02 Ocak 2022

Bir ağlama duvarı bu

anılar gömülüdür zaten ben bir daha gömerim
çocuk olmuşum, hasta olmuşum, deniz olmuşum
yalnız bir sincabım belki
gömdüğü cevizlerine küsen

Ahmet Murat


Azgın fırtınalar denizlerde,
Şehirlerde ışıktan dalgalar
Bekleşen kadınlar geceleri,
Rüzgâr gibi kızlar, küskün çocuklar.

İnsanlar! Şeytanın sütkardeşi!
Bazı bazı sizleri de gördüm uzaktan;
O zaman sövmek geldi içimden
Ayıptır söylemesi…

Cahit Külebi


kalbi kırık bir beyazlık, küs bir çocuğun büzülen alt
dudağı, açmadan önce solmayı öğrenmiş bir çiçeğin
uykusuz sancısı, yeni çağların merhametli ve cömert
hayalcisi, hayatın kalbinde oturan vefa çiçeği, sanki
üzgün bir gül yaprağı, ruhunda bayram sevinçleri
taşıyan, sevdiklerini sevgisiyle yaşatmaya çalışan

Engin Turgut


Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Enlemleri, boy lamları birbirine karıştırdığın için
Bizimle uzlaşmadı, diye bağırıyor dini bütün olanlar
Sonun kötüye varacak, bildiririm…

Ahmet Erhan


sonra bir yanlışlık oldu küstüm kendime
tesellisiz bir sabırla boşlukları biriktirdim
evvel zaman önceydi…
yılan gibi kaygandı mutluluk
elimizden bir anda yitip gitti

Eren Aysan


tavanı kırmızı, duvarları beyaz badanalı
bir odada bir arada bir ara olmalıyız, hatırladınız
bıçak sapı gibi gülümsememe de izin vermelisiniz
– babam bana küstü, döv onu babaanne

Küçük İskender


Uzun yoldan gelmiş gibi yorgunum
Ne kimseye küskün ne de dargınım
Bir ahu gözlüye candan vurgunum
Garip gönlüm kapısında kul gibi

Neşet Ertaş


küsecek kadar sevmeli insan birini
o gelince küsmeli: nerdeydin bunca zaman
niye sevmedin beni, küsecek kimsem yoktu
demeli o varken de kimseye küsmemeli

Haydar Ergülen


Ne zamandır kurumuştu çiçekleri şiirlerin

taş duvar demir kapı bedeli ödenmiş acı
hangimiz hangimizden alacaklı
pencerede yağmur içimde dağlar ve gökyüzü
nefret ve hüzün
yalnızlık
barışığım hepinizle küsüm kiminizle

( Denizin sesi yüzlerinde kalkıp yürüdüler)

Refik Durbaş


bu gece susmaya gelsem sana

sıcak bir düşün terine
ayaz yedim bütün gün
bana şarap versen
kırmızı pembe beyaz
içimde küskün bir çocuk var
usulca örtsen üstümü gözlerinle

Zeynep Uzunbay


Dünya böyle gidiyorsa
Elbet bir nedeni var
Ben sana küstüm küserek.

Behçet Necatigil


sûr’um. susuyorum, kavmimin incinen gözüyle
bakıyorum burçlardan çöle. kaab uzak, hırka
küs..hüseyin ki artık kalbimizde süs!

Metin Kaygalak


Yaşanacak hayat,
Şiirden uzun,
Kavgalar şiirden zorlu,
Ve gözyaşı,
Şiirden çok daha parlak
Olduktan sonra,
Odalardaki hüzünlü suskunluk,
Küstürmesin seni çocukluğuna.

Melisa Gürpınar


Küsmüş göğüne besbelli
Geleceği göremediğinden
Taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
Doğuşunu yeniden

Metin Altıok


Ve sefil yaşlılığının küskünlüğü içinde
hayatını nasıl boşa harcadığını düşünüyor
güçlü, yakışıklı, sazı sözü yerindeyken.

Yannis Ritsos


Saatlerin yağmaladığı taze ömrüm,
Saklandığı şapkaya küskündür tavşan
Elimde değil diyorum, bu yaşamaktır
Söz alıp ayağa kalktığımda dağılıyor meydan

Gökhan Ergür


Gidersen sana da kırılacak, kal,
– Gönlüm ki, böyle her gidene küstü –
Ve deme “buradan bir akşam üstü
Giderken ardımda hıçkırarak, kal!

Hamit Macit Selekler


nice nehirler akmakta bahçeme
nice köprüler kurulmakta sözsüz
kim indi kuyuma, kim(in) di bilir misin
kûy-i yâre bırakıp giden kalbini
çürümüş yazlardan geçerek
son yaprakları son aşkları son hüzünleri
bırakarak ıssız yolculuğuna çıkan,kim
başkasına sığ kendisine derin bu mevsimde
serkeş akşamlara küskün yollara yoldaş

Mehmet Solak  


sen kimseye küsmezsin bilirim, gözlerin de
yaprak hırsızı güz: anılar düştükçe göz
dolar, yaz gelmeden temizlemek gerekir
gözleri yoksa küskünlük de gözyaşıyla kirlenir

Haydar Ergülen


onları
bakır bakraçlıları kıyısına küsmüş denizleri
hadi söyleyelim onları
hiçbiri değil sözümüzün muhatabı
seken taşın kara bahtlıları

Kenan Çağan


Ey sen!
Düzene düşüp aşka küsünce
Oyuncaklarını toplayıp giden çocuk…
Hala eski aklında mısın?
En sevdiğin turuncu trenin
Bende kaldı…
Farkında mısın?

Esra Güzelipek


Yorgunuz, kaybetmişiz, dalgınız, kırgınız, küsmüşüz
Bu çocuklar birer birer kaybolurken sisler içinde kime gidelim
Çok yürüdük yollar kayboldu yol bulduk sana geldik
Ne getirdin deme bize senden başka neyimiz varsa o bizim yokumuzdur
Geldik işte bunlar ellerimiz
Bunlar da ellerimizin büyük boşluğu

Mevlana İdris Zengin


Semih’le küsüşünce yaşamın bir anlamı kalmadı. Günler sakız gibi uzamaya başladı. Ne cinayet planları, ne bir ağız dalaşı, ne bir soğuk savaş atmosferi. Yalnızlık berbat bir şey, kürtleri bile özlemiştim neredeyse. Dayanamadım, gittim kapısını çaldım. Öyle baktım boş boş. Sarıldı bana.

‘‘Özlemişim lan seni,’’ dedi. ‘‘Küçük faşo, gir içeri.’’

Emrah Serbes / Üst Kattaki Terörist


bilirim herkesin bir şiiri vardır bir de umudu
hangi iklimin kırılgan ağacıyım ben
küskünüm, güz acısı çekiyorum işte
söyle be ustam
yerim neresi bu çıkarcı dünyada
alıp başımı nerelere gideyim

Bak ustam
gözlerim ıslak, hüzün akıyor yüzümden
küskünüm, yaşam ağrısı çekiyorum
kederimle boğuşmaktayım sancılar girdabında
...
yaşama yaslanmak için
şiirin burçlarına tutunmak yetmiyor ustam
al götür beni buralardan o uzak diyarlara…

Nuri Can


alınganlık, ah, bilmezsin, küsmem de küsülecek
zamanda, n’eyleyim varlığın yokluğundan tenha
senden başka küsülecek kimse mi bıraktın bana
bir ben kaldım bir de bıraktığın küskünlük tenha

Haydar Ergülen


Sana benzemiyorum
Hiç benzetmeye çalışma
Ya olduğum gibi sev,
Ya küs bir daha barışma

Sezen Aksu


Ah, İstanbul’un gözleri senin gözlerine nasıl da benziyor ışıltılı
Gözlerin arkadaş ve sevgili, gözlerin gurbet gibi bakıyor
Gözlerin susmanın bulutlarını taşıyor ve masum yazlar
Sen incecik bir yağmur olmalısın ovaların kalbine iyi gelen
Küsmesin gözlerindeki martı, gözlerini al da gel adalara kaçalım

Engin Turgut


Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?.. 
Küskün duruyorsun. 
Bir şey kuruyorsun. 
Seyrinle ıyan et bana, ilhâm 
ile söyle: 
Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?.. 
 
Abdülhak Hamit Tarhan


Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl…
Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
Muhîtin hâli “insâniyyet”in timsâlidir, sandım;
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

Mehmet Akif Ersoy


Neden küstün bilir hep cürmün inkâr eylemez âşık
Sebep bu infiale naleî bî ihtiyarımdır

Salın ey nahli nâzım gel nolur bir kerre serv âsa
Sarayındır bu gönlüm ande eşkim cuyibarımdır

Leylâ Hanım


İşte gidiyorum, bir
şey demeden
Arkamı dönmeden, şikayet etmeden
Hiçbir şey almadan, bir şey vermeden
Yol ayrılmış, görmeden, gidiyorum

Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır her bir adımda
Ayak izim kalmadan gidiyorum

Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden gidiyorum

Kazım Koyuncu


Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.

Ahmed Arif


Geçersen uğra çay demlerim, istersen ıhlamur,
sahi, zili bozuk kapının, seslen, küsüp gitme,
çocuk ol, ufak bir taş at pencereme
uyansın sokağa insin, elinden tutsun anılar.

Ruşen Hakkı


Küsmedim Neşedim kahrettim sana
Baban değil miydim sormadın bana
Olan olmuş yavrum ne deyim sana

Muharrem Ertaş


bir zaman senden ağlar kaldım gazala
sesim o uzak dağlarda dağdar şimdi
sanki unutmak için var anılar kinimde
ve sanki hep küs tadıyla söylenmiş bir şarkı duyduğum:
herkes bir gün bir aşkta imkânsız hâlâ

Kemal Varol


Evet, o rûh-ı safânın budur o ma’nâsı!
Fakat neden bilmem, hilkatın o eczası
Nigâh-ı nâfiz-i şi’rinle hep söner küskün…

Ahmet Hâşim


Bilim her şeyi bilmek değildir, bilim neyi nerede bulacağını bilmektir… Zamanında Kanunî’nin Süleymaniye Camii’ni açmaya geldiğini elbette görenlerimiz vardı… Bir köşeye bu intibalarını kaydetselerdi ve bir defterin yaprağında bu günü bulsaydık, fena mı olurdu? Ben bu geçmiş kişilere, ellerinde olan imkânları kullanmayan insanlara küskünüm…

A. Süheyl Ünver


Beytü’l-hazen, Yakup peygamberin en sevdiği oğlu Yusuf’u kaybetmesi üzerine üzüntü ve acı içinde çekildiği evidir. Kendisini anlayan olmamış, özellikle diğer oğullarının kendisine ve kardeşleri Yusuf’a ihanetleri ona ağır gelmişti. Bu davranışı kabullenemez, isyan eder ama elinden hiçbir şey gelmez; sabretmekten başka çaresi yoktur. Âdeta dünyaya küserek tüm üzüntülerini paylaştığı evine kapanır. Sabır ve derin bir tevekkülle Allah’a sığınır. En güzel çözümün onda olduğunu düşünür. Yakup peygamberin yazımızda ele alacağımız yaşamı Klasik Şiirimize akseder. Şairler onun kapandığı evi şiirlerinde “beytü’l-hazen” yanında, “beyt-i ahzan”, “külbe-i ahzan” şeklinde adlandırarak ele alırlar.

Adnan Uzun


Fısıldıyorsun, mırıldanıyorsun,
Titreşiyor dudakların…
Titriyor parmakların…
Nedensiz küsüyorsun bazen,
Bazen nedensiz barışıyorsun.

Şota Nişnianidze


Rakam’la 1 rezidans, yazı ile bir kabir
Bir tarafı dünyaya, bir taraf şehre küstü
Şafak sayıp duruyor gecekonduda gece
Hayat daracık sokak, ömür cadde-i kebir
Bu berzahta ey şair, bir sen kaldın sadece

Hüseyin Akın


“Kışın atlıkarıncayı kapatıyorlar sanıyordum,” dedi bizim Phoebe. Daha ağzını yeni açıyordu ne zamandan beri. Benimle küs olduğunu unutmuştu herhalde.

“Belki Noel diye açılmıştır,” dedim.

Ben ona bunu söyleyince, bir şey demedi. Herhalde benimle küs olduğunu hatırlamıştı.

J. D. Salinger / Çavdar Tarlasında Çocuklar


açları doyuran, küsleri barıştıran,
evsizlere ev, yarsızlara yar olan
yerle göğü insanın yüreğinde buluşturan
bir gül zamanına, gül umranına,
gül toplumuna, gül insanına.

Cahit Koytak


İlkokul birinci sınıfa giden bir çocuğun ne derdi olabilir ki… Öğretmen biraz fazla ödev veriyordur, kalemi zor tutuyordur, harfleri birbirine bitiştiriremiyordur, okulda bir arkadaşına canı sıkılmıştır ya da ne bileyim yaramazlık yapmıştır da annesi ceza vermiştir, babasına küsmüştür, kardeşiyle kavga etmiştir… Ne derdi olabilir ilkokul birinci sınıfa giden altı yaşında bir çocuğun…
...
Babaanne anlatıyor. ‘’Dün misafirliğe gitmiştik Mehmet’le. İçerde çocuklarla oynuyordu. Arkadaşları koşarak yanıma geldiler. Mehmet camdan aşağı atlayacak diye bağırıyorlardı. ‘’ Fısıltıyla anlatıyor babaanne. Mehmet duymasın diye. Niye yaptın oğlum diye sormuş. Babasının yanına gitmek istiyormuş Mehmet. ‘’Babamın yanına gitmek istiyorum.’’ Fısıltıyla soruyorum, ‘’Mehmetin babası nerede?’’ ‘’Öldü’’ demiyor babaanne. Sağ avucunun üzerine kafasını yatırıyor gözlerini kapatıyor, yine fısıltıyla ‘’iki sene önce’’ diyor. Gözleri kıpkırmızı oluyor birden fakat ağlamıyor Mehmetin yanında. Arada dönüp Mehmetin başını okşuyor. Gülerek, çikolatayı cipsi az yesin di mi doktor teyzesi deyip bana dönüyor. Gözleri kan çanağı…

Bu sabah ilkokul bire giden altı yaşında bir çocuğu muayene ettim. Solgun ve mutsuzdu. ‘’Babamın yanına gitmek istiyorum. Camdan atlarsam ölürüm siz de beni babamın mezarının yanına gömersiniz.’’ demişti, bir gün önce onu pencerenin önünde yakaladıklarında. ‘’Ne yapalım doktor hanım?’’ diye soran babaannesine bir profesyonel(!) olarak söylemem gerekenleri söyledim. Fakat çok uğraşsam da Mehmet’in yüzünü güldüremedim.



