Maxime Du Camp’a
I
Kendini resimlere, haritalara vermiş
Çocuğa evren doyma bilmezliği kadardır.
Lamba ışıklarında, ah! Yeryüzü ne geniş!
Anılarında gözünde yeryüzü nasıl dardır!
Açılırız bir sabah, beynimiz alev dolu,
Kabarıp hınçlar, acı isteklerle ruhumuz,
Yola düşeriz, uyup çalkantılara, sonlu
Denizlerde sallanır duru sonsuzluğumuz:
Kimi, rezil bir yurttan kaçtığına sevinir;
Kimi, doğduğu yerden iğrenmiştir, kimiyse,
Bir kadının gözünde boğulmuş müneccimdir,
Bir kadın, ürküten kokusuyla zalim sirse*.
Hayvana dönmeyelim diye esrikleşirler
Havadan, aydınlıktan, yanan gökyüzünden;
Güneşler pişirirken onları, ayaz dişler,
Silinir gider öpüş izleri yüzlerinden.
Ama gerçek yolcular gitmek için giderler;
Yürekleri balonlar gibidir, hafifçecik,
Ve, niçin olduğunu bilmeden, derler,
Yazgıları önünde boyunları hep eğik.
Bulut biçimindedir onların istekleri,
Ve düşlerler, düşleyen bir er gibi topunu,
Bilinmedik, değişken ve sınırsız zevkleri,
Ki insan ruhu bilmez bile varolduğunu!
II
Korkunç! Topa, topaca uydurduk kendimizi,
Zıplar, döneriz onlar gibi; merak, durmadan,
Uykuda bile fırıl fırıl döndürür bizi,
Azgın bir melek gibi, güneşe kırbaç çalan.
Garip talih, amacın hep yer değiştirdiği,
Hiçbir yerde olmaz ya olabilir her yerde!
Ve insanoğlu, ki yoktur umut yitirdiği,
Deliler gibi koşar, erinç bulmak ister de!
Arayan yelkenlidir gönül Ikarya*sını;
Güvertesinde bir ses çınlar:
Kızgın, delice bir ses dolanır gabyasını:
Vay canına, kayalık, kaç!
Alnımıza yazılmış Eldorado’ya benzer
Vardiyadan gözcünün bildirdiği her ada;
Gönül bütün gücüyle kurar da neler neler,
Sabah sabah kayalık bir yer bulur orada.
Uydurduğu yerlere tutulmuş zavallı, sen!
Seni zincire vurup atmalı bir tarafa,
Dipsizliği serapla daha derinleştiren
Olmaz Amerika’lar kaşifi, ayyaş tayfa!
III
Şaşırtıcı yolcular! O öyküler ne soylu
Ki vurmuş denizlerce derin gözlerinize!
Yıldızlardan yapılmış mücevherlerle dolu
Kutuları açın zengin belleğinizden bize.
Yolculuğa yelkensiz, buharsız çıkmalıyız!
Öykünüzü ufuktan çerçevelerle çizin,
Aydınlığa kavuşsun diye loş zindanımız,
Üstüne tuval gibi gerilen beynimizin.
Söyleyin, ne gördünüz?
IV
“yıldızlar ve dalgalar
gördük; kumullar gördük; önümüze her yerde
Umulmadık belalar çıktı, hiçten kavgalar,
Ve sıkıldık buradaki gibi birçok günlerde.
Güneşin o görkemi kızaran bir denizde,
Batan güneş altında kentlerin o görkemi
Yakıp tutuştururdu her zaman içimizde
Bir göz alıcı, parlak göğe dalma özlemi.
En varlıklı kentler, en geniş görünümlerde,
Bulutların gelişigüzel yarattıkları
Görünümler kadar hoş değildi hiçbir yerde,
Ve bitmezdi istediğin bize verdiği ağrı!
-Daha bir güçlendirir isteği duyulan tat.
Sen, gübresi zevk olan gün görmüş ağaç, istek,
Kabuğun sertleşir ve kalınlaşırken kat kat
Dalların güneşi çok yakından görmek ister!
Büyür müsün hep, selviden çok yaşayan, taze
Kalan dev ağaç? – Ama, özene bezene biz,
Birkaç taslak derledik doymaz defterimize
Uzaktan gelen şeye hayran kardeşlerimiz!
