Ana içeriğe atla

Leroteist


Çocukluğum camilerde ve sokaklarda geçti.Hep bir yerde eksiklik olduğunu düşündüğüm için erkekliğe adım attığım ikinci senede yatılı okulu tercih ettim.Bol bol kavga ettim küfrettim ve sevişmeye gayret ettim.On üç yaşımda sigara on dört de alkol ve türevleri, on dokuzumda eroin hariç bütün sentetikleri kullandım. Buna rağmen üniversiteden çıktığımda iyi bir maaşım ve etiketim vardı.Kariyer efektlerimi kullanarak bana yaklaşan herkesi kozamdan uzak tuttum. Aylarca morfin kullandım ama asla bir orospunun kazandığı parayla bana viski ısmarladığı o an kadar keyifli olamadım...Şimdi o orospu yatağımda ve ben sigaramı dünyadaki bütün sentetiklerden daha fazla haz veren bir metaymışçasına kutsuyorum. Sigaramı en önemli yerde yaktığımı için kutsuyorum. Kutsuyorum ağza alınmayacak ne kadar edepsiz söz öbeği varsa. Ağza alınmayacak tek şey buymuş gibi kutsal sayıyorum kutsallığa layık görmediğiniz her küfrü,her kadını. Kutsal saydığınız bütün değerleri değiştirmeyi deniyorum. Basitmiş gibi görünse de bedelini ödemeden kazandığım bir gece var burada. Dayatılmış tüm ahlak yargılarının basitleştiği bir an bu. Yataktan aşağı sarkıttığım ayaklarım dışında alçakça görünen hiç durum yok. Kadın beni seçti işte, onca seçeneğin içinde beni seçti. Karşılığını verdi ve kendine memnun bir gece seçti. Benim ağzımda ıslanmayı seçti, benim olan ne varsa onun içinde ve şimdi derinlere ilerliyor adım adım söyleyediklerim. Bu gece bu yatakta söylediğim ne varsa artık onun içinde ve onu zehirledim. Yırttım yalnız gecelerimin içinden geçen derin melankoliyi ve on dokuzunda bir orospunun masumiyetini. Onun yapması gereken tek şey gelip gitmekti fakat ayaklarının getirdiği bu yerde bu yatakta her şeyin anlamı onun algısından daha derindi. Ancak bir kasıktan sızan şey sadece ter değil viski bile olabilirdi çünkü bu şiirsel güzellik odanın içinden geçen bütün oksijeni hapsetmişti. Her nefes alışverişimiz başka bir kafiyeyi tetikliyordu. Yazılabilecek her şey bu zamana kadar yazılmıştı kutsal kitaplar dahil,uğraştığım tek şey tanrı değil kült ve mitler kafamı karıştırıyordu. Ne kadar fazla seçeneğimiz vardı oysa inanmak için, ancak hiçbir kadın bekaretinden ve sadakatinden fazlasını vaat etmiyordu. Bu yüzden bu kadın yeterince kutsaldı. Bu kadın ve buna benzeyen tüm kadınlar kutsal bakirelerden daha fazla kutsaldı. Ne istediğini bilen kim varsa bu odanın içinde ve bu yatağın üzerinde elinden geleni yapıyordu. Toplumun tabakalara ayırdığı kim varsa delip geçiyordu o görünmez sınırların duvarlarını. O gece ki rüyayı bir daha görebilirsem eğer elimde mutlaka bir fotoğraf makinesi olurdu.
Böylesi bir çizgiyi sadece Rilke’de gördüm ben. Ne güzel bir kadındı,ne güzel. Viski vardı kadeh vardı ve her şey göğüslerinden akıyordu.
Ağzı,ağzıma sığıyordu ve kımıldıyordu kuşlar dilimde...