Işıktan sesleriyle ölüyor kuşatılmış bahçelerdeki çiçekler
Küskün zambaklar sığınıyor gecemin üşüyen dar kapılarına

Özcan Ünlü


ıslak bezde kalır alnın sıcaklığı
cam arkasında kıpırdar buğu
ümmîdir okuyamaz dudaklarını
nasıl bir alfabe bu

anahtar söz verir anahtarlığa
kapıda uyur geceler boyu
şiir küser koştuğu dağa
nasıl bir alfabe bu

ah bu müflis tüccarı ayıplamayın
bir vitrinden seçtim ben onu
fiyatını bilmiyordum
etiketi yoktu

A. Ali Ural


Küstün; we have a problem
O silahına davranınca ben de koynumdaki güle
Tomurcuklandı bir çocuğun gamzesi
Kılıcımı kırdım, kapımı kilitledim
Sûr’dan duvarlara yaslanarak
Yolumuzun bundan sonrasına hatıralarla

Küstün; we have a problem
Ah-u figan ağlayarak misilleme, muhafaza ve defans
Teşhiste hata olmaz; olur mu: Herkesin kaderi iki dudak arasında
Ben ise ‘oy’umu nedamete vereceğim yine
Arada bir görünüp kaybolan bulutların aşkı için
“Oy ben öleyim” diyen bir anayla

Küstün; we have a problem
Olmasa iyiydi ama oldu, hesap cüzlerinden bir netame : DAN
Borsa tahtalarına vur, tabelaları kurşunla
İnsan bile birikmezken zamanede bir hal
Gelirse başa, hangi günü gördün;
Kalbini yanına almayı unutma!
Yangında ilk o işe yarayacak unutma

Göğsün ve karnın aşkla, kalbin ölümle bir ilgisi
‘Oy’ un ise kahırla, bıkkınlıkla, ünlemle

Murat Özel


Dünya görüşü bir sondur, huzur arayan yaşlı, küskün insanlara göredir, saptamalar, düzenlemeler ve belirlemeler peşinde koşan son istektir. Oysa yaşam duygusu bir ilk arzuya ve ilk sevdaya benzer. 

Rilke


Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin
İçimde yalnız ve yapraksız
Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru-
Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun
Bir ağlama duvarı bu.

Erdem Bayazıt


Her ne kadar küskün ve geçenleri hatırlıyorsa da acıdı gene ona;
Zavallı çocuk “Ah” diye bağırdıkça her defasında
Çınlayan sesiyle tekrar ediyordu “Ah”.

Publius Ovidius Naso


Yaşanacak hayat,
Şiirden uzun,
Kavgalar şiirden zorlu,
Ve gözyaşı,
Şiirden çok daha parlak
Olduktan sonra,
Odalardaki hüzünlü suskunluk,
Küstürmesin seni çocukluğuna.

Melisa Gürpınar


Ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor dışarda inleyen rüzgar
yıldızlar küs
ay üzgün
yağmur dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor
kimse duymuyor

Nuri Can


kimbilir ki dündür, olgundur kalbimiz
yollarsa her zaman biraz küskündür
yokuşlarda ve inişlerde…
Zaman’dır seni sardığım kumaş
bekledin, örtülsün ki yavaş yavaş…
erguvandın, kayboldun dilegelişlerde

Hilmi Yavuz


Kıraç, boz ve kurak bir boşluktayım
kilimleri rüzgâra karşı astım
ben burada
sapların üstünde öğle uykusundayım
dünya aşağıda dağlar uzakta
ben küskünüm ama şu yamaç kadar
ama rengarenk, rüzgârda kilimler
ve harman sonu, yorgun yaprak, kaçkın keler.

Üzerine akşamın kapandığı gölüm ben
Bir kez hatıra ettim aşkı, bir daha etmem.

Seyrek salkımım bağda
Güz geçmiş üstünden
ve tenha.

Birhan Keskin


Heceleme beni artık Allah’ım
Bırak okunaksız kalayım
Kaderimin hepsi pek iyi olmasın varsın
Bak, ömrüm eriyor işte
Çocukluk fotoğrafımdaki kardan adam gibi yanı başımda
Bak, ilkokul talebesi kalbimden
Yine karne parası istiyorlar
Bir gecekonduda oturuyor kalbim oysa
Yağmur yağdıkça
Bir gecekondunun damı gibi içine doğru ağlıyor
Saçlarımda dolunay taneleri eriyor
Saçlarımda bir kızılderili reisi
Oturmuş barış çubuğu tüttürüyor
İsmi: Mehtapta öpüşen iki sevgili
Kalbim küs oysa, kalbim yalnız bir kovboy
Nedense şimdi evinden çok uzakta

Didem Madak


Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi
Şimdi çocuk büyümekte günbegün
Bütün hüzünleri okşadı birer birer
Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün

Metin Altıok


içimin ırmakları kurudu bütün yapraklar soluk
hüzün kokuyor çiçeğim
hangi yağmurları müjdelersen müjdele
yeşermez bir daha yangının düştüğü yer
aşk da küstü
kim dinler kalbimin kırık sesini artık

Nuri Can


gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde
sevgiler umutlar yok değildir
öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize
çabuk öfkeleniriz
durup durup böyle hüzünlenmemiz neden
anlamıyoruz da ondan mı yoksa
bir bütün olduğunu mutluluğun
umudun bir bütün olduğunu

Edip Cansever


Gül ki, benim küskün gönlüm o gülüşe özensin,
Sessiz dağlar kahkahana cevap versin, bezensin.

Rıza Tevfik Bölükbaşı


İki gözüm ona iyi bak
Dünyaya küskün gitti biraz
Zemheride çiçek açmış
Acılı, suskun bir topraktır o
Seslenmezsen
Merhaba demez
Hastadır, koluna gir
Yürüyemez
Ayakları tutuk

Metin Demirtaş


acı bir çaresizliktir gülümsemek dedim
küskün yanlarına mütercim sözlerin kanadı
güldün
acın büyüktür aklına çocuk
acın; acımdır gülüşlü felaketim

say ki bir babayım ve muğlaktır hüzünlerim
düşün ki iliğim
hüzünlü bir kızın yağmurlu sunağıdır
muğlak bir acı ne kadar büyütebilir ki seni
unutma;
acısını anlamsız şiirlerin yüklendiği şairler
Allah’tan almışlardır renklerini
ki Allah’ı severim
ve yine unutma;
şiir bedbahtların işidir

Hasan Tan


ve nasıl küserse Allah’a bir insan
ben de öyle küsmüşüm

Hasan Tan


Ben, yine de vazgeçmedim seni sevmekten.
Eskisi gibi değil ama.
Biraz buruk, biraz küs, biraz sitemkâr seviyorum artık seni…
Dudaklarımı ısırıyorum artık adın geçince.
Kavga falan çıkarıyorum.
Eskisi gibi sakin değilim ama olsun…

Cezmi Ersöz


Onu atmosferimize, suyumuza alıştırdığımız gün, bayramlar edeceğiz. Elimize görünüşü dehşetli, korkunç, çirkin ama, aslında küser huylu, pek sakin, pek korkak, pek hassas, iyi yürekli, tatlı ve korkak bakışlı bir yaratık geçirdiğimizden böbürlenerek onu üzmek için elimizden geleni yapacağız. Şaşıracak, önce katlanacak. Onu şair, küskün, anlaşılmayan biri yapacağız. Bir gün hassaslığını, ertesi gün sevgisini, üçüncü gün korkaklığını, sükûnunu kötüleyecek, canından bezdireceğiz. İçinde ne kadar güzel şey varsa hepsini, birer birer söküp atacak. Acı acı sırıtarak İsa’nın tuttuğu belinin ortasındaki parmak izi yerlerini, mahmuzları, kerpeteni, eğesi, testeresi ve baltasıyla kazıyacak. İlk çağlardaki canavar halini bulacak. Bir kere suyumuza alışmağa görsün. Onu canavar haline getirmek için hiç bir fırsatı kaçırmayacağız.

Sait Faik Abasıyanık


ve memeden kesilmiş
bir çocuk gibi
bütün dünyaya
küsmez mi

Ali Biçer


Şairlik, haksızlık etmektir düpedüz
Elma dururken üzümün karanlığına
Her bağdan yepyeni bir salkım heves
ve her adada başkalığıyla şımarıyorsa elma
ve üzümden sarhoş olacağına, ah geçkin şair,
elmadan başı dönüyorsa, unutur elbet
genç bir aşık gibi, bağbozumunu da
Kelimeler de şuç ortağı olur ve şiir bozulur
Üzümü küstürme, karanlık olan elma
Gecenin ve aşkın anlattığı da bu
Yaz geçsin tez güz evine dönsün
Ay ışığında yıkanmış vedalarda
sevdiğim bağbozumunu

Haydar Ergülen


Ben başkasının adası olsaydım
çok sevmek de kederlidir ve insan gölgesinden bile
uzağa düşer, ölüm zaten bir kara ada, derdim,
bir kız gözyaşlarına küser, ben tutar ayrılığa küserdim.

Haydar Ergülen


Küstüm sana ben nâfile yalvarma barışmam

Vâsıf-ı Enderûnî


Bir gün fazlaymış seninle iki gün az
Dört duvar açık deniz; alesta vira
Elbette suçsuzluk grameri çoğul ek almaz
Ne de bir babanın küsüşü oğluna.

Furkan Çalışkan


karafatmalar onu benden ayırdılar
o şimdi bana küsülüdür
kutu duvarları içinde

Asaf Halet Çelebi


Anne baba boşanmış çocukların babaya atar muhabbeti malum, liseye başladığım zamanlarda küstüm.
Bi gün aradı annemi, konuştular falan, annem verdi telefonu baban konuşacakmış diye. Konuştum, atar yaptım, tersledim falan, kapattık öyle.
Ameliyata giriyormuş, girmeden arayayım seslerini duyayım demiş. 2 gün sonra cenazesine gittim...



aşkları erteleyip durdum
küskün bir çiçektim
bin uçurtma yaptım başkaları için
ama benim bir uçurtmam olmadı

Hüseyin Avni Cinozoğlu


Sait’in bir yanı da, olur olmadık şeylere kızmasıdır. Nedir, kızgınlığı çabuk geçer, küskünlüğü de uzun ömürlü olmaz. Bu küskünlüklerden birini Orhan Kemal anlatır bize.

Bir gün iki yazar Parmakkapı’da karşılaşmışlardır. Bir süredir, bir tartışmadan ötürü araları şeker renktir. Orhan Kemal yolunu değiştirmek isterse de yapamaz:

– Merhaba.

Sait de belki yolunu saptırmayı geçirmiştir aklından. O da yapamamıştır:

– Merhaba.
– Nasılsınız?

Sait pompalı kahkahalarından birini atar:

– Teşekkür ederim efendim. Siz nasılsınız?

Sonra da Orhan’ın koluna girer:

– Bok. Nasılsınızmış… Bu ne kibarlık?

Küskünlük işte o an bu küfürlü deyişle ortadan kalkıvermiştir. Ama bu büyünün gerçekleşmesinde küfrün gücünü de kabul etmek gerekir.



Dalına küsen bir yaprak gibi

kapı aralandı ve çıktım
Cafer Turaç


Bir kızın yağmursuz küskünlüğü
Sen ki ağacını beğenmeyen yaprak

Süleyman Unutmaz


Yeridir, bu yürek şimdi ezilsin,
Yazılsın tarihi ve sezilsin…
Bir zaman vardı, şimdi yok sevgi
Sen çık ve salın, şunu da bil ki,
Küskün gider gidenler yer altına
Nice gevher bedenler çürüdüler
Gevher canlar imiş, parlıyor hâlâ
Tek sahipli ve çok yüzlü bir tebessüm
Özlem ve buluşmalar hep onunla.

Ben kınanma hırkasını kendim giydim eğnime

Hüsrev Hatemi


Kitapta bir yakınını huzurevinde ziyaret eden anlatıcı şu şekilde anlatır Şükûfe Nihal’i:

“ ….. o kadar mahzun, yalnız, içli, o kadar ‘mükedder’miş ki, yarı ’mefluç’ olmasa bile aşağıya, oturma odasına, öteki yaşlıların yanına ineceği yokmuş. Adı Şükûfe Nihal olan bu hanım kendi ‘mehpes’inde hala şiirler yazıyormuş, içe kapanıyormuş, ayrılırken bu dünyaya dargın, küskün ayrılıyormuş. (Mehpes: Hapishane. Mükedder: Kederli, üzgün. Mefluç: Felçli )

Huzurevinde bir iki kez ziyaret ettiğiniz gözleri sürmeli Bedia Hanım, ille Şükûfe Nihal Hanımın odasına da uğramamızı isterdi. Yatağında yarı doğrulmuş, daima eski şiirlerini okurken ya da yeni şiirler yazmak isterken bulurduk onu. Daima diyorum ama, Şükûfe Nihal Hanımı en çok gördüğüm gün beş on dakikadan öteye geçmez.

Gözleri sürmeli Bedia Hanım bir edebiyat aşığı olduğumu söyleyince, Şükûfe Nihal, ‘Size bir şiir okumamı ister misiniz çocuğum?’ diye sormuştu. Arkadaşının elini bırakıp gittiğini söylediği bu şiiri dudağımı ısırarak dinlemiştim.

Sonra bir seçki de rastlayınca ağlamaktan kendimi alamadım:

Son Hatıra

Adını ellerimle çizdim altın kumlara
Küçülen gözlerimde kurudu son damla yaş
Kumsal, deniz, sal, rüzgâr senden en son hatıra,
Solan ruhumdan sana bembeyaz bir soğuk taş!..
İşte, rüzgâr esiyor, dalgalar coştu yine;
Kumlara işlediğim hayalin da kayboldu…
Hicranınla yanarken ben derinden derine,
Karşında, solan yüzüm gibi, güneş de soldu…
Dalgalar, sürükleyin beni de enginlere,
Kumların arasında ben de bir parça taşım!…
“Ayrılmayız, beraber dalarız derinlere”
Derken, bıraktı gitti elimi arkadaşım…

Şükûfe Nihal Hanım şiirini bitirince ‘Uzlet köşesindeki şu ihtiyar kadını, sizin için okuduğu şiiri hepten unutmanızı temenni ediyorum’ demiş, hayatımda ‘uzlet’ sözcüğüne bir yer açmıştı.”

Selim İleri


Sana ey cânımın cânı efendim
Kırıldım küstüm incindim gücendim
Benim nevres-nihâl-i serv-bülendim
Kırıldım küstüm incindim gücendim

Rahmi Bey


çocuktum
küstüm
gidiyorum

Jan Ender Can


Onlar başka yazarlar buldular ben de dünyanın başka yerlerinde başka okurlar buldum. Ama eski sevgiliye bakar gibi hep gözümün kenarıyla onlara bakıyorum bana bakıyorlar mı diye. Bir gülümseme bekliyorum. Ama gülümsemezlerse onları gülümsetmek için bir çaba göstermeyeceğim. Küs ayrılacağız.

Ahmet Altan


Kitabı, insanın en büyük dostlarından biri olarak algılarım. Sürekli konuşabileceğiniz, istediğiniz zaman birlikte olabileceğiniz ve sizi sabırla bekleyen ve hiç küsmeyen bir dost.

Mahmud Derviş


söylesene hangisi daha büyük
toprağına küsüp kuruyan ağacın sevgisi mi?
dalından düştükçe yeniden yeşeren yaprağın ki mi?

-başkasında bulamadığım neydi sendeki?

Fulya Codal


Ey mâder-i hicranzede, ey hemser-i muğber;
Ey kimsesiz, âvâre çocuklar… hele sizler,
Hele sizler…

Örtün, evet, ey hâile… Örtün, evet, ey şehr;
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!…

(Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar… Hele sizler, hele sizler…
Örtün, evet, ey felâket sahnesi… Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!)