Selamladık hortumlu putları; zengin, parlak
Mücevherlerle süslü tahtları birer birer;
O sarraflarımızı düşüyle batıracak
Sarayları, ki masallarca görkemliydiler;
Kadınları, dişleri tırnakları boyanmış;
Giysileri, o gözler büyüleyen giysiler,
Usta hokkabazları, yılanlarla okşanmış.”
V
Sonra, ya daha sonra?
VI
“Ey çocuk beyinliler!
Tam yeri geldi asıl soruna değinmenin,
Her yerde aramadan bulduk, tanrının günü,
Başından sonuna dek uğursuz merdivenin,
İlk işlenen günahın acı görüntüsünü:
Kadın, o iğrenç köle, burnu havada, ahmak,
İğrenmeden bayılan kendine, gülmeden tapan;
Erkek, dediği dedik, pisboğaz, azgın, yalak,
Kölenin de kölesi, akan dere lağımdan;
Keyifli cellat, hıçkırığa boğulmuş kurban;
Kanın koku ve çeşni sağladığı ziyafet;
Buyruk verme zehiri, buyurganı kudurtan,
Yeden, hayvanlaştıran kamçıya düşkün millet;
Bizimkine benzeyen daha başka dinler de,
Hep göğe tırmanmaya çalışan; ayık bayık
Uzanmış nazlı gibi kuştüyü bir minderde,
Kıl ve çivi üstünde zevk arayan kutsallık;
Kendi aklına vurgun, geveze insanoğlu,
Şimdiki çılgınlığı aratmadan gideni,
Haykırarak Tanrı’ya, azgın bir kinle dolu:
Ey benzerim, efendim, kargışlıyorum seni!
Ve daha az sersemler, deliliğin o acar
Tutkunları, yazgı’nın ağıla kapattığı
Büyük sürüden kaçıp afyona sığınanlar!
-Budur bize kürenin her zaman anlattığı.”
VII
Acıdır gezilerden çıkardığımız bilgi!
O küçük, yavan yeryüzünün bugün de, dün de,
Yarın da, her zaman, bizi bize gösterdiği:
Bir korku yeşilliği bir sıkıntı çölünde!
Gitmeli mi? Kalmalı mı? Kalan kalsın, canı
İsteyen gitsin. Kimi saklanır, kimi koşar
Kandırmak için uğursuz, uyanık düşmanı,
Zaman’ı! Bir’de, yazık! Boyuna koşanlar var
Göçebe Yahudi*yle havariler benzeri,
Arabalar da yetmez öylelerine, gemi de,
Kaçmak için o kanlı katil*den, kimileri
Yok edebilir onu daha beşiklerinde.
Sonunda ayağı basınca belimize,
Umutlanır ve bağırabiliriz; İleri!
Eskiden çıktığımız gibi Çin gezimize,
Saçlar rüzgarda, gözler ufuklardan içeri,
Karanlıklar denizinde yola koyuluruz,
Genç bir yolcunun sevinci yüreklerimizde;
Düşleyin şu sesleri öyle tatlı, uğursuz,
“Yemek isteyenler kokulu Lotüs*ü, siz de
Buraya gelin! Yalnız burada devşirilir
Canınızın çektiği o masalsı meyveler;
Sizi garip tadıyla kendinizden geçirir
Bu öğle sonrası, ki bitimsiz uzar gider!”
İşte o bildik sesli hayal; oradan bize
Pilades*lerimizdir kollarını uzatan.
“İçin açılır Elektra*na git yüze yüze!”
Der ki kadın, ki dizini öpmüştür bir zaman.
VIII
Ölüm, ey koca kaptan, yelken açalım artık!
Sıkıldık bu ülkeden. Ölüm! Tutalım yolu!
Gök, deniz varsın olsun katran gibi karanlık,
Yüreklerimiz, bilirsin, ışıklarla dolu!
Zehrini dök içimize, dök de güç alalım!
Beynimiz ateşiyle yansın da onun iyi,
Uçuruma, ha Cennet ha Cehennem, dalalım
Bilinmezin dibinde bulmak için yeni’yi!
Charles Baudelaire
Çeviren: Sait Maden
sirse* : Ülis’in yol arkadaşlarını domuza çeviren büyücü kadın. (Odissea’nın 10. bölümü)
Ikarya* :Etienne Cabet (1788-1856) nin 1821 de yayımlanan Voyage en ıcarie (İkarya’ya yolculuk) adlı, düşsel bir mutluluğu betimleyen romana gönderme.
