06 Haziran 2014

436

Nedense bir anda aklıma gelen ve yazmadığım için daha sonra hatırlayamadığım dizelerin, yazdıklarımdan çok daha iyi olduklarını düşündüm her zaman. Ve bu pişmanlık benzeri ruh hali canımı çok sıktı. Ne olduklarını bile hatırlamıyorum, ne anlattıklarını bile bilmiyorum ama iyi olduklarından emin olabiliyorum ve yaslarını tutabiliyorum. Üstelik bu davranışın iyi veya kötü olduğuna dair hiçbir karara da varamıyorum.

Bir ara baktım böyle olmuyor, ışığı söndürmüş ve geceyi kapatmışken bile yatakta aklıma aniden geliveren dizeleri hiç üşenmeden yataktan fırlayıp deli gibi yazmaya koyuldum artık. Ama birkaç dize sonra devamı gelmiyordu onların da. Tıkanıyordum ve bezginlikle yatağıma dönüyordum. Çok rezil bir duyguydu. Artık gelenleri umursamayıp uyumaya çalışıyordum.

Belki de hiç olmamaları gerekiyordu ve ben bunu anlayamıyordum.

-Bir şeyler değişmiş sanırım.
-Hiçbir şey eskisi gibi değil.
-…

Ne zaman bir giden olsa, o en iyisi oluyor hep. Onu iyi yapan gitmiş olması sanırım. Ben de gitsem iyi olur muyum, diye düşündüm ama peşimden gelen olmadı. Dönüp arkama baktım çaktırmadan, tam hizamda çok önemli bir şey görmüşüm de ona dikkat kesilmişim gibi davranarak. Oysa arkadaki insanın oralarda kayda değer bir şey olmadığını fark edebilecek kadar akıllı olabileceğini düşünemeyecek kadar da aptal oldum her defasında.

Sonuçta gidilmiş olunuyordu ve geri dönmek pek de tutarlı bir davranış olmayacaktı. Sonra kapılar da çabuk kapanabiliyor mesela.

Onu da o dizelere benzetiyordum. Devamı gelmeyen ve hiçbir zaman bir şiir olamayan, bölük pörçük cümlelere… Elimi atsam inciniyor, dokunmasam sanki her an uçacakmış gibi bir telaşla yaşıyordum.

-Ne zaman gitti?
-Kim?
- O işte, bahsediyorsun ya sabahtan beri.
- Haa, o mu? Hiç gelmedi ki.
- Ondandır işte.
- Neyden?
- Hiç gelmemiş olmasından.
- Saçmalıyorsun.
- Bunu düşün.

Dalga geçmiştim ama gerçekten ona uyup düşündüm.

Bisikletleri bu kadar sevmemim nedeninin; babamın ben çocukken çok istediğim halde bana hiç bisiklet almaması olduğunu fark ettim o an.

Yakından sevme fırsatım olmayan şeyleri, uzaktan daha çok sevebiliyordum.

Bitiremediklerimin, yitirdiklerim olduğunu sanıp üzülüyordum.


Rıdvan Göksu

05 Haziran 2014

D e n i z d e

Aldanma
orada
yağmur bekliyor seni:
şimşek, yıldırım, fırtına
soğuk.

Burada
ılık güneş, dingin deniz, serin rüzgar
aldatmasın seni:
Tufan
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak Nuh'un gemisi
kurtaracak seni -
uçacak güvercini
getirecek yaprağı
olmayacak.

Sular akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
orada
yıkım bekliyor seni
gürültü, çöküntü, göçük
deprem.

Burada
sakin ses, sıcak taş, sağlam duvar
aldatmasın seni:
Ölüm
bekliyor orada seni.

Aldatma kendini:
olmayacak İbrahim'in koçu
kurtaracak seni -
indirtecek bıçağını
sağaltacak yüreğini
olmayacak.

