Gece, aranıyordu yine arıyordu sızacağı ruhlara yol...
Ruhlar olmasa Gece nedir ki?
Geceler nedir ki...hepsi geçicidir...
Vurulmaktan korkar gece...bu sebepten
Vurur İnsanları canevinden evlerinde...
Vurur insanları tarlalarda, ormanlarda
Vurur insanları otoyolda bulvarlarda...
Gece ülkesinde soluk daralabilir,
Gece yaraları en onulmazı yaraların.
Hüsrev Hatemi
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
22 Mayıs 2014
Merdivenden İnen Bir Nü
Cinsellik saçan buluşmaları
Gerçekleşti duraksayarak, ilk kezmişçesine,
Bir trenin pencereleri ışıltılarla
Görüntüleri yinelerken.
Karşılarında kendini bilmez cafe'ler
Ve teneke, sineklerin taşıdığı dükkanlar.
Coşkuluydu ikisi de.
Bir ay ya da fazlası geçmiş
Görüşmemişler telefonla bile,
Uzun süre sırt sırta dönmüşler: Kimin ilk adımı attığını
Bilemedi öteki.
Dolaşabilirler ufuk çizgisinin
Kırıldığı yerde
Gerçek dostlar gibi-
Gölgelerin maviye döndüğü köşelerde
Ve kuytularda.
Şimdi eksik kalansa bir nü.
Anna Rouse
Gerçekleşti duraksayarak, ilk kezmişçesine,
Bir trenin pencereleri ışıltılarla
Görüntüleri yinelerken.
Karşılarında kendini bilmez cafe'ler
Ve teneke, sineklerin taşıdığı dükkanlar.
Coşkuluydu ikisi de.
Bir ay ya da fazlası geçmiş
Görüşmemişler telefonla bile,
Uzun süre sırt sırta dönmüşler: Kimin ilk adımı attığını
Bilemedi öteki.
Dolaşabilirler ufuk çizgisinin
Kırıldığı yerde
Gerçek dostlar gibi-
Gölgelerin maviye döndüğü köşelerde
Ve kuytularda.
Şimdi eksik kalansa bir nü.
Anna Rouse
Bedahşan İli Ve Yüreğim
Sen çık ve salın, gün akşamlıdır
Tükeniyor, yok oldu bile sevgi
Yazılsın tarihi ve sezilsin
Sonlanışı aşkın, artık o yok ki...
Öyleyse gülüm, neye yarar bilim;
Ezelden ölümün ettiği zulüm,
Granit kayalara kazılsın.
Umardık yüreğimizin yazıtları,
Yâni o kayalar, bir de kanımız,
Bir gün lâl olur Bedahşan’da.
Ah kuzu, bıçak hep senin boynuna
Kirlenmiş çöllerde şimdi Leylâ...
Teneke kutu ve çöpler yanında,
Yüreğimiz lâl olmaz asla.
Yeridir, bu yürek şimdi ezilsin,
Yazılsın tarihi ve sezilsin...
Bir zaman vardı, şimdi yok sevgi
Sen çık ve salın, şunu da bil ki,
Küskün gider gidenler yer altına
Nice gevher bedenler çürüdüler
Gevher canlar imiş, parlıyor hâlâ
Tek sahipli ve çok yüzlü bir tebessüm
Özlem ve buluşmalar hep onunla.
Ben kınanma hırkasını kendim giydim eğnime
Sağtöre kadehini taşa çaldım kime ne
Bu kimi ilgilendirir Beyefendi?
Çünkü nice beden, gevher misâli
Arzın sandukasına kondu.
Ah çık ve salın ki gün akşamlıdır
Dilim ise lâl olacak yakındır
Ama yüreğimin kanı ve kayalar,
Lâl olmayacak Bedahşan’da...
Of kuzu, bıçak hep senin boynuna
Sen çık ve salın, gün akşamlıdır.
Hüsrev Hatemi
Tükeniyor, yok oldu bile sevgi
Yazılsın tarihi ve sezilsin
Sonlanışı aşkın, artık o yok ki...
Öyleyse gülüm, neye yarar bilim;
Ezelden ölümün ettiği zulüm,
Granit kayalara kazılsın.
