Ana içeriğe atla

Günlükvari

Pencerem bahçenin zeminine paralel. Bazen ne kuş mu, sincap mı ne olduğunu ayırt edemediğim ritmik olmayan ciklemeler, bıcırtılı hayvan konuşmaları duyuluyor. Hava kararınca, gecenin ilerleyen saatlerinde bu nasıl bir canlı ki, şakır gibi konuşmakta, ıslıklar çalmakta.

Artık o cıvıltının hangi canlıya ait olduğunu umursamadan dinliyordum sadece. Sonra penceremden adımı seslendi biri. Kim olduğunu bilmek için görmem, iletişim kurmam gerekli, bu durum pek olası değil ama şaşırmak işe yarar şey değil. Gayet sakin "efendim?" diye yanıtlıyorum. Adımı seslenen gülmeye başlıyor, gülücüğünden tanıyorum ki sevdiceğim uçup gelmiş, pencereme tünemiş demek. Kalkıp perdeyi aralıyorum, gülmesini durdurup "İnsan bir şaşırır." diyor. "Ben alışkınım,"diyorum, "gaipten gelen seslerim var benim.". Kıkırdamaya devam ediyor sevimli pencere kuşum. Mini mini bir kuş donmuşta pencereme konmuş diye aldım onu içeriye, cik mik ne varsa ötsün diye.

Tüm ayrıntılarını emercesine dinliyorum o'nu. Gözlüğü buğulansın, içi ısınsın diye sıcak bir şey getireyim istiyorum, içmek istemiyor, içmek istemeyişini izliyorum. Üstüne kar yağan şapkasız sokak lambaları gibi, ıslak ve hep ışıltılı gözleri. saatin akreple yelkovanı, saniye kolu sökülüp göbeğinden yere düşsün, geçmesin zaman. Gök yüzü titresin de yırtılmasın mesela bu akşam. O'nun soluk alıp verişinde neye büyülendiğime bakıyorum. Nasıl böyle tek saç telinin kıvrımını takip ederken, döne döne uçuşuyorum. Sonra affediyorum saatin durmadan tik taklayışını. Pencere kuşumun uykulu gözlerini öpüyorum, nazlı çocuklar gibi kıpır kıpır bazen, durdurup sevemeyişimin acısını çıkarıyorum.

Mavi parlak deniz anaları ya akıntıya kapılıp ya plankton sevdasına yollarını şaşıp kıyıya vuruyorlar bazen. Uzun zehirli ipçikleri ve yakıcı torpilleri varsa da karanlıkta masmavi parlayışları çok çok güzel. Birbirlerinin zehirli ipçiklerine dokunmaktan, yiyeceksizlik ve susuzluktan ölüyor çoğu kıyıda. Crystal Jellyfish olarak da bilinen bu efsunlu yaratık, floresan protein denilen maddeyle karanlıkta mavi ışıltılar yayarak kıyıya vurduktan sonra üç dakika içinde de ölüyorlar. Öldükten sonra bir süre daha ışımaya devam etmelerine benzer bir his içimdeki. Pencere kuşumun uykulu güzelliğini izlerken içimdeki iklimin kıyılarına zehirli fakat güzellikle parıldayan anılar vuruyor, sonra da unutularak ölüyorlar. Deniz analarının kıyıya vurmasındaki gizemli neden gibi, yakıcı anılarımın ölüş nedenini arıyorum.

Tatlı uykunun yumuşak elleri çeker de ben gitmez miyim, hele sevdiceğim kokusuyla burnumun ucunda. Diyor ya azeri türküsünde "Küçelere su serpmişem, yar gelende toz olmasın.", ah belki sevdiceğim gelir diye o'nun pencereden seslenişine dünden hazırmışım. "Eyle gelsin, eyle gitsin, aramızda söz olmasın."diyor da, şarkı bitse bu söz yankılanıyor ağzımda. İstemiyor ki şarkıyı söyleyen, bu görülsün, pek beğenilsin, ya da istemiyor ki şarkıyı söyleyenin sevdiceği "ay ne yahşi eylemişsen, su serpişsen ben geçemde toz olmasın, aman ben sene vurulayazdım"desin. Huzurla uyusun, rüyasında beni görmesin sevdiceğim.