Kapu* :İtalya’nın kuzeyinde bir kent. Anibal İ.Ö.215’te ele geçirmiş ve kendine kışlak yapmış.Ordusu da kışı zevk ve safa içinde geçirmiş.
Göçebe Yahudi* :İsa’ya kötü davrandığı için sonsuza dek yaşamaya ve durup dinlenmeden yeryüzünü dolaşmaya mahkum edilmiş masal kişisi. (Ahasverus)
Kanlı katil (retiaire)* :Hasmını alt etmek için ucu çatallı bir sopa, bir hançer ve bir ağla donanmış gladiyatör.
Lotüs* :Odissea’nın 9. bölümünde adı geçen çiçek. Ülis’in yol arkadaşları bunu yeyince bir daha bitkisinin bulunduğu yerden ayrılmak istememişler.
Pilades* :Agememnon’un oğlu Oreste’nin arkadaşı Foçalı yiğit. Vefa örneği diye anılır.
Elektra* : Agememnon’un kızı. Kardeşi İfigenia’yı tanrılara kurban eden babasını annesi Klimnestre aşıkıyla birlikte öldürür; o da kardeşi Oreste ile birlikte babasını öldürür.
Charles BAUDELAİRE
çev: SAİT MADEN
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
14 Şubat 2017
07 Şubat 2017
Kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek
27.
Bir tedirginlik, huzursuzluk doğacak içinde, onun ile yanyana, yüzyüze olunca — o denli yabancı düşmüş olacaksın ki yaşamının kendi, sahici anlamına, aykırılık duyacaksın ondan — ancak o zaman anlayacaksın, nasıl tam da senin kendi anlamın —ta kendin— olduğunu onun : o yıllar boyunca kendine ne denli aykırılaştığını—— ama, o da hemen duyacak, duyumsayacak senin duyduğunu : suskunlaşacak, kapanacak, uzaklaşacak...
Anlayamayacaksın——
Çünkü, işte, temiz değilsin ki...
Ne çok yalan barınıyor oranda-buranda — ne çok sahtelik...
Ne çok sensizlik — sende...
Ne çok sensizsin sen ——
ne çok sensiz sen...
Şimdi işte — olanak : sen ol sen.
* * *
Duyduğun garip tedirginliği, huzursuzluğu da çözümlemelisin: O senin en önemli şeyin (Herşeyin) — işte : yaşamının anlamı olduğu halde (olduğunu en içinde duymana, bilmene, yaşamana rağmen), rahatsız, sanki iğne üstünde hissedeceksin kendini — o da hemen hissedecek bunu, tabiî ki : suskunlaşacak, hırçınlaşacak...
* * *
Bu duyguyu çok iyi kavramalısın : bu, senin tam da sahtelik noktanı sana bildiren duygudur — kendin olamadığın yerlerde takındığın maskelerin bıyık altına eşlik eden duygu — bu duyguyu onun ile yanyanayken, yüzyüzeyken de duymanın endişesi, işte, seni tedirgin eden — çünkü bu duyguyu onun ile de birlikteyken duyman, artık tam olarak sahteleşmiş olduğunun göstergesi olurdu — artık, içi tamamiyle boş bir maske haline gelmiş olduğunu gösteren...
Bu duyguyu —gerçekten ortaya çıktığı zaman da; çünkü, çıkacak— kovmalısın, defetmelisin — en sahte duygun aslında bu; ve, şimdiye dek en çok alıştığın — hatta, içinde rahat ettiğin, 'huzur', 'dinginlik'; işte, 'mutluluk' duyduğun... Senin bu en alışık olduğun duygun, kendine en aykırı olanıdır — o'nun onu hemen hissetmesi de bundan : senin kendisine —çünkü kendine— nasıl aykırı olduğunu hissetmesi—Bırak —kov, defet— bu tedirginliği artık — tam kendin olabileceğin tam kendi, o, işte—
Ol——
28.
Gider de — bırakabilirsin onu sen de : yaşamının anlamını zaten yitik saymamış mıydın, çoktan...
Ama, onu bırakırsan; o da dönmezse sana; yitirirsen onu, kapkara bir duman kaplar yaşamını : artık, gerçekten isteyebilirsin sonu, sonucu, sonunu — yokluğu...