Umardık yüreğimizin yazıtları,
Yâni o kayalar, bir de kanımız,
Bir gün lâl olur Bedahşan’da.
Ah kuzu, bıçak hep senin boynuna
Kirlenmiş çöllerde şimdi Leylâ...
Teneke kutu ve çöpler yanında,
Yüreğimiz lâl olmaz asla.
Yeridir, bu yürek şimdi ezilsin,
Yazılsın tarihi ve sezilsin...
Bir zaman vardı, şimdi yok sevgi
Sen çık ve salın, şunu da bil ki,
Küskün gider gidenler yer altına
Nice gevher bedenler çürüdüler
Gevher canlar imiş, parlıyor hâlâ
Tek sahipli ve çok yüzlü bir tebessüm
Özlem ve buluşmalar hep onunla.
Ben kınanma hırkasını kendim giydim eğnime
Sağtöre kadehini taşa çaldım kime ne
Bu kimi ilgilendirir Beyefendi?
Çünkü nice beden, gevher misâli
Arzın sandukasına kondu.
Ah çık ve salın ki gün akşamlıdır
Dilim ise lâl olacak yakındır
Ama yüreğimin kanı ve kayalar,
Lâl olmayacak Bedahşan’da...
Of kuzu, bıçak hep senin boynuna
Sen çık ve salın, gün akşamlıdır.
Hüsrev Hatemi
20 Mayıs 2014
Mor Karbasi
Mor Karbasi'nin müziği, 1492'de İspanya Kraliçesi Isabella'nın Kilise ile el ele yayınladığı, bütün Yahudilerin ülkeyi terk etmesi fermanıyla yollara düşenlerin Karadeniz'den, Yunanistan'dan, Kuzey Afrika'dan sesleri. Yakın zaman önce Equinox Müzik'çe memleketimizle buluşturulan Karbasi'nin ilk albümü Beauty and the Sea, bu yolculuğun ilk işareti. Beauty and the Sea'nin kartonetinin içinde bir hikâye saklı. Yazarı, Mor Karbasi'nin annesi Shoshana Karbasi. Hikâyede kadınlar var. Pencereden bakanlar, yollarda aşkı arayanlar, deniz sularında gelinliğe hazırlananlar, sesleri içlerinde kalmış kadınlar... Her kadının hikâyesinden sonra bir şarkı başlıyor. Kadın seslerinin şarkılara karışmasının utanç sayıldığı büyük büyükanne Karbasi'nin zamanları, torun Karbasi'nin sesiyle dünyaya açılıyor. Karbasi'nin sesi, bir geleneksel Ladino şarkısı Mansevo del dor'daki gibi küçük bir çocuk sesi bazen, bazen müziğini sevgilisiyle yaptığı Roza'daki gibi seksi, Flamenko ateşli... Hüzünlü bir düğün şarkısı Shecharhoret'daki gibi yaşlı bazen, çöllerde gezen... 23 yaşındaki Karbasi, Beauty and the Sea ile The Guardian gazetesi tarafından dünya müziğinin mühim divalarından biri ilan edildi bile. Düğünden cenazeye geleneksel Ladino şarkıları, Hebrew dilinde şarkılar, Galiçya dilinde şarkılar, Sefarad şarkıları ve bass gitardan klasiğe gitar şahikası modern havalar barındıran albümünün üzerine, bir de konserde kendisini izleyip dinleyince, anladıkThe Guardian'ın övgüsünün de sebebini.
- Albümdeki şarkıları bir hikâyeyle buluşturmak güzel fikirmiş. Kimden çıktı? - Annem ve menajerimden. 'Neden şarkılarla gidecek bir hikâye yazmıyoruz?' dediler ve her şarkının öyküsünü içinde barındıran bir hikâye yazdı annem. Albümün adı Beauty and the Sea de çok güçlü bir ad. Aynı zamanda bu adı da anlatacak bir hikâye olsun istedik. Böyle başladık. Annem çok sanatçı ruhlu bir kadın. Şarkılar söyler, tasarım yapar, çocuk kitapları, romanlar, hikâyeler yazar. Bu albümde pek çok şarkının sözünü de o yazdı.