Tevfik Fikret


kalbimle it dalaşındayız, hiçbir atlas kucak açmıyor içimdeki ülkeye
ölüme yıllardır küs olmasam bir akrebe sevda büyüteceğim

Charles Bukowski


Eskimeyen bir rüzgardan gelmiştir bir elinde evlat kokusu, öbürü küs
Rakının denize ilk defa bakışı gibi göğe bir karışması var ki
İşte bunu anlatamam, bunu bahçeye düşen gölge de anlayamaz

Engin Turgut


Kadınlar erkeklerden daha çabuk, daha derin küserler.

Murathan Mungan


İçimin denizinde bir kayık yüzüyor bir de küskün kır çiçeği.
Seni düşünürken boynumun sokağından bir fayton geçiyor.
Seni düşünürken parmaklarım yasak meyveye dokunuyor.

Engin Turgut


ve kadere küsmüştü o, bir kere
sevgiyi öldürdü diye…

Ahmet Muhip Dıranas


Bu dünyada renk , nakış , lezzet , ne varsa küsüm;
Gözümde son marifet, Azrail’e tebessüm…

Necip Fazıl


Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
‘Yaşamak’ bir perde gibi kalkıyor aramızdan
Zamansız mekansız bir tünel başındayız şimdi
O mavi gözleri görmüş olmalıyım
Bir ikindi vakti kaskatı ellerimin altında
Uçuşlu saçlar bukleler
Üstünde uyuyan eller
Sevgim uzanıyor
Soluk soluğa uyandırıyor menekşeleri
Görüyorum kıpırdanışlarını
Uykunda gül açan yanaklarını

Cahit Zarifoğlu


annesine dargın ölecek küçük kız,
annesi bunu bilmeyecek.
gülkurusu akşam alacası içinde
ölü bir kuş taşıdığını.

Asuman Susam


(Dargındım babama
söylemek zor
annemin kefeni solmamıştı)

babam da bana dargındı

Sennur Sezer


Dargın sevgililer yalnızlıklarına uzaklaşıyor

Attila İlhan


Bir yoldan kaçıp bir yoldan yine sana çıkıp gelen
Engin deniz -benim gibi kalbinle dargınsın sen!
Hayal yolunu tutuyorum yine senin sözlerinle
Her hayalin hüzne çıkıyor yolu yüreğimde.
Böylece bir gün ben de gelebilirim sana
Keşke sıla da olsaydım ah sılada!

Nîmâ Yûşic


Hangi taşı kaldırsam
Anamla babam
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam
Ne güzel bir dünya bu
İyi ki geldim
Süt dolu bir torbayla
Şöylece çıkageldim
Kime elimi verdimse
Döndürüp yüzümü baktımsa
Kısmet kapıyı çaldı
Kör pınara su geldi
Ben şakıyıp durdukça öyle
Gülün kokusu geldi
Bebesi olmayana
Bunalıp da kalmışa
Acılarla yüklü
Dargın yüreklere
Yetiştim geldim
İyi ki geldim.

Ruhi Su


Sakin geceler şefkat olan encüm-ü bîdâr,
Titrer o karanlıkların evc-i kederinde,
Hüsran ü tahassür gibi matem nazarında;
Guyâ ki o dargın geceler ruhu boğardı
Her şey bizi bir korkulu rüyayla sarardı.

Ahmet Hâşim


yamalı bir kum torbasına dönmüşüm
kendimi dövmekten geliyorum
bir iş dönüşü saati
yorgunum, bitkinim
dargınım kendime!

Reha Yünlüel


Ve aslı olmayan bir şeye,
Beni bunca yıl inandırdı diye,
Dargın öleceğim Fuzuli ye
Aşk yoksun sen seni biz uydurduk,

Hüsrev Hatemi


Felek, ah ettirir, boynun kıl-ince…
Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde
Sızlar bir yerlerin
Adsız ve kayıp
Sızlar, usul-usul, dargın
Ve kan tadında bir konca,
Damıtır kendini mısralarınca…

Ahmed Arif


Bir ara gülümseyerek geçti yanımızdan. Dargın olduğu birine bile gülümseyebilmeyi nereden öğrenmişti?Ne kadar ölçülü, tartılmış ve nazik bir tebessümdü. Ben nasıl gülümsedim acaba? Onun kadar ustaca olmasa bile ben de gülümsedim. Ama kızmadım o gülümsemeye, haklıydı ve gene de surat asıp geçmenin yozluğu yoktu yüzünde.

Süleyman Unutmaz

Duygusallıkla varılan, ya da başka yerlerde, başka zamanlarda söylenenlerin kopyası olan yargılar ve acele yan tutmalar, insanı –özellikle zor koşullar altında- çok çabuk küskünlüğe ya da totaliterciliğe götürür.

Rasih Güran


Dargın ve küsülü olanları barıştır ki, sen de yarın Kıyamet gününde mesrur ve şad olasın. Hz. Musa (a.s.) münacatında, “Yâ Rabbi! Küsülü iki kişiyi barıştırana ne ecir verirsin? Senin rızanı kazanmak için halka zulmetmeyenlere nasıl bir mükâfat verirsin?” diye sordu.

Hak Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ben de yarın Kıyamet gününde ona selâmet verip korktuğundan emin ederim.”

İmam-ı Gazalî


Ezvâk-ı gayz ü kîn ile mestîdedir serim;
Hûnumda zehr-i nûr- ı gurûb etmiş inhilâl,
Mezceylemiş zalâmını yeldâma infiâl.

(Hınç ve kinin zevkleriyle başım sarhoştur.
Kanımda gün batımı ışığının zehri erimiş,
Dargınlık katmış karanlığın uzun geceme.)

Ahmet Hâşim


Gün ola, devran döne, umut yetişe,
Dağlarının, dağlarının ardında,
Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
Bir tek başak tanesi bile dargın kalmayacaktır,
Bir tek zeytin dalı bile yalnız…

Ahmed Arif


Kitaplarım somurtuyor. Biliyorlar ki dargınım. Yıllarca aldattılar beni ve ihsan ettikleri bir zerre ışık karşılığı nelerimi aldılar… Zaten kim aldatmadı beni?

Cemil Meriç


Çizgiyi geçtik mi geçtik, sen yalnız ben yalnız
Ondan öte ne dargın ne barışık
İki aşk ölüsüyüz salt iki tanıdık
Ah, bitti bitti bil ki bitti artık
Binde bir, bir yerde karşılaşırsak
İki ölü gibi- o da belki- selâmlaşırız…

Necati Cumalı

kimsenin olamadım
kimsem olmadı allah’tan ve anamdan başka
şartsız şurtsuz kim affettiyse hepimiz onunuz esasında
vurgunuz yarım kalana
kendimizle dargınız
ağlamak için insanın kendinden başka bir yari daha olmalı yarasında

Alper Gencer


Ey oğul!
Size düşen görev, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak, karşılıklı olarak hediyeler vermektir.
Sırt çevirip gitmek ve birbirinizle dargın durmaktan sakının.
İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı terk etmeyin. Aksini yaptığınız takdirde başınıza kötüleriniz geçer ve sonra yaptığınız dualar da kabul olmaz.

Hz. Ali (r.a.)


Kokundan havalanan kelebekler, sessiz cinler
Dönüp dolaşıp yine senin kalbine konmuşlar
Sanmıştım ki o kalbe de dargındın sen

Süleyman Unutmaz


buğulu bir camdan bakar gibisin
gözlerinde bu dalgın, bu yorgun bulut
yüreğimde güz kıyamet fırtınalar koparan
bu dargın bulut

Ayten Mutlu


Şiirlere bir insan, evlerden bir şey katmadan
Nasıl girer, şaşıyorum.
Örneğin daha demin kavgalar, dargınlıklar
Varken – işliyen saatler gibi alışılmış –
Kapı çalınsa, biri gelse, gülüşlerin, kaynaşmaların
Birden başlaması yok mu afallamış odalarda?

Behçet Necatigil


Dargın mısın yoksa bana?
Sesin, burukluğu taşır.

Gassan Satar


Annemin dargın
Yaprağıydım ben…

Arif Damar


kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terk edenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler

Murathan Mungan


hiç mihnet olmaz bunu bilirim
kırgınlıkla dağılmadım, dargınlıkla çözülmedim
inandım mı tam inandım kana bulandıysam hele
şimdi kazananla kaybedenin eşitliği gözümde

Zeynep Elif Arkan


Benimse dar; çünkü dargın havsalamın gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lânete çarpa çarpa gümrah,
Sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu.

İsmet Özel


Ben kurtların eviyim
Çatım harap, komşularım cimri ve bunak
Sığ ufuklar kesmiş yollarını
Toprağım aç
Oğullarım kavgalı, kızlarım dargın
Ve genzimde türkülerim tutsak

Bir dost yok burada bana
Bu can çekişen vadisinde saltanatımın
Bir dost yok ki kapımı çalsın
Şu kuduz rüzgârlar gibi
Etime dişlerini geçirirken mırıldanarak
“Seni görmek geldi içimden sadece
Seni görmek için geldim ben”
Ama yok kimse

Hakan Şarkdemir


Kendi denizinin sularında durgundun sen
Yetmemiş kımıldatmaya yüzümün kıvrımlarını
Kokundan havalanan kelebekler, sessiz cinler
Dönüp dolaşıp yine senin kalbine konmuşlar
Sanmıştım ki o kalbe de dargındın sen

Süleyman Unutmaz


Bir şiir; bir darlık bir dargınlıktır
İnsanla insan arasında
Kapıyla menteşe arasında,
El ile kalem arasında

Ve düşünce
İlle düşünce
Tutunulamayan
Biri vardır

Hayriye Ünal


Nerede yenilirsek orada şımarık bir ayrılık
Kalbimiz, artık durmalı aşkların dargın yüzünde
Kar gelecek, kimse kimseyi beklemesin, yollar kırgın
Usulca gökyüzüne kapandı her pencere.

Veysel Çolak


Ben ne zaman yalnız kaldım, bilmiyorum
Ne tuhaf, vaktim olmazdı
yalnızlığı bunca bilirken
kendimi hiç yalnız sanmazdım
çevremde hep birileri vardı,
ben hep birilerinin yanındaydım
günler belirsiz bir gelecek için neredeyse kendiliğinden hazırlanırdı
aramızda habersiz gidip gelen gündelik armağanlarla
kendi kendini taşıyan bir ırmağın akıntısında hayat
bizi kendi sahillerimize ulaştırırdı
bazı evlerden taşınırdık, bazı insanlar girip çıkardı hayatımıza
bazı mektuplar alırdık, bazı sözler, çiçek selamları
sonraları bazı tanıdıklarımızın ölümleriyle de karşılaştık
elde olmayan nedenle
sudaki halkalar gibi genişleyen
küçük alınganlıklardan büyük dargınlıklara
vazgeçişler, unutuşlar, kayıplar
birbirimizi çok sevdik hep
yıllarla azala azala

Murathan Mungan


annesine dargın ölecek küçük kız,
annesi bunu bilmeyecek.
gülkurusu akşam alacası içinde
ölü bir kuş taşıdığını.
gümüş kıvılcımlı gece ıssız…

Asuman Susam


bu sabah resmini kaldırdım raftan
günlerdir kaçırıyordu benden gözlerini

dargın beyaz
takvimlerden önce biten yaz
yalnızca
mutluluğa varsın
ha

Enver Ercan


neremiz dargındı neyimiz kanıyordu hangi yalanlara
kaybolmamak için geçtiğimiz yollara bıraktığımız toy defterler
şimdi çivi yazısı kadar anısı uzak yabancı imza
neredeysen çık ortaya Joe!
artık geçmişi bağışla

Murathan Mungan


gene şiirlere dönmeliyim, dargın ve uzak
bir gülüşü parçalayarak içimde
yaşamım hep böyle sürüp gidecek
karşılıksız soruların bildik seyrinde

gene şiirlere dönmeliyim, yenilmiş
binlerce kez taşlanmış bir adam olarak
şiirde kazanan aşkta yitirirmiş
zar tutanlar gülebilirmiş ancak

Ahmet Erhan


Dalgınlığı, dargınlığı hırka gibi üstümde taşıyorsam
Sen ve benim aramda olduğundandır
Ben bunca yıl bir başıma
Taşıdıysam kendimi oralardan buralara
Senin ve benim aramızda bir aşk olduğundandır

Melek Arslanbenzer


Küs ister küsme bu güftârıma ey şûh-ı sîm-endâm
Tenimde şerhadan hâli ‘aceb bir sâg nerem kaldı 

Nûrî


Ve nimetleri adedince rahmetini gösteren deliller, şahitler, bize Rahîm, Kerîm, Enîs, Vedud olan Hâlık'ımızın, Sâni'imizin, Hâmi'mizin dergâhını gösteriyorlar. O dergâhta en makbul bir şefaatçi, acz ve zaaftır. Ve acz ve zaafın tam zamanı da ihtiyarlıktır. Böyle bir dergâha makbul bir şefaatçi olan ihtiyarlıktan küsmek değil, sevmek lâzımdır.

Said Nursî


Küsmek taşınması zor bir zırh ; ağır çünkü .
Üç günden sonra belini büküyor insanın

A. Ali Ural


Fehame, bazı insanlar vardır ki altmış yaşına gelseler yine çocuk kalır, nasihate muhtaç olurlar. Bu türlülere küsmek, gücenmek yerine acımalı!

Fatma Aliye Hanım


Küsmek, boyun eğmeyi reddetmektir. ''Gücüm sana yetmiyor; sen inle dövüşemem, ama
sana tabi olmayı reddediyorum" diyebilmektir.

Kemal Sayar


Küsmek aşkın belirtisidir belki, ama küskün aşık da hem sıkıcıdır, hem de hiçbir geleceği yoktur.

Orhan Pamuk


   "Üzgünüm ama önünde çok zor bir seçim var Elizabeth. Şu günden başlayarak, ister istemez, ya annen ne ya da babanla küsmek zorundasın. Annen, Bay Collins'le evlenmezsen Bir daha yüzüne bakmayacak; ben de evlenirsen!"
    Onun öyle başlayıp da böyle bitmesi karşında Elizabeth gülümsemekten kendini alamadı.

Jane Austen


Küsmeyi seven bir toplumuz. Her vesileyle küsmeyi huy haline getirmiş insanlarımız bile var. Oysa küsmek yoğun bir ilişki sürdürme biçimidir. Çoğu zaman, küsülen insan dost kabul edilenlerden daha sık hatırlanır.

Engin Geçtan


Küsmek ve darılmak için bahaneler arayacağınıza, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.

Mevlâna


Her şeye ve herkese çatmaya hazırdı; sanki bir felakete uğramış, değeri bilinmemiş, talihine küsmüş güçlü bir kişiymiş gibi.

İvan Gonçarov / Oblomov


Dargın durduğumuz her gün mutluluğumuzdan bir parça yitirmiştik. Şimdi, bir an mezardan çıkman için hayatımı vermeye razıydım...