Acılar akacak
çağlayacak, kabaracak
dolduracak her yerini
sürükleyip
götürecek
seni

Aldanma
aldatma kendini
aldatmasın seni
burada
boşluk -
yokluk
bekliyor orada seni.


Oruç Aruoba

03 Haziran 2014

Bağrı yanık bir mermi*

                            *Tüm adam olamayanlara…


Yine bir gün böyle yaşıyoruz, ya da sanıyoruz yaşadığımızı
Neyi tutsam elimde kalıyor
Ellerin hariç
Ne çok benziyoruz birbirimize, hiçbir şeyimiz yok
Hepimizin de
Bundan büyük trajedi aramam, bundan büyük farkı
Bir refüjün ortasında kalmış türbe
Ve çocuk parkı

Neresinden tutarsan tut
Sabır dediler oysa çıdam da olurdu
Nazari ilimlerin nazarı vurdu
Çocuklar birdenbire apansız öldü
Aşk stoklayanlar vardı, kıtlık günlerine
Bize yalnız bir fesleğenin kokusu kaldı
Cümlemizden sokaklar razı
İçimde aşıklar atışıyor bazı
Eğer beni öpseydin, ben her şeyi göze almıştım;
-Buna Fransız olmak da dahil-
Bilmedim her ne olduysa kendimden
Bilmedim ceremesi nedir yaşamanın
Zorla öğrettiler,
Her şey yalan… Yortular, gülüşler
Nihayetinde,
Bir ölüm bu yolculuğu anlamlı kılan…

Elbet bir Hızır kolay yetişmiyor
En ağır ceza muhabbet
Ne ki bunca olanlar, olacaklar yanında
Öyle masum ki
Silahlar dayanır mı bu sırrın korkusuna?
Ha gayret!
Ve gökdelenler ufkumuzu delemeyecek
Sabret!

Yalanlar dinledim, belki gerçektir diye..
Baktım, beğendim halüsinojen hayaller
Kan taşı sürülse de geçmez bu kesiklerden
Damlayan seller
Kaderle fazla inatlaşmam,
Daha son sözümü susmadım.
Gördüğüm her şeyi nisyan hanesine
Kazıyorum
Kadınlar gördüm kimisi yar, kimisi har
Ah çektikçe inleyen teşbihler de var

Şimdilik susacaklarım bu kadar


Murat Özel

Kaynak: http://www.kirkincikapi.com/author/muratozel/


Kırık Ayn'a

Her güne yaşayarak uyanınca
Şu ur yok mu kafamda şu ur
Senden ordular dört bir yanda
Mızrakların ucuna takılmış ayetler gibi
Gözlerin
Daim hücum halinde, hep sefer
Duvardan sökülmüş şiirin bıraktığı iz
Susacakların boyunu aştığı vakit
Git lakin önce şuraya bir vav çiz
Tırnaklarımın içi kan dolu
Konuşmak için çok geç vakit
Bana bu ölümü lütfeder misin?
Ki bana cana kastedecek yar gerek
Öfkem:1 ben: 0
Ki bu mısra da bir çok sitemi içinde barındırır
Hayal kurduramam sana
ve yoktur elimde bir ilaç kırık olanlara
Ama istersen sana yeniden hayaller kurmayı öğretebilirim
Tatmadığım acılar vitrinlerde boy gösterirken
Yaşadıklarım elbet yaşayacaklarımın teminatıdır
Şiir yürekten söküldü mü
Sakallarım var ve bu beni ölüme daha çok yakıştırır
Zaten şu günlerde boş bir sokak bulabilmek de çok zor
Bize bu ateşin ilhamını belki bir kıvılcım verir
Her ses hançereyi kanırttıkça
Müzik defterlerine yeni bir nota eklenir
Tüm şiirleri sökeceğim duvarlardan,
Kalbimden ve kağıtlardan..
Tüm yangınlarda ilk susulacak bir söz kalır
Lügatimde başka sözlere yer yok
Konuşmak beyhude, susuyorum; hayır.


Murat Özel

Yağmur Mûsıkîsi

Ötelerin gülücükleri gibi damlalar,
Dolaşır, ayrı düştüğü deryaları arar.

Ses verir ud telleri gibi ince ince,
Yerin solukları duyulur yağmur deyince..

Bir şiiri meşk ediyor gibi fasıl fasıl,
Süzülür beyaz kelebekler gibi muttasıl...

Hep bir mûsikî ritmiyle kulaklarda çağlar,
Sanırsın gökler coşmuş da çemenlere ağlar.

Her damla veda eder semavî hayatına
Ve döner ummanlarla coşan kâinatına.

Toz-toprak lâl kesilir ve durup onu dinler;
Sarı, yeşil, pembe çiçekleriyle bahçeler,

Yağmur mûsıkîsiyle dirilir birer birer,
Her damlayla yere sanki bir melek gibi iner..

Gözlere gelip çarpan nakış nakış damlalar,
Bu sihirli armonide tüllenir verâlar.

Gökler güler ve tebessümler yağar her yana,
Duyar bu semavî şiiri herkes kana kana..

Ve yükselir bazen dağlar cesametinde buhar,
Yerde yeşili, maviyi, turuncuyu arar..

Her zaman hususî bir lezzetle iner yağmur,
Cennet kokularıyla duyulur buhur buhur.

Siner her yana ruhları saran bin râyiha,
Toprak hayatla tüter, çiçekler kalkar şaha...

Erer bir tatlı rahata bütünüyle varlık,
Ve görülür ötelere açılan aralık...


M. Fethullah Gülen

Yağmur

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Olur dem-be-dem nevha-ger, nağme-sâz
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler!..

Sokaklarda seylâbeler ağlaşır,
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır.

Bulutlar karardıkça, zerrâta bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;

Bürür bir soğuk gölge etrâfı hep,
Nümâyân olur gündüzün nısf-ı şeb.

Söner şimdi, manzûr olurken demin
Heyûlâsı karşımda bir âlemin

Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere,
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

Geçer boş sokaktan, hayâlet gibi
Şitâbân ü pûşîde-ser bir sabî.

O dem leyl-i yâdımda, solgun, tebâh;
Sürür bir kadın bir ridâ-yı siyâh.

Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek!-
Susarlar. Uzaktan ulur bir köpek.

Öter gûş-i rûhumda boş bir enîn,
Boğuk bir tezâd-ı sükûn u tanîn:

Küçük, pür-heves, gevherîn katreler
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz
Olur muttasıl nevha-ger, nağme-sâz...
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz
Küçük, pür-heves, gevherîn katreler…


Tevfik Fikret


Sen Olmasan

Sen olmasan...
Seni bir lâhza görmesem yâhut,
Bilir misin ne olur?
Semâ, güneş ebediyyen kapansa, belki vücud
Bu leyl-i serd ile bir çâre-i teennüs arar,
Ve bulur;
Fakat o zulmete mümkün müdür alıştırmak
Bütün güneşle, semâlarla beslenen rûhu,
Bu rûh-ı mecrûhu? ..

Sen olmasan...
Seni bulmak hayâli olsa muhâl,
Yaşar mıyım dersin?
Söner ufûlüne bir lâhza kaail olsa hayâl;
Soğur, donar, kırılır senden ayrılınca nazar
Ne hazin
Gelir hâyât o zaman hem vücûda hem rûha,
Yaşar mıyız seni kaybetsek âh ben, kalbim,
Bu kalb-i muztaribim?

Sen olmasan...
Bu samîmî bir îtirâf işte;
Sen olmasan yaşayamam:
Seninle rabıtamız hoş bir îtilâf işte;
Fakat bu râbıta hâlî mi rûhu ezmekten? ...
Akşam
Gurûba karşı düşündüm sükûn içinde bunu:
Fenâ değil sevişip ağlamak, fakat heyhât,
Bükâya değse hayat! ..


Tevfik Fikret

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal S...