Senin ölçün —kendin için kullanacağın mihenk taşı— olacak o: Ona layık olamazsan, hiçbirzaman hiçbirşeye yaramamışsın, demektir——
O zaman —öyleyse; öyle ise—, büzül — küçül; ve, işte, yok ol———
* * *
Buğu, aslında, heryerdedir —
— göremeyen, sensindir...
29.
Bambaşka bir anlamda olacak artık ona ulaşman—
—ona ulaşman : kendini bulman olacak; ama, hiç olamadığın yerde — kendinde, yani: Yepyeni —kendin— olacaksın.
—Yeni, ve, kendi : bu çelişmeyi —bu ululuğu— bu yücelmeyi de bileceksin — hiç umamamıştın bu olanağı; olamayacak saymıştın; ama, gerçek(oluyor) işte...
Kendi gelmesini bile sana göre ayarlamış işte : kendiliğinden kendisine geliyor çünkü — kendi kendisi ile kendine...
Nasıl da burada, senin ile, işte...
Yaşamın boyunca, anladığında hayran olduğun —seni de yücelten—, hep ulu yaşam anları olmadı mı — öngörülmemiş, benzersiz, yepyeni, biricik ilişkilerin, anlamların, yaşamların kurulduğu, varedildiği, gerçeklendiği anlar:-
O, bütün o anların anlamlarının toplam anlam bağlamı işte — bütün yaşamının bütün anlamı...
Anla, işte — ve, yücel...
30.
Kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek — yıllar yılı unuttun onu yalnızca: Bunu da "koşullar"a, "hayatın akışı"na, "sorumlulukların"a falan bağlamaya kalkışma — bahane bulmağa çalışma: Sendin, sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden : korkaklıkla işin kolayına kaçan...
O işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden : ne yaptın sen sana?!...
31.
Sahicilik —dürüstlük— noktanı çok dikkatle belirlemelisin yeniden: Özgürlüğün de buna bağlı şimdi — amaçlarının gerçekleşmesi —senin gerçekleşmen— de : doğru ve doğruluklu —sadık— olabileceğin nokta——
—kendine ve yaşamının anlamına...
* * *
Şunu da iyice biliyorsun, bileceksin, bilmelisin : sen ne denli kendin —bağımsız, özgür— olabilirsen, o da o denli senin —sahici, tam— olacak.
32.
İşte, geldi——
Bunun nasıl bir geliş olduğunu da ancak yavaş yavaş anlayabileceksin; çünkü hem bütün o eski hayallerin teker teker —ama, harıl harıl—, parlıyor gözünde, hem de, o yıllar boyu özlemlerini kırıp yıkan gerçekler, sıraya girmiş, geçit resmi yapıyorlar, önünde!—
* * *
"...yoksa, bütün o acıları
boşuna yaşamış olacaksın"—
Oruç Aruoba
Hani
Bir tedirginlik, huzursuzluk doğacak içinde, onun ile yanyana, yüzyüze olunca — o denli yabancı düşmüş olacaksın ki yaşamının kendi, sahici anlamına, aykırılık duyacaksın ondan — ancak o zaman anlayacaksın, nasıl tam da senin kendi anlamın —ta kendin— olduğunu onun : o yıllar boyunca kendine ne denli aykırılaştığını—— ama, o da hemen duyacak, duyumsayacak senin duyduğunu : suskunlaşacak, kapanacak, uzaklaşacak...
Anlayamayacaksın——
Çünkü, işte, temiz değilsin ki...
Ne çok yalan barınıyor oranda-buranda — ne çok sahtelik...
Ne çok sensizlik — sende...
Ne çok sensizsin sen ——
ne çok sensiz sen...
Şimdi işte — olanak : sen ol sen.
* * *
Duyduğun garip tedirginliği, huzursuzluğu da çözümlemelisin: O senin en önemli şeyin (Herşeyin) — işte : yaşamının anlamı olduğu halde (olduğunu en içinde duymana, bilmene, yaşamana rağmen), rahatsız, sanki iğne üstünde hissedeceksin kendini — o da hemen hissedecek bunu, tabiî ki : suskunlaşacak, hırçınlaşacak...