- Sevgiliniz, aynı zamanda grubun gitaristi Joe Taylor'la birlikte yaptığınız besteler ve yazdığınız sözler de var albümde. Sevgiliyle müzik yapmak daha iyi şarkılar çıkmasını sağlıyor mudur? - Olabilir. Gerçekten ilham verici. Tanıştığımız zaman nasıl şarkı yazılır onu bile bilmiyordum. Çok etkilenmiştim ve içimde anlatılması gereken bir sürü güçlü duygu, yeni fikirler vardı. O İngiltere'de, ben İsrail'deydim. Kaseti takıp kayıt ediyordum şarkıları. Tanışır tanışmaz başlayan güçlü bir aşk ve müzikle süren bir aşktı. Yeni biriyle tanışıyorsun ve o da müzisyen. "Beauty And The Sea"nin bütün süreci birlikte geçti sonuçta. İkimiz için de çok yaratıcı, çok özel bir dönemdi.
- Nasıl tanıştınız? - Mısır'da tatilde. Mısır, tatil için gidilebilecek dünyadaki en güzel yerlerden biri. Çöl ve deniz...
- Annenizin yazdığı hikâyeyi de okuyunca sanki sadece kadınlar için yapılmış bir albüm gibi geliyor Beauty and the Sea insana. - Bütün geleneksel şarkılar kadın bakış açısından geliyor diye belki de. Evde çocuklara bakarken, temizlik yaparken mırıldanılan şarkılar çoğu... Hüzünlü aşklardan, kınkançlıklardan, özlemlerden bahsediyorlar. Ninniler, düğün şarkıları, aşk şarkıları, doğuma ve ölüme yazılmış şarkılarla anlatıyor kadınlar kendilerini. Mutluluklarını, hayallerini, üzüntülerini anlatıyorlar. O dönem kadınların sahnede şarkı söylemesi utanç duyulan, fahişelikle bir tutulan bir şey. Sadece erkekler şarkı söyleyebiliyorlar. Ben biraz da buradan, bu kadınların bakış açısından bakıyorum diye size öyle gelmiş olabilir. Bir de tabii ailemde bana ilham veren çok fazla güçlü kadın var.
- Mesela anneniz. - Evet ve büyük annem ve onun da annesi. Annemin anlattığına göre onun büyükannesi ayna karşısında kocası öldükten sonra "Neden beni bıraktın" diye ağıtlar yakan, kendi yazdığı şiirleri şarkı yapan bir kadınmış. Ağlamak gibi düşünün bunu. Fas'ta ölülerin arkasından ağıtlar yakılır ve bu da herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bunu yapan özel insanlar vardır. İşte annemin büyük annesi onlardan biriymiş. Annem de çok güçlü bir kadın. Sekiz tane çocuk yetiştirmiş. Ama tasa ve dertlerini hep şarkılarla anlatan biri. Benim büyük annem de Fas'ta şarkı söylermiş. O da çok güzel şarkılar söyler. Ve de çok güzel yemekler yapar. Durmaksızın yemek yapar.
- Siz de öğrendiniz mi o güzel yemeklerden? - Tabii. Ben de yapıyorum ara sıra. Güzel Fas ve İran yemekleri yapar. İran yemekleri babamdan gelme. Babam İranlı.
- Köklerinize bakınca dünya müziği yapan biri için büyük şans bu topraklar... - Kesinlikle. Grubumuzdaki insanlar da çok çeşitli yerlerden. Uruguay, Şili, İngiltere. Ve bu farklılıklar, bu renk de müziğe yansıyor haliyle.
- İsrail'den İngiltere'ye gelmeye nasıl karar verdiniz? - Sevgilim İngiltere'de yaşıyordu ve ben de kalbimi takip ettim. Genelde kalbimi dinlerim ve onun yolundan giderim. Londra'da yaşayacağım aklımın ucundan bile geçmezdi yoksa. Gerçi Londra müziğim için iyi bir yer. İnsanlar her türlü müziğe çok açık.
- Londra öncesi İsrail'de neler yapıyordunuz? - Öğrenciydim. Okul bittikten sonra askere gittim. İsrail'de kadınlara da erkekler gibi mecburi askerlik. 18 yaşımdan 20 yaşıma kadar ordudaydım ama orada da müzik yapıyordum. İnsanları mutlu edecek şarkılar söylüyordum.
