Ana içeriğe atla

İçinden tren geçen şiirler

Dünya, hiç durmadan seferde olan bir tren gibidir.
Zaman raylarının üzerinde, süzülen yıldız gibi akar geçer.

Ferîdûn-i Muşîrî


Yağmurun altında duran bir trenden
hüzünlü daha ne var ki hem dünyada?

Pablo Neruda


‘Yine gam yükünün kervanı geldi’
trenler de ahşaptır turnalardan ötürü

Haydar Ergülen


kurtalan treni’ni sanki rüyasında görmüştür
kederli bir yağmur içinde bütün camları buğulu
yolcuları bakışarak bir vehameti bölüşür

Attila İlhan


nedir tren düdüklerinin çığlık çığlığa sorduğu
bir şehri terk ederken susmak bu kadar güç müdür
kadere dönüştüren nedir sıradan bir yolculuğu

Attila İlhan


Tren gece yarısı geçiyordu tuğla harmanının önünden;
bir an, trenin nabzını duyuyordu evler duvarlarında,
pencerelerinde, korkmuş ya da şaşırmış gibi.

Yannis Ritsos


Damarlarının içinden geçmişti tren,
Getirdiği, alıp götürdüğüyle.
Ve o, kendi içinde, tarlaların ötesinde, ağaçların gerisinde
Son tren düdüğünü bekledi kalkabilmek için.

Yannis Ritsos


Sen ki kayıp kafiyeyi arama
Hasan’la Hüseyin’e devam et
Vefadır adı bunun
Trenler gecikirse, görüşürüz

Mustafa Akar


Tren kalkıyor, raydan çıkmış bir vagon nereye
Giderse oradadır şair, şairden başka uçan turna yoktur
Sahici bir kimse kalmış mıdır garda bir başına ağlayan
Bir gün beni şiirden resim yapıp duvara çakacaklar

Engin Turgut


Gelse de trenden ikimiz insek
camları buğulu iki tas çorba
bir kitap — çantana korkup tutunmuş
kâğıdı samandan şiiri zorba

Süleyman Çobanoğlu


Ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

Cahit Zarifoğlu


koşarken ardından mordumanlı bir trenin
belli ki yaşamak için aşktı seçilen
tanrı’ya doğru koşan ağaçlar ne bilsin!

Betül Dünder


Ey sen!
Düzene düşüp aşka küsünce
Oyuncaklarını toplayıp giden çocuk…
Hala eski aklında mısın?
En sevdiğin turuncu trenin
Bende kaldı…
Farkında mısın?

Esra Güzelipek


Caddenin bostanına Malatyadan geldim
kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda
Haydarpaşa kapılarını maviye açmış

Arife Kalender


Ben birazdan kalkıp Sirkeci’ye gideceğim
Sevgilim trene binip gidecek

İlhan Berk


Gecikmiş bir tren
Tek yolcusuyla giriyor İstanbul’a

Ali Asker Barut


Yedi yaşında bir çocuktum henüz,
Ve aklım kesmiyordu her şeyi belki,
Ama İstanbul’un sözünü etmeleri,
Tren demeleri yettiydi. Ne hikmet…

Suat Engüllü


Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar

Sunay Akın


bir tren makas değiştiriyor kalbimde
bir vapur yan yatarak eğleniyor denizle
sanki iki sevgili Beşiktaş motor iskelesinde
karşılaşmış gibi tuhaf bir his var, kırgınlık var

Altay Öktem


Her gelen vapur, tren
Yeni insanlarla gelir.

Necati Cumalı


Her gece yorgun kalbime trenlerin
Biri geldi, biri gitti

Ümit Yaşar Oğuzcan


Trenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Cemal Süreya


O zamanlar ben her gün
Vapurları karşılamağa giderdim
İstasyonlarda dolaşırdım
Tren saatlerinde.

Necati Cumalı


Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!
Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak?
Arasıra der mi ki Agathe’ın ruhu, üzgün,
“Nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzak
Hey trenler, vapurlar, beni burdan götürün.”

Charles  Baudelaire


Eskisi gibi yaşıyorum
Gezerek, düşünerek
Yalnız biletsiz biniyorum vapura, trene

Melih Cevdet Anday


“Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,”
Sürgünlerin uzmanlığını.
Bir vapur nasıl kalkar bir limandan.
Tren nasıl acı acı öter, öğrendim.

Cevat Çapan


Kalkmalıyım,
Dolaşmalıyım,
Sokaklarda, parklarda.
El sallamalıyım
Giden trenlere,

Cahit Sıtkı Tarancı


Ellerimi tutuyorsun bir istasyonda
Alıp götürüyor bizi bir tren

Kemal Taştekin


tren gardan çıkarken son vagona yetişirdim
âh! benim eski sesime zarar aşktın sen:

Kemal Varol


Ellerim demiryolu
Sensizliğim tren
Kalbime doğru
Uza içime
Giderken ardından bıraktığın yolcu
Korkuluk artık bu şehre
Kuşlar gelmesin.

