Ana içeriğe atla

Kurander


Uzaklarımda bir yerlerde;
binlerce yıldır toprağın altında kalmış bir medeniyetin krallarına ait mezarlar
gün yüzüne çıkarılıyor.
Her biri ölürken;
en değerli eşyalarının arasında,
onlarla birlikte toprağın altına gömülmüşüm.
Adet olduğu üzere bana da cenin pozisyonu vermişler her seferinde
ve her seferinde bu pozisyona inanarak,
kanarak,
yeniden ve yeniden doğmuşum.
Şimdi birileri;
ellerinde kazmalar, kürekler,
son doğumumdan önceki mezarımı kazıyor.
İçinden çıkmıyorum.
Kralın iskeleti,
suları çoktan bitmiş iki kırık testi,
bir miktar altın,
asa
ve ince altın yapraklardan örülmüş bir taç dışında
hiçbir şey çıkmıyor mezardan.

Öyle bir duygu ki
esmek ile esememek arasındaki kararsızlık;
parmağımı attığımda kusacağıma eminim ama
parmağıma zerre güvenim yok bir yandan da…
Ya da yediklerimin bir kısmının ölmemek için
gerisin geri ışığa koşacaklarına kalıbımı basarım
ama işte yine zerre bilgim yok,
hangi yönden gelen ışığa doğru gitmeye çalışacaklarına dair…

Hayatıma girerken hiç kapıyı çalmadığını anımsıyorum aniden…
İçerde biri var mı yok mu diye bir tıklatmadan…
Ardına kadar açıp kapıyı sadece bağırmıştın “Kimse yok mu?” diye…
O kadar uzaktı ki bağırdığın yer,
yankıların birbirine çarparak katlandığı,
sürekli devam ettiği
ve giderek artan bir çığlığa dönüşerek kulaklarıma dek ulaştığı bu yere
nereden, ne zaman ve ne sebeple girdiğini soracak,
anlayacak halim bile kalmamıştı.
Sadece “Ne hakkın vardı?” diyebildim,
o da sanırım yankıların arasında eriyip gitti…

İçeri girdiğinde güzeldi havalar.
Cemre, cemre üstüne düşüyordu.
İlki aklımın ısınmaya başladığı zamanlardı sanırım.
Sonraki cemre gözlerime düşmüştü.
Rastlantı bu ya
senden az sonraydı,
son cemrenin yüreğime düşüşü…
Isınıyordum.
Giderek daha ılıman bir iklime geçiyordu kış uykusuna dalan yerlerim.
Geriniyor, esniyor, uyanıyordum.
Belki bu yüzden fark etmedim;
çalmadan açıp girdiğin kapıyı,
bir de üstüne üstlük kapatmadan bıraktığını…

İçimde kim bilir ne dehlizler,
ne patikalar, ne labirentler oluşmuştu
zaman içinde…
Bakımsızlıktan giderek daha da dağa benzeyen yerlerimi
bağ haline getirmeye çalışsam mı çalışmasam mı derken;
elinde bir bahçe makası,
hoyratça daldığını hatırlıyorum asmalarımın arasına…
Zamanı asmalarımın,
yanımı yöremi asmalarımın
hatta yüzümü asmalarımın arasına…
Bıraktım, başlamışken buda diye…
Kısa süre sonra anladım ki bir
sana emanet edilmemeliymiş
asmalarım…

Kestiğin her dalla biraz daha ıssızlaşan içim,
girerken açık bıraktığın kapıdan rüzgarı yiyedursun,
kendine yollar aça aça gezindiğin
ama asla var olan yollara girmediğin,
beğenmediğin
ya da yeterince heyecanlı bulmadığın için yolluktan çıkan yerlerim,
şimdi dümdüz ve uçsuz bucaksız ovalar gibi sakin,
uzak ve pırıltısız uzanıyor.
Asla geri dönmeyen sen,
girdiğin kapıdan değil de budayarak açtığın bir delikten çıkınca da
işte geriye sadece
yolsuzluk ve kurander kalıyor.

Elim yetişmiyor,
açık bıraktığın kapıyı kapayacak kadar uzağa…
O kadar budadın ki içimi,
açtığın deliği kapatacak kadar bir şey de kalmamış içimde…
İki tarafım açık,
içimde sürekli esen bir rüzgarın uğultusu ile
bekliyorum yeni bir cemreyi…
Düşmüyor.
O da çekiniyor belli ki böyle bir boşluğun içine düşmeye…

Zaman dediğin akıp gidiyor diyorlar.
Birileri;
ellerinde diş fırçaları ile duvarlarımdaki toprak kalıntılarını temizlemeye çalışıyor.
Gıdıklanıyor ama gülemiyorum.
Sırayla terk ediyorlar Bulacahöyüğü…
Ne onların elinde kalıyorum, ne kendi zamanımda…

Senden Önce ile Senden Sonra çağları arasında
esmeye karar versem, tek halim kurander…
Esmemeye karar versem, tek durduğum yer kral mezarları…
İlk bedenlenişimin Cambrian Öncesi’nde olduğuna dair
ıslak, ayaksız, tek hücreli bir anı dolanıyor beynimde.
Her tarafım su…
Her tarafım ıslak…
Her yerimde sonsuz bir nem…

Ne zaman geldim bu çağa
ve ne zaman sığdım binlerce kralın mezarına bilmiyorum.
Bildiğim tek şey şu ki
toprağın altındayken esmiyorum.

Serkan SANÇ  

Bu blogdaki popüler yayınlar

EBU’L- ATÂHİYE ŞİİRİ

Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden.   Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onun benim için baki kalmasından umudumu kestim. Umutsuzluğun soğukluğunu bağrımda hissettim ve artık konup göçmekten de kurtuldum, rahata erdim. *** Uzun ayrılığın, özlemin zayıflattığı hüzünlü ve özlem içindeki kalbin sahibi,   Evimin kadınına özlemim arttı.  Acaba bizim kavuşmamız mümkün mü?  Gerdanlık ve kolyelilerden (kadınlardan) benim nasibim odur. Onunla yetindim. Allah tez elden beni seninle bir araya getirsin, beni bağlarımdan çözsün. *** Bana kabalık yapan kimse yüzünden mi kaba davrandın?  Onun için mi benden başkasıyla ilgilendin?  Bana sürekli destek verdin, onun için ben bütün istek ve arzuları görüyorum.  Sonunda zaman benim aleyhime değişince, sen de zamanla birlikte döndün. *** Seni defnedip sonra mezarının toprağını ellerimden silkelemek üzüntü olarak yeter…  Sağlığında benim için baz...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2026 - NİSAN 2023

Kapılarını yıllardır çalmadığım Eski dost evleri gibi Eski şiirlerim Kitaplarda Bekler beni… Girip dinlendiğim olur İçlerinde Bir kahve içimi Çıkıp giderim sonra Buruk bir hüzün Bırakıp geride… Ataol Behramoğlu MART 2026 Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz. * Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. * Bunlar ihtimal hiç okunmayacaktır, Günahkâr ölülerin Fatihaları gibi. * Bir defa ne yazık ki kimse birbirini okumuyor. Okuyanlar eski şiiri okumuyor. Şiir, eski yaygınlığını yitirmiştir.  * Yeni bir kente gideceğim burdan. Ne uğurlayan olacak beni, Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle. * Sadece bir fotoğraf bütün bunları görmemize izin verir. Uzun uzun bakmamıza. Düşünmemize. Kendimizi görmemize. Tanıdığımız insanları görmemize. Kendi çocuklarımızı görmemize. Başka bir yerde, başka birinin hayatını hayal etmemize. * ŞUBAT 2026 elbette seviyorum Seni,  seviyor olmalıyım yani,  ama yaşlandım, unutuyorum,  karıştırıyorum sık sık  Senin...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2023 - MART 2022

" Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı, Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı." William Blake  MART 2023 Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz. * Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. * Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya'ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski'ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim. -Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek... * İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır. * Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz “Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz * göz ardı edilmemesi gerekir gizli...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK ŞUBAT 2022 NİSAN 2021

söyleyebileceğim her şeyi söyledim. O kadar da çok değilmiş. Louis-Ferdinand Céline ŞUBAT 2022 Sizi özleyeceğiz. Kaygılanmayın, başkası çıkar. * Hiç kimse terk etmez ülkesini ta ki ülke yorgun sesiyle Şunları diyene dek sana: Terk et beni. Kaç benden şimdi. Ne hale geldiğimi bilmiyorum şimdi. Fakat biliyorum ki herhangi bir yer benden daha güvenlidir. * "Sayısız günahlarımızı affeden Allâh’ın bir kulu olarak, neden bir suçu bağışlamayayım?" * Kuzugölü vadisinde çiçeklerle sohbet ederken, nerden bilecektim, sessizce derdini kuşlara ve kelebeklere anlattığını… Nerden bilecektim bu ceylan koşulu yiğidin, içinde onulmaz bir yara, tükenmez bir hüznün yer ettiğini… Habis tümörün sincice içine yerleşip sessizce Hasan’ımı kuşattığını…  * Akıllı telefonlarımız ile neredeyse obsesif bir ilişki içinde bulunduğumuzu ifade eden Han, insanların bu cihazlar aracılığıyla gerçek dünyadan bir kopuş yaşadığını ve sanal dünyanın içerisindeki sahte gerçekliğe kitlenip ka...

Yaşamak

Neden diye sormayın hemen. Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz. Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı. Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz. Sıkıntı kollarını göğsümde kavuşturmuş. Soluk alırken, genişleyip daralan kaburgalarım, zamanın boşuna ve nedensiz geçtiğini biliyor. Çoktandır yabancı bir cismin kalbime sürtünmekte olduğunu biliyorum. Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Kederli olduğumda söylenemez zaten. Buna sebepte yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felâket geçirenlerim var. Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok. Hiç beklemiyordum, birden kadın bana çevirdi bakışını. Tanrım ne büyük bir merak içindeydi bu bakış. Durmadan sormaktaydı. Hayattan ne beklediğimi sormaktaydı...Günü birlik yaşama içinde elde edilebilen sayısız imkanlar kaçırmıştı. Bu durumda ona bakmak zordu. Huzurs...