- Ordu ve müzik pek iyi bir ikili değil sanki. Zor olmuyor muydu? - Çok kolay değil. Kendi istediğiniz şarkılar yerine onların istediklerini söylüyorsunuz ama en azından şarkı söylüyorsunuz. Pek çok insan bunun için neler vermez.
- Ne zaman huzura kavuşur o topraklar sizce? - Olanlar o kadar üzücü ki. Herkes aslında barış istiyor, barış içinde yaşamak istiyor. Hikâyenin iki tarafı var. Oraların huzura kavuşması biraz zor çünkü her şey gelecek nesillere bağlı ve gençleri, özellikle Filistin'de nefretle büyütüyorlar. Nefret bitmedikçe savaş da bitmez. Ben bu durumda sadece müziğimi yapıyorum ve her şeyin herkes için iyi olmasını umut ediyorum.
LADİNO BİR DİL DEĞİL, MİRAS
- Ladino ve Hebrew dilinde şarkılar söylüyorsunuz. Bunları aynı zamanda konuşabiliyor musunuz, yoksa sadece şarkıları mı biliyorsunuz? - İspanyolca ve Hebrew konuşabiliyorum. Ladino çok benzer İspanyolca'ya. Çok eski, Hebrew ile de karışmış bir dil.
- Ladino'nun yolculuğunu biraz anlatabilir misiniz? - Ladino 500 yıl önce yaşamış İspanyol Yahudilerinin konuştuğu dil. Bir süre Müslüman rejiminde yaşadılar. O dönemler mutluydular. Müslümanlar onlara karşı çok anlayışlıydı. Yüksek ve önemli görevlerde bulundular hükümette, bilimsel alanlarda. Sultanın bile kişisel doktoru Yahudi'ydi. Daha sonra Katolik rejiminde yaşamaları istendi ve artık rahat değildiler. Ya kaçacaktılar, ya da öldürüleceklerdi ya da Katolik olmayı seçeceklerdi. Çoğu göç etti; Yunanistan, Türkiye, Bulgaristan, Kuzey Afrika... Bu insanlar 15.yy İspanyol diyalektiğiyle konuşmaya devam ettiler küçük gruplar içinde. Saklamaya çalıştılar. Ve bu dil bir süre sonra Türkçe kelimeler, Yunanca kelimeler, İncil'den Hebrew kelimelerle karıştı. Ladino dilden öte bir kültür, bir miras aslında.
- Bu geleneksel şarkıları bulmak için özel araştırmalar yapıyor musunuz? - Elbette. En büyük kaynağım da Matilda Koen Serrano. İsrail'de çok önemli bir isim. Yaşlı bir araştırmacı. Bütün materyalleri topluyor ve kitap haline getiriyor. Daha yeni Ladino bir sözlük hazırladı. Kitapları ve kendisi çok yardımcı oluyor şarkıların ve hikâyelerinin keşfinde. Bir de eski kayıtları dinliyorum. Zaman zaman bu kayıtları grupla birlikte dinleyip aranje ediyoruz.
- Örnek aldığınız bir müzisyen var mı, kim gibi olmak ister Karbasi?- Annem gibi olmak isterim ama örnek kimi alırım derseniz, Shloma Bar diyebilirim. O da Fas Yahudilerinden ve çok cesaretli bir müzisyen. İsrail'de yaşıyor ve orada kendi kültürünü kuruyor. İsrail çünkü her kültürü içinde eriten, herkesi kendisine benzetmeye çalışan bir yer. İnsanlar orada köklerinden utanırlar. Shloma Bar'sa kalbini takip eder ve müziğini yapar.
- Genelde hüzünlü şarkılar var albümde. Düğün şarkıları bile hüzünlü. - Neşeli şarkılar da var aslında. İkisi de var, hayat gibi. Ben, mutlu olanlardansa hüzünlü olanları tercih ederim. Çünkü insan daha çok hüzünlü ve yalnız olduğu zamanlarda üretiyor. Yine de yeni albüm için daha neşeli Ladino parçalar seçtim. Her şarkıyı ayrı bir ruhta yaptım. Dinleyenler 'her birini bir başkası söylüyormuş gibi,' dediler. Planlı bir şey değildi, sadece içimden geldiği gibiydi. İlkbahar'da çıkması planlanıyor ve yine annemin sözlerde ve müzikte katkısı olduğu için "Tha Daughter of Spring/İlkbahar'ın Kızı" diye düşündük şimdilik ama kesin değil.
