Ana içeriğe atla

Beyaz Geceler'den altı çizili satırlar

"Kız gülüyordu.
- İşte sizi tanıdığım için yarın buraya çağırıyorum ya... Sizi
çok iyi tanıyorum. Tekrar anımsatıyorum, koşulumu
unutmayacaksınız. Ne olur, lütfen simdi söyleyeceğimi yapın,
size bütün içtenliğimle bildiririm: Sakın bana âşık olmayın.
İnanın bana, böyle bir sey mümkün değil. Dostluğa gelince,
hazırım; iste elimi uzatıyorum... Ama sevmek olmaz, asla
olmaz!
Kızın küçücük elini yakaladım.
- Yemin ederim!"

Bakın, size ne söyleyeceğim: Bana âşık olmadığınız için
biraz üzülüyorum. İnsanoğlu ne anlaşılmaz yaratık, değil mi?
Ama, ey benim başeğmez dostum, saf bir kızım diye beni
beğenmediğinizi söyleyemezsiniz. Çünkü size her seyi, aklımdan
geçen en saçma düşünceleri bile anlatıyorum."

Sizi düşünüyorum da, ne kadar iyi bir insan olduğunuzu
anlamamak için taş olmak gerek, dedi. Biliyor musunuz, aklıma
ne geldi? Aranızda bir karşılaştırma yaptım. Niçin o siz
değilsiniz? Niçin o size benzemiyor?.. Onu daha çok sevmekle
birlikte, siz daha iyisiniz.

Beni dinleyin, Nastenka! Size söyleyeceklerim saçma sapan
sözler, aptalca zırvalar olabilir. Böyle bir şeyin
gerçekleşmeyeceğini bildiğim halde konuşmadan edemeyeceğim.
Uğruna acı çektiğiniz kisinin hatırı için söyleyeceklerimi
bağıslayın!..
Nastenka ağıdı kesti. Yüzüme diktiği şaşkın gözlerinde tuhaf
bir merak parıltısı vardı.
- Neymiş o söyleyecekleriniz?
- Olmayacak bir şey, ama sizi seviyorum Nastenka! İşte hepsi
bu kadar! Bakalım bundan sonra benimle eskisi gibi
konuşabilecek, söylediklerimi dinleyecek misiniz?
Nastenka sözümü kesti:
- Ne olmus ki? Bir sey mi var bunda? Sizin beni sevdiğinizi
çoktandır biliyor, ama böyle derinden değil de, biraz
sevdiğinizi sanıyordum... Demek durum bambaşka!


Onu seviyorum, ama geçer bu, geçmesi gerek, geçmemesi
olanaksız. Hatta şimdi de geçmis olduğunu hissediyorum...
Belki bugün sona erer. Neden mi? Çünkü ondan nefret ediyorum,
siz burada benim yanımda ağlarken o benimle alay etti. Sonra,
siz beni onun gibi yüzüstü bırakmadınız. Çünkü beni
seviyorsunuz, ama o sevgi nedir bilmedi. Ben de, ben de
seviyorum sizi. Hem de sizin beni sevdiğiniz kadar... Size
önce de söylemiştim; ondan daha iyi, daha soylu olduğunuz için
seviyorum sizi. Çünkü o...

Sakın beni hoppa, gelgeç gönüllü bir kız sanmayın. Bu kadar
kolay unutup ihanet edeceklerden değilim. Onu tam bir yıl
sevdim. Tanrı adına yemin ederim ki, ona ihanet etmeyi
aklımdan bile geçirmedim. Ama olsun, o beni hor gördü, benimle
alay etti, Tanrı kusurunu bağıslasın. Beni incitmekle, kalbimi
kırmakla eline ne geçti? Hiç! Artık sevmiyorum onu. Çünkü
ancak beni anlayan yüce gönüllü, soylu bir insanı sevebilirim.
Çünkü ben de öyleyim, o bana layık değil! Neyse, Tanrı
kusurlarını bağıslasın. Yanıldığımı anlamakta geç kalmaktansa
böylesi daha iyi. Artık tanıyorum onu. Bitti her sey...

Eh, yetisir artık bu kadar! Sanırım söylenecek her şeyi
söyledik. Hem siz, hem de ben mutluyuz, değil mi? Öyleyse ne
olur keselim bunu; baska şeylerden konuşalım!

