Sevmek
Nokta almaz
Çocuklar.
Sevmeye nokta koyan
Sınıfta kalır.
Onun,
Virgülleri vardır
Çocuklar.
Sevmek noktalanmaz;
O, noktadır.
Özdemir Asaf
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
22 Ekim 2014
Kağıt Gemi
Kağıttan bir gemi yaptım küçücük
Ya 5 öpücük sığar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardeşim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Doğru havuza
Sen misin
Doğru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.
Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok şükür...
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Ya 5 öpücük sığar içine
Ya 10 öpücük
Kız kardeşim
10 öpücük batar bu gemi dedi
Sen misin
15 öpücük
Anam sakın denize atma dedi
Doğru havuza
Sen misin
Doğru denize,
Ama ıslanmasıyla batması bir oldu.
Bir gemi daha yaparım ne çıkar
Hem bu sefer öpücük yerine
Sunturlu birkaç küfür
Daha birkaç gemi yaparım
Çok şükür...
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Hazan Gazeli
Hazan ki durmadan evrâk-ı sû-be-sû dökülür
Hazînesinden eteklerle reng ü bû dökülür
Ne inkırâz-ı bahâran ki hân-ı yağmâda
Şerâb mahzeni Cem'den sebû sebû dökülür
Nevâ-yı neydir esen bâd câm-ı meydir gül
Çemende eşk ile sahbâ misâl-i cû dökülür
Makaam-ı pîr-i mugandan akarken âb-ı hayât
Cihanda tâli'e bîhûde âb-ı rû dökülür
Hazan da erse Kemâl el çeker mi cânandan
Lebinden ol mehe îmâ-yı ârzû dökülür
Yahya Kemal Beyatlı
Hazînesinden eteklerle reng ü bû dökülür
Ne inkırâz-ı bahâran ki hân-ı yağmâda
Şerâb mahzeni Cem'den sebû sebû dökülür
Nevâ-yı neydir esen bâd câm-ı meydir gül
Çemende eşk ile sahbâ misâl-i cû dökülür
Makaam-ı pîr-i mugandan akarken âb-ı hayât
Cihanda tâli'e bîhûde âb-ı rû dökülür
Hazan da erse Kemâl el çeker mi cânandan
Lebinden ol mehe îmâ-yı ârzû dökülür
Yahya Kemal Beyatlı
Kayısı bahçelerine gökdelen diken uzaylılar var aramızda!
Gündelik hayatımızı, aksayan bütün yönleri ile, güzellikleri ve bakteri üreten tarafları ile konuşmamız gerekiyor.
Gündelik hayatımızı bugün mekan üzerinden konuşalım.
Son yıllarda AK Partili yetkililerin, yatay şehirler inşa edeceğiz söylemi de bize yol açsın.
Mekana dair kafa karışıklığını Tanzimat modernleşmesi ile başlatabiliriz.
Tanzimat modernleşmesi yeni bir zamana girişin eşiğidir ve daima zamanın yenileşmesi mekânsal yenilikleri de peşi sıra sürükler.
Tanzimat modernleşmesinde Müslüman saati mahallede kalmıştı, mahalle terk edilip apartman dairelerine yerleşilirken dahil olunan zaman alafranga saat idi.
Şimdi bunları hangi zamanda konuşuyoruz?
Türkiye insanı bir gayret apartmanları da mahalle iklimine çevirdikten sonra, mahalleden kaçmak isteyenler için rezidansların inşa edildiği, ufuk çizgisinin site sakini olmak üzerinden çekildiği bir zamanda konuşuyoruz.
Zaman, salt alafranga zaman değil artık aynı zamanda dijital.
Tanzimat'tan bu yana ne istediğimizi hiç bilmedik.
Mevcut olanı istemiyorduk. Muhayyelin peşindeydik, ne ki hayal ettiğimizin peşi sıra nelere maruz kalacağımıza dair ufacık bir tefekkür bahsinden, kendimizi her defasında özgür kılmayı başardık.
Konuyu Tanzimat'tan başlatınca bu güne gelemeyeceğimi zannettiniz.
Hayır derhal bu güne geleceğim.
Hatta her konuyu İstanbul üzerinden tartışma alışkanlığını da bir kenara bırakıp, mesela Malatya üzerinden iz sürmeye çalışacağım.
Gündelik hayatımızı bugün mekan üzerinden konuşalım.
Son yıllarda AK Partili yetkililerin, yatay şehirler inşa edeceğiz söylemi de bize yol açsın.
Mekana dair kafa karışıklığını Tanzimat modernleşmesi ile başlatabiliriz.
Tanzimat modernleşmesi yeni bir zamana girişin eşiğidir ve daima zamanın yenileşmesi mekânsal yenilikleri de peşi sıra sürükler.
Tanzimat modernleşmesinde Müslüman saati mahallede kalmıştı, mahalle terk edilip apartman dairelerine yerleşilirken dahil olunan zaman alafranga saat idi.
Şimdi bunları hangi zamanda konuşuyoruz?
Türkiye insanı bir gayret apartmanları da mahalle iklimine çevirdikten sonra, mahalleden kaçmak isteyenler için rezidansların inşa edildiği, ufuk çizgisinin site sakini olmak üzerinden çekildiği bir zamanda konuşuyoruz.
Zaman, salt alafranga zaman değil artık aynı zamanda dijital.
Tanzimat'tan bu yana ne istediğimizi hiç bilmedik.
Mevcut olanı istemiyorduk. Muhayyelin peşindeydik, ne ki hayal ettiğimizin peşi sıra nelere maruz kalacağımıza dair ufacık bir tefekkür bahsinden, kendimizi her defasında özgür kılmayı başardık.
Konuyu Tanzimat'tan başlatınca bu güne gelemeyeceğimi zannettiniz.
Hayır derhal bu güne geleceğim.
Hatta her konuyu İstanbul üzerinden tartışma alışkanlığını da bir kenara bırakıp, mesela Malatya üzerinden iz sürmeye çalışacağım.
Konumuz, Malatya'yı Malatya yapan kayısı bahçelerinin imha edilip yerlerine Tokivari binaların dikilmesi.
Bir kaç ay önce Malatya'da idim. Bizi gezdiren rehberimiz şimdi üzerinde onar katlı Tokivari binaların olduğu evleri göstererek, Buralar hep kayısı bahçesi idi dedi, ciğerini yakan ah eşliğinde.
Bir kaç ay önce Malatya'da idim. Bizi gezdiren rehberimiz şimdi üzerinde onar katlı Tokivari binaların olduğu evleri göstererek, Buralar hep kayısı bahçesi idi dedi, ciğerini yakan ah eşliğinde.
Yerinde yellerin değil, evlerin estiği eski kayısı bahçelerini hatıralarıyla yad eden mihmandarımız, bu toprağı müteahhitlere satan 'köylü'lere verip veriştiriyordu.
BİR DAKİKA!
Köylünün kayısısı para etmeyecek. Köylü orada kayısı üretmeye devam edecek. Üzerindeki toprak bire bin veren bir verimlilikte olacak, ama orada yaşayan insanların ayaklarına gelen nimeti teperek, eskisi gibi yaşamaya devam etmelerini bekleyeceğiz.
Kim bekliyor bunu?
Hepimiz!
Olana bitene nostaljik hüzün ile bakan ah ah buralar bir zamanlar hep bostandı diye cümleye başlayan herkes ...
Buralar hep bostan iken sen neredeydin? Ne yapıyordun? Şimdi ne yapıyorsun?
BİR DAKİKA!
Köylünün kayısısı para etmeyecek. Köylü orada kayısı üretmeye devam edecek. Üzerindeki toprak bire bin veren bir verimlilikte olacak, ama orada yaşayan insanların ayaklarına gelen nimeti teperek, eskisi gibi yaşamaya devam etmelerini bekleyeceğiz.
Kim bekliyor bunu?
Hepimiz!
Olana bitene nostaljik hüzün ile bakan ah ah buralar bir zamanlar hep bostandı diye cümleye başlayan herkes ...
Buralar hep bostan iken sen neredeydin? Ne yapıyordun? Şimdi ne yapıyorsun?
Malatyalı mihmandarımız üzerinden anlatmaya devam edeyim konunun ateşli kısmını.
Mihmandarımız nostaljik bir hüzünle anlatıyor kayısı bahçelerinin baharlarını ve kayısı çiçeklerinin rayihasını. Buralardan geçmeye kıyamazdınız diyor sonra başlıyor toprağını satanlara söylenmeye. O böyle söylenirken nihayet karşımıza bir kayısı bahçesi çıktı. Kocaman bir tarla düşünün. Tarlanın içinde gecekondu şeklinde bir iki ev.
Mihmandarımız nostaljik bir hüzünle anlatıyor kayısı bahçelerinin baharlarını ve kayısı çiçeklerinin rayihasını. Buralardan geçmeye kıyamazdınız diyor sonra başlıyor toprağını satanlara söylenmeye. O böyle söylenirken nihayet karşımıza bir kayısı bahçesi çıktı. Kocaman bir tarla düşünün. Tarlanın içinde gecekondu şeklinde bir iki ev.
İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
Hepimiz güzel, daha güzel, en güzel evlere çıkmak için çaba sarf edeceğiz. Her üç yılda bir yeni bir ev almanın hayalini kuracağız. Nihayet rüyalarımız gerçekleşti diye taşındığımız ev, reklam filmlerine, dizi filmlerin ev sahnelerine sadece üç beş yıl dayanacak yuvamızı hızla 'yer' e dönüştürüp, yeni bir konut reklamının peşi sıra sürükleneceğiz. O reklamlarda çocuklar kullanılacak mesela hiç ses etmeyeceğiz. AMA! Birilerinin, bir yerlerde, bizim çocukluğumuzdaki gibi tevazu içinde mutmain bir kalp ile yaşıyor olmasını umacağız.
Kura çektik bize dünyalık diğerlerine ahiret bilinci çıktı diye bir 'iş bölümü/hayat taksimi yapacağız.
Nereden? Başkalarının yapacağı fedakarlık üzerinden.
Nitekim rehberimiz gün boyu devam eden konuşmalarımızın bir yerinde şehir dışında okuyan çocuklarından bahsettikten sonra eşi ile kendisine 220 metre kare evin büyük geldiğini, bir önceki konuşmalarından bağımsız olarak söyleyiverdi.
Yanlış anlaşılmasın Malatya'nın sokak ve caddelerini bizim için aşina kılan, mihmandarlık yapan beyefendiyi eleştirmek için yazmıyorum bu satırları. Sadece bir örnek üzerinden kafa karışıklığımızı daha net olarak görebileceğim için onun söylemini merkeze alıyorum.
Bu kafa karışıklığı her birimizde, başka bir sahnenin ışıltısı altında görünürlük kazanıyor. Nitekim bu satırların yazarının dahi kendini suçüstü yakalamışlığı çoktur.
Meselenin bireylerde tecelli eden kısmı böyle.
Gelelim Hükümet politikaları bahsindeki görüntüsüne...
AK Partili yöneticiler her vesile ile yatay şehirler kurmaktan bahsediyorlar. İyi de bu dikey şehirleri on yıldır kim kurdu?
Anadolu'nun en verimli ovalarına hücüm tankı gibi hizalanmış bu binaları kim dikti?
TOKİ bir başarı hikayesi olarak başımızın üstünde idi! TOKİ hakkında eleştiri cümlesi kurmaya kalkan cümlesini kuramaz oluyordu da, sonra ne oldu!
Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ömer Çelik Kültür Bakanlığının kültür politikası olmaması gerektiğine inandığını söyledi. Çalıştaya katılan Sayın Mehmet Doğan Kültür politikasının olmadığını söylemek de bir kültür politikasıdır dedi.
Kültür Bakanlığının 'müdahaleci' bir tavrının olmaması gerektiğine canı gönülden inananlardanım. Lakin tarihi mekanları, şehirlerin kendine mahsus dokusunu korumak Kültür Bakanlığı'nın en birincil görevidir.
Yazıya Malatya örneğinden başladığımıza göre oradan bitirelim. İnsanların onca zor hayat şartları içinde yaşarken ve müteahhitler onlara milyonlarca lira teklif ederken, onların bu tekliflere kayıtsız kalarak sırf aramızdan bazılarının nostajik duygularına eşlik etsin diye o mekanların başında bekçi niyetine dikilmesini bekleyemeyiz.
Hepimiz güzel, daha güzel, en güzel evlere çıkmak için çaba sarf edeceğiz. Her üç yılda bir yeni bir ev almanın hayalini kuracağız. Nihayet rüyalarımız gerçekleşti diye taşındığımız ev, reklam filmlerine, dizi filmlerin ev sahnelerine sadece üç beş yıl dayanacak yuvamızı hızla 'yer' e dönüştürüp, yeni bir konut reklamının peşi sıra sürükleneceğiz. O reklamlarda çocuklar kullanılacak mesela hiç ses etmeyeceğiz. AMA! Birilerinin, bir yerlerde, bizim çocukluğumuzdaki gibi tevazu içinde mutmain bir kalp ile yaşıyor olmasını umacağız.
Kura çektik bize dünyalık diğerlerine ahiret bilinci çıktı diye bir 'iş bölümü/hayat taksimi yapacağız.
Nereden? Başkalarının yapacağı fedakarlık üzerinden.
Nitekim rehberimiz gün boyu devam eden konuşmalarımızın bir yerinde şehir dışında okuyan çocuklarından bahsettikten sonra eşi ile kendisine 220 metre kare evin büyük geldiğini, bir önceki konuşmalarından bağımsız olarak söyleyiverdi.
Yanlış anlaşılmasın Malatya'nın sokak ve caddelerini bizim için aşina kılan, mihmandarlık yapan beyefendiyi eleştirmek için yazmıyorum bu satırları. Sadece bir örnek üzerinden kafa karışıklığımızı daha net olarak görebileceğim için onun söylemini merkeze alıyorum.
Bu kafa karışıklığı her birimizde, başka bir sahnenin ışıltısı altında görünürlük kazanıyor. Nitekim bu satırların yazarının dahi kendini suçüstü yakalamışlığı çoktur.
Meselenin bireylerde tecelli eden kısmı böyle.
Gelelim Hükümet politikaları bahsindeki görüntüsüne...
AK Partili yöneticiler her vesile ile yatay şehirler kurmaktan bahsediyorlar. İyi de bu dikey şehirleri on yıldır kim kurdu?
Anadolu'nun en verimli ovalarına hücüm tankı gibi hizalanmış bu binaları kim dikti?
TOKİ bir başarı hikayesi olarak başımızın üstünde idi! TOKİ hakkında eleştiri cümlesi kurmaya kalkan cümlesini kuramaz oluyordu da, sonra ne oldu!
Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ömer Çelik Kültür Bakanlığının kültür politikası olmaması gerektiğine inandığını söyledi. Çalıştaya katılan Sayın Mehmet Doğan Kültür politikasının olmadığını söylemek de bir kültür politikasıdır dedi.
Kültür Bakanlığının 'müdahaleci' bir tavrının olmaması gerektiğine canı gönülden inananlardanım. Lakin tarihi mekanları, şehirlerin kendine mahsus dokusunu korumak Kültür Bakanlığı'nın en birincil görevidir.
Yazıya Malatya örneğinden başladığımıza göre oradan bitirelim. İnsanların onca zor hayat şartları içinde yaşarken ve müteahhitler onlara milyonlarca lira teklif ederken, onların bu tekliflere kayıtsız kalarak sırf aramızdan bazılarının nostajik duygularına eşlik etsin diye o mekanların başında bekçi niyetine dikilmesini bekleyemeyiz.
Ya ne yapacağız?
Malatya'da kayısı bahçelerine, başka şehirlerde oraya özgü mekanlara, müteahhitlerden önce sahip çıkıp o dokuyu korumak üzere, yerel yönetimler ile Kültür Bakanlığı'nın iş birliği ile gerçekleştireceği mekan politikalarına ihtiyacımız var.
Kültürün bir yüzü bireye bakar, bir yüzü politika üretenlere.
Velhasıl kimse bu top eskidi diye ötekinin çöplüğüne atmasın. Bu topu eskiten kimimizin ayakları, kimimizin gözleri.
Fatma Barbarosoğlu
Kültürün bir yüzü bireye bakar, bir yüzü politika üretenlere.
Velhasıl kimse bu top eskidi diye ötekinin çöplüğüne atmasın. Bu topu eskiten kimimizin ayakları, kimimizin gözleri.
Fatma Barbarosoğlu
21 Ekim 2014
ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin
20 Ekim 2014
Akşam Olur
Akşam olur mesafeler daralır
Yollar kilitlenir, sesler aydınlık
Bir rüzgâr eser ki türküyle ıslık
Dağlar geçit vermez yolcuya
Burası Anadolu'dur
Mektup yaz
Gün doğar, gün batar balam
Sen uzaksın
Sen uzaksın, gönül ister
Ağlar da avutulmaz
Akşam olur dağlar göbeğime oturur,
İp boğazıma... sesim çıkmaz
Karanlıklar katleder kanım akmaz
Derim, şimdi biri kapımı vurur
Vurmaz
Burası Anadolu'dur
Sen uzaksın
Sen uzaksın, gönül ister
Ağlar da avutulmaz
Yıldızlar kınalı keklikler gibi suya iner
Korkarım ürkütmekten
Zayıfım, gidecek yeri bilmem
Saçların, gözlerin davet eder
Durulmaz
Burası Anadolu'dur
Zaman yorulur gönül yorulmaz
Ama sen
Sen uzaksın
Sen uzaksın balam, gönül özler
Beklerim, beklerim sabah olmaz.
