Ana içeriğe atla

Tanklar Kabe’ye dayanmadan, Mekke Savaşı başlamadan…

“Müslümanlar kendi içinde savaşacak” sözü, “Savaş İslam'ın kalbine yerleşecek” sözü, “İslam iç savaşı” söylemi nasıl da adım adım gerçekleştiriliyor.

Coğrafyamıza yönelen paylaşım şehir şehir, bölge bölge, ülke ülke yayılırken, bu coğrafyanın ülkeleri, yönetimleri, kendi doğrularına, ülkelerinin çıkarlarına göre hareket ettiklerini sanarak aslında bu büyük paylaşımın önünü açtıklarının farkında bile değiller. Dışarıdan gelen istila dalgaları bölgenin zaafları üzerinden gerekçeler üretirken, bu coğrafyadaki ülkelerin ihtirasları, yayılma hayalleri kimlik savaşları üzerinden gerekçe üretiyor.

Geçmişe ve bugüne takılıp kalmak yerine, bir adım sonrasını, bir yıl sonrasını, on yıl sonrasını öngöremiyorsak, hepimiz bu çatışmaların, cepheleşmenin kurbanları olacağız.

Mekke Savaşı hazırlıkları var

İki yıl içinde Basra Körfezi karıştığında, hemen ardından Suudi Arabistan savaşla yüzleştiğinde, Türkiye hem Doğu'dan hem de Batı'dan gelen tazyiklerle sarsıldığında aynı şaşkınlığı yaşayacağız. Müslüman coğrafyanın en büyük zaafı siyasi öngörüsüzlüğü, basiretsizliğidir. Bazı ülkelerin en büyük ihaneti, coğrafyamıza yönelen yüzyıllık istila hesaplarının arkasına gizlenip, bu çirkinlikten pay kapma ahlaksızlığıdır.

Coğrafyanın başına ne gelmişse ülkelerin yönetimleri yüzünden gelmiştir. Bu uğursuz ayrışma, çözülme ve çatışma rüzgarlarını tersine çeviremediğimiz müddetçe her birkaç yıl içinde bir ülke daha parçalanacaktır. Suriye bu yüzden küresel bir savaştır. Asla rejim-muhalefet savaşı değildir. Sadece bölgesel bir savaş da değildir. Bölgesel olsaydı sadece bölge ülkelerinin müdahalesiyle sınırlı olurdu, Rusya bütün askeri gücü ile burada yer almazdı.

Suriye savaşı bittiği anda, o uğursuz dalgalar Basra Körfezi'ne yönelecek, Körfez ülkeleri çok ciddi bir İran tehdidiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Savaşın Körfez'e yerleşmesi ise İran-S. Arabistan savaşı demektir. Tahran'ın nihai hesaplaşmasının Riyad yönetimiyle olacağına, belki İran tanklarının Kabe kapılarına dayanacağına inanıyorum. İşte size İslam iç savaşı dedikleri büyük felaket!

Şii Hilali değil, Fars yayılma haritası..

Her ne kadar Batı müdahalesi, ABD işgalleri olsa da coğrafyadaki savaşların asıl sebebinin Arap-Fars savaşı olduğuna inanıyorum. 1991 Körfez Savaşı'ndan başlayın, 2003 Irak işgaline ve bugünkü Suriye savaşına kadar hepsi Arap-Fars savaşıdır. Irak'ın işgali, ülkenin İran'a teslim edilmesiyle sonuçlanmıştır. Suriye'de Rus-İran işgali başarılı olursa Akdeniz'e kadar bütün bölge Tahran'ın denetimine geçecektir.

Dikkat edin; Arap-Fars sınırı önceleri İran-Irak sınırıydı. Ardından Irak-Suriye sınırına geriledi. Suriye işgali başarılı olursa Arap dünyası Akdeniz'e kadar geriletilecektir. Bütün bunlar İran'ın yayılma alanını da genişletiyor olacaktır. Ardından Lübnan tam anlamıyla İran denetimine girecektir.
Kuveyt'ten Katar'a kadar çok ciddi bir İran baskısı hissedeceğiz. Bu, bir süre sonra bu ülkelerin istikrarsızlaşmasıyla sonuçlanacaktır. Tahran'ın kontrolündeki Bağdat, belki ikinci kez ama bu sefer İran adına Kuveyt'e yönelecektir.

1979 İran devrimi ömrünü tamamlamış, yerine Fars yayılmacılığı ikame edilmiştir. Bütün bu savaşlar, Tahran'ın nüfuz alanını genişleten gelişmeler hep Fars yayılmacılığının uzantısıdır. Şiiliği bir kimlik olarak bu yayılma haritasının siyasi söylemi olarak kullanan Tahran yönetiminin bütün hesapları jeopolitiktir. Pakistan'dan Lübnan'a, Yemen'e kadar yayılan İran etkisi, bir Şii yayılmasından çok bir Fars yayılmasıdır.

Tahran'ın Türkiye'nin güneyinde ne işi var?