Özgür Ballı


ikimiz birden bire austerlitz garı’na gidiyoruz
austerlitz garı önüne bakıyor bizden utanıyor
bir trene binmek ve rastgele defolup gitmek istiyorum
trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak
küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak

Attila İlhan


on beş dakika sonra bordeux’ya bir tren kalkacak
garın merdivenlerinde benim için ağlayacaksın
ellerim yağmura açılmış sakallarım ıslak

Attila İlhan


Şimdi bir trende olsam
Kar yağsa istasyona
Bir çocuktan yumurta alsam

Ceyhun Atuf Kansu


o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

Haydar Ergülen


Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber

Turgut Uyar


İçimde acıyla yürüyorum yolları
Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten
Yorulsam da bir daha binmem o trenlere
Kimse karşılamasın istasyonlarda beni

Haydar Ergülen


*nedir dil?
bir trendir ki
aynı zamanda
yol, yolculuk ve varıştır.

Adonis


meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun
Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir
yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek

Nazım Hikmet


Ölüm mü?..

Bütün ayrılıklarımı yüklenmiş bir tren
Sarı bir istasyondan alsın beni.

Ey dalgın kasabalar
Böyle ödeşelim bari
Yaşarken küçümsedim kaderinizi.

Şükrü Erbaş


Neden, beklememeniz
Uzaktan bir düdük sesi
Ya da bir iççekiş gibi
Yetinememeniz-niye?

Oruç Aruoba


zifiri karanlıkta gidiyor tren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun
Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir
yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek

Nazım Hikmet


Tren yola çıkarken, kalan birkaç hayalim;
Seninle bir ömür yurtsuz olmak,
Gelişine, uzaklardan gelen bir hayat

Şafak Tarhan


Şimdi bir tren penceresinden
Başka yaşamlara bakar gibiyim

Ataol Behramoğlu


Vaktiyle İzmir’e gitmiştim
Ömrümde ilk defa
Aşıklık yüzünden.
Şehre girerken ışıklar uçuşuyor
Rüzgar okşuyordu saçımı tren penceresinde,
Kalbim bir bayrak gibi çırpınıyordu.

Cahit Külebi


gidiyorum
kal, demiyorsun
şimdi bozkırlarda usul usul ağlayan
kahır yüklü ağır bir tren gibiyim
kimsesiz bir aşkın ayak izinden
uzak yıldızlara doğru yol alan
ve gittikçe ırayan
ve gittikçe ırayan

Ayten Mutlu


Belki de atlayıp gitmiştir bir trene.

Edip Cansever


Yarin dudaklarından trenler geçer de
Kalbiyin istasyonunda durmaz mı

Kemal Sayar


ve bir tren

ne bir düdük çalar
ne el eder

kar yüklü yağmur yüklü

kalbim gibi
keder yüklü
bir tren

durmaksızın geçer

o böyle bir akşam böyle bir trene
bineceğini düşler

ben
böyle bir akşam böyle bir trenden
ineceğimi
avunuruz.

Behçet Aysan


Kalbim. Bir ayrılığı çalıyor kampana. Tren.

Ahmet Erhan


Rüzgarı arkasına alıp raylarda kayan tren
Bunu bilemedin bunu bilmiyorsun bunu bilemeyeceksin
Hüzne fren umuda fren sevince fren

Müşir Fuat


buharlı bir kara tren bacaklarının arası

Altay Öktem


sirkeci’de trenler ayrılığın yasında

Sıtkı Caney


‘rayını sevmez ve terkedemez bir sürgündür’
demiştik tren için onu geçelim

Hasan Tan


Trenler, gemiler, düşler bırakıyor insanı bir yerde,
Sonra gene dönülmez bir yol gibi ev!

Behçet Necatigil


Belki bir akşam bu kente bir tren gelir
Belki de yüreğimdeki hicranı alır gider.

Hüseyin Avni Cinozoğlu


Bunu ta başından biliyordun
Bir gün buralarda sonuncu kalışım olacaktı
Ellerinin bir anlık şeklini tutacağım
Bozkırdan günün son treni geçecek
Ben her şeye ardından bakacağım
Bunu ta başından biliyorum
Durdum bekliyorum, gelme

Gülten Akın


“Hekimhan” ilçesinde demir yolu geçerdi.
Gitmek isteyen herkes trenleri seçerdi.