* * *
Bu duyguyu çok iyi kavramalısın : bu, senin tam da sahtelik noktanı sana bildiren duygudur — kendin olamadığın yerlerde takındığın maskelerin bıyık altına eşlik eden duygu — bu duyguyu onun ile yanyanayken, yüzyüzeyken de duymanın endişesi, işte, seni tedirgin eden — çünkü bu duyguyu onun ile de birlikteyken duyman, artık tam olarak sahteleşmiş olduğunun göstergesi olurdu — artık, içi tamamiyle boş bir maske haline gelmiş olduğunu gösteren...
Bu duyguyu —gerçekten ortaya çıktığı zaman da; çünkü, çıkacak— kovmalısın, defetmelisin — en sahte duygun aslında bu; ve, şimdiye dek en çok alıştığın — hatta, içinde rahat ettiğin, 'huzur', 'dinginlik'; işte, 'mutluluk' duyduğun... Senin bu en alışık olduğun duygun, kendine en aykırı olanıdır — o'nun onu hemen hissetmesi de bundan : senin kendisine —çünkü kendine— nasıl aykırı olduğunu hissetmesi—Bırak —kov, defet— bu tedirginliği artık — tam kendin olabileceğin tam kendi, o, işte—
Ol——
28.
Gider de — bırakabilirsin onu sen de : yaşamının anlamını zaten yitik saymamış mıydın, çoktan...
Ama, onu bırakırsan; o da dönmezse sana; yitirirsen onu, kapkara bir duman kaplar yaşamını : artık, gerçekten isteyebilirsin sonu, sonucu, sonunu — yokluğu...
Senin ölçün —kendin için kullanacağın mihenk taşı— olacak o: Ona layık olamazsan, hiçbirzaman hiçbirşeye yaramamışsın, demektir——
O zaman —öyleyse; öyle ise—, büzül — küçül; ve, işte, yok ol———
* * *
Buğu, aslında, heryerdedir —
— göremeyen, sensindir...
29.
Bambaşka bir anlamda olacak artık ona ulaşman—
—ona ulaşman : kendini bulman olacak; ama, hiç olamadığın yerde — kendinde, yani: Yepyeni —kendin— olacaksın.
—Yeni, ve, kendi : bu çelişmeyi —bu ululuğu— bu yücelmeyi de bileceksin — hiç umamamıştın bu olanağı; olamayacak saymıştın; ama, gerçek(oluyor) işte...
Kendi gelmesini bile sana göre ayarlamış işte : kendiliğinden kendisine geliyor çünkü — kendi kendisi ile kendine...
Nasıl da burada, senin ile, işte...
Yaşamın boyunca, anladığında hayran olduğun —seni de yücelten—, hep ulu yaşam anları olmadı mı — öngörülmemiş, benzersiz, yepyeni, biricik ilişkilerin, anlamların, yaşamların kurulduğu, varedildiği, gerçeklendiği anlar:-
O, bütün o anların anlamlarının toplam anlam bağlamı işte — bütün yaşamının bütün anlamı...
Anla, işte — ve, yücel...
30.
Kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek — yıllar yılı unuttun onu yalnızca: Bunu da "koşullar"a, "hayatın akışı"na, "sorumlulukların"a falan bağlamaya kalkışma — bahane bulmağa çalışma: Sendin, sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden : korkaklıkla işin kolayına kaçan...
O işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden : ne yaptın sen sana?!...
31.
Sahicilik —dürüstlük— noktanı çok dikkatle belirlemelisin yeniden: Özgürlüğün de buna bağlı şimdi — amaçlarının gerçekleşmesi —senin gerçekleşmen— de : doğru ve doğruluklu —sadık— olabileceğin nokta——
—kendine ve yaşamının anlamına...
* * *
Şunu da iyice biliyorsun, bileceksin, bilmelisin : sen ne denli kendin —bağımsız, özgür— olabilirsen, o da o denli senin —sahici, tam— olacak.
32.
İşte, geldi——
Bunun nasıl bir geliş olduğunu da ancak yavaş yavaş anlayabileceksin; çünkü hem bütün o eski hayallerin teker teker —ama, harıl harıl—, parlıyor gözünde, hem de, o yıllar boyu özlemlerini kırıp yıkan gerçekler, sıraya girmiş, geçit resmi yapıyorlar, önünde!—
* * *
"...yoksa, bütün o acıları
boşuna yaşamış olacaksın"—
Oruç Aruoba
Hani
Yeniden güçlü -yapabilir- olmak
Yeniden güçlü -yapabilir- olmak:-
Bunun için nasıl da tersine çevirmen gerek yaşam
yönelimlerini - sen tamamiyle boşvermeye karar
vermişken geldi o: bütün yönelimini değiştirmek için -
nasıl da zor bu; ama, nasıl da güzel, yeniden canlanmak -
yaşamının toz tutmuş hayallerini silkeleyip bahar güneşine
çıkarmak - - kendine yeniden bir yeni yıldız seçip,
gökyüzü haritanı yeniden çıkarmağa girişmek...