Hayal etmek yolun yarısı filan etmiyordu bunun için kusursuz bir plan ve mahvolmak üzere kurulmuş tanışma cümleleri vardı. Yüzyılın en kalbi kırık serserisi tutmuş bir orospunun kaderini tayin etmeye yelteniyordu. Neyi değiştirebilirdik ki sahi. Neyi ne kadar değiştirebilir ne kadar erteleyebilirdik. Bu kadınların değişmez kaderi ve kederi onların hiçbir gecesini kurtaramayacak kadar kirliydi. Temiz olan bizdik kadınlar değil. Kan döken, yaş döken ve kontrolü kaybetmeyen milyonlarca orospu vardı. Hepsi bizi kandırıyor ve başka birini özlüyordu. Biz kimseyi özlemeyecek kadar piçleşmiştik. Çünkü kalbimiz bir asfalt gibi ezilmekten nasır tutmuştu. Biz aynı hayatı yaşayan kanepelerde ve fiskos örtüleri altında acılarını büyüten temiz aile çocukları değimliydik.? Bizi kim bu hale getirmişti. Bir kadını sevmekle başlamıştı her şey bir kadına mektup söz olmakla başlamıştı her şey. Bir kadının elinden tutmakla başlamıştı hayat. Bir kadının kasıklarında başlamıştı ve diğer tüm kadınların kasıklarında devam ediyordu.Bir kadının kutsal sayılmasından başlıyordu her şey. Küfürlerin en can alıcısı kadınlarımızdan başlıyor ve devam ediyordu sırayla. Sevişmek küfürle değil sevmekle başlıyor can yakmakla devam ediyordu. Bu hayatın içindeki herkes ikinci defa sevmekle tüm kutsallığını yitiriyordu. Bu hayat, kaçmadığın sürece senin yakana yapışan en büyük hastalıktır diyordu birisi. Buna inancım var sadece bu sözcüklere. Buna inanıyorum hayatın bir hastalık olduğuna çünkü bunun dışında inanacak hiçbir şeyim kalmadı. İnanabilecek tüm metaları kaybettim,kaybettim ruhumun elinden tutan kadının ince sesini. Kaybettim. Kaybettiğim için bu yatağın sıcaklığından vazgeçip sigara yakıyorum. Avunduğunuz ve sizi güzel gösteren tüm renkli temalarınızın amına koyayım. Sevişmek küfrün kendisidir. Buraya kadar nasıl geldim bilmiyorum; hatırlamıyorum yatağa girerken ne düşündüğümü. Şunu biliyorum ki kadının içindeyken aynaya bakıp aşk yok diye telkinlerde bulunuyordum kendime. Aşk eskide kaldı. Aşk şarkılarda ve şiirlerde kaldı. Gerçek hayat şiir gibi değil porno gibi yaşanıyordu çünkü. Şiir yazan herkes sikişiyordu. Makyaj yapan tüm kadınların makyajı bir erkek için akıyordu ve temizlenen tüm kasıklar pornolardaki gibi yalanmak için bekliyordu. Kişisel hijyen sevişirken kolaylık sağlıyordu çünkü midemizin bulanması inandığımız yalanların boşa çıkmasıyla başlıyordu.Midemizi bulandıran tüm geceler adına bize söz veren tüm kadınlar mutlaka başka bir hijyeni yalıyordu. Kirlenen sadece ağızlarımız lanet olsun, duş jelleri işimize çok yarıyordu. Çok temiz etlerimiz ve tenlerimiz var. Bütün orospular güzel kokuyor.Bütün erkekler orospu çocuğu ve sadece ibneler saçlarını sola tarıyor.

Kadın hala uyuyor sağ göğsü doğrulduğum yerden biraz ötede, sigaramı koltuğunun altından göğsüne uzatıyorum –sanki onu daha fazla kirletebilirmişim gibi- ciğerlerimde damıtılmış dumanı yüzüne üflediğimde sırtını dönüyor bana. Kimse dediklerimi anlamıyor zaten.Ondan daha erken uyandım,yatağımda onun izi. Onun kokusu belli belirsiz. Nevresimi hala değiştirmedim. Sonra aynaya ilerledim ağzımın içinde bir kadının ismi kımıldıyor nerdeyse. Aynayı öptüm,adını anmadan. Bir büyü olmalı bizi sürekli teşvik eden. Bu kesinlikle ilahi değil çünkü odanın içinde inanç yok. Onun günahını giydim ve evden çıktım.
Hala uyuyordu,çırılçıplaktı…

Hiçbir orospu bir erkekten daha fazla kendini satmıyordu!


Burak Dikoğlu



Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural