03 Haziran 2014

Bağrı yanık bir mermi*

                            *Tüm adam olamayanlara…


Yine bir gün böyle yaşıyoruz, ya da sanıyoruz yaşadığımızı
Neyi tutsam elimde kalıyor
Ellerin hariç
Ne çok benziyoruz birbirimize, hiçbir şeyimiz yok
Hepimizin de
Bundan büyük trajedi aramam, bundan büyük farkı
Bir refüjün ortasında kalmış türbe
Ve çocuk parkı

Neresinden tutarsan tut
Sabır dediler oysa çıdam da olurdu
Nazari ilimlerin nazarı vurdu
Çocuklar birdenbire apansız öldü
Aşk stoklayanlar vardı, kıtlık günlerine
Bize yalnız bir fesleğenin kokusu kaldı
Cümlemizden sokaklar razı
İçimde aşıklar atışıyor bazı
Eğer beni öpseydin, ben her şeyi göze almıştım;
-Buna Fransız olmak da dahil-
Bilmedim her ne olduysa kendimden
Bilmedim ceremesi nedir yaşamanın
Zorla öğrettiler,
Her şey yalan… Yortular, gülüşler
Nihayetinde,
Bir ölüm bu yolculuğu anlamlı kılan…

Elbet bir Hızır kolay yetişmiyor
En ağır ceza muhabbet
Ne ki bunca olanlar, olacaklar yanında
Öyle masum ki
Silahlar dayanır mı bu sırrın korkusuna?
Ha gayret!
Ve gökdelenler ufkumuzu delemeyecek
Sabret!

Yalanlar dinledim, belki gerçektir diye..
Baktım, beğendim halüsinojen hayaller
Kan taşı sürülse de geçmez bu kesiklerden
Damlayan seller
Kaderle fazla inatlaşmam,
Daha son sözümü susmadım.
Gördüğüm her şeyi nisyan hanesine
Kazıyorum
Kadınlar gördüm kimisi yar, kimisi har
Ah çektikçe inleyen teşbihler de var

Şimdilik susacaklarım bu kadar


Murat Özel

Kaynak: http://www.kirkincikapi.com/author/muratozel/


Kırık Ayn'a

Her güne yaşayarak uyanınca
Şu ur yok mu kafamda şu ur
Senden ordular dört bir yanda
Mızrakların ucuna takılmış ayetler gibi
Gözlerin
Daim hücum halinde, hep sefer
Duvardan sökülmüş şiirin bıraktığı iz
Susacakların boyunu aştığı vakit
Git lakin önce şuraya bir vav çiz
Tırnaklarımın içi kan dolu
Konuşmak için çok geç vakit
Bana bu ölümü lütfeder misin?
Ki bana cana kastedecek yar gerek
Öfkem:1 ben: 0
Ki bu mısra da bir çok sitemi içinde barındırır
Hayal kurduramam sana
ve yoktur elimde bir ilaç kırık olanlara
Ama istersen sana yeniden hayaller kurmayı öğretebilirim
Tatmadığım acılar vitrinlerde boy gösterirken
Yaşadıklarım elbet yaşayacaklarımın teminatıdır
Şiir yürekten söküldü mü
Sakallarım var ve bu beni ölüme daha çok yakıştırır
Zaten şu günlerde boş bir sokak bulabilmek de çok zor
Bize bu ateşin ilhamını belki bir kıvılcım verir
Her ses hançereyi kanırttıkça
Müzik defterlerine yeni bir nota eklenir
Tüm şiirleri sökeceğim duvarlardan,
Kalbimden ve kağıtlardan..
Tüm yangınlarda ilk susulacak bir söz kalır
Lügatimde başka sözlere yer yok
Konuşmak beyhude, susuyorum; hayır.


Murat Özel

Yağmur Mûsıkîsi

Ötelerin gülücükleri gibi damlalar,
Dolaşır, ayrı düştüğü deryaları arar.

Ses verir ud telleri gibi ince ince,
Yerin solukları duyulur yağmur deyince..

Bir şiiri meşk ediyor gibi fasıl fasıl,
Süzülür beyaz kelebekler gibi muttasıl...

Hep bir mûsikî ritmiyle kulaklarda çağlar,
Sanırsın gökler coşmuş da çemenlere ağlar.

Her damla veda eder semavî hayatına
Ve döner ummanlarla coşan kâinatına.

Toz-toprak lâl kesilir ve durup onu dinler;
Sarı, yeşil, pembe çiçekleriyle bahçeler,

Yağmur mûsıkîsiyle dirilir birer birer,
Her damlayla yere sanki bir melek gibi iner..

Gözlere gelip çarpan nakış nakış damlalar,
Bu sihirli armonide tüllenir verâlar.

Gökler güler ve tebessümler yağar her yana,
Duyar bu semavî şiiri herkes kana kana..

Ve yükselir bazen dağlar cesametinde buhar,
Yerde yeşili, maviyi, turuncuyu arar..

Her zaman hususî bir lezzetle iner yağmur,
Cennet kokularıyla duyulur buhur buhur.

Siner her yana ruhları saran bin râyiha,
Toprak hayatla tüter, çiçekler kalkar şaha...

Erer bir tatlı rahata bütünüyle varlık,
Ve görülür ötelere açılan aralık...


M. Fethullah Gülen

Yağmur

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Olur dem-be-dem nevha-ger, nağme-sâz
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler!..

Sokaklarda seylâbeler ağlaşır,
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır.

Bulutlar karardıkça, zerrâta bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;

Bürür bir soğuk gölge etrâfı hep,
Nümâyân olur gündüzün nısf-ı şeb.

Söner şimdi, manzûr olurken demin
Heyûlâsı karşımda bir âlemin

Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere,
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

Geçer boş sokaktan, hayâlet gibi
Şitâbân ü pûşîde-ser bir sabî.

O dem leyl-i yâdımda, solgun, tebâh;
Sürür bir kadın bir ridâ-yı siyâh.

Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek!-
Susarlar. Uzaktan ulur bir köpek.

Öter gûş-i rûhumda boş bir enîn,
Boğuk bir tezâd-ı sükûn u tanîn:

Küçük, pür-heves, gevherîn katreler
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz
Olur muttasıl nevha-ger, nağme-sâz...
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz
Küçük, pür-heves, gevherîn katreler…


Tevfik Fikret


Sen Olmasan

Sen olmasan...
Seni bir lâhza görmesem yâhut,
Bilir misin ne olur?
Semâ, güneş ebediyyen kapansa, belki vücud
Bu leyl-i serd ile bir çâre-i teennüs arar,
Ve bulur;
Fakat o zulmete mümkün müdür alıştırmak
Bütün güneşle