu
*
Artık aşk insan kalbine sığmıyor
*
Aşka değdikçe gövdesi
Nar çiçeği gibi patlasın
Şerha şerha yarılsın
*
ihtiyar kızlar kocamış oğlanlar
*
- Gecelerimi ağırlıyamaz oldum
*
Hayret ve varolma tıkandı
Hayret ve haya tıkandı
Hayret ve hayret ve hayret
İlk kez geriye dönmek gerekiyor
*
Dünya, ölünün başucunda açık kalmış radyo.
*
Tanıyınca bir hoş oldu yaşamak!
*
Dünya, ölünün başucunda açık kalmış radyo.
*
Tanıyınca bir hoş oldu yaşamak!
Cahit Zarifoğlu
Hüsrev Hatemi Şiirleri Bercestem
Yetmez mi, Hüzünler Perim yetmez mi?
Sana bir İnşirah Sûresi neşesi
Bana bir Yâsin sessizliği...
Sana bir İnşirah Sûresi neşesi
Bana bir Yâsin sessizliği...
*
kola değil çay içmektir seni düşünmek,
sen düşünmek erzurum, tebriz, tiflis;
yani aşık garip coğrafyası.
*
kentlerin birçoğunda uzun kavak kalmadı ki gıcırdasın
ama benim sol yanımda sancı baki...
*
Sen yoksun ey aşk insanlar arasında yangın yerleri,
Kısa yakınlıkların yıkıntıları var
İşin kötüsü daha sevginin başında
*
Ve aslı olmayan bir şeye,
Beni bunca yıl inandırdı diye,
Dargın öleceğim Fuzuli ye
Aşk yoksun sen seni biz uydurduk,
*
Önünde sonunda, sen bir çocuktun
Us ülkemi nasıl becerdin, yıktın......
Kendi kendine oynasaydın ya!
Ah çocuk neden karşıma çıktın?
*
Zaman O'na yıl yazmamış,silmilş
Ne zerafet, ne eda eksilmiş
*
*
Bir gün “Devletle efendim” diyerek,
Hüznü ve Sevgi’yi uğurlayan kimdi?
*
Neydi ey yürek sen ne beklerdin ki?
Hüzün kalır mıydı gitmişken Sevgi...
*
Kırgınlık
Beyoğlunda bir ara sokakta
Yapıldığı yıllarda muhteşem
Şimdi küf ve soğan kokan
Bir bina gibi
*
Her kavuşmayı bir ayrılma say;
Keder bir fener gibi döner geceleri,
Döner geceler keder bir fener gibi,
Ve bezgin seher gelir ardından...
Her kavuşmayı bir ayrılma say;
*
Sevda, çıkmaz yolu izlemektir,
Kavuşmaktan çok, özlemektir.
*
Derdini kendine saklamaktır ey Saim!
Sanma ki inlemek, sızlamaktır.
*
Ben sana çok dualar yolladım
Gücümce hamd ve senalar yolladım
Sen bana akıl-fikir vermiştin
Suç benim Rabb'im ,Ben çuvalladım....
*
Fesleğen ektim gül bile bitmedi,
Dibinde kaplumbağalar sustu sadece,
Hepsi ters dönük.
*
Ne çok şey geride kaldı
Ne çok şey geride kaldı
*
İzleri acıların silindi mi?
*
Bir od yaktıydık gönülde
Söndü ne yazık...
Oysa gönülde od yakmak da ne?
Gönlü oda yakmalıydık.
*
Demek bu kadar sürecekmiş 'Büyü'
Ey 'Acı' çekil köşene ve uyu
Geçmişler olsun 'Yürek Kadırgası'
Fırtına dindi ve göründü Kıyı.
*
Serveri miydim ki servistânın?
Hayatın huysuz atında süvari,
Olan ben,
Akıbet buraya gelecek birini
Esrik, çılgın ama sessizce
Severdim.
*
Seni eleme emanet etmeliyim
Çünkü elem,
Sevinçten çok sağlam
Ve kalıcı.
Çocuk! Bu acımasız,
Bu can alıcı
Zaman, üstün gelir hepimize...
Ben seni elemin ellerine,
Emanet edip gidiyorum.
*
Gittiğimin farkında olsaydı eğer,
Yeterdi bana, beklemiyordum özlenmeyi
*
Mahzun saksağanların konuk olduğu,
Bir karakavağım şimdi,
Kentte tahammülfersa çay bahçeleri,
Oturmuş denize bakan insanlar.....
Burda Unutulmuş bir Sultan Aziz İstasyonu,
Ben, demiryolu yanında bir karakavak
Nergis ve lale tarlalarına hayli uzak.
*
Görmeden sevdiği kentler: Bağdat,
Saraybosna ve Priştine’nin
Harabolduğunu duymuştu
Kendini savunmaması bundandır...
*
Bir karayel bu şimdi kasıp kavuran,
Son yolculuğunda yürek kadırgası.
*
Artık kalbimiz kutup denizinde ve yalnız.
*
Sürülmüş tarla kokusu yüzümde,
Sana doyasıya nazar edeyim.
"Geç oldu artık ben de gideyim"
Deyince ben, bu hikâye bitsin
*
Oysa keder, kara ekmek gibi zorunlu nerdeyse...
Senin verdiğin hüzün kedere dönüşüyor gitgide.
*
Bilirsin kırık dökük hayatımız bizim,
Karabağ şikestesi gibidir.