İran'ın Rusya ve Çin ile geliştirdiği ortaklıklar, son olarak Moskova'yı Suriye'ye yerleştirip onu bütün Müslüman dünyanın karşısına dikip kendisi için bir kalkana dönüştürmesi, Suriye halkını Rusya'nın eliyle dövmesi akıllıca bir stratejidir.

Yine İran'ın PKK ve PYD'ye Rusya üzerinden destek verip kendini gizlemeye çalışması da oldukça zekice görünmektedir. Türkiye'yi Suriye'den uzak tutmak için iki strateji izlenmektedir: PYD üzerinden Kuzey Suriye Koridoru ve PKK üzerinden Türkiye içindeki şehir işgalleri. Bunların ikisinde de İran bir şekilde yer almaktadır. Kuzey Suriye'deki İran varlığı, Yemen'deki İran varlığına benziyor. Oradaki Zeydiler üzerinden Kızıldeniz'e açılmaya çalışan, S. Arabistan'ın güneyine yerleşmeye çalışan, bu yüzden de savaşa neden olan Tahran, Suriye üzerinden de Akdeniz'e ulaşmaya çalışmaktadır.

Tahran'ın S. Arabistan'ın hemen dibinde ne işi olabilir? Tahran Türkiye'nin güneyine, sınırın sıfır noktasına neden yerleşmeye çalışır? Kendini Rusya'nın arkasına gizleyip güneyden Türkiye'yi neden vurur? Yine Tahran, yörüngesine girmeyen Mesut Barzani'yi neden hedef alır? Neden Türkiye'ye yakın duran herkes İran'ın hedefi haline gelir? Karadeniz-Doğu Anadolu hattında PKK'yı ve diğer örgütleri kim harekete geçirir?

Mesele idamlar değil, büyük savaşa hazırlık

Mesele idam kararları değildir. S. Arabistan da İran da her yıl çok sayıda insanı idam etmektedir. Tahran Sünni kökenlileri idam ederken kimlik hesabı yapılmaz ama Riyad Şii din adamını idam edince neden kimlik meselesi olarak görülür? Riyad'ın idam ettiği 47 kişiden 45'i Sünni kökenlidir ve ona niye bir şey söylenmez? Çünkü İran, S. Arabistan'ın Doğu bölgesindeki, petrol zengini alanlardaki Şiileri harekete geçirip Riyad'ı istikrarsızlaştırmak istemektedir.

İran ve Rusya'nın Kuzey Suriye'ye yönelik saldırıları, Türkiye'ye felç etmeye dönüktür. Ankara'nın Arap/İslam dünyasıyla bütün bağlantıları kesmeye, daha sonra başlayacak Basra Körfezi savaşlarında Türkiye'yi hareketsiz bırakmaya dönüktür. Bu, Türkiye'yi boğmaya dönük bir çabadır. Hemen ardından PKK/PYD üzerinden hem güneyden hem doğudan çok daha kapsamlı saldırılar gelecektir. Arkasında yine aynı ülkeler olacaktır.

Yeni Pers imparatorluğu

Rusya, kendi heveslerini Tahran'ın Fars yayılma hırsıyla birleştirip Müslüman dünyanın ezici çoğunluğunu kaybetti. İran, son birkaç yılda Müslüman ülkelerdeki sempatisini neredeyse yok etti. Dahası, aşırı silahlanmanın, Batı ile ilişkileri yumuşatmanın verdiği rahatlıkla bir tür emperyal güç, tehdit haline geldi. Her ne kadar Şiileri bir nüfuz gücü gibi kullansa da bir süre sonra Tahran'ın asıl derdinin Şiiler olmadığı, yeni bir Pers imparatorluğu macerası olduğu anlaşılacaktır.

Ve bu durum, Azeriler gibi, İran'daki Kürtleri, Arapları, Türkmenleri de rahatsız edecektir. Bölgede her ülkenin içişlerine bir şekilde karışan İran'ın etnik zaaflarının birçok ülkeden daha kırılgan olduğu bilinmektedir.

İran bu bölgelerden çekilmeli

Açık söyleyeyim; İran-Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler çok daha kötüye gidecek. S. Arabistan ve Körfez ülkelerine yönelik tehdit arttıkça Ürdün, Mısır ve Kuzey Afrika ülkeleri de İran karşıtı bir tavır alacaktır.

İran; Yemen'den çekilmezse, Suriye'den çekilmezse, Türkiye'nin güney sınırlarından çekilmezse, Basra Körfezi'ni tehdit etmekten vazgeçmezse, bu savaş önlenemez hale gelecektir.
Türkiye; Şii-Sünni savaşı adıyla servis edilen bu bölgesel savaşın kapılarını kapatacak güçte tek ülkedir. Kimlikler üzerinden başlatılacak bir savaşı önlemek için azami çaba göstermelidir. Ama Türkiye, Suriye ve güney ilçelerimizdeki “iç işgal”in arkasındaki güçlerin kimler olduğunu da asla unutmamalıdır.