- Sizin albümdeki en sevdiğiniz şarkı hangisi? - Sözlerini annemin yazdığı Tony ve bizim de müziklerini yaptığımız Judia. Judia Yahudi demek. Şarkı Yahudi kaderinden bahseden metaforik bir şarkı. 'Nereye gidersin git adın Yahudi olacak,'
ÇOK DİNDAR SAYILMAM
- Dindar biri misinizdir, dininizin gerektirdiği ritüelleri yapan biri? - Çok dindar sayılmam ama ruhani biriyimdir. Ruhuma çok yakın hissediyorum dini. Bunu da müzikle anlatıyorum. İnsanlar artık kelimeleri dinlemiyorlar ama müziği dinliyorlar, dinleyecekler. Ben de umudumu, kalbime, oradan da müziğime koydum.
- İlk albümünüzle bu kadar övgü alacağınızı tahmin ediyor muydunuz?- Güzel şeyler olacağını umuyordum ama yine de şaşırdım tabii. The Guardian'daki yazı çıktığında örneğin, İsrail'de tatildeydim, ailemin yanında. Menajerim aradı ve "Gazeteye bak" hemen dedi. "Benim bu benim, benden bahsediyorlar" diye çığlıklar attım. En iyi albümlerden biri diye yazmışlardı. Bu da büyük sürpriz oldu.
- İnsanlar sizin isminizi Mariza ve Yasmin Levy'le birlikte sayıyorlar genelde. Müzikleriniz benziyor mu sizce? - Folk müzikle ilgili bir şey sanırım çünkü folk müzik parçaları pek çok ortak noktaya sahip. Gerçi özellikle benim yazdığım müzik düşünüldüğünde pek bir benzerlik bulamıyorum ben bu isimlerle. Ben Mor Karbasi'yim, ne Mariza, ne de Yasmin Levy.
HİP-HOP'LA ETNİK MÜZİĞİ KARIŞTIRMAM
- Siz de yeni neslin Matilda Koen Serrano'su olabilir misiniz? - Belki ama emin değilim çünkü bu benim ilk albümüm ve bu zamanlarda hissettiğim, peşinden gittiğim bir tutku. Sonuçta müzik bir bütün. Sınıflandırılamaz.
- Bazı dünya müziği icracıları her türlü müzik türünü karıştırmayı seviyorlar. Hip hop yanına etnik müzik gibi. Siz nasıl bakıyorsunuz bu tür çalışmalara? - O kadar ileri gitmem sanırım.
- Büyük müzisyenler ve sanatçıların pek çoğu Yahudi. Bunun bir sırrı var mıdır sizce?- En mutlu müzikler bile benim için en üzgün yerlerden çıkar. Diğerlerini bilmiyorum ama kendi tecrübelerime dayanarak konuşursam Yahudi kaderini ve ailemi her yere taşıyan biriyim. Ve bu tarih pek de mutlu bir tarih değil. Pek çok acılar yaşanmış bir tarih. Bana göre kalbinde tüm bunlarla gitmezsen gittiğin yerlere, inandırıcı, güçlü ve samimi olamazsın. Ruha ve kalbe dair olan yaratılar, en güçlü olanlar.
19 Mayıs 2014
Aşkın Cep Defteri
· Daha iyi bir insansam, bunu aşka borçluyum…
· Aşkınızı herkesle konuşmayın: Ben bu hatayı, hayatım boyunca yaptım. Bazı konular, herkese
göre değildir. Hayatın diğer alanlarında kendimize, iyi-kötü bir sınır, bir ölçü getirirken, aşk söz
konusu olduğunda, herkesle konuşulabilir bir şey sanırız onu. Oysa aşk da siyaset gibidir,
herkesle tartışılmaz. Aşk korkutur. Kendi aşkınızla başkalarının korkularına dokunmayın! Bırakın
aşksız yaşasınlar ve bunu hayatın gerçeği sansınlar.