Celal Yalvaç


Trenler geçiyor düş tünellerimden
Senin göğünde parçalanan nar gibi trenler
Koşuyorum çıkmak üzreyim işte çocukluğumdan
Baba, neden her şey dışımızda ve hızlı bu kadar

Mustafa Aydoğan


Trenler bile daha sevinçli
Daha kederli gelir gider.
Gençler bütün haşarı
Yaşlılar büsbütün kederlidirler.

Cahit Külebi


Tek gidiş bir de tren bileti vardı
Gitmeyi düşündüğünden değil, ama kaçmak zorunda kalabilirdi
Bunların dışında normal biriydi
Her sabah işine gider, akşam evine dönerdi
Hiç anahtar taşımamıştı yanında

Leon Felipe


tren ayrıldı tuttum koyu bir karanlıkta, yırttım kendimi 
resim oldum, ürkek bir anı oldum, artık kim olsa kırar beni.

Akif Kurtuluş


Doğrudur babamın dedikleri bir bir
Geyve boğazına varırken sağda,
Heybetli kayalar, bulutlar arasında
Bir köy, gözünüze iliştirmiştir.
Gün ağartır, tren yavaşlar, pencerelerden
İnsan mis gibi bir ekmek kokusu alır.
Sanırım, bütün dünyada bahar,
Her yerden evvel bu köye gelir.

Turgut Uyar


sabaha karşı, mağlûp trenlerin
sararmış istasyonlara yanaşması gibiydi babam.

Kemal Varol


trenlerde tabut taşıma tarifesinin olduğunu
öğrendiğim gün yalnız kaldım

Abdullah Eraslan


trende öğrenilen trende kalacak
indiklerinde üç türlü ölüm
boşaltmış olacak kompartımanları
trenli hayatların bir gereği bu
trenin bütün yolcularına ölüm
iltimas olsun diye
bir kalkış noktası hediye ederek
her birini tek tek
üç tarzda uğurluyor
durulan her istasyonda onları
yine ölüm karşılıyordu ru be ru
gizli pazarlıkların mahfillerinde ölüm
onları eliyle koymuş gibi enseliyordu

İsmet Özel


Hepimiz aynı trende seyahat ediyoruz

Muhtemel gelecege doğru.
Dışarı bakıyoruz; yeterince gördük.
Hepimiz aynı trende oturuyoruz.

Ve çoğumuz yanlış vagonlarda

Erich Kästner


bu gece yüzümde
arkasına yeni vagon eklenmiş
tren sevinci var

Altay Öktem


ama tren ne kadar dinlense de
raydan çıktığı o noktaya yaklaşırken
—ki söz konusu olan bir kadındır
korkusuna yaklaştıkça çoğalır güzelliği—
bilmeyecek hiç
o noktayı
bir daha geçip geçemeyeceğini…

Özge Dirik


bir tren gibi uzaklaştın sen.
bir bekleme salonu gibi yalnızlaştım ben.
başım gözüm üstüne,

ellerine dokundum,
ayrılık döküldü yüzünden.

Necmettin Topçu


kalkmak üzere bir tren
seni hatırlarım

Behçet Aysan


-şiirde tren yok
bu ne kederdir?

Haydar Ergülen


Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Metin Altıok


Bekleme salonları. Ucuz tütün, mektup torbası ve
bir öykü: cılız ışığıyla. Susuz ve ışıksız köylerin
kapısı. Dünyayı bir durak sayanlara, örnek:
“Budur payına düşen. Bekle…”
Ve gökte gecikmiş bir turna katarı.

Bilir misin bekleme salonlarını?

Sennur Sezer


bugün trende
bir dahiye rastladım
5-6 yaşlarında,
yanıma oturdu
ve tren kıyı boyunca
ilerlerken
okyanusa geldik
sonra bana bakıp
hiç de güzel değilmiş,
dedi.

Charles Bukowski


Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için
Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir
Büyük istasyona benziyor artık bu ev
Tren bir yolcu daha edinecek demektir

Abdülkadir Budak


Unutulmuş tren istasyonlarında ağaçlara
Benzemek degildi hiç dileğim…..
Mahzun saksağanların konuk olduğu,
Bir karakavağım şimdi,
Kentte tahammülfersa çay bahçeleri,
Oturmuş denize bakan insanlar…..
Burda Unutulmuş bir Sultan Aziz İstasyonu,
Ben, demiryolu yanında bir karakavak
Nergis ve lale tarlalarına hayli uzak.