Tanklar Kabe'ye dayanmadan..

Son bir yıldır, hep bu büyük kapışmanın alt yapısının hazırlandığına dair endişelerimi paylaştım. Adım adım bir felaketin geldiğini görüyoruz çünkü. Acil bir müdahale yapılamazsa, S. Arabistan ve Körfez ülkelerinin de Suriyeleşeceğini, bütün kutsalların ayaklar altına alınacağını, Türkiye'nin de bu büyük felaketten ağır yaralar alacağını düşünüyorum.

Evet, yüz yıl sonra bölgenin haritası yeniden çiziliyor. Bu haritaya müdahil olamazsak Anadolu'nun haritası da yeniden çizilecektir. Ve bu harita, bizim basiretsizliklerimiz üzerinden çiziliyor.
Bugün idamlar üzerinden izlediğimiz gerilim, Suriye üzerinden izlediğimiz sıcak savaş, yarın bütün bölgenin iki cepheye bölünmesiyle, İran-S. Arabistan savaşıyla devam edecektir. Tahran hem Körfez ülkelerini hem de S. Arabistan'a bir şekilde vuracaktır. İşte o zaman bütün ülkeler bu savaşın içinde olacaktır.

Tanklar Kabe'ye dayanmadan yapacağımız çok şey var. Yeter ki, işin vahametini kavrayalım…


İbrahim Karagül / Yeni Şafak Gazetesi



Beyaz Saray Terör Uzmanı Richard A. Clarke’tan Sıradışı Bir Politik Kurgu.Akrep Kapısı’nın belki de en çok öne çıkan yönü, kendisi de bir analist olan Clarke’in istihbarat ve politika kulvarlarında yaşanan akıl oyunlarını romanın içinde ustalıkla sergilemesi. Öte yandan mizansenler, karakterler ve diyaloglardaki gerçekçilikte de dikkat çekici. Nitekim yazarın kendisi de “bazen kurgu yoluyla daha fazla gerçek anlatırsınız” diyor. 30 yıl boyunca Beyaz Saray’da güvenlik-istihbarat analizleri yapan Richard Clarke’in son kitabı Akrep Kapısı, 2005 yılında ABD’de yayınlandığında epeyce tartışmaya sebep olmuştu. İstihbarat uzmanları tarafından "alabildiğine gerçekçi ve inandırıcı" bulunan roman TİMAŞ Yayınları tarafından Türk okuruyla buluşturulmuştu.

Yıl 2010...
Sünni ve Şii gruplar, ortak bir darbeyle Suudi Arabistan′daki krallık rejimini yıkıp "İslamiye Cumhuriyeti"ni kurarlar. Suudi ailesi ABD′nin Houston kentine sürgün edilir. Suudilerle çıkar ilişkisi kuran Savunma Bakanı Henry Conrad, İslamiye′yi işgal edip petrole el koymak düşüncesindedir. Çin ise petrol karşılığında İslamiye′yi savunmak için gönüllü olur. İki Çin gemisi, İslamiye′nin petrol rezervlerini korumak üzere nükleer başlıklarla yola çıkar. Nükleer silaha sahip olan İran da fırsatı değerlendirip Körfez′de Şii egemenliği kurmak için kolları sıvar.

Clarke, Akrep Kapısı’nda, olağandışı heyecanlı bir jeopolitik öykü içerisinde anlattığı olaylarla okuyucuları birkaç sene ileriye götürüyor ve Asya’ya yayılması söz konusu olan nükleer bir savaştan söz ediyor.

Bir hükümet darbesi ile Suudi Arabistan’daki şeyhler tahtan indirilmiş, yerine kararlı bir İslam hükümeti gelmiştir. Petrolün kokusu etraftaki akrepleri çekmeye başlar; bunların başında Washington ve başka bir başkentte Orta Doğu’nun haritasını temelinden sarsacak şeytani bir pazarlığa girmeye hazır kişiler bulunmaktadır. Planları -aralarından bazıları aynı olduğunu düşünse de- aynı değildir. Gizli gündemler, önü alınamaz bir hırs, farklı yerlere duyulan sadakat hisleri, hatalı istihbarat, felakete sürükleyen yanlış hesaplar sonucunda bir süre sonra domino taşları düşmeye başlar.

ABD İstihbarat servislerinin en tepe noktalarında bulunmuş bir analistin 2005 yılında yazdığı bu kurgu romanını aklımızda tutarak konumuza devam edelim.

Sanki bu romanı okuyup ciddiye almışcasına yeni Suudi hükümeti Yemen'de İran etkisindeki Şii Husilere karşı askeri harekata başlar. Suriye'de ise anti Esad karşıtı harekete destek verir. Ocak ayında ölen Kral Abdullah'ın Mısır diktatörü Sisi'ye verdiği desteği yeni kral Selman yavaş yavaş çekmeye başlar. Bunların ardından Suudi Arabistan'da ilginç olaylar başgösterir.

Kaynak: stratejikhaberanaliz

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...