Bloga yazmayı, okumayı, yorum kutucuklarında sohbet etmeyi özlüyorum. Bir şey var beni eskisi gibi yazmaktan alıkoyan. Vakitsizlik veya zamanın yazılası akmaması değil.

Yazmaktansa konuşmaya çalışıyorum, çokça. Kendi sesime olan yabancılığımdan, öylesine sohbetlerin zihnimdeki imkansızlığından. Şu unutkanlığım mevsimsel denip teselli edilecek kadar geçici değildi, uyku düzenim, biyolojik saatim şaşmış ve kendimi en bildik yerlerde kaybolmuş bulduğumdan terapiye başladım. -Artık psikolog, danışman, terapist, ne denirse, hepsi kendini farklı tanımlıyor.- Topladığı verilerden ilk gözüne çarpan kendi sesime olan yabancılığım, anlatmaktaki acemiliğimdi. Oysa kelimelerle, ifade etmekle bir sorunum yoktu, konuşmaksa işkence. Beş yaşında heyecanlı bir çocuk gibi, anlatmak için debelenip, nefessiz kalıp, beceremeyişimin pek çok kökeni, travması vardı. Benim için oldukça duygusal yoğunluğu olan konularda uzun soluklar almazsam, boşluklar bırakmazsam cümleleri tersten kuruyordum örneğin. Örneğin kuruyordum tersten cümleleri bırakmazsam boşluklar, almazsam soluklar uzun konularda olan yoğunluğu duygusal oldukça için benim. Filmlerdeki deliler gibi. Ama bana kalem ve yeterli uzunlukta kağıt verin, dünyayı yerinden oynatmanın yüz pratik yolunu yazayım.

Neyse ki yavaş yavaş eski renklerini buluyor zaman. Gökyüzü çatlayıp parçalanmıyor, çay termosta, hala sıcak, leziz. Gece yarısı kalkıp salata yapmak-tamam sağlıklı değil ama- eğlenceli. Manav tezgahlarını izlemek, hangi otlar varmış diye bakınmak keyifli, öylece geçilip gidilmiyor yanından, balıklar gümüşi, biçimli. Korkak bir kedi balık köpüklerini yalarken, çöpe atılan birkaç ezik hamsiyi kediye vermek güzel. Kar yağınca üşüdüğüme sevinecek kadar mutluyum.

Atze (http://renksizcambaz.blogspot.com)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

sarıp sarmaladı bizi kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik * kadınlar az şey beklemiyor sizden * Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça; insan unutur kendini; ayrımında olmaz... * ne ki, yürekli bir insan son vermek isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye. * Ve sen öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla * Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan. Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba; yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara; dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla. * Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan. * Cendere altında gibi yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki. İşte geçip gi...

Z'ORDA ÇOK KALIRSAM,ÖLÜRÜM

Sesinin üstünde yüzdü güz Yüzün süzdü gözümün sapağını S'oluklarca kanadı aklım dudağının kenarına, ... Sen hiç konuşmadın.. Gönlü düz yazılı Kadınlar sessiz kalınca şiire uyak uyarlar.. Soruldukça yoruldum ben Yoruldun mu diye sormadığından Ağıt ve kalemle Kına'dım bu sensizliği ellerime, Sen hiç susmadın.. Tenin temin ederken tuzlu terleri Terimsizdir ve bu yüzden acıtır gece Ki sıfatı kayıp her cümlede Özenle özne gizleyenin adı olur adın yine.. Tenimde İzli öznesin.. Gizli özlerim Uzatmasak iyi olacaktı belki,yürek.. Gelmedin.. Artık yağma aklıma din.. Susmak tutsak kalır ağzımda Seni yanıma istiyorsam şimdi Yalnızlığıma da yakıştıramadığımdandır Sensizliği.. Emre GÖKCE 