O sırada önümüzden genç bir adam geçmekteydi. Genç adam
hizamıza gelince birden durdu, yüzümüze dikkatle baktı, sonra
birkaç adım daha attı. Yüreğim göğsümden dışarı fırlayacak
gibi çarpıyordu.
Yavasça:
- Kim bu adam, Nastenka, diye sordum.
Bana iyice sokulmustu, zangır zangır titriyordu.
- O... diye fısıldadı.
Ayakta güçlükle duruyordum. Arkamızdan bir sesin:
- Nastenka! Sen misin, Nastenka? dediğini isittim.
Aynı anda genç adam bize doğru birkaç adım ilerledi.
O ne çığlıktı Tanrım!.. Ya Nastenka'nın ürpermesi, kollarımdan
sıyrılarak adama doğru atılması! Olduğum yerde kaskatı
kesilmiş, onlara bakıyordum. Ama Nastenka'nın adama kollarını
uzatıp boynuna atılmasıyla, sonra yeniden dönmesi bir oldu.
Ben daha neye uğradığımın farkına varmadan bir de baktım,
Nastenka'nın kolları boynumda, beni sıcak, içten bir öpücükle
öpüyor. Ama sonra tek söz söylemeden tekrar ötekine koştu,
elini tutarak onu arkasından çekti.
Durduğum yerde, arkalarından bakakaldım. Sonunda ikisi de
gözden silindi.

Zarfı açtım. Ondandı.
"Bağışlayın beni!" diyordu. "Ayaklarınıza kapanarak beni
bağışlamanızı diliyorum. Hem sizi, hem de kendimi aldattım.
Bir düş, bir hayaldi bu. Bugün sizi düsündükçe içim
parçalandı. Beni bağıslayın!
"Ne olur, beni suçlamayın. Çünkü size karsı hiç değismis
değilim. Sizi seviyor, sevgiden de büyük bir duygu besliyorum.
Tanrım! Elimden gelse de ikinizi birden sevebilseydim... Ne
olur, siz o olsaydınız!
(Ah Nastenka, bu sözünüzü hiç unutabilir miyim?)
"Sizin için simdi neler yapmak istemezdim! Ne durumda
olduğunuzu, ne kadar üzüldüğünüzü biliyorum. Kırdım sizi. Ama
herhalde bilirsiniz, seven gönül kırgınlığı çabuk unutur. Siz
de beni seviyorsunuz.

"Önümüzdeki hafta evleneceğim onunla. Geri döndüğü zaman beni
hâlâ seviyordu, hiçbir zaman da unutmamıştı... Mektubumda onun
sözünü ettiğim için beni bağışlayın. Ama onunla birlikte size
gelmek istiyorum. Onu da seveceksiniz, öyle değil mi?
"Beni bağışlayın, unutmayın ve sevin."

Ama sana kin bağlamak mı, Nastenka? Tertemiz, pırıl pırıl
mutluluğuna gölge düşürmek mi? Acı sitemlerimle seni
kederlendirip gizli azaplar vererek, en mutlu anlarında
yüreğinin acıyla çarpmasını ister miyim? Gelin olduğun gün,
onunla birlikte yürürken siyah saçlarını süslediğin narin
çiçeklerden tekini bile soldurabilir miyim? Bunları ben mi
yapacağım Nastenka? Asla, asla! Göklerin her zaman açık olsun,
sevimli gülümseyişin parlaklığını, mutluluğunu yitirmesin.
Yapayalnız yaşayan, sana karşı şükranla çarpan bir yüreğe
tattırdığın mutluluk anından dolayı seni hep hayırla anacağım.
Ulu Tanrım! O ne uzun, mutlu bir andı! Bir insana böyle bir an
yaşam boyu yetmez mi?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

sarıp sarmaladı bizi kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik * kadınlar az şey beklemiyor sizden * Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça; insan unutur kendini; ayrımında olmaz... * ne ki, yürekli bir insan son vermek isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye. * Ve sen öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla * Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan. Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba; yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara; dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla. * Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan. * Cendere altında gibi yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki. İşte geçip gi...