· Bazı aşklar, kendi yangınında ölür. Yeterince tutuşmadan, alevine doymadan kül olur. Erken
rüzgar, fazla har, ne derseniz deyin artık. Geçip gitmiştir...
· Aşkı var ama aşkının ahlakı yok! Aşkın sorunları biter mi?
· Bazı durumlarda onu beklerken bildiğin şudur: “Gelirse mutlu olacaksın, gelmezse huzurlu…”
· Aşk ölümden daha soğuktur, der ya Fassbinder. Öyle, bazı soğuklar yakıcıdır…
· Bir zamanlar yaşadığın aşk, öldükten sonra bile seni yaşatır!
· Karşılıksız aşk, sahibine emanet…
· Aşk, kalbimin tilkisi, kuyruğuma dolanıp durma!
· Bütün aşıklar aynı yaştadır.
· “Tek istediğim, her şeyin eskisi gibi olması.” Eğer bu cümleyi kuracak yere gelmişseniz, zaten
hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
· Bazı insanları aşk bile güzelleştiremez!
· Mutlu aşk yoktur. Mutlu aşk vardır. Aşk zaten yalandır. Aşk her zaman vardır, olacaktır. Aşık
diye bir şey yoktur. Hayır, vardır. Aşk güzeldir, kötü olan ayrılık. Hepsi boş laf. Hepsi boş laf bunların. Bir gün ya çıkagelir hayatına ya gelmez. Herkes kendi yaşadığını, herkesin yaşadığı sanır…
· Sen aklınla ne düşünürsen düşün, kalbin kendi hafızası var...
· Karşındaki sorar:
- Ne düşünüyorsun?
Hiç.
- Hiç konuşmuyorsun?
Ne söyleyeyim?
- Bilmem.
Bir çay daha?
- Olur.
Aşk, saklanır.
· Aşıkların çoğunluğu, ‘devamsızlıktan’ sınıfta kalır.
· Aşkınızı herkesle konuşmayın: Ben bu hatayı, hayatım boyunca yaptım. Bazı konular, herkese
göre değildir. Hayatın diğer alanlarında kendimize, iyi-kötü bir sınır, bir ölçü getirirken, aşk söz
konusu olduğunda, herkesle konuşulabilir bir şey sanırız onu. Oysa aşk da siyaset gibidir,
herkesle tartışılmaz. Aşk korkutur. Kendi aşkınızla başkalarının korkularına dokunmayın! Bırakın
aşksız yaşasınlar ve bunu hayatın gerçeği sansınlar.
· Bazı aşklar, kendi yangınında ölür. Yeterince tutuşmadan, alevine doymadan kül olur. Erken
rüzgar, fazla har, ne derseniz deyin artık. Geçip gitmiştir...
· Aşkı var ama aşkının ahlakı yok! Aşkın sorunları biter mi?
· Bazı durumlarda onu beklerken bildiğin şudur: “Gelirse mutlu olacaksın, gelmezse huzurlu…”
· Aşk ölümden daha soğuktur, der ya Fassbinder. Öyle, bazı soğuklar yakıcıdır…
· Bir zamanlar yaşadığın aşk, öldükten sonra bile seni yaşatır!
· Karşılıksız aşk, sahibine emanet…
· Aşk, kalbimin tilkisi, kuyruğuma dolanıp durma!
· Bütün aşıklar aynı yaştadır.
· “Tek istediğim, her şeyin eskisi gibi olması.” Eğer bu cümleyi kuracak yere gelmişseniz, zaten
hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
· Bazı insanları aşk bile güzelleştiremez!
· Mutlu aşk yoktur. Mutlu aşk vardır. Aşk zaten yalandır. Aşk her zaman vardır, olacaktır. Aşık
diye bir şey yoktur. Hayır, vardır. Aşk güzeldir, kötü olan ayrılık. Hepsi boş laf. Hepsi boş laf bunların. Bir gün ya çıkagelir hayatına ya gelmez. Herkes kendi yaşadığını, herkesin yaşadığı sanır…
· Sen aklınla ne düşünürsen düşün, kalbin kendi hafızası var...
· Karşındaki sorar:
- Ne düşünüyorsun?
Hiç.
- Hiç konuşmuyorsun?
Ne söyleyeyim?
- Bilmem.
Bir çay daha?