Fyodor Dostoyevski / Ezilenler


Şair, dünya sana küsmüş diyorlar
Sen barışamazken kendinle bile
Her varlık beyninin bir uzantısı olsa neye yarar
Çığrından çıkmış bu evrende?

Ahmet Erhan


İnsanların kayıtsız, suratsız, yorgun oluşlarına şaşırıyordu. Nasıl da dünyalarına küsmüş, nasıl da birbirinden bu kadar uzak ve yabancı idiler!

Cengiz Aytmatov / Gün Olur Asra Bedel


Küsmüş göğüne besbelli
Geleceği göremediğinden,
Taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
Doğuşunu yeniden.

Metin Altıok


Dedemin günlük tuttuğunu öldükten çok sonra öğrendik. O gün günlüğüne şunu yazmış: 'En küçük torunum bugün beni azarladı. Küstüm ona.'

Erdal Öz / Cam Kırıkları


Benim yarim bana küsmüş, gayrı sözü benden kesmiş
Zülüflerin göze dökmüş sevilmeyi, sevilmeyi

Karacaoğlan


Ona hakikaten dargın değildim; asla kızmıyordum. Sadece müteessirdim. "Bunun böyle olmaması lazımdı" diyordum. Demek ki beni bir türlü sevemiyordu.

Sabahattin Ali / Kürk Mantolu Madonna


Dargın ayrılıklardan sonra hayat insanın içine sinmiyor bir türlü. Hep bir burukluk, bir kırıklık taşıyor insan. Bir şarkı, bir anı, bir resim kötü ediyor insanı. Hele gurbette, uzaklarda... Sen bu duyguyu bilemezsin...

Murathan Mungan


Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,
büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;
kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.

Birhan Keskin


Sizi incittim ama sizin de bildiğiniz gibi, sevdiklerimiz kalbimizi kırsalar bile, onlara uzun zaman dargın kalamayız.

Fyodor Dostoyevski / Beyaz Geceler


Baktım sana kızgın değilim, kırgın değilim, dargın değilim. Kısacası artık ben sana hiçbir şey değilim.

Mehmet Ercan


Ne ben sana kızarım
Ne de zatın zahmet edip bana küssün 
Artık seninle biz
Düşman bile değiliz.

Nazım Hikmet


Sana kırgın, sana dargın, alınmış da değilim.
Bütün kahrım kendime...
Sakın üzülme. 
Yalvarırım üzülme.

Ahmed Arif / Leylim Leylim


Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Sezai Karakoç


Herhangi bir insan bile mazisiyle dargın yaşayamaz.

Ahmet Hamdi Tanpınar / Saatleri Ayarlama Enstitüsü


Kendi kendine - Yarın gidecek ve benden dargın olarak...- Birdenbire içinde garip, tahammül edilmeyecek kadar büyük bir hiddet kabardı. -Neden böyle oldu; niçin herkes bana böyle yükleniyor?
Huzurdan bahsediyordu. Peki benim huzurum nerede kaldı? Ben yok muydum? Bu kadar
yalnız ne yapacağım?- Hemen hemen genç kadının kelimeleriyle konuşmuştu. -Huzur, iç
rahatı...-
-Bütün mesele burada... Orhan sözünü bitirmedi.
-Devam et!..
-Hayır, söyliyeceğimi unuttum. Yalnız bir noktada haklısın. Fenalığı kabul etmemek lazım.
Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğuruyor.
-Bir nokta daha var. Haksızlığa hücum ederken yeni bir haksızlık yapmamak... Bu harp,
olursa eğer, çok kan dökülecek. Fakat çekeceğimiz ıstıraplar beyhude olur, eğer metodu
değiştirmezsek... -

Ahmet Hamdi Tanpınar / Huzur


Dargın durduğumuz her gün mutluluğumuzdan bir parça kaybetmiştik.

Fyodor Dostoyevski / Ezilenler


Biliyor musun, iki insanın arasında, birbirine kızgın olmanın da bir değerinin kalmadığı anlar oluyor. Ve bu, çok hazin bir an.

Sandor Marai


Sana kızgın değilim. Sana kızmayacak kadar seni iyi tanıyorum. Sonra seni seviyorum. Neden sevdiğimi bilmeden seviyorum. Bu sevgiyi her gittiğim yere beraber götüreceğim.. Allahaısmarladık.

Sabahattin Ali / İçimizdeki Şeytan


İnsanların birbirine eziyet çektirmesi kadar canımı sıkan başka bir şey daha yok; yaşamlarının baharındaki gencecik insanlar, tam da bütün sevinçleri yaşamaya en açık oldukları zamanlarda, birlikte geçirecekleri şu kadarcık güzel günü kızgın, asık suratlarla mahvediyorlar ve boşa harcanan günlerin yerine yenisinin konulmadığını anladıklarında çok geç oluyor.

Johann Wolfgang Von Goethe / Genç Werther'in Acıları


Kızgın bir duruma veya şiddetli bir aşka düşen kişi, ruhunun bir kap gibi dolduğu bir noktaya ulaşır; ama bir damla su daha gerekir: tutkuya yönelik iyi niyet (aynı zamanda genel olarak kötü niyet diye de adlandırılır). Sadece bu küçük nokta gereklidir; sonra kap taşar.

Friedrich Nietzsche / İnsanca, Pek İnsanca


Sen gülünce gülümsüyor olmama kızıyor,
Küsmek için geç kaldığımı düşünüyorum.

İbrahim Çolak


İnsan bu kadar çok sevmemeli, kimseyi bu kadar çok sevmemeli, kendi çocuğunu bile.Her sevgi, had safhaya varmış bir bencilliktir.

Sandor Marai


Etse de her ne kadar hâtır-ı zârım muğber
Ben o mir’ât-ı ruhun üstüne toz konduramam

(Her ne kadar zavallı gönlümü incitse de,
Ben o ayna yanaklıya toz konduramam.)

Pertev Efendi


Acaba kim şu sîmîn-ber,
Kime âşık kime muğber?

Abdülhak Hamit Tarhan


Bir fem ki beyân eder tazallüm
Bir tâze çiçek ya bir tebessüm
Bir çehre ki gösterir teverrüm
Bir mevç-ya bir mezâr muğber

Abdülhak Hamit Tarhan


ah nasıl da yalnızım şimdi
oysa yakın değildim yaşarken ona
ne çok ayrıydı düşüncelerim ondan
ve içimde kırgınlıklar vardı
çocukluk anılarıyla korlanıp yanan

Neşe Yaşın


Dalından kovulan
bu yaprak
ağacına kırgın
ben sana değilim

Mesut Adnan


Müslümanın, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helal değildir.
*
Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler.

Hz. Muhammed (s.a.v.)



31 Aralık 2021

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra 
Sana bir daha rastlarsam
Seni nasıl selamlamalıyım 
Susarak mı, ağlayarak mı?

Lord Byron


“Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,”
Sürgünlerin uzmanlığını.
Bir vapur nasıl kalkar bir limandan.
Tren nasıl acı acı öter, öğrendim.

Cevat Çapan


Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için
Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir
Büyük istasyona benziyor artık bu ev
Tren bir yolcu daha edinecek demektir

Abdülkadir Budak


Son Tren sessizce perondan ayrılırken,
Baş öne eğilir hafiften,
Umuda veda,

Köksal Özyürek


O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Nazım Hikmet


Elveda gençlikte geçen günüme
Ezirâil el atıyor canıma
Yanarım gençlikte, o zamanıma
Acı tatlı günler hep hayâl oldu

Nerde gençlikteki geçen çağlarım
Sustu bülbül gazel döktü bağlarım
Her gün hatırlarım her gün ağlarım
Veysel ağlamanın zamanı geldi

Aşık Veysel


‘Yavaş yavaş delirdim, kimse bunu farketmedi’
Solgun bir yaprak düştü boğazın sularına
Tam da bahara çalarken gözleri
Avunacağı bir sevda vakti
Ağlatarak bir yalnız kenti
Anlatamadıklarıyla veda etti.

A.Yavuz Yavrutürk


Vedâ limanına gemi yanaşır
Herkes tufanını içinde taşır

Bağlanırız, tul-i emel güderiz
Sonra bir gök-ata biner gideriz

Ömür kısa, hikâyemiz uzundur
Cümle âlem bu zindanda mahzundur.

Olcay Yazıcı


Hiçbir şey yolunda gitmiyor…
Kuru bir elvedadan fazlası var sana söylemek istediğim
Kırık kalbine sıkıştırılmış sıkıntıdan fazlası

Tom Waits


Aşka ne zaman veda
Demiş ki bu topraklar

Cahit Zarifoğlu


Eser kalmasın esrikliğinden,
Güz geçti vedalaş güzelliklerle 
Martifal mi okuyorlar martılar? 

Hüsrev Hatemi


Vedaların yasını tutamayız.
Vaktimiz de kalmadı, gözyaşlarımız da.
Veda anını bile tanımayız.
Birdenbire gözyaşları içinde kalırız.
İşte vedalaşmışız.

Muhammed Ali Taha


İtiraf edeyim, gençken ölmeyi çok isterdim. Çoşkuyla ölmek isterdim. Kendi gözümde kendim ancak böyle tam ve gerçek olabilirdim. Çok istedim, çok. Her yılı acaba bu yıl ölebilecek miyim diye umarak geçirdim. Bazı yolculuklarda, bazı hallerde öleceğim içime doğdu ama ölmedim. Bazı sabahlar yatağıma bakıp gece dönmeyeceğim diye içimden geçirdim ama dönüp gene o yatakta uykuya vardım. Bazen kırlık bir yerde, bir ağacın altında omzumda telaşla yürüyen bir karınca, bir ağacın altına uzanmış halde sırtımda ve bacaklarımda giderek artan bir nem ile yaprakların arasından görünen gökyüzüne bakarak ve elimde bir şiir kitabı ile şiir okuyarak ölmek, göğe veda etmek isterdim.

Şule Gürbüz



“Elveda İstanbul! Aziz ve büyük şehir, çocukluğumun rüyası, gençliğimin emeli, hayatımın unutulmaz hatırası! Elveda, Şark’ın güzel ve ölümsüz kraliçesi! Zaman bahtını, güzelliğini bozmadan değiştirsin ve çocukların seni bir gün benim seni gördüğüm ve terk ettiğim aynı delikanlı heyecanının sarhoşluğu içinde görebilsinler.”
 
Edmondo de Amicis 1874


Gidenlerden bir şairimiz de 16. yüzyıl şairlerinden Hayali’dir. Hayali sevdiğinden ayrılırken insanın içine işleyen bir beyitle vedalaşır: “Anı hoş tut garibindir Efendim, işte biz gittik / Gönül derler ser-i kûyunda bir dîvânemiz kaldı.” (İşte biz gidiyoruz adına gönül denen delimiz, senin semtinden ayrılmadı / Onu hoş tut, senin ilgine muhtaç bir kimsesizdir.) Bence Divan edebiyatımızın en etkileyici ayrılış şiirlerinden biri, Hayali’nin bu gazelidir. 

Hüsrev Hatemi


Söyleyecek başka sözüm yok. Her şeyi söyledim. Elveda… Bana darılmayın; çünkü burada asıl cezalandırılan benim; sizden yüz kez daha çok cezalandırılmış durumdayım, sizi bir daha görememekle cezalandırılıyorum. Elveda. Elinizi istemiyorum. Gereğinden fazla bilinçli bir biçimde bana eziyet ettiğiniz için şu dakika sizi bağışlayacak durumda değilim! Daha sonra bağışlarım; ama şimdi elinizi istemiyorum.

***
Şimdilik elveda!... Sevgilim, engel olmam sana... Aradan çekilirim... Çekilmesini bileceğim... Sen sağ ol sevgilim... Madem bir saatçik beni sevmişsin... öyleyse sen de ömrünün sonuna kadar Mitenka Karamazov'u unutmayacaksın... Bana hep Mitenka derdi, Fenya hatırlar mısın?

***
— Elveda İvan! Beni çok kötüleme!

***
Elveda Piyotr İlyiç. Beni kötülükle anma!...


Karamazov Kardeşler – Dostoyevski


Elveda dostum, hoşça kalın, hoşça kalın. Mutlu yaşayın, kendinize iyi bakın. Dualarım hep sizinle olacak. Ah!
Öyle üzgünüm ki! Kalbimde bir ağırlık var. Bay Bykov beni çağırıyor.
Sizi hep seven

Dostoyevski-İnsancıklar


hazırlıyorum valizimi
ve yerleştiriyorum içine:
güneşli günleri
ve zamanın kokusunu
sıcak kumu
rüzgarı, denizi
çokça yemek
en kırmızısını şarabın
sarılan bakışları
bazı kelimeleri
vedanın gözyaşları
bir tebessüm bırakan

Ruth W. Lingenfelser


Bırak gözlerim veda eylesin,
Dilimin söylemeye varmayan!
Zor, zordur taşınması erkeğin!

Goethe


Bu şehirden gidiyorum
Gömerek geceyi içime
Sabahın hüznünü beklemeden
Gidiyorum bu şehirden.

Erdem Bayazıt


Kabul et, uzaklardaki sevgilim,
Kalbimin vedasını,
Dul kalmış eş gibi,
Bir mahpusluk öncesi,
Dostuna suskunca sarılan,
İyi dost gibi.

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin


“Hakkını helal et” bir itiraftır aynı zamanda. Söyleyenin kabahatinin veya suçunun sorumluluğunu üstlenecek cesarete sahip olduğuna işaret eder. O kişi, herhalde ömrü boyunca omuzlarında ağır bir yükle yaşamamak için “Hakkını helal et” demiştir. Öyle ya; bağışlanmamış suçlar yorar; yaşam enerjisinin katilidir. Cenaze törenlerinde ölenle bundan ötürü helalleşilir. Gidenin ama daha çok kalanın ruhu huzur bulsun, hayat devam edebilsin diye… Aksi takdirde, insan zamanla varoluşunun bir parçası olarak kabulleneceği vicdan azaplarıyla boğuşmaya başlar.
Elveda denmemiş aşklar gibi… Onları hiç unutamayız, alacakaranlık kuşağında öylece kalakalmışızdır. Artık her yer işaretlerle doludur ve hiçbir işaret kesin cevap içermez. Terk edilmekten de, terk etmekten de ağırdır bu yarım kalmışlık hali, bu alacakaranlık…



Selam olsun, hurmalıkta vedalaştığım Resüle,
Bizleri dualar ile yolcu edicilerin en şereflisine.
Dostlar içinde hayırda kimse yetişemez Kendisine;
Salât ve selâm olsun Allah’ın Sevgili Habibine.

Abdullâh Bin Revaha (r.a.)


Bir intihar mektubu gibi kendine veda

A.Hicri İzgören


İçimde çırpınan dalganın var ettiği kıyıda
Gömdüm onu
Aşkla.

Bejan Matur


Bir çiçek mi koparacaksın,
Çiçekle vedalaşmalısın.

İhsan Üren


Şükranla veda ettiğimiz câm-ı fenâya
Son pendimiz ahlâfa devam olsun erenler

Dünyada bu iksir ile mes’ûd olan ervah
Ukbâda da sermest-i müdâm olsun erenler

Câizse harâbât-ı ilâhîde de her şeb
Yârân yine rindân-i kirâm olsun erenler
Tekrar mûlâki oluruz bezm-i ezelde
Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler

Yahya Kemal Beyatlı


Ağlama artık.
Bu gidiş, hem gidiş hem kalıştır ikimiz için de.