Francesco Petrarca AŞK HÜKMEDİYOR BURADA

124 Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran gördüğü şeyden ve geçmişe dönen, öyle üzüyorlar ki beni, bazen kıskanıyorum öteki kıyıdakileri. Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır her avuntudan, bu yüzden budala zihnim dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle yaşamam gerek mücadele ederek. Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden, beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün, ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun. Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden elmastan değil, camdan her umudun ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden. 125 Se 'I pensier che mi strugge Bu düşünce, bana elem veren, keskin ve yoğun olduğunca bürünseydi uygun bir renge,       belki de beni yakıp kaçan payını alırdı sıcaktan ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;      daha az yalnız olurdu izleri bitkin ayaklarımın kırlar ve tepeler boyunca, daha az yaş olurdu gözlerimde, ...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

2026-2023 GÜVERCİN GERDANLIĞI'NDA YAYINLANAN PAYLAŞIMLAR ARŞİVİ

MAYIS 2026 HAYDİ GÜL KEDERLİ AŞIK Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i) ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİ... TARAFE ŞİİRLERİ Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA G... BİR ŞAKA YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM GÜZ ORMANI ZEYTUN, DÖNÜŞ KADER DENİZİ SENİN OMUZUNA YASLANMAK GÜNEŞ YARASI YÜREĞİNİ YEME DENİZLER DÖRT DUVAR DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ AŞIRI DÜŞÜNMEK Mahya Papağan Tebessüm MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım NİSAN 2026 Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de... PARILTI KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAY... ...

Ey başı kesilmiş ney; dilsiz, dudaksız olarak sırlar söyle!

• Ey güzel sesli ney! Çıkardığın seslerle gönüller almadasın. Hoşsun, güzelsin, sıcak sıcak nefes vermedesin. Soğuklukları silip, süpürmedesin. • İçin bomboş, ne boğum var, ne başka bir şey! Sen dertlere düşmüş, perişan olmuş gönüllerden, dertlere düşmüş canlardan derdi, elemi almakta, onları da kendine döndürmekte, böylece de dertli, kederli, elemli kişilerin yerine sen feryad etmekte, sen ağlamaktasın. 78 78  Hz. Mevlana Dîvan-ı Kebîr'inin başka yerlerinde, ruba'îlerinde de ney hakkında güzel şiirler söylemiştir. Mesnevî'ye "Bu neyi dinle!" diye başlamıştır. Mevlana aşığı merhume Fevziye Çamsever Hanım'ın Mesnevî başındaki "Dinle neyden" ilham alarak yazdığı "Dinledim Neyden" başlıklı şiirinden birkaç kıt'a alarak bu şiiri açıklamak istiyorum: "Andırır bir hasta kalbin ah ve istimdadını Nağmesinden topladım bin bir fırakın yadını Peyrev eyler ahına güya gönl-i naşadını Dinledim neyden, bu akşam, hasretin feryadını Kah ...

KISA ŞİİR / bir

Bir roman kadar uzun bu tümce, - Sonra işte yaşlandım. Gülten Akın

PARANIN ROMANI VE GERÇEĞİ ÜZERİNE

Diyelim şöyle bir cümle yer alsaydı bir romanda: "O ay ev kirasını veremediği için, eski bir arkadaşından borç istemişti …" Bu cümleyle karşılaşan roman okurları, sanırım etkilenirlerdi. Ve büyük bir olasılıkla kirasını veremeyenden yana çıkarlardı. Hatta ilerki satırlarda zengin eski arkadaşın bu parayı vermediğini okuduklarında, ona kızabilirlerdi de. Ama paranın romanı ve gerçeği her zaman farklı oluyor. Bunu bana altmış bir yıllık yaşamımda en iyi öğreten de, yine para oldu. Hiç bir zaman yeterince sahip olamadığım o nesne, insanoğlu denen canlının karakterinin binbir rengini tanıtma konusunda bana gerçekten çok iyi rehberlik yaptı. Evet, insanlar yukarıdaki gibi bir cümleyi romanlarda okuduklarında, anlatılanları kolayca paylaşabiliyorlar. Buna karşılık aynı cümleyi kitaptan okumak yerine bir "canlıdan" duyduklarında, rahatsız oluyorlar. İçlerini bir tedirginliktir alıyor. Bu, çoğunlukla karşılarındakinin zor durumundan değil, fakat sıkıntısını onun ağzından d...