Çıkmak ve çıkarmak, yeniden - o, işte, bu olanak.
Oruç Aruoba
Bunun için nasıl da tersine çevirmen gerek yaşam
yönelimlerini - sen tamamiyle boşvermeye karar
vermişken geldi o: bütün yönelimini değiştirmek için -
nasıl da zor bu; ama, nasıl da güzel, yeniden canlanmak -
yaşamının toz tutmuş hayallerini silkeleyip bahar güneşine
çıkarmak - - kendine yeniden bir yeni yıldız seçip,
gökyüzü haritanı yeniden çıkarmağa girişmek...
Çıkmak ve çıkarmak, yeniden - o, işte, bu olanak.
Oruç Aruoba
Hani
8.
Gelecekti ama o sana işte:-
Senin zorunlu anlamın – zor anlaman; ama , işte, öyle!
Geldi de – kuşkun olamaz artık.
Şimdi onu barındırmayı, ona barınak, sığınak olmayı
öğrenmelisin – bütün ‘bildiklerini sandıkların’ı bir yana
bırakıp, bir kenara atıp, onlardan kurtulup—
9.
Bütün benliğinle yöneldiğindi çünkü o : kendini tam
olarak içine koymak istediğin tamlık – bütünlük; parçalarını
bağlayacak bağlam…
Hiç umamadığın anlamlılık – yaşamının tam anlamı
işte…
Ne çok dağıldın oysa, o günden –öncesinden de– bu
yana, ne çok koptun ve parçalandın–
* * *
Şimdi, ne kadar, ne süre, nasıl ve hangi anlamda senin
olacağı ya da olmayacağı da belirsizken (hani "de"miştin
ya "işte": "… en çok beklediğinin de gelse bile birgün hiç-
birzaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilerek…")
şimdi, emin olduğun, emin olmaktan başka birşey de ya-
pamıyacağın onun gelişi.
O ‘olgular’la, ‘gerçek’lelre, ‘saptamalar’la uğraşmaktan
da vazgeçmelisin artık – bu zorunluluk, kesin…
Şimdi, işte, o.
10.
Neler geçirmiş, neler çekmiş, nelerden, nerelerden geçmiş,
sana gelene dek -bütün bunları da öğrenmen gerek: nasıl olmuş da,
o belirsiz günden bu yana, hep gelişmiş, sana doğru: Nereden
bilmiş, nasıl bilmiş- senin sen olduğunu; ve, kendisinin kendisi- o;
çağırdığın ve beklediğin, olduğunu?
Nasıl? -Bilemeyeceksin; ama, eminsin bundan.
Bilmiyorsun; ama, bu, kesin.
İşte, o.
11.
Bak, işte nasıl bir zorunlulukla gelmiş sana : nasıl gelişip olgunlaşarak-
***
Senden istediği, anlamlı olman.
Yaşamının anlamı çünkü o.
O çünkü, yaşamının anlamı.
Nasıl, işte...
12.
Şimdi, onunla ilgili yaptıklarında, dikkat etmen gereken,
ne yaparsan, hep k u t s a l birşey olarak yapman: sonucunda
ulunabileceğin ya da lanetlenebileceğin - içinde yücelebileceğin
ya da batabileceğin- birşey - işte -seni bir b ü t ü n olarak
içine alacak, ya da t ü m ü y l e dışına atacak, birşey…
Biraz öyle biraz böyle; biraz ondan biraz bundan, değil artık:-
Tam—
13.
Ama bunu öyle herhangi bir'sonuç'; bir 'gelecek' beklentisi
olmaksızın gerçekleştireceksin : geçmişinden bu
gün(ler)ine uzanan uçlar 'ileri'ye doğru 'gelişme' olanağı
tanımayacak - anlamın, ne sonlu ne sonsuz, bir şimdi
içinde gerçekleşecek: O şimdi(ler)in anlam yoğunluğu
öyle olacak ki, 'ileri'de, 'gelecek'te sürüp gitmesinin
düşünülmesi saçma olacak.