Ben ne kadar gitsem de kalıyorum seninle

Ve sen,

Ne kadar kalsan da geliyorsun benimle.
Hoşçakal…..

Antonius and Cleopatra


hiçbir şey kalmayacak
hiçbir şey
kendi sesimden başka
var gücümle bağıracağım
ELVEDA ELVEDA

Ayten Mutlu


Elveda! Artık ben dünyada
Bir daha göremiyeceğim seni. 

Alfred De Musset


Gideceğim hatıradan daha uzun yollar boyunca
zincir halkaları gibi eklenen elvedalarla zamanın akışında.

Che


Hangimiz hangimize huzursuz bir veda
gibi duruyoruz şimdi bu gövdenin içinde
“İşte çıkış! İşte vaha!” diye koşarak
her yırtılan yerimize

Yücel Kayıran


Elveda Bakü! Elveda sade bir şarkı gibi!
Son kez kucaklıyorum dostumu işte
Başını altın bir gül gibi
Sevgiyle eğsin diye leylak rengi siste.

Sergey Yesenin


Diyorum;
Sefası bitti ömrümün,
Şimdi dağa çıkarım, düze elveda.
Düze duman çöker, düze kar yağar,
Bahara elveda, yaza elveda…

Bahtiyar;
Derinde sızlayıp yaran,
Kalbini dağlayıp üzer herzaman.
Göze hüzün çöker, göze yaş dolar,
Sevince elveda, düşe elveda…

Şimdi özkökünden süzülen benim,
Özge budaklara dizilen benim,
Şimdi ne sen sensin ne de ben benim,
Biz ki biz değiliz bize elveda.

Bahtiyar Vahabzade


Ah ne vedadır ne vebadır ne vebaldir bu!
Gitmek değil, artık dağılmak benimkisi
tozuyan aklım ve hafızamla.
Bitsin artık bu şiirler, bu kitap, bu içe dönük cihannüma
Hayalse katili bir insanın
cesedi vurmaz hiçbir kıyıya.

Adnan Özer


Görebildiklerim, gördüklerim;
Sadece, onları daha çok yüceltmek için.
İyi dostlar, yiten umutlar, uçup giden zaman;
Hepsi tükenince, sadece söyleşi kalır geriye!
Elveda, yurdumdan daha öte olan sahilim;
Bulmayı umut etmeyecek ve aramayacağım.
Gittiğim yerde umarsızca dolaşacağım;
Acıyla anarak, geride bıraktıklarımı.

Richard Henry Wilde


Elveda, elveda aşkım;
Gitmeliyim bugün!
Bir öpücük, tek bir öpücük ver bana;
Çünkü, sonsuza dek ayrılıyorum senden.
Elveda, elveda aşkım sana!

Johann Ludwig Uhland


Olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda
Zaman çok kısaydı bizim için
Yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar
Ne de elveda diyebilecek kadar…

Abdulhak Hamit Tarhan


Elveda! Gitmeyecek dualarım boşa
Gökyüzüne taşıyacak ismini senin
Eğer Tanrılar aldırıyorsa dualara
Bizlere mutlu bir hayat sunmak için.
Sözcükler, iç çekişler, hıçkırıklar boşa
Kanlı gözyaşlarından daha fazla şey söyler
Feri kaçmış ve suçlu gözlerde gizlenen
Bir elveda sözcüğü, – Elveda! – Elveda!

Lord Byron


ama gittiniz,
ağır veda havası çaldı sokak ortasında

Pelin Onay


Kemana veda

Yağmurda şeytan ve şapkası
Silahın ölümünü kutluyorum

Tren kaçırmış gibiyim

Sana veda

Sezai Karakoç


Çağ bu:
Kadınlar geçiyor aşk öykülerinden
Harfleri tutuşuyor kelimelerin.
Şiirin içinde. Aşk’a veda…

Köksal Özyürek


Vakit tamam!.. seni terk ediyorum.
Bu, kırık ve incecik
Bir veda havasıdır.
Tutuşan ellerimden
Parmak uçlarına değen sıcaklık,
İncinen bir hayatın yarasıdır…

Yusuf Hayaloğlu


Sana vedaya gelmedim

Bu yağmuru getirdim sana
kederimi, bir de elvedamı
kalbimi getirdim, hasretinden
çırılçıplak kalmış vuslatımı
getirdim, gurbetimi bir de…

Kalbinden başka yerde arama
hasretimi de, gurbetimi de…

Refik Durbaş


beni güzel olan her şeyin dışına kapadılar

çocuktum
küstüm
gidiyorum

Jan Ender Can


Artık biliyorum ..

Denk gelmeyecek ömrüm
Ömrünle

Birazdan
Veda edip gideceğim

Senle dolu yüreğime….

Almira Şehrazat


akşam,
uysaldır, boynunu bükerek gelir,
ve teslim olur bana şiirler, elvedâlar...

işte ben gittim, herşeyi söyledim, gittim;
işte benden herkese,
herkese bir sonbahar...

Hilmi Yavuz


Zamanın tek bir anda
eşiğini aşmak üzereyken,
anısı bile bizlerin
uçup gidecekken,
bırak bizi ey Ölüm, elveda diyelim dünyaya,
bırak, gecikelim biraz daha!

Vincenzo Cardarelli


Sabrı tükenen ruh günahtan günaha
………İlerler, bağışlanmadıkça o arıtan ateşce,
………Orada ölçülü davranmalısın, bir dansör gibi.
Gün ağarıyordu. Çirkinleşen caddede
………Ayrıldı benden, bir tür vedalaşmayla,
………Ve gözden yitti borular öterken.

T.S. Eliot


Veda, veda ediyorum sana.
Bırakıp bırakıp seni böyle
Gitmek bir mucize kuşkusuz,
Babamın söylediğine göre.

Edwin Muir


“Ben ve Kadınım, sonsuza dek”
Böyle başlar aşk. Fakat
bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile
“Ben ve O kadın”

Mahmud Derviş


Artık elveda. Ruhlarımız ve bedenlerimiz
ayrılıyorlar sonsuza dek birbirlerinden. Benim
için sen yoksun ve artık olmayacaksın;
bozdu aramızdaki bağlılık yeminini yazgı.”
Hicranla bağırmak istedim o zaman kıvranarak acıdan;
gözlerim kan çanağına dönmüştü ağlamaktan;
uyandım uykumdan. Duruyordu gözlerimin önünde;
gördüğümü sanıyordum onu kararsız gün ışığında.

Giacomo Leopardi


Saz heyeti, neden vedalaşmadan
Arkanıza bakmadan gidiyorsunuz?

Hüsrev Hatemi


Men dâr-ı bekâya azm edende
Dünyaya vedâ edüp gedende

Mensüz çeküp âhlar figânlar
Sahrâlara düşdügün zamanlar

Düşse yolun ol olan diyâra

Fuzûlî


İçimden bir ses ısrarla, henüz şehirden ayrılmadan babamı son bir kez görmemi, her ne yaşamışsak yaşamış olalım, onunla son kez vedalaşmazsam acısının bir ömür boyu başımda bir sarkaç gibi sallanacağını söylüyordu.

@

Birbirimize birkaç kaçamak ve hüzünlü bakış attık sadece. Sanırım vedalaşmak ve herkesin yolun gitmesi için bu kadarı kâfiydi.

Kemal Varol
Âşıklar Bayramı


Birbirleriyle uzun uzun konuşacak ve gereği gibi vedalaşacak vakitleri olmamıştı. O zamanlar şartlar böyleydi. Her birinin içinde söylenmemiş o kadar çok söz, o kadar çok düşünce kalmıştı ki! O günlerde halkın kalbinden geçenleri derleyip toparlayacak ve açıklayacak birinin çıkması ihtimali de pek azdı…

Cengiz Aytmatov
Oğulla Buluşma


Yaşamak bundan sonra, katlanılmaz eziyet.
Bir şey istemiyorum, ne teselli, ne umut:
Hareket edeceğiz!.. Kalbim dünyayı unut,
Dağlar, taşlar, elveda; gün, hakkını helâl et!

Ziya Osman Saba


Hatırla, gün gelip beni kader
Sonsuza dek senden ayırınca,
Üzüntü, sürgün ve seneler
Bu çaresiz kalbi soldurunca;
Düşün son elvedayı, hazin aşkımı düşün!
Yokluk ve zaman hiçtir insan sevmeye görsün.
Kalbim çarpıp durdukça,
O hep diyecek sana:
Hatırla.

Alfred De Musset


herkes ölüm kınaları sürünüp beni unutacak
ah ve ay’la görünecek görünmeyen
etimde sınanan bir veda ki
içimden o kelâm-ı kadîm akacak:
beni herkes en son gördüğüyle hatırlayacak

Kemal Varol


çok yalnızım, mutsuzum
göründüğüm gibi degilim aslında
karanlıklarda kaybolmuşum
…bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır
aradıkça batıyorum karanlik kuyulara
kimse duymuyor çığlıklarımı
duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım
ümidimi yitirmişim
biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye
veda edeceğim

Nilgün Marmara


Bendeki mektuplarınızı, fotoğraflarınızı ve onların arasında bulunan birkaç hatırayı daha dün gece yakarak yok ettim. Yıllardır binbir müşkülatla sakladığım, her fırsatta baştan sona yeniden yeniden okuduğum mektuplarınızın yanarken çıkardığı alevlerde öfkelerimi, sevinçlerimi son bir defa daha seyrederek hepsiyle vedalaştım. Son ricamı tekrar ediyorum İhsan: Sizde bulunan mektuplarımı, fotoğraflarımı yakınız.

Sonrası sükût olsun…

Fatma Cevdet Hanım

Hayat budur, yavrum! Feryattır boyuna,
Vedalaşmadır, ayrılıştır sürekli!
Koparıp atmadı mı kalbimi kalbin,
Alıkoyabildi mi gözlerin beni?

Heinrich Heine


Elveda, elveda aşkım;
Gitmeliyim bugün!
Bir öpücük, tek bir öpücük ver bana;
Çünkü, sonsuza dek ayrılıyorum senden.
Elveda, elveda aşkım sana!

Johann Ludwig Uhland


Şimdi kervan yola çıkıyor… Meçhûl bir ülkeye doğru.
Çanları hareket işâretini vermeye başladı bile!

Sevin ruhum! Zavallı kuşum, kurtuldun nihâyet!
Nihâyet kafesin çöküyor… Demirleri dağılacak yakında.

Elvedâ gaileli dünya, günahlarla haşır-neşir olan dünya
Ruhum Allah’ın sâkin yurdunda dinlenecek artık!

James Clarence Mangan


Bu, gerçek elveda olacak. Mücadeleyle geçen beş yıl beni yaşlandırdı. Şimdi artık son bir adım kaldı – nihai olanı.

Che

Elveda, Elvira. Sonunda imgen ayrılıyor
yüreğimden yaşam ateşimle birlikte.
Elveda. Bu sevgi seni tedirgin etmediyse
eğer, yarın tabutumun
arkasından yüreğinin yandığını göster.

Giacomo Leopardi


Susmakla başlayan her elveda bir çerçeve parçalar
Duvara sığmayan görüntüdür hüzün
Kuşların olağan göçü sanırız
Meğer ki bir çiçek kendini erken soldurmakta…

Cihan Oğuz


Bir gün dünyaya edince veda
Peşimden istemem gözyaşı ,susun
Ağlayıp sızlamak yerine dostlar
Herkes bildiğince şiir okusun.

Captain Hook


sabahına ela bir ayrılıkla veda ettik..

konuştuklarımız değil
sustuklarımız doğruymuş o gece
unutma.
…
bu yaşımda da gel gör beni.
gel sen kapa gözlerimi!

Kemal Varol


Yaşlı ve yorgun ruhum
vedalaşıp uzaklaşıyor gölge ve ışıktan

Hüseyin Atlansoy


Diyeceğim kalmadıysa da , oyalanıyorum şimdi
Ve bu kâğıda damgamı basmayı göze alamıyorum
Sonuna dek götürsem bile bu işi
Daha da çok artacak mutsuzluğum:
Yaşamazdım şimdiye dek, öldürseydi acı insanı,
Ölüm kaçınıyor kendini vurmasını dileyen alçaktan,
Bu son vedalaşmayı da ölmeden atlatmalıyım,
Seni sevmek, sana dua etmek için hayata katlanmalıyım.”

Lord Byron


Senin artık gülmekten vazgeçtiğin gün
topladım bu hurûfât tozlarını.
Gözlerindeki ışığa yeniden dokundum, rutubetli
sabrını yarıladım, badem çiçekleriyle
tazelenen gönül bağını yağmurlu
vedalara bağışladım…

İhsan Deniz


Şimdi o anıyı arıyorum ve bir yanılsama olduğunu,
küçük bir elvedanın ardında, sonsuz bir ayrılık olduğunu düşünüyorum.

Jorge Luis Borges


sabahına ela bir ayrılıkla veda ettik..

konuştuklarımız değil
sustuklarımız doğruymuş o gece
unutma.

Kemal Varol


Her birleşen bir gün ayrılır, her yaklaşan bir gün uzaklaşır. Bu, Allah’ın kanunlarından biridir. Öyle büyük bir felakettir ki, kardeşi ölümdür. Çeşitleri vardır: İlki geçici ayrılıktır, sevgilinin dönüşüyle âşığın derdi biter. İkincisi, âşığın sevgilisini görmeyi yasaklayanın neden olduğu ayrılıktır. Üçüncüsü, dedikoducuların dedikodusundan kaçınmak amacıyla sevgilinin istediği ayrılıktır. Dördüncüsü, birtakım nedenlerden dolayı sevenin kendiliğinden sürüklendiği ayrılıktır. Beşincisi, yolculuğun veya evlerin uzak olmasının neden olduğu ayrılıktır.

Bu bölümde vedalaşmadan da bahsedilir. İki türlüdür: Birincisi, sadece bakışlarla ve göz işaretleriyle vedalaşılır. İkincisinde ise kucaklaşma ve birbirine sarılma mümkündür.

Altıncısı, iki sevgili arasında meydana gelen darılmalardan ötürü ayrılmadır ve en elem verici olanıdır ayrılığın. Son ayrılık ise, ölümden kaynaklanan ayrılıktır ki bu, tam anlamıyla ayrılıktır.

İbn Hazm / Güvercin Gerdanlığı


Rûhu bâzû-yı bâd-ı hâlikte,
Ömr-i nâçizi gam-zedâ-yı ziyâ’,
Dökülür berg-mürde, lâl-i vedâ’.

O sararmış giyâh, o yapraklar
Bûse-i elvedâa nâ-kadir
Hasta, fırkat-resîde leblerdir…

Cenap Şahabettin


Fani ömür biter, bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur.
Mevsim boyunca kendini hissettirir veda;
Artık bu dağdağayla uğuldar deniz ve dağ.
Yazdan kalan ne varsa olurken haşır neşir.
Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;
Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere.
Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere.

Yahya Kemal Beyatlı


Gümüşali, artık seni bulmalıyım
eskiden olsa aşk derdim
şimdi vedalaşmak diyorum buna

Murathan Mungan


Gönüllerin gözyaşına inandığı bir anda,
Çok sevgili yuvamızı yâd ellere bıraktık;
Dirseğimi dayayacak bir pencerem yok artık,
Elveda ey harap olan baba evi elveda!

Kemalettin Kamu


gurbet o kadar acı ki ne varsa içimde
hepsi bana yabancı hepsi başka biçimde
ne bir arzum, ne emelim yaralanmış bir elim
ben gurbette değilim gurbet benim içimde

eriyorum gitgide elveda her ümide
gurbet benliğimde bitirdi bir içimde
ne bir arzum, ne emelim yaralanmış bir elim
ben gurbette değilim gurbet benim içimde

Kemalettin Kamu


"Hoşça kal Harry, seni unutmayacağım.” Maria veda edip gitti. Yaz gülünün öylesine olgun ve dolgun kokusunda veda vardı, güz vardı, yazgı vardı.

Bozkırkurdu
Hermann Hesse


Bırak, tazelemesin bellek
Yatışsın sonsuzca yürek yaralarım;
Elveda ümit; uyu, istek;
Koru beni, tılsımım.

Aleksandr Puşkin


Çocukken, gençken ne zaman bir yerlere gidecek olsam üzülür, benimle ağlayarak vedalaşırdı. Babam gözleri çabuk buğulanan, merhametli bir insandı. Ben de pek kolay ağlıyorsam bu babamdandır.

Kemal Sayar


Yaş da geldi yaşlılığa erdi ya, herkese her şeye bir veda gözüyle bakıyorum artık. Eskiden gördüğüm, duyduğum dokunarak geçtiğim her eşyadan, her insandan, her yerden son bir kez daha görerek, duyarak, dokunarak geçeyim istiyorum. 

Ali Asker Barut


susulur, orda işte, sesindeki kargaşaya aldanır gönül
bir gün bir çocuk mecbur sorar:
bu nasıl gitmek
kahır, korku, sabır; vedâ bile mahrum bana
yalnız, etten ve kemikten bir ses: gitme!
hüküm soran donuk annedir
öpüp başıma koyduğum bir el
gıyâbında yargılanır kalbim
anlatılır: buymuş sana sebep

Kemal Varol


-Vasiyetnamenizi hazırlamış mıydınız? diye sordu Werner ansızın.
-Hayır.
-Ya ölürseniz?
-Mirasçılarım kendiliklerinden ortaya çıkarlar.
-Yani, son bir veda yazısı yollamak istediğiniz bir dostunuz yok mu?
Başımı salladım.
-Yani, kendisine hatıra olarak bir şey bırakmak isteyeceğiniz tek kadın da mı yok bu dünyada?
-Size açılmamı mı isterdiniz doktor? diye sordum, insanın sevgilisinin adını anarak öldüğü ya da sevgili bir dostuna pomatlı yahut pomatsız bir tutam saç bıraktığı yılları çoktan geride bıraktım ben. Yakın bir ölüm aklıma gelince yalnız kendimi düşünüyorum: Bazıları bunu bile yapmazlar. Yarın beni unutacak, daha kötüsü, hakkımda yalanlar uyduracak dostlardan, başkalarını kucaklarken bir ölüye karşı kıskançlık uyandırmamak için arkamdan gülecek kadınlardan bana ne? Hayatın kasırgası içinden birkaç fikirle çıktım ben, duygu aramayın. Uzun süredir kalbimle değil kafamla yaşıyorum zaten. Kendi tutkularımı ve davranışlarımı dikkatle inceliyorum, ilgiyle, ama hep dışarda kalarak. Benliğimde iki kişi barınıyor: Bunlardan biri, kelimenin tam anlamıyla yaşıyor, öbürü ise onu yargılıyor. Birinci, belki de bir saate kadar sizden ve dünyadan ayrılacak, ötekiyse… Öteki ne olacak?…

Zamanımızın Bir Kahramanı
Lermontov


yarım kalması bazı şeylerin, yarım
kalmak kötü, elvedâ demek
istediğim kimse var mıydı,
sanki birkaç tanıdık
ama önemi yok artık.-

Sefa Kaplan


Duvara, bir titiz örümcek gibi,
İnce dertlerimle işledim bir ağ.
Ruhum gün boyunca sönecek gibi,
Şimdiden ediyor hayata veda.

Necip Fazıl Kısakürek


Güldümse inanma, bil ki bu gülüş
Güldüğüm sabahın bir rüyasıdır
Dudaklarımdaki acı bükülüş
Veda akşamının sonsuz yasıdır.
Hangi kudret var ki solan ruhuma
Senden sonra yeni bir ışık versin
Söner gün geçince bu hain humma
Ağlar mıyım başka acıyla dersin?
Bir salgın alevsin içimde bugün
Yakmaya en sönmez yerden başladın
Eriyip sönersem ancak büsbütün
Sevmiş diyeceksin beni bu kadın…

Şükûfe Nihal Başar


Ellerinden bu yana ne sevinç gördü ellerim,
Ne de “elveda”dan bu yana bir
gülüş salıverdi dudaklarım.

Hart Crane


Kıyıdan el salladık beyaz bir gemiye
gemi gülümsedi. Ne top atışı, ne bir bayrak, ne isim
anladık bir dosta veda ettiğimizi…

Zerrin Taşpınar


son nefesi şairin
hazin bir veda ediş
sonsuza gülümseyiş bir musalla taşında….

Naime Erlaçin


İstediğim tek şey,
ne kadar yürüyeceğimi bilmesem de
“hayat” denen “yolun sonu”na geldiğimde
geride bırakacağım yaşantıma
mütebessim bir ifadeyle veda etmek.

Güneş Bor


Sen, yenik, bitkin düşmüş yüreğim, artık sana
Aşkta ne hırçınlıklar kaldı, ne de eski tat;
Elveda saksofonlar, hoşça kal içli flüt!
Arzular! aldırmayın bu somurtkan insana.

Charles Baudelaire


Evimin en yüksek penceresinden
Beyaz bir mendille veda ediyorum
İnsanlığa armağan şiirlerime.

Ve ne mutluyum ne de üzgün.
Bu alın yazısı şiirlerimin.
Ondan yazdım ve göstermem gerekir herkese.

Fernando Pessoa


Bel bağlama çabucak kuruyan gözyaşına
Düşünme vedalaşmaya geleni
Ve gelmeyeni
Hepsi gıybet kadehiyle meşgul
O halde vasiyet bahşet gölgeye
Belki de sana ihanet etmeyecek
Dönerken görse beni
Güneşin birinde ona doğru.

Ahmed eş-Şehavi


Şud çemân der çemen-i husn u letâfet liken
Der gulistân-i visâleş neçemîdîm u bereft

Hemçu Hâfız heme şeb nâle vu zârî kerdîm
K’ey dirîgâ be vidâeş neresîdîm u bereft

(Güzellik ve hoşluk çimeninde salındı ama daha
biz onun vuslat gülistanında dolaşamadan çekti gitti.
Hafiz gibi gece gündüz ağlayıp inledik.
Eyvahlar olsun; vedalaşmamıza fırsat kalmadan çekti gitti!)

Hâfız-ı Şirâzi


Elveda ey sayfalar, ey gece
Ey erguvani pencereler
Yüksek kurun darağacımı günbatımı
Yüreğim sakinken güvercin gibi…

Muhammed el-Mâgût


Nereye gidileceği bilinmedi mi, veda etmek içinden pek gelmez insanın. Ölmek üzere olanların veda etmekte o kadar zorlanmalarının nedeni de budur. 

Rilke


Ben, tek bir özlem düşünebiliyorum, mucizeler yaratarak dünyayı bir uçtan bir uca dolaşan. Tüm nesneler, bizim çokluk yolunu şaşırmış düşünce ve isteklerimizi kısa bir süre için ağırlamaya işte öylesine hazır. Gündüz ortaya koyduğum etkinlikle nesneler içinden yürüyüp gitmişsem, her nesnenin koynunda bir gece dinlenmek isterim. her nesnenin yanı başında uyumak bir kez, her nesnenin sıcaklığıyla yorgun düşmek, düşlere onun nefes alıp verişleriyle inip çıkmak, onun tatlı, gerilimlerden uzak ve çıplak yakınlığını organlarımda duyumsamak ve uykusunun burcu burcu kokusuyla güçlenmek, sabah olunca da o daha uyanmadan, veda etmeksizin yoluma koyulmak, yoluma koyulmak isterim.

Rilke


Bileğin diyorum
Sol bileğin
Yüzüme sürerdin
Vedalaşırdık
Damarın damarıma
Bana bıraktığın buydu

Gülten Akın


Ellerin yetişir vedalaşmaya
Niçin ağlıyorsun

Oktay Rifat


Çektirdiği son fotoğrafında ağlıyordu 
Bir vedâ iklimiydi gözlerinden yayılan 
Belki O’dur, aşkıyla ölüp şehîd sayılan

Nurullah Genç


Sabahlardan birinde
benim dediğiniz evlerden
kendiliğinizden çıkmalısınız,
vedasız ve kimseyi uyandırmadan.

Anılarınızı yıpratabilirler.

Ayağa takılabilecek ne varsa
toplamalısınız ayrılmadan ve saklamadan
kırık dökük sevgilerinizi köşe bucağa;
bir gün bulup
avuçlarında ısıtırlar diye
beklemeden.

Ahmet Cemal


Şunlar oldu son sözleri gözlerini ayırmadan sulara bakan Narkissos’un:
“Ey boş yere sevdiğim çocuk”; yer tekrar iletti dediklerini.
“Elveda” deyince o, bağırdı Ekho: “Elveda”.
Yorgun başını dayadı sık çayırlığa,
Ölüm kapadı efendilerinin güzelliğine hayran gözlerini.
Hala bakıyordu kendine, yeraltına göçtükten sonra bile;
Bakıyordu Styks sularına. Döğündüler bacıları Naıas’lar
Kesik saçlarını yanı başına koydular; döğündüler Dryas’lar
Ekho da katıldı onlara, tam sedyeyi, odun yığınını, titreyen meş’aleleri
Hazırladılar, vücut yoktu hiçbir yerde, yerinde sarı göbeğini
Beyaz yaprakların kucakladığı bir çiçek buldular.

Publius Ovidius Naso


Onaran, cesur kılan
incecik sırları olan
bir veda havasıdır bu,
yine de dudağı inciten sözleri var
ardın sıra söylenen şarkıların…

Nihat Behram


Darıltan bir şafaktasın ağzındaki güneşle
acı acıya damlıyordur, yürek yüreğe. Elveda,
elvedalara…Kalbinin yarısı yaz
yarısı kar altında.

Veysel Çolak


İnsan, ustası değilse nedir
yitirdiği her şeye önceden
veda edebilmenin?

Fakat Tanrım galiba
bize bizden de önce
sen veda ettin!

Haydar Ergülen


Mezardan çıkacağı yerde
İçine giriyor Lazar
Elveda elveda şarkılı türkülü oyun
Ey benim yıllarım ey genç kızlar

Guillaume Apollinaire


Elbette her veda gibi hüzünle uğurlanacağım
Kimileri üzülecek kimilerinden fazla
Az yaşadı diyecekler arkamdan az yaşadı
Ama çok sevmişti…

Ceyhun Yılmaz


yorgun bir aşk
yorgun dünyasında
sığındı kendine
oysa gölgemi beklediğim güneşti
kanda uyutulmuş veda busesi değil

Ali Cengiz Akdeniz


Onlara veda etmeme yardım edecek misin, Nikko?»
Nikko hafifçe öksürerek bağızını temizledi. «Bunu nasıl yapabilirim efendim?»
«Kiraz ağaçları arasında benimle yürüyerek. Sessizliğe dayanamadığını anlarda seninle konuşmama izin vererek.”

Şibumi / Travenian


Omi’de bir dostla
oturdum da, isteksiz
elveda dedim
giden bahara

Matsuo Başo


Her zevki bir harâm olan efsunlu cennetin
Koynunda vardı lezzeti bin türlü nîmetin.

Bir gün vedâ edip o diyârın hayâtına,
Döndüm bütün bütün vatanın kâinâtına

Lâkin o bahçelerde geçen devre’den beri
Kalbimde solmamıştır o şi’rin çiçekleri.

Yahya Kemal Beyatlı


akşam 
uysaldır, boynunu bükerek gelir
ve teslim olur bana, şiirler, elvedâlar...

Hilmi Yavuz


Şu an gerçeğin bu yakıcı melankolide mi,
yoksa o sonsuz elvedada mı olduğunu bilemiyorum.
Ruhlar ölümsüzse, ayrılıklarında sessizce olması iyidir.
Elveda demek ayrılığı yadsımak, yine görüşeceğiz demektir.

Ulus Fatih


Buyurduğu gibi de oldu.
Haftasına varmadan gül yüzüne solgunluk erişip yatağa düştü. Veda diyeceklerine elveda deyip bu faniden beka alemine göçtü.

Mustafa Kutlu
Sır


Elveda benim her mevsim dalları kırılan
Sıska çelimsiz
Ama son yaprağına son eriğine kadar cömert erik ağaçlarım

Ne zaman yolum düşse
Gözlerimi yumup sizi hatırlayacağım.

Bedri Rahmi Eyüboğlu


ve bu afyonlu çağın mabedinde tesbih çek

güle ve aşka veda
güle ve aşka veda
güle ve aşka veda.

Ali Ayçil


ruhumun bir otelde ilk kalışı bu
aynı oda, aynı yatak, aynı aynada
birbirimizi ilk görüşümüz, başka veda yok,
üstümdeki yabancıyla uyumalıyım

Haydar Ergülen


kalbim
beyanımdır
gitmeye duran
kanda kurutulan veda sözleri
nice söylense
hiç söylenemeyen
kısa süren aşkın uzun vedası
sönmemişken gözlerimizde
ilk günkü gibi tutuşan fer
yolunu bekletir bitmemiş ferman

ne kalan kalır ne kimse gidemez buradan
ayrılıkla tartılan aşk araftır
sonsuz bir şimdiki zaman

Murathan Mungan


Yağmurda koşan bir çocuk olsam
Vedalaşır gibi bildikleriyle.
Kendinden mahrum kalır mı insan?
Kalsam.

Duralım burada, güzel esiyor!

İbrahim Tenekeci


benim bildiğim,açılmaz menekşe örtüyle kapanan naaş
veda, teşekkür ve gerçekleri fısıldamak için (gerçek nedir ki?).
belki o bu saatlerde gölgesini sarmalıyor, bizim gibi,
lakin o ağlamayan tek kişidir bu sabah
ve üstümüzde kartal gibi havalanan ölümü görmeyendir
(yaşayanlar ölümün amca çocuklarıdır ve ölüler
uyurlar sessiz, sakin, huzurlu..)