Yollar kilitlenir, sesler aydınlık
Bir rüzgâr eser ki türküyle ıslık
Dağlar geçit vermez yolcuya
Burası Anadolu'dur
Mektup yaz
Gün doğar, gün batar balam
Sen uzaksın
Sen uzaksın, gönül ister
Ağlar da avutulmaz
Akşam olur dağlar göbeğime oturur,
İp boğazıma... sesim çıkmaz
Karanlıklar katleder kanım akmaz
Derim, şimdi biri kapımı vurur
Vurmaz
Burası Anadolu'dur
Sen uzaksın
Sen uzaksın, gönül ister
Ağlar da avutulmaz
Yıldızlar kınalı keklikler gibi suya iner
Korkarım ürkütmekten
Zayıfım, gidecek yeri bilmem
Saçların, gözlerin davet eder
Durulmaz
Burası Anadolu'dur
Zaman yorulur gönül yorulmaz
Ama sen
Sen uzaksın
Sen uzaksın balam, gönül özler
Beklerim, beklerim sabah olmaz.
Son Çağrı
Kan çok eski bir ırmak
Bütün köprüler yıkık
Sessizlikte ses korkak
Ağ örüyor karanlık
-Güneşin benim- derdin,
Doğacaksan doğ artık!
Aşk, çok eski bir bahçe
Bıçak bıçak hıçkırık
Gülleri ben suladım
Ben'de kaldı kuraklık
-Yağmurun benim- derdin,
Yağacaksan yağ artık!
Biz, o iki eski kuş
Nedendir bu uzaklık?
Tüm ormanlar kaybolmuş
Kör kuyuda bir çıkrık
-Kaderin benim- derdin,
Güleceksen gül artık!
Söz, çok eski bir çalgı
Sularda titrer kayık
Ben mızrapları kırdım
Sen de kov gitsin, kıtlık...
-Umudun benim- derdin,
Geleceksen gel artık!
Bahaettin Karakoç
Bütün köprüler yıkık
Sessizlikte ses korkak
Ağ örüyor karanlık
-Güneşin benim- derdin,
Doğacaksan doğ artık!
Aşk, çok eski bir bahçe
Bıçak bıçak hıçkırık
Gülleri ben suladım
Ben'de kaldı kuraklık
-Yağmurun benim- derdin,
Yağacaksan yağ artık!
Biz, o iki eski kuş
Nedendir bu uzaklık?
Tüm ormanlar kaybolmuş
Kör kuyuda bir çıkrık
-Kaderin benim- derdin,
Güleceksen gül artık!
Söz, çok eski bir çalgı
Sularda titrer kayık
Ben mızrapları kırdım
Sen de kov gitsin, kıtlık...
-Umudun benim- derdin,
Geleceksen gel artık!
Bahaettin Karakoç
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden. Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onu...
-
Dikiş Makinesi Müslüman cenazesinin bütün gideri, ölenin kendi el emeğinden kazandığı parayla yapılacak. Kefen bezini önceden hazırlayacak M...
-
Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yab...
-
Sandık ki, her şeyi kaldırabilir sözcükler. Söylene söylete tüketemeyiz aşkı da, şiiri de eviçimizde. bir koşu! Konuşa konuştura gitme...
-
işte kayıp giden bir gezegen tuhaf bir soğuma orman diplerinde vaşakların irkilmesi ailenin saadet saatinde tık diye durması yelkovanın ...
-
Rüzgâr, beyaz denizin geniş düzlüğü üzerinde kara bulutları topluyor Deniz ve bulutlar arasında, gururla açılmış bir kanat uçuyor Fırtına ha...
-
Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir...
-
Haberin olsun ruhum, Hatırı sayılır bir yangın olacak. * Ah, ne güzel günlerdi. Ama ardından hüzün dolu bir günbatımı geldi... * Söyle kalbi...