***
Çünkü anlam çerçeven(iz) her yeni 'bugün'de, 'şimdi'de
en baştan ve boydanboya yeniden kuracağın(ız) -yepyeni-
bir çerçeve olacak - çünkü 'verilmiş', 'hazır' bir çerçeveniz
yok (üstelik 'normal', 'olağan', 'alışılmış' her türlü
çerçevelenmişlik, o anlama aykırıdır, onu çeler, giderek
engellemeye yöneliktir); olamazdı da : ancak ş i m d i -
b u r a d a kurabileceği(iz) kadarıyla varolabilecek.
Anlamın(ız) şimdi, burada, var...
Oruç Aruoba
Hani
Gelecekti ama o sana işte:-
Senin zorunlu anlamın – zor anlaman; ama , işte, öyle!
Geldi de – kuşkun olamaz artık.
Şimdi onu barındırmayı, ona barınak, sığınak olmayı
öğrenmelisin – bütün ‘bildiklerini sandıkların’ı bir yana
bırakıp, bir kenara atıp, onlardan kurtulup—
9.
Bütün benliğinle yöneldiğindi çünkü o : kendini tam
olarak içine koymak istediğin tamlık – bütünlük; parçalarını
bağlayacak bağlam…
Hiç umamadığın anlamlılık – yaşamının tam anlamı
işte…
Ne çok dağıldın oysa, o günden –öncesinden de– bu
yana, ne çok koptun ve parçalandın–
* * *
Şimdi, ne kadar, ne süre, nasıl ve hangi anlamda senin
olacağı ya da olmayacağı da belirsizken (hani "de"miştin
ya "işte": "… en çok beklediğinin de gelse bile birgün hiç-
birzaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilerek…")
şimdi, emin olduğun, emin olmaktan başka birşey de ya-
pamıyacağın onun gelişi.
O ‘olgular’la, ‘gerçek’lelre, ‘saptamalar’la uğraşmaktan
da vazgeçmelisin artık – bu zorunluluk, kesin…
Şimdi, işte, o.
10.
Neler geçirmiş, neler çekmiş, nelerden, nerelerden geçmiş,
sana gelene dek -bütün bunları da öğrenmen gerek: nasıl olmuş da,
o belirsiz günden bu yana, hep gelişmiş, sana doğru: Nereden
bilmiş, nasıl bilmiş- senin sen olduğunu; ve, kendisinin kendisi- o;
çağırdığın ve beklediğin, olduğunu?
Nasıl? -Bilemeyeceksin; ama, eminsin bundan.
Bilmiyorsun; ama, bu, kesin.
İşte, o.
11.
Bak, işte nasıl bir zorunlulukla gelmiş sana : nasıl gelişip olgunlaşarak-
***
Senden istediği, anlamlı olman.
Yaşamının anlamı çünkü o.
O çünkü, yaşamının anlamı.
Nasıl, işte...
12.
Şimdi, onunla ilgili yaptıklarında, dikkat etmen gereken,
ne yaparsan, hep k u t s a l birşey olarak yapman: sonucunda
ulunabileceğin ya da lanetlenebileceğin - içinde yücelebileceğin
ya da batabileceğin- birşey - işte -seni bir b ü t ü n olarak
içine alacak, ya da t ü m ü y l e dışına atacak, birşey…
Biraz öyle biraz böyle; biraz ondan biraz bundan, değil artık:-
Tam—
13.
Ama bunu öyle herhangi bir'sonuç'; bir 'gelecek' beklentisi
olmaksızın gerçekleştireceksin : geçmişinden bu
gün(ler)ine uzanan uçlar 'ileri'ye doğru 'gelişme' olanağı
tanımayacak - anlamın, ne sonlu ne sonsuz, bir şimdi
içinde gerçekleşecek: O şimdi(ler)in anlam yoğunluğu
öyle olacak ki, 'ileri'de, 'gelecek'te sürüp gitmesinin
düşünülmesi saçma olacak.
***
Çünkü anlam çerçeven(iz) her yeni 'bugün'de, 'şimdi'de
en baştan ve boydanboya yeniden kuracağın(ız) -yepyeni-
bir çerçeve olacak - çünkü 'verilmiş', 'hazır' bir çerçeveniz
yok (üstelik 'normal', 'olağan', 'alışılmış' her türlü
çerçevelenmişlik, o anlama aykırıdır, onu çeler, giderek
engellemeye yöneliktir); olamazdı da : ancak ş i m d i -
b u r a d a kurabileceği(iz) kadarıyla varolabilecek.