Mahmud Derviş


Ey ömr gel imdi başa sen hem
Çeşmime tire oldu alem

Alem hoş idi ki var idi yar
Çün yar yok, olmazın ne kim var

Ey can, ten-i hasteden veda’ et
Bir haste ile yeter niza et

Müştakınım ey ecel kerem kıl
Def-i elem eyle ref-i gam kıl

Kurtar beni ızdırab-ı gamdan
Ver müjde vucuduma ademden

Fuzûli


Yaşlı ve yorgun ruhum
vedalaşıp uzaklaşıyor gölge ve ışıktan

Hüseyin Atlansoy


Mahvolur bir gün vücûdum, nur-i çeşmim söner,
Mahvolur ekdâr-ı dil, mâdûm olur âlam-ı can.
İntifa bulmak bilir mi şule-i hıbb-ü vedad,
Perde-i zulmetle mestur olsa zîr-ü asuman.
Resm-i hüzn-âlûduma atfeyle gâhi bir nazar,
Muhterik bir kalbi yâd et, rûh-i zârı şadman.

Yaman Dede


Hasarlı bir tebessümle gelsem de
fayda yok sarsak bir cefayla dolaştığım
bu veda gününde.

Metin Kaygalak


Sana vedaya gelmedim

Bu yağmuru getirdim sana

Refik Durbaş


Küçük bir sarmaşığın yıllar içinde bir ağacı sarıp sarmalaması misali her geçen gün birbirini sessizce benimserler. Bir zaman sonra sarmaşığı ağaçtan ayıramazsın, söküp atmaya çalışırsan ağaçta izleri kalır, kuruyana kadar geçmez, sarmaşığınsa yeni bir ağaca tutunması zordur. Zamanları, anıları, zevkleri farklıdır. İkisi birbirine hiç benzemez; görünüşleri, yaprakları, mevsimlere dirençleri, hazan mevsimleri… Çoğu zaman bu ikiliden biri hayata erken veda eder; görüntünün şeklinden başka değişen bir şey olmaz. Ağaç kurumuşsa sarmaşık cansız gövdeye sarılmaya, önce kuruyan sarmaşıksa, ağaç onu taşımaya devam eder.

Ahmet


Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini
Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata
Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla
Buna kader deme sakın

Küçük İskender


tek mülküm kaderimdi, vedalaştım
unutulur emanette zaten, ruhum da

Akif Kurtuluş


oğluyla vedalaştırılmamış bir adam 

Enis Akın


Güneş ufukta bu hâk-i sefîle bir ebedî
Vedâ eder gibi rikkatle ihtizâz ediyor,
Semâ bulutlanıyorken, onun civârından
Güzârı böyle soğuk bir yabancı tavrıyla
Bütün karârımı kâfî göründü ta’dîle…
Dedim ki: “İşte hakîkat bu, hep küsûru yalan;
Değil garâm-ı heves-perverâne mu’tâdım,
Bu dîdelerde fakat bir nigâh-ı aşk aradım!

Tevfik Fikret


Vedalarda başarısız olan kavuşmalardan pek büyük bir şey bekleyemez.

Milan Kundera – Bilmemek


içimin Babil Kulesi yıkıldı
sır kapılarından geçtik
alacakaranlığın şehirleriydi
gölgelerin yıldızı ışıktı, aşktı, yaşamdı

keşke en büyük savaş
rahmini öperek vedalaşıp teninle
-ganimeti süt, sevgi, kucak ve şefkat-
bilinmezliğin dünyasından nefes almak olsaydı anne

ailem dedim o sararmış resimden baktım geçmişe
ikiniz yan yanasınız, kucağınızda kırılgan çocukluğum
babam genç bir gülüşle süslemiş yüzünü
sen, ciddi duruşla bezgin bakış arasında med cezir
bölünen evlilik, çatlayan evren, sızan sır

Aslı Durak


Ama bitiyor soluğum, bitiyor yaşamım
Aşk sözcükleri karşısında. Zaman geçti,
Bu günden de bir anı bırakmadı bana.
Elveda, Elvira. Yaşam kıvılcımıyla birlikte
Tatlı hayâlin de gidiyor
Yüreğimden sonunda. Elveda.. Eğer çok sıkmadıysa
Seni benim bu sevgim, eşlik et yarın tabutuma
Bir iç çekişle göndereceğin.

Sustu: Çok da uzun sürmedi çıkıp gitmesi ruhunun
O susan sesle birlikte; ve akşam öncesiydi henüz
O ilk ve son mutlu günü gözden kaybolduğunda.

Giacomo Leopardi


güneylere meylederken
ne çok hazana tutukluydu ayaklarınız
gezinir dururdunuz arka bahçemde
turnalar göçerdi düşlerimden
veda yorgunu gülüşünüzde bin bir sitem
eteklerine rüzgâr toplayan kadınlar

Nuriye Zeybek


ayrılığın vedası mı onlar? direniyorum.
yaklaştıkça ırmağına kendime çıkıyor gittiğim
yollar.

gitme. bana bir şey söyle
kimsenin bilmediği bir söz, bir giz…

gitme.
gitmek, biraz da kendini tüketmektir.
yenilmektir, boşluğu görmeden korkuya.

Betül Tarıman


Elveda süresiz yıllar
Ve alçalış uçurumlarına
Meydan okuyan kadın
Ben alanıydım savaşınızın.

Boris Pasternak


Erir gider kulağımda
O uzak seda
Namesi kalır

Çileden çıkar hatırladıkça
Bir uzun veda
Esamesi kalır

Kaan Demirdöven


Gözlerimiz yaşlı, döner bakarız
arkamıza son kez,
o sınırlara, canımız kadar sevdiğimiz:
Herdaim görmekte onları bulanık bakışlarımız-
Ve zincirlere bağlı kollarımızı uzatırız
gözden ırak cennetimize doğru…
İçer zehirli acılarımızı yudum yudum yüreklerimiz. –
Elveda vatan, elveda kaygılarımızın kaynağı

Peyo Yavorov


kıta alçalıyor, yükseliyor okyanus
bu yepyeni bir veda düşlere, tutkulara
geçiyor bağbozumu, su sızdırıyor küp
parmaklar yetişmiyor güneşe uzanmaya

Baki Ayhan T.


Dön geri bak, bana!
Bak hiç yaşlanmamışım, kâlbi sinema o çocuğum yine
aşkın ipek elleri şimdi süpürür saçlarımdaki beyazları
meraklanma–vedâ değilim, olsam olsam bûseyim
Hadi git, al getir bendeki kardeşlerini!

Hüseyin Alemdar


ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Adnan Yücel


Elveda kavalın türküsü
Flütün iççekici elveda
Somurtkan ve karanlık kapılarımı çalmayın artık
Ey hazların derinliği duyumların ateşi elveda..

Charles Baudelaire


Kendime ilân ettiğim savaşta otuzdört yıl devrildi
Devirdim düşlerime bahşedilen çamları da
Niçin bütün güzel kadınları seviyorum ama birine aşığım?
Ah bu yanıtsızlık belki ömrümün nişânesi
Sayım yapıldı: Düşlerinden bir adım geridesin
 ve ömür böyle bitebilir
Aşk böyle sona erebilir,
 nasılsa alışıldı bir mevsimin henüz tamamlanmadan elvedasına

Cihan Oğuz


Elveda dostum, el sıkışmadan
Sessizce.. Ne keder ne tasa gerek:
Ölmek yeni bir şey değildir bu dünyada
Ama yaşamak da yeni bir şey olmasa gerek.

Sergey Yesenin


  Yaşamın bir yerinde sırtımıza bir küfe alırız; zamanla ona değerli bulduğumuz bir çok şeyi doldururuz. Düşünceler, hobiler, arkadaşlar, dostlar, şekilli güzel taşlar... küfe aldıkça alır, kafamız yerde bedenimizin bir parçasıymışçasına taşırız küfeyi.
   Bir gün bir vesileyle ayırdına varana kadar. O gün yıllarca biriktirdiğimiz ne varsa -önce seçerek- daha sonra tümünü bir kenara boşaltırız.
   Boşalınca tekrar doldururum endişesiyle onu da bırakıp sessizce vedalaşırız küfeyle. Ve ellerimiz cebimizde, dilimizde küfeden kalma, (eskiden ağlatan) bir şarkıyı yüzümüzde tebessümle mırıldanarak alışık olmadığımız hafiflikten yalpalayarak hayata devam ederiz.

Ahmet


Her veda utanır kendisinden!
Haz biter, mana ölür, sıkılırız derdimizden!

Engin Turgut


Konuşmak yoruyor.
Dışarıda yağmur var ve gitmek için iyi bir gün.
Yağmur var ve herşeyi gizlemek için İyi bir gün.
Nisan üzerime yığılıyor sevgilim.
Ben…
Veda etmeye çalışıyorum…
Hepsi bu…

Tarık Tufan


İkimiz kavuşacağız harikalar ülkesinde
Rengi koşulsuzluk olan o gerçek mutluluğa
Ama yeniden doğuyorum ikimiz aklıma geldiğinde
Ve eğer dert yanarsam kulağına
Elveda kelimeleri gibi bir şeyi sakın duyma

Louis Aragon


Sen kalbi kırıkların Rabbisin
Yani önce, en çok benim
Çaresizlik nedir, çare nedir bilmeyenler için?
Ben artık hiç bir şey olmak istiyorum.
Galiba büyüdüm.
Yok bir teselli yaşamak gailesine
Bir türlü kapanmadı bilanço yazılmadı veresiye
Her gün yoklamalarda var yazılmış olmanın hüznü
Bir zaman sonra hangi şarkıyı söylesem eksik
Elveda ile merhabalar birbirine geçmiş
Yok neye baksam o göz alıcı yaşamak
Nerden baksam orası eksik
Sen kalbi kırıkların Rabbisin
Yani önce, en çok benim

Murat Özel


Çektirdiği son fotoğrafında ağlıyordu
Bir vedâ iklimiydi gözlerinden yayılan
Belki O’dur, aşkıyla ölüp şehîd sayılan

Nurullah Genç


Senin suçun yok hayat!
Ben buraya zaten, sana elveda demeye geldim!

Küçük İskender


Bırak, sana ait her şeye, sadakatle üzüleyim.
Bahtsızlıkta olsa, herşeyi bileyim.
İç çekişlerim karışırsa seninkilere,
Belki ikimizinde acısı hafifleyecektir, Ne dersin?
İçimden hiç gelmiyor ama, sen istersen,
mektubumu şöyle de bitirebilirim:
Sonsuza kadar, elveda…

Pierre Abeilard


herkes ölüm kınaları sürünüp beni unutacak
ah ve ay’la görünecek görünmeyen
etimde sınanan bir veda ki
içimden o kelâm-ı kadîm akacak:
beni herkes en son gördüğüyle hatırlayacak

Kemal Varol


Ey sevgili!…
Korkma!
Senin çiçekli bahçelerinde
Uzun zaman duracak değilim
Ve
Ne bugünün sonunda
Ne de veda anında
Ardıma dönüp bakacağım.
Onlarda gözyaşı görmeği bekliyecek
Gözlerimi seninkilere çevirip
Bakmıyacağım

Rabindranath Tagore


veda mektubun hala cüzdanımda
biraz yırtıldı ve buruştu ama
tek kanıtı biten bir aşkın
yoksa../..kimse inanmıyor ayrıldığımıza

Pelin Onay


Kendimle vedalaşmak istiyorum yeniden.
Günlerle birlikte büyür sana olan aşkım,
Umutsuz,
kendi kendime soruyorum
aşkım benim gibi mi solacak?

Mari Nasır


O şehre davrandığın gibi davran bana da
O şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!

Haydar Ergülen


Şehir boğuluyor içinde insanların kan gibi bir sesle
Mor bir kabus çöküyor üstümüze
Parkta son ağaç da ölüyor intiharı hatırlatan bir ölümle
Veda çizgisi
Kalabalık toplanıyor büyük meydanlara
———————— Aşka veda
İnsanlar geçiyor yollardan
———————— İnanca veda
Şehir kapanıyor içine
———————— Toprağa veda
Dolaşıyor bir heykelin taştan eli üstlerinde insanların
Kuşlar göç ediyorlar bulutlar göç ediyorlar
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
———————— İnsana veda

Erdem Bayazıt


Anımsar mısın son şiir okuyuşunu, elveda der gibi?
Aşağılar, bağırırken onlar, sendin koşup gelen yanıma;
Eğer varsam bugün, ne derlerse desinler bana,
Gönül borcum da sensin, yüzkaram da

Andrey Voznesenski


Yüzümde eflatun bir veda yağmuru
Ah bir kızılderiliydim sana ben
Bıraksan kalbinde yıllarca uyuyacaktım…

Engin Turgut


Hayır, veda etme bana
Gökyüzü nasıl onu söyle sadece
Çünkü bil ki gökkubbe çökerken üstümüze
Ardıç kuşlarını kovalayacağız biz seninle

Tom Waits


Ah, nasıl da sevecen ve kör bir tutkuyla
Severiz son demlerinde ömrün…
Parlasın parlasın veda aydınlığı

Fyodor Tyutçev


Böyle dalgın böyle denize yakın
Başka gök kıyılarına çıkamazsın
Döner, döner acımasız çarkı yılların
Sırasıdır elveda demenin artık

Ahmet Ada


Dudaklarımızda sıradan sözcükler
Vedalaşmayı bile beceremedik
Son bir bakış kaldı arkanda
Kalabalığa karışan
Her şey düzmece bir dinginliğe gömüldü

A. Kadir Bilgin


Veda

Rüyalarına geleceğim bazen
Beklenmedik bir konuk gibi uzaktan.
Sokakta bırakma beni
Kapıyı sürgüleme üstümden.
Usulca geleceğim.
Oturacağım ses çıkarmadan
Gözlerimi dikeceğim seni görmek için karanlıkta
Sana bakmaya doyunca
Bir öpücük konduracak ve çıkıp gideceğim…

Nikola Vaptsarov


”kızının adını ’sarmaşık’ koy anne. hayata ve hayale sarılarak büyüsün.
oğlunun adını ’veda’ koy anne. hayatı ve hayali terk ederek yürüsün..
kendi adını ’cefa’ koy anne.. hayatı ve hayali önüne katıp da sürüsün.
benim adımı koymayı bir zahmet unut anne.
hayattan ve hayalden utanıp da çürüsün”

Küçük İskender


Gündüzün bayram idi sâ’imlere
Her gecen bir Kadr idi kâ’imlere
Nûrdan bir tâc idün ‘âlemlere
Elvedâ’ iy mâh-ı tâbân elvedâ’

Eşrefoğlu Rûmî


Erişdi hicrânın demi
Ey mâh-ı gufrân elvedâ’
Ağlatmasın mı âdemi
Ey mâh-ı gufrân elvedâ’

Hüdâyî


Ey Necâti güç imiş âşıkı terk eyleme yâr
Bedene rûh vedâ’ eylemek âsân

Necâti


Sanırım, bu tekdüze darbeyle salınırken,
Bir yerlerde acele çakılan bir tabut var.
Kimin için? - Dün yaz’dı; işte sonbahar, gelen!
Bu gizemli gürültü bir veda gibi çınlar.

Charles Baudelaire


Turnam, bir gün bırakmıyacağım peşini,
Cümle sevgilere, tekrar buluşmak üzre, veda.

Turgut Uyar


Ne vasiyet, ne uzun boylu veda
Ölümüme hiç kimsenin aklı ermesin
Gözlerim birdenbire kapanıversin.