Hüsrev Hatemi


Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak
Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman
Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına

küçük iskender


Yan yana gidip de bir süre
Ayrı yönlerde uzaklaşan
İki tren gibi…

Ataol Behramoğlu


Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya


doğuya giden bir trendeyim
ovada tek tük çıplak ağaçlar
yanımdasın ak boynun upuzun
hızla geçiyor ağaçlar ve boynun
boynunun upuzun kar yangını
bir ırmaktan alıyor güzelliğini
boynun ıssız modigliani boynu

Ahmet Ada


bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri

Cahit Zarifoğlu


ankara garına usulca
ikindi yağıyor
bir güvercin çırpınışı yüreğim
gar bekçisi
kadınlara bakarcasına
bakıyor elindeki düdüğe

Müştehir Karakaya


Filo bile sonunda limana döner,
tren soluk soluğa koşar gara doğru,
Bense ondan daha hızlı koşmaktayım sana
-çünkü seviyorum-
budur beni çeken, sürükleyip götüren.

Vladimir Mayakovski


peki ben, durup dururken, şu yaşımda
daha büyük dertleri varken ülkemin
ne arıyorum Haydarpaşa Garı’nda

Dilek Kartal


ve sanki bir adım var trenin kalkmasına
ve de
ayrılığa…

Mehmet Emin Arı


hiç bir yolcu treninin uğramadığı istasyon hüznü

Bayram Balcı


Ayrılıkları gördün tren istasyonlarında
Trenler ki dumandan tekerlekleriyle
Yol alır
Sadece taşların, rayların ve ayrılıkların
Olduğu yere

Pablo Neruda


Tren kaçırmış gibiyim

Sana veda

Sezai Karakoç


Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden

Louis Aragon


Bir tren geçti yine tam o sıra
Ustura gibi kara,
Düdük çala çala,
Geçti şiirimin ortasından.

Didem Madak


Son Tren sessizce perondan ayrılırken,
Baş öne eğilir hafiften,
Umuda veda,

Köksal Özyürek


biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler
kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle

İsmet Özel


Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Tek kişilik bir vagondum yük trenine eklenen
Sonunda beklenen oldu bir tünelden geçerken
Ray değiştirdi güneyden batıya öksüren tren
Derin bir uykudan, çarpışmayla irkildim
Kırmızı bir yaratığa çarpmıştı kalbim
Ne olduğunu otuz iki yıldır öğrenemedim

Baki Ayhan T.


hep böyle midir
kalbin hep böyle yavaş mıdır rüknettin
aynalar sana bir savaş mıdır rüknettin
yarin dudaklarından trenler geçer de
kalbinin istasyonunda durmaz mı

Kemal Sayar


geceyarısı, karanlık bir bozkırda
ışıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
içinde onca insan, içinde dünya
soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum

Ahmet Erhan


Cebeci İstasyonunda bir tren
Nefes nefese soluyordu
Gerilmiş bir keman teli gibiydik

Yavuz Bülent Bakiler


Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi

Edip Cansever


Aydınlık götüren bir tren gördüm,
Fıkıh götüren bir tren gördüm,
Nasıl da yavaş gidiyordu.
Siyaset götüren bir tren gördüm,
(ne de boş gidiyordu)
Nilüfer tohumları ve kanarya şarkıları götüren
bir tren gördüm,

Sohrab Sepehri


Birgün gidersem,
Haydarpaşa’ya iner inmez
Denizi kucaklayıp gözlerinden öpeceğim

Gülcihan Atalay


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Ehlen ve sehlen ey gam-ı kalb-i perişân merhabâ

“Şair görmüştür, size de gösterir; gördükleri ona tesir etmiştir, o da intibalarını size nakleder; dinleyicilerin/okuyucuların hepsi de onun gibi şairdir.”   Steal  Pâmâl idüp beni sıdı gam cündi kalbümi Himmet demidür ey Şeh-i Merdân yâ Alî (Gam askerleri beni ayaklar altına alarak kalbimi kırdı;  Ey yiğitlerin şahı Ali, vakit yardım etme vaktidir.) Hayretî ** Gam leşkerinden ister isen olasın emîn Var Abdî Beğ kapusın idin âhenîn hisâr  (Eğer gam askerlerinden kurtulayım dersen,  Abdi Bey’in demirden hisar gibi olan kapısına sığın.) ** Mülk-i gam sultânıyam şâhâ ayağun toprağı Kelle-i bî-devletümde tâc-ı devletdür bana  (Ey şahlara benzeyen sevgili, ben de gam ülkesinin sultanıyım;  senin ayağının toprağı benim talihsiz başıma bir devlet tacıdır.) ** Devletinde şâh-ı aşkun ben de gam sultânıyam Ey gözüm sakkâlığ it ey âh ferrâş ol bana  (Aşk şahının devletinde ben de gam sultanıyım artık.  Ey gözyaşlarım sen gam ülkesinin su dağıtıcısı ol, ...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...