Anlamın(ız) şimdi, burada, var...
Oruç Aruoba
Hani
Ağaç Dili
Sabah oldu.
Ağaç
Her günkü yerine
oturdu,
bekliyor.
Ne güzel biliyor
Beklemesini ağaç
Ne kadar telaşsız
Ne kadar emin.
Rüzgâr giriyor koluna
Serçe konuyor dalına
Doymadan alına moruna
Balta saplanıyor beline...
Baltanın sapı da ağaç...
Gülüyor mu?.. Ağlıyor belki...
Neyleyip etmeli
Ağaçça dilini
Sökmeli!..
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Ağaç
Her günkü yerine
oturdu,
bekliyor.
Ne güzel biliyor
Beklemesini ağaç
Ne kadar telaşsız
Ne kadar emin.
Rüzgâr giriyor koluna
Serçe konuyor dalına
Doymadan alına moruna
Balta saplanıyor beline...
Baltanın sapı da ağaç...
Gülüyor mu?.. Ağlıyor belki...
Neyleyip etmeli
Ağaçça dilini
Sökmeli!..
Bedri Rahmi Eyüboğlu
05 Şubat 2017
Torino Atı
3 Ocak 1889, Friederich Nietzsche, Via Carlo Alberto’da ki 6 numaralı evinden dışarıya gezinmek ya da mektuplarını almak için postaneye gitmek üzere çıkar. Ondan pek uzak olmayan bir mesafede, daha ziyade ondan uzaklaşır bir vaziyette, taksicinin biri, inatçı atıyla cebelleşmektedir. Tüm zorlamalarına rağmen at kıpırdanmamakta direnmektedir. Bundan dolayı Guiseppe ya da Carlo ya da Ettore’nin sabrı taşar ve kırbacıyla ata vuru verir.
Nietzsche olayın intikal ettiği yere gelir ve öfkeden köpürmekte olan taksicinin sebep olduğu bu gaddarca harekete bir nokta koyar. Sağlam yapılı ve bıyıklı Nietzsche aniden taksinin üzerine atlar ve kolunu bağlar bir vaziyette atın boynuna dolar.
Komşusu onu evine götürür…
O da iki gün boyunca divanın üzerinde, o bağlayıcı son sözlerini fısıldayana kadar sessiz bir şekilde kımıldamadan yatar: “Anne, tam bir aptalım (Mutter, İch bin dumm)”. Uysal ve bunamış bir vaziyette, annesinin ve kız kardeşinin yardımıyla bir on yıl daha yaşar. Ata gelirsek, bildiğimiz bir şey yok.”
(Torino Atı filmi giriş sahnesi)
Nietzsche olayın intikal ettiği yere gelir ve öfkeden köpürmekte olan taksicinin sebep olduğu bu gaddarca harekete bir nokta koyar. Sağlam yapılı ve bıyıklı Nietzsche aniden taksinin üzerine atlar ve kolunu bağlar bir vaziyette atın boynuna dolar.
Komşusu onu evine götürür…
O da iki gün boyunca divanın üzerinde, o bağlayıcı son sözlerini fısıldayana kadar sessiz bir şekilde kımıldamadan yatar: “Anne, tam bir aptalım (Mutter, İch bin dumm)”. Uysal ve bunamış bir vaziyette, annesinin ve kız kardeşinin yardımıyla bir on yıl daha yaşar. Ata gelirsek, bildiğimiz bir şey yok.”
(Torino Atı filmi giriş sahnesi)
04 Şubat 2017
Huzursuzluk
Eskiden mutsuz olduğum yer şimdi huzur aramaya gittiğim yer oluyor. O huzursuz olduğum yerden sana koşup seninle konuşmak yetiyordu bana, ama şimdi seninle olan huzursuzluğuma hiç bir yer çare değil, bende en tanıdık huzursuzluğuma dönüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bercestelerim
Ağlamak Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal S...
-
Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü… Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Özkan Mert Her yağ...
-
Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yab...
-
Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin...
-
Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Kon...
-
Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap ...
-
Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vur...
-
Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir...
-
sarıp sarmaladı bizi kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik * kadınlar az şey beklemiyor sizden ...
-
Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ci...