- Olur.
Aşk, saklanır.
· Aşıkların çoğunluğu, ‘devamsızlıktan’ sınıfta kalır.
· En evrensel dil, ‘arzu’dur. Her dile çevrilebilir ve her dilde karşılığı vardır. Çeşitli uyruklar altında
ortaya çıksa da aşk, onun kütüğüne kayıtlıdır…
· Aşk ruhun cüretidir.
· Her aşk, kendi adasını yaratır. Sular altında kalana kadar.
· En kötü aşıklar, kendine aşık olanların arasından çıkar…
· Aşk üzerine konuşurken, saçmalamamak imkansızdır!
· Bazı seri aşıklar, seri katilleri hatırlatır.
· Ona dedim ki: Ben de senden, seninle olan ilişkimden bir şey öğrendim. Kendimin kıymetini öğrendim. Kendime değer vermeyi, bir ölçüde de olsa kendimi korumayı, kollamayı. Sen beni öyle hoyrat kullandın ki, ben de işte bunları öğrendim. Gülümsedi. Yıllar sonra gelen, geç bir gülümsemeyle gülümsedi. Bazı armağanların geç olması, değerini hiç azaltmıyor. Boşuna değilmiş diyorsun, hiç boşuna değilmiş…
· Bir daha kimsenin onu sizin gibi sevemeyeceğinin bilgisidir yaşayacak olan. Bende hep öyle oldu...
· Aşk aradığını söyleyenlerin çoğunun istedikleri aşk değil, aşıktır aslında. Kendileri için kafalarında kurdukları ‘senaryoyu’ gerçekleştirebilecek ‘biçilmiş kaftan’ bir aşık. Birbirine yakın göründüğü için ayırt etmekte zorlanılan bu durum, deneyimlerimizle berraklaşır. Çoğu kez yanılgılarımız ve kayıplarımızla…
· Başlarken de biliyordum: Aşk hakkında ne söylerseniz söyleyin, eksik kalacaktır. Yeni bir şey söylemek zaten olanaksızdır. Söylediklerinizin bir bölümü kimileri tarafından ya yaşam deneyim noksanlığı, ya kötü niyet ya da düpedüz budalalık nedeniyle yanlış anlaşılacak: Başkalarına ya da hayata yanlış aktarılacaktır. En kötüsüyse, ne kadar yazarsanız yazın, söyleyeceklerinizin onda birini bile söylememiş olduğunuzu bilmenizdir...
· Dolayısıyla aşk üzerine söylediklerimi unutun. Ben de öyle yapacağım.
· Ya da kaldığım yerden devam edin.
Murathan Mungan
ortaya çıksa da aşk, onun kütüğüne kayıtlıdır…
· Aşk ruhun cüretidir.
· Her aşk, kendi adasını yaratır. Sular altında kalana kadar.
· En kötü aşıklar, kendine aşık olanların arasından çıkar…
· Aşk üzerine konuşurken, saçmalamamak imkansızdır!
· Bazı seri aşıklar, seri katilleri hatırlatır.
· Ona dedim ki: Ben de senden, seninle olan ilişkimden bir şey öğrendim. Kendimin kıymetini öğrendim. Kendime değer vermeyi, bir ölçüde de olsa kendimi korumayı, kollamayı. Sen beni öyle hoyrat kullandın ki, ben de işte bunları öğrendim. Gülümsedi. Yıllar sonra gelen, geç bir gülümsemeyle gülümsedi. Bazı armağanların geç olması, değerini hiç azaltmıyor. Boşuna değilmiş diyorsun, hiç boşuna değilmiş…
· Bir daha kimsenin onu sizin gibi sevemeyeceğinin bilgisidir yaşayacak olan. Bende hep öyle oldu...