Bir çığlık fışkırır birden,
Neşeli ara nağmelerden.
*
Kişi ardına bakmadan gitmelidir
Orfe'den beri malumdur ki,
Geriye bakmak tehlikelidir.
*
,
Ellerini erkek gibi arkada kavuşturmuş
-Aslında bükük beline destek-
“Benim tecellim böyleymiş” diyerek
Yürüyen bir kadın belirdi.
*
Yürekler vardır, gam denizi derinlerinde
Mürekkep balıklarıdır ki,
Onlara sitem eriştiğinde,
Deniz içine ağlarlar...
Laciverd ve dilsiz.
*
Ardına bakmaların olmasaydı mahzun,
Bu kadar ağrımazdı belki kalbim…
*
*
Ah çık ve salın ki gün akşamlıdır
Dilim ise lâl olacak yakındır
Ama yüreğimin kanı ve kayalar,
Lâl olmayacak Bedahşan’da...
Of kuzu, bıçak hep senin boynuna
Sen çık ve salın, gün akşamlıdır.
*
Gece ülkesinde soluk daralabilir,
Gece yaraları en onulmazı yaraların.
*
Uzakta tahammülfersa çay bahçeleri...
Kenara yığılmış ve örtülü
Benim beklediğim gelmiyecek ve ayrıca
Beni de bekleyen yok.
*
Sönmüş sanılan ışık, bir anda parlar
Dostun sesi, tekrar sevinç ısmarlar
*
"Burada bir Nevin Hanım vardı degil miii?
Sonra iki kızı ve kendisi,
Zaman geçti ve öldüler degil miii?"
*
Duyulan bir sünbülün şarkısı mı?
Sünbül, eski saçların anısı;
Sanırım bizim de ardımızda...
*
Kurgusu değişince hayatın,
Şirin görünür ölüm; bu kuraldır.
*
Sağol, beni karşıladın,
Şimdi de bulvar ve köprülerinde,
Heryere taşıdığım dertlerimle,
Beni başbaşa bırak.
*
Güz geçti vedalaş güzelliklerle
Martifal mi okuyorlar martılar?
*
Bizim ömrümüzün son buluşu, kalın
Bir cilt gibi...
Oysa bir gül yaprağı gibi ince ve yalın
Olmalısın Ey Ölüm.
*
Of çocuk neden uzaklaştın sen?
*
Gül olmak, külleşmeye hazırlıktır
Külleşmek, acıların dinişi.
*
Eski gelmelerin çekildi gerilere,
Bundan böyle, bürünmüş grilere,
Kalacak gözümde gidiş ânın.
Ah çocuk, gri giymeyi de nerden buldun,
Gitmek mi sis rengi giydirdi sana?
Yamaçları sıyırıp göğe ağar gibi,
Akşam karanlığında savrulan kar gibi,
Bu ellerde geç kalmağa korkar gibi,
Gittin çocuk, sislere büründün de.
Hüsrev Hatemi
09 Ekim 2016
Eylül
Sahillerinde gemiler beklenen uzak şehirler bilirim
O şehirler ki takvim hep eylülde durur
Uzak şehirler uzak hatıralar gibidir
İçimde yaşar içimde ölür
O şehirler ki takvim hep eylülde durur
Ayhan Hünalp
O şehirler ki takvim hep eylülde durur
Uzak şehirler uzak hatıralar gibidir
İçimde yaşar içimde ölür
O şehirler ki takvim hep eylülde durur
Ayhan Hünalp
Şair
Elem-i mâteminden ayrılamam
Mâtemin en azîz hissimdir!
Seni yok unutmam artık ben
Sevdiğim şimdi hicr ü ye’simdir.
Cenap Şahabettin
Mâtemin en azîz hissimdir!
Seni yok unutmam artık ben
Sevdiğim şimdi hicr ü ye’simdir.
Cenap Şahabettin
Angina Pektoris
Yarısı burdaysa kalbimin
yarısı Çin'dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
ordunun içindedir.
Sonra, her şafak vakti, doktor,
her şafak vakti kalbim
Yunanistan'da kurşuna diziliyor.
Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp revirden el ayak çekilince
kalbim Çamlıca'da bir harap konaktadır
her gece, Doktor.
Sonra, şu on yıldan bu yana
benim fakir milletime ikrâm edebildiğim
Bir tek elmam var elimde, doktor,
Bir kırmızı elma:
kalbim...
Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
işte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
bende bu angina pektoris...
Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor...
Nazım Hikmet
yarısı Çin'dedir, doktor.
Sarınehre doğru akan
ordunun içindedir.
Sonra, her şafak vakti, doktor,
her şafak vakti kalbim
Yunanistan'da kurşuna diziliyor.
Sonra, bizim burda mahkûmlar uykuya varıp revirden el ayak çekilince
kalbim Çamlıca'da bir harap konaktadır
her gece, Doktor.
Sonra, şu on yıldan bu yana
benim fakir milletime ikrâm edebildiğim
Bir tek elmam var elimde, doktor,
Bir kırmızı elma:
kalbim...
Ne arteryo skleroz, ne nikotin, ne hapis,
işte bu yüzden, doktorcuğum, bu yüzden
bende bu angina pektoris...
Bakıyorum geceye demirlerden
ve iman tahtamın üstündeki baskıya rağmen
kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor...
Nazım Hikmet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