Turgut Uyar


Bu şiirde sevda sevda üstüne
Senelerdir veda veda üstüne
Yareli yüreğimde dağ dağ üstüne
Vakit Nisan ortasında bir akşam.
Mehtap ettiğinden bihaber
Kuşlarla, çiçeklerle, balıklarla beraber
İki tel kumral saç olsa avucumda şimdi
Ağlayıp ağlayıp avunsam...

Turgut Uyar


O zaman Bastiani Kalesi’ne elveda demek gerekir, daha fazla oyalanmak tehlikeli olacaktır; zavallı
kale basit sihrin çabuk çözüldü, kuzey çölü hep öyle bomboş kalacak, asla düşman gelmeyecek, asla hiç
kimse gelip de senin zavallı surlarına saldırmayacak. Elveda Binbaşı Ortiz, elveda kendini bu yapıdan bir türlü kurtaramayan melankolik dost; elveda, senin gibi çok uzun zaman inatla umut eden ve sana
benzeyenler: Zaman elini sizden daha çabuk tuttu, sîzinse artık her şeye yeniden başlama hakkınız yok.
*
Yarbay Ortiz, atından inerek, Drogo’yla birlikte bir kenara gitti, ikisi de nasıl vedalaşacaklarını
bilmediklerinden susuyordu. Derken o rahatsız ve sıradan şeyleri söylediler, söyledikleri içlerinden gelen şeylerden öylesine farklı ve öylesine zavallıydılar ki!..

Tatar Çölü
Dino Buzzati


Çiçek açmış ıhlamur, şakıyan bülbül,
Gülümseyen güneş, neşeli;
Göğsün inip kalkıyordu,
Sarıldın, öptün beni.

Dökülen yapraklar ve karga sesleri,
Güneşin kaşları pek de çatık;
Yaptığın reverans ne kadar nazikti,
Soğukça vedalaştık.
*
Çoğalttın daha da
Duyduğum acıyı, aşktan;
Çok gördün sonunda
Bir veda öpücüğünü.

Yok, öldürmem kendimi,
Pek kötü bile olsa durum!
Evvelce de geçti bunlar,
Benim başımdan, gülüm!
*
Hayat budur, yavrum! Feryattır boyuna,
Vedalaşmadır, ayrılıştır sürekli!
Koparıp atmadı mı kalbimi kalbin,
Alıkoyabildi mi gözlerin beni?

Heinrich Heine


Elveda şarkılara
ve kaleme -
Elveda hepsine
Bütün eski güzel aşklara elveda

Elveda binalara
Binalar arasındaki karanlık sokaklara
Karanlık sokaklarda dönenen insana
insanın düşüne
Ve yalnızlığına

Elveda sözcüklere
Sözcük sözcük örülü deli sözlere
Ve elveda size
Sözcüklere susamış ışık gözlerinize

Hepsine elveda -
Elveda bana

Zareh Yaldızcıyan


yolculamaya
gittik mezarlığa son vedaya
hissettik ki - o yine yaşıyor bizimle
- yaşayacak - hilafsız
biz kandırdık toprağı

öyle ki
verdik tabutu Harvart'sız

Zareh Yaldızcıyan


Bir karartıdır artık
en körpe tomurcuğun
en narin gözeneği..
Elveda nazlı bebek...
Elveda kelebeğim..
Yüzünü gecelerin
ıssız boşluğuna gizleyip
için için ağlayan
yanık gelin
elveda..
Yazık ki
bağrımda uğuldayan
huysuz
uykusuz kelimelerle
bu son tutuşum seni,
bu sana son bakışım..

Nihat Behram


Çünkü cānān elvedā‘ etdi ber-ā-ber gitdi rūḥ
Ṣanki ol demden berü bir ṣūretim cān gelmedi

Esrâr Dede


Gözyaşı dökeceğim.
Belki de,
Üzüntülü günbatımımda,
Aşk pırıldayacak.
Bir veda gülücüğü gibi.

Puşkin


Veda güzel şey, yumuşak bir havaya sokuyor insanı.

Hermann Hesse


Ne çare, olmadı işte. Elveda sevdiklerim.

Roni Margulies


Augustinus'un acı ve yalnızlık kasırgalarını ancak inanç dindirebiliyordu.

Gözyaşları

Augustinus'un gözyaşlarıyla ilgili söylediği bu muhteşem sözler, gözyaşlarının onun kalbinin alında bir minder gibi uzandığını söylemesi, ayrılık ve vedalaşma ânında içimize iniveren acı ve ağlayış hakkında, bir tebessümün hazin ve yalnız yankıları olan gözyaşları hakkında çok şey anlamamızı sağlar. Gözyaşı
gibi psikolojik ve insani bir deneyimde ne de engin anlamlar yatmaktadır: Yüreği dağlanmış ve unutulmuş, bastırılmış ve sıradanlaştırılmış bu deneyim, hüznü ve yalnızlığı, umutlan ve yara almış arzuları anlamamız için gereklidir.

Ruhun Yalnızlığı / Eugenio Borgna


Vedalaşmaların kalıntıları, ağ görüntüleri
ilmeklerine dokundurduğunda hafifçe, yakılıyor,
fal suyuna atılıyor kuytularda ve kavislerde
gezinen beyaz örümcek. Akıyor içime mâlîhulya!

Seyhan Erözçelik


Allah’tan af dilerken sevdiklerimle vedalaşamadığımı ve artık vedalaşamayacağımı, onlara yapmak istediğim açıklamaları yapamayacağımı, hatalarımdan dolayı beni affetmelerini istediğimi söyleyemeyeceğimi düşündüm.

Charles Dickens / Büyük Umutlar


Sadece görüştüklerinde selamlaşırken ve ayrıldıklarında vedalaşırken değil, bisiklet sürerken, tepelere götürecekleri şiir kitaplarını şeritlerle bağlarken, yan yana oturup bütün dikkatleriyle o kitapları okurken, ellerinin birbirine değmesi için fırsatlar oluyordu hep.

Jack London / Martin Eden


Uzun uzun vedalaşamam, sızlayan yüreğim uygun değil buna.
Kaybedenler ancak böyle veda eder.

William Shakespeare / Venedik Taciri


İnsan ömrü vedalaşmalarla geçer.

Murakami / Sahilde Kafka


Bir insan öldüğünde, eğer onunla vedalaşmamışsan, bu çok zor gelir sana. Ölen, çok zorlu bir ilişki yaşadığın biri olsa bile..."

Debbie Macomber / Gül Limanı Oteli


- Evet. Sana kendimi iyice tanıtmak, seni de tanıtmak istiyorum. Sonra da vedalaşmak. .. Bence insanların ayrılırken tanışmaları en iyi yoldur. 

Dostoyevski / Karamazov Kardeşler


Vedalaşmanın hakikatini o güne kadar meğer hiç kavrayamamışım.Vedalaşmak...Tekrar ne zaman buluşacağını bilmeden vedalaşmak...Ne dayanılmaz bir keder.Bir ömür,bir yıl,bir ay,kederin kalbi helak edeceğini düşünerek vedalaşmak...Sökün edip gelecek hayal kırıklıkları,tükenen umutlar,bedeni sarsacak kalp atışları,neşe ve sevincin eleme dönüşmesini kabullenerek vedalaşmak..

İskender Pala / Efsane


Ben vedaları sevmem albayım. Hiç gitmesin insanlar. Hele gelmemek üzere giderlerse, çok üzülürüm albayım, dayanamam. Gelmemek üzere gidenler çok sevdiklerim olur genelde. Bir de bir hikâye bırakır ki geride, noksanlığın daniskası içinde. Ölse, öldü dersin, ama ölmez onlar. Ölmesinler de. Ölürlerse bir kere daha üzülürüm. Çünkü koklayamazlar bir daha çiçek. Yazık olur.

Oğuz Atalay / Tehlikeli Oyunlar


Veda

Veda kopuş ve ayrılık anlamına gelir; hüznü çağrıştırır ve çoğu zaman artık geri dönüşü olmayan
bir yolculuğun başlangıç noktasıdır. Kültürümüz veda şekillerini ve ritüellerini belirlemiştir. Veda biçimleri geleneklerin içinden süzülerek günümüze gelmiş kalıplardır. Veda biçimleri her ne kadar kalıplaşmış olsa da her veda, sanki ilk defa yaşanıyormuşçasına kalbi burkar.

Bu kitapta veda kelimelerinin çeşidi ve tarihçesi incelenmiş, veda şarkıları ve kına türküleri tahlil edilmiş, ölüme gidenlerin geridekilere bıraktıkları mektuplardan örnekler verilmiş, veda hazırlıkları, defin gelenekleri ve mezar taşlarına yazılan veda sözleri kaydedilmiştir. Böylece, insan hayatının ve kültürümüzün bir geçiş dönemine işaret eden birikim ve anlayışlar ortaya konmuştur.

Veda Ederek Başlamak

İnsanın alıp verdiği her nefes bir vedadır aslında. İnsanın doğuşu, ilk vedasıdır; ana rahmi ile irtibatı kesilen insan, çığlık çığlığadır ve adeta ana kucağı ile buluşarak teselli bulur. Ardından ana kucağına veda, büyümek olarak adlandırılır. Büyüme süreci de vedalarla doludur. Eve, okula, şehre, aileye, öğretmene, gençliğe, dostluğa, dostlara, ne-şeye, sevince ve kedere, nihayet hayata veda edilir. İnsan farkında olmadan her gün yeni bir güne başlamak üzere bir öncekine veda eder. Bu, sürekliliğine rağmen vedanın en az hissedileni ve belki en hafif geçirilenidir. Çünkü burada bilinç, bir ihmal içindedir; kendisi dışında gerçekleşene karşı duyarsız ve belki de onun karşısında aslında acizdir. Mevlana'nın Mesnevî'si de bir "ney" istiaresi ile başlar: 

Dinle neyden kim şikâyet ediyor
Ayrılıklardan şikâyet ediyor.

Mesnevî'de ney ile temsil olunanın yanında burada bir şikâyetin varlığı ve konusu da dikkat  çekmektedir. Neyin canlı veya cansız bir veya birkaç unsura karşılık gelip gelmediği konusundaki  tartışmalar bir yana, şikâyet  konusu daha açık ve nettir. Ney aslî vatanından koparılmış, başka bir dünyayı vatan tutmak zorunda kalmıştır. Bu, bülbülün altın kafesteki çilesinden farksızdır; artık ağlamak ve inlemek ney için kaçınılmazdır. Ney şikâyetini hikâye ederek yaşanmış bir vedanın arkasından ağlamaktadır. Neyin hikâyesi bir ayrılış hikâyesidir ve hikâye bir veda ile başlamıştır. 

Mesnevî'nin aynı zamanda hal tercümesi olan bu beyit yanında Türk Edebiyatı'nda  ayrılığın sembol şiirlerinin belki başta geleni olarak "Sessiz Gemi" gösterilir. "Sessiz Gemi", yaman bir ayrılığın şiiridir; ayrılığın vedaya, vedalaşmaya fırsat bırakmayan, en keskin çeşidini anlatır. Çoğu zaman birbiri ile açıklanan bu iki kavram -ayrılık ve vedada tam burada ayrılır. Çünkü veda, ayrılık durumunda bir hal, bir eylemdir. Veda ayrılıkla tanımlansa, açıklansa da aslında ayrılık, sözlü ya da yazılı, sesli ya da sessiz veda ile gerçekleşir, dile gelir, ifade edilir. Ayrılığın mahiyeti veda ile anlaşılır. Veda ediş biçimleri ayrılığın şeklini gösterir.

Veda Sözleri

Türkçede veda sözleri çok ve çeşitlidir. Birçoğu kalıplaşmış ifadeler halinde ve "Hoşça kal / ın, esen kal / ın, sağlıcakla kal / ın, görüşmek üzere, görüşürüz, iyi yolculuklar, elveda, eyvallah, haydi eyvallah, her şey gönlünce olsun, selametle / git / kal, Allah'a ısmarladık, Allah'a emanet / ol" örnekleri gibidir.

Veda sözlerinin kullanılış yeri ve mahiyeti bağlamla belirlenmekte, bağlam da veda ediş biçimi ile ayrılığın türü ve şiddetine dair ipuçlarını içinde barındırmaktadır. Bazen doğrudan vedanın özünde yer alan, veda edenin "emanet bırakma"sı, açık bir şekilde dile getirilir: "Allah'a emanet ol" ifadesi, anlamın maksadı hasıl etmesidir. "Hoşça kal" vurguya bağlı olarak "elveda" yerine geçmekte, "elveda" kesin ve geri dönüşü olmayan ayrılığa işaret edebilmektedir. Bazen de alışılmış vedalaşma sözlerinin dışındaki kimi ifadeler de ayrılığı temsil edebilmektedir. Bir dua/dilek cümlesi gibi görünen "Her şey gönlünce olsun", söylenmemiş "benden/bundan sonra" eksiltisiyle kullanıldığında, biten ve
başlayan arasında kırgınlık taşıyan bir vedaya dönüşebilmektedir.

Veda söz konusu olduğunda dil dışı ifadelerden de söz etmek mümkündür. Bunlar bazen bir tebessüm, bazen bir hıçkırık, bazen bir damla gözyaşı, bir el ya da mendil sallayış olabilir. Vedanın sessiz, sözsüz ve kıpırtısız olanı, belki en elemli ve geri dönüşsüz olanıdır.



Men dâr-ı bekâya azm edende
Dünyâya vedâ edüp gedende 

Fuzûlî


Gecenin başı açık inleyişlerinde
vedalaşmaların ilmini öğrendim.
Öküzler geviş getirir, sen beklersin,
şehrin son nöbet saatidir, beklemek,
ve ben saygıyla eğiliyorum bu horozlu
gece ayini önünde
ağlamaktan kızarmış gözler uzaklara bakar,
taşınabilir acıyı sırtlar, bir kadının ağlaması
esin perisinin şarkısına karışırken.

Osip Mandelştam























“Birisiyle içinden vedalaşmak” ona hak ettiğinden de fazlasını verdiğini ama ondan hak ettiği dostluğu göremediğini söyleme biçimidir. İçerden veda etmek zamanın bir deminde, mekânın herhangi bir köşesinde yaşanacak olası tüm karşılaşmaları da hükümsüz kılar.
....
Bir insanla tanıştığımızda kendimizin/karakterimizin başka bir yanıyla da tanışırız. Bir insana veda ettiğimizde ondaki kendimize de veda ederiz. Rastladığımız, yollarımızı birleştirdiğimiz veya ayırdığımız her insanda ya kendimize gelir ya da kendimizden uzaklaşırız.
...
Bazen birini bir daha hiç görmeyecek şekilde veda edersin ama içinde ona ait sesler ve hisler susmaz, birine de içinden veda edersin, onu görsen bile artık ona dair tek bir hissin dahi kalmaz. Veda bir daha görmemekle değil, gönülde bitirmeye karar vermekle olur.
...
Önce çok methedildiğin, sevildiğin ama bir süre sonra artık iyi ağırlanmadığın kalplere de veda et. Çünkü gerçek bir methiye, sahih bir alâka, candan bir bağ olsaydı bu kadar çabuk eskiyemezdi yerin ve bu kadar çabuk dolmazdı vâden.

Ebrar Akbulut