Z'ORDA ÇOK KALIRSAM,ÖLÜRÜM

Sesinin üstünde yüzdü güz Yüzün süzdü gözümün sapağını S'oluklarca kanadı aklım dudağının kenarına, ... Sen hiç konuşmadın.. Gönlü düz yazılı Kadınlar sessiz kalınca şiire uyak uyarlar.. Soruldukça yoruldum ben Yoruldun mu diye sormadığından Ağıt ve kalemle Kına'dım bu sensizliği ellerime, Sen hiç susmadın.. Tenin temin ederken tuzlu terleri Terimsizdir ve bu yüzden acıtır gece Ki sıfatı kayıp her cümlede Özenle özne gizleyenin adı olur adın yine.. Tenimde İzli öznesin.. Gizli özlerim Uzatmasak iyi olacaktı belki,yürek.. Gelmedin.. Artık yağma aklıma din.. Susmak tutsak kalır ağzımda Seni yanıma istiyorsam şimdi Yalnızlığıma da yakıştıramadığımdandır Sensizliği.. Emre GÖKCE 

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

PARANIN ROMANI VE GERÇEĞİ ÜZERİNE

Diyelim şöyle bir cümle yer alsaydı bir romanda: "O ay ev kirasını veremediği için, eski bir arkadaşından borç istemişti …" Bu cümleyle karşılaşan roman okurları, sanırım etkilenirlerdi. Ve büyük bir olasılıkla kirasını veremeyenden yana çıkarlardı. Hatta ilerki satırlarda zengin eski arkadaşın bu parayı vermediğini okuduklarında, ona kızabilirlerdi de. Ama paranın romanı ve gerçeği her zaman farklı oluyor. Bunu bana altmış bir yıllık yaşamımda en iyi öğreten de, yine para oldu. Hiç bir zaman yeterince sahip olamadığım o nesne, insanoğlu denen canlının karakterinin binbir rengini tanıtma konusunda bana gerçekten çok iyi rehberlik yaptı. Evet, insanlar yukarıdaki gibi bir cümleyi romanlarda okuduklarında, anlatılanları kolayca paylaşabiliyorlar. Buna karşılık aynı cümleyi kitaptan okumak yerine bir "canlıdan" duyduklarında, rahatsız oluyorlar. İçlerini bir tedirginliktir alıyor. Bu, çoğunlukla karşılarındakinin zor durumundan değil, fakat sıkıntısını onun ağzından d...

Ey başı kesilmiş ney; dilsiz, dudaksız olarak sırlar söyle!

• Ey güzel sesli ney! Çıkardığın seslerle gönüller almadasın. Hoşsun, güzelsin, sıcak sıcak nefes vermedesin. Soğuklukları silip, süpürmedesin. • İçin bomboş, ne boğum var, ne başka bir şey! Sen dertlere düşmüş, perişan olmuş gönüllerden, dertlere düşmüş canlardan derdi, elemi almakta, onları da kendine döndürmekte, böylece de dertli, kederli, elemli kişilerin yerine sen feryad etmekte, sen ağlamaktasın. 78 78  Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr'inin başka yerlerinde, ruba'îlerinde de ney hakkında güzel şiirler söylemiştir. Mesnevî'ye "Bu neyi dinle!" diye başlamıştır. Mevlana aşığı merhume Fevziye Çamsever Hanım'ın Mesnevî başındaki "Dinle neyden" ilham alarak yazdığı "Dinledim Neyden" başlıklı şiirinden birkaç kıt'a alarak bu şiiri açıklamak istiyorum: "Andırır bir hasta kalbin ah ve istimdadını Nağmesinden topladım bin bir fırakın yadını Peyrev eyler ahına güya gönl-i naşadını Dinledim neyden, bu akşam, hasretin feryadını Kah ...

KISA ŞİİR / bir

Bir roman kadar uzun bu tümce, - Sonra işte yaşlandım. Gülten Akın

2026-2023 GÜVERCİN GERDANLIĞI'NDA YAYINLANAN PAYLAŞIMLAR ARŞİVİ

MAYIS 2026 HAYDİ GÜL KEDERLİ AŞIK Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i) ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİ... TARAFE ŞİİRLERİ Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA G... BİR ŞAKA YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM GÜZ ORMANI ZEYTUN, DÖNÜŞ KADER DENİZİ SENİN OMUZUNA YASLANMAK GÜNEŞ YARASI YÜREĞİNİ YEME DENİZLER DÖRT DUVAR DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ AŞIRI DÜŞÜNMEK Mahya Papağan Tebessüm MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım NİSAN 2026 Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de... PARILTI KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAY... ...