13 Kasım 2019

Dikkat et, su ıslatmasın seni!

Elleri bağlı denize attı ve seslendi:
Dikkat et, su ıslatmasın seni!

Hallac-ı Mansur

Fakat minberde asla!

Kalpte saklı olan sırrı
İfşa etmeyeceksin
Darağacında söyleyebilirsin,
Fakat minberde asla!

Mirza E. Galib

Hallac-ı Mansur

Sahne hazırlanmıştı; belki bir cilvesiydi
Önce tutuklanmana ve sonra ölümüne
Sebep olan mazinin: “Dedesi mecusi”,
Belki, “isyanda görülmüştün kölelerle”,
Belki, “fazla beraber olmuştun simyacılarla”.
Belki, Hindistan gezisi - veya başka şeyler...

Hiçbir yarar sağlamadı, nüfuzlu kişilerin
Davan için mücadelesi, veya âlimlerin
İstişareleri veya müritlerinin gösterileri -
Sadece sonu daha aşikâr kıldı...
Maksadın şöhret değildi. Islahattan konuşuyordun
Lâkin hususi - Önce kendini ıslah ederek...
Mamaafih “hususi” ne demek bilen yoktu.
Dikkatleri çekmiştin sen, vergilerin istismarına
Onların gidip kayboldukları hususi ceplere -
İşaret etmiştin sen ahlâksızlığa
Bir mutabakatmış gibi kamu adına işlenen günahlara.

Sorun bu değildi. Alışılmıştı vaazlara,
Etkileri kalmamıştı dünya işlerindeki sarsıntılar gibi
Bir defa başladıktan sonra, unutulanlar
Senin içindeki ahlâk ve adalet değildi;
Hakikatperestliğin değildi, hikmet sahiplerini
Kıskandıran, hükümdarları öfkelendiren -

Hayır, şendeki o Aşk ’tı - O’nun sana gelişi.
Senin esaret yoldaşın ve Dostun,
Sana, eşinden ve çocuklarından daha yakın.
Düşünceden daha şahsi
Asla terketmedi seni O - teslim oldun O sevdi.

Yasanın dediği gibi; lâkin O idi,
Seni seven; bir emir, bir düstur değil.
Duruşmada kıskanç bir sufi,
Mecnun ilan etti seni.
O “ermiş’tir” dedi bir muhafazakâr.
Resmî makamların gözünde ikisi de suçtu

Zindanda dokuz yıl. Asla terketmedi O seni,
Darağacına götürdüklerinde,
Sen O’na Ben diye seslendin
Seni hiçbir zaman terk etmeyen hiçbir zaman ölmeyen.


Herbert Mason

11 Kasım 2019

Dostumdu

2

Dostumdu. Dert endişe bilmedik birlikte,
Onunla duygularımı, paramı paylaştım;
Bir aylığına alır, bir yıl sonra verirdi de,
Bunun için ona kesinlikle kızmazdım,
Ondan farklı bir yanım yoktu benim de;
Dertli olduğunda çenesi açılırdı nedense,
Şen ve mutluyken görünmezdi kimseye.
Sıkıntıdan hayallerini benimle sürekli
Paylaşır, bana "sen" diye hitap ederdi;
Meziyetlerimi başkaları gibi överdi o da
Ve kadrilde sürekli ben olurdum karşısında.

3

O dostumdu. Böyle dostlar yok bugün...
Sevgili Saşa, ruhun huzur bulsun orada!
Yaban ellerin topraklarında uyusun,
Belleğimin dilsiz mezarlığında.
Dostluğumuz gibi, kimse dokunmasın.
Öldün pek çokları gibi sessizce,
Ama kararlılıkla. Gizemli bir düşünce
Hâlâ dolaşmaktaydı senin başında,
Gözlerini sonsuza dek kapadığında;
Can vermeden önce söylediğin şeyi,
Duyanlardan anlamadı bile bir tek kişi.

4

Bir selam mıydı o söz anayurduna,
Adı mıydı geride kalan bir arkadaşın,
Genç bir yaşama bir hsaret mi yoksa,
Yoksa bir çığlığı mıydı son çırpınışın -
Öngörmek kolay mı? Böyle bir anda
Bulanık endişelerle dolu olan kalbe
Ne dolabilirdi bu kadar kısa sürede?
Şimdi de anlatması gerekiyor belki
Hayalleri, işleri, serüvenleri sana ait -
Aptala eğlencelik, akıllıya derslik...

Mihail Yurgeviç Lermontov


Rabbin huzuruna çıkmaya hazırlanırken

Ölüyordum. Ne bir yakın, ne bir dost,
Bir kez uğramamıştı bana...
Boğucu gecelerin karanlığında korkuyla
Hayatımı sık sık geçirirdim gözden,
Rabbin huzuruna çıkmaya hazırlanırken
...
Ben de öleceğim! - Ama mezarımın başında
Bozkır rüzgârları ağıt yakacak yalnızca!...

Mihail Yurgeviç Lermontov
Çeviren: Kayhan Yükseler

Ey şairlerin eski lâneti

Ey şairlerin eski lâneti,
yakınan sürekli, konuşmak yerine,
durmaksızın değerlendiren duygularını
oluşturmak yerine onları ve bildiklerini sanırlar hâlâ,
içlerinde neyin neşeli olduğunu veya acıklı
ve şiirlerinde, yerebileceklerini veya övebileceklerini
onları, aynı hastalar gibi,
kullanırlar acının dilini,
anlatmak için sızlayan yerlerini,
kendilerini sert sözcüklere dönüştürmek yerine
bir katedralin taş ustasının
taşın soğukkanlılığına dönüşmesi gibi inatla.

Rainer Maria Rilke
Çeviren: Tanıl Bora

GİTME O GÜZEL GECEYE TATLILIKLA

Gitme o güzel geceye tatlılıkla
İhtiyarlık yanmalı ve saçmalamalı gün kapandığında;
Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

Akıllı adamlar, bilmelerine rağmen karanlık uygundur sonlarında,
Sözleri şimşek çaktırmamış olduğu için onlar
Gitmezler o güzel geceye tatlılıkla.

İyi insanlar, son defa ellerini sallarlar, bağırarak ne kadar parlak
Dans edebileceğini güçsüz eylemlerinin yeşil bir koyda,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölmesinin karşısında.

Vahşi insanlar güneşi uçarken yakalamış olan,
Ve öğrenen, çok geç, yas tuttuklarını ona yolunda,
Gitmezler o güzel geceye tatlılıkla.

Ağır hastalar, ölüme yakın, körleştiren görme gücüyle gören
Kör gözlerin gök taşları gibi alevlendiğini ve şen olmasını,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölmesinin karşısında.

Ve sen, benim babam, orada hüzünlü dorukta,
Yalvarırım, lanet et, hayırdua et bana şimdi acımasız göz yaşlarınla.
Gitme o güzel geceye tatlılıkla.
Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

Dylan Thomas
Çeviren: Vehbi Taşar