· Aşk aradığını söyleyenlerin çoğunun istedikleri aşk değil, aşıktır aslında. Kendileri için kafalarında kurdukları ‘senaryoyu’ gerçekleştirebilecek ‘biçilmiş kaftan’ bir aşık. Birbirine yakın göründüğü için ayırt etmekte zorlanılan bu durum, deneyimlerimizle berraklaşır. Çoğu kez yanılgılarımız ve kayıplarımızla…
· Başlarken de biliyordum: Aşk hakkında ne söylerseniz söyleyin, eksik kalacaktır. Yeni bir şey söylemek zaten olanaksızdır. Söylediklerinizin bir bölümü kimileri tarafından ya yaşam deneyim noksanlığı, ya kötü niyet ya da düpedüz budalalık nedeniyle yanlış anlaşılacak: Başkalarına ya da hayata yanlış aktarılacaktır. En kötüsüyse, ne kadar yazarsanız yazın, söyleyeceklerinizin onda birini bile söylememiş olduğunuzu bilmenizdir...
· Dolayısıyla aşk üzerine söylediklerimi unutun. Ben de öyle yapacağım.
· Ya da kaldığım yerden devam edin.
Murathan Mungan
(Aşkın Cep Defteri'nden Ayşe Arman'ın seçtikleri)
Kim Gölgesinden Kaçabilir ki?
Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü
kendilerini tekrar, tekrar hatırlatmalarıdır.
Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir.
Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir.
Hep ama hep hatırlarız.
Ne biçim kaybetmektir bu?
Kim gölgesinden kaçabilir ki?
Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...
Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır.
Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
Her şeyi didikleyip duran mazisinin gölgesinden,
anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer,
hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.
Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya baslar.
Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor.
Zaman, aşk...... her şey!
Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.
Murathan Mungan
kendilerini tekrar, tekrar hatırlatmalarıdır.
Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir.
Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir.
Hep ama hep hatırlarız.
Ne biçim kaybetmektir bu?
Kim gölgesinden kaçabilir ki?
Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...
Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır.
Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
Her şeyi didikleyip duran mazisinin gölgesinden,
anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer,
hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.
Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya baslar.
Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor.
Zaman, aşk...... her şey!
Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.
Murathan Mungan
Pâzubent
beden dediğin aşka vesile
insan ruhlara âşık olur
sevdikçe başkasını
kendini bulur
ne hasreti öldürür, ne vuslatı ondurur
suretten surete süründürür aşk seni
hayat dediğin bir gün anlamak
geçtiğin yolların kıymetini
bazı kalplerin kaderidir aşk
ne dua beddua ne tövbe yemin
nafile pâzu boşalmış kıymet
nice yazsan korunduğun gövdeye
tabiatta olmayan kelime
nasıl karşı koyabilir
tabiat güçlerine
bin kere inkâr ettim
bin kapıda yenildim
aşk bin kere
bin kere ayrılık
dediğin sema adımları
kültürel miras genetik şifre
tenimde
açılan vahdet yaraları
tutulduğum suretlerden
geçtim gittim
kaderin önünde koşarken
yeni suretlere
bin kere
hakikatim marifetim yadigârım
kalbini bende sınamışlar için
adadığım divanım
ömrümü hayat yapan bütün erkeklere
bir kere olsun unutmak için
beyhude
bin kelime!
Murathan Mungan
insan ruhlara âşık olur
sevdikçe başkasını
kendini bulur
ne hasreti öldürür, ne vuslatı ondurur
suretten surete süründürür aşk seni
hayat dediğin bir gün anlamak
geçtiğin yolların kıymetini
bazı kalplerin kaderidir aşk
ne dua beddua ne tövbe yemin
nafile pâzu boşalmış kıymet
nice yazsan korunduğun gövdeye
tabiatta olmayan kelime
nasıl karşı koyabilir
tabiat güçlerine
bin kere inkâr ettim
bin kapıda yenildim
aşk bin kere
bin kere ayrılık
dediğin sema adımları
kültürel miras genetik şifre
tenimde
açılan vahdet yaraları
tutulduğum suretlerden
geçtim gittim
kaderin önünde koşarken
yeni suretlere
bin kere
hakikatim marifetim yadigârım
kalbini bende sınamışlar için
adadığım divanım
ömrümü hayat yapan bütün erkeklere
bir kere olsun unutmak için
beyhude
bin kelime!
Murathan Mungan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bercestelerim
Ağlamak Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal S...
-
Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü… Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Özkan Mert Her yağ...
-
Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yab...
-
Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin...
-
Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap ...
-
Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Kon...
-
Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vur...
-
Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir...
-
sarıp sarmaladı bizi kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik * kadınlar az şey beklemiyor sizden ...
-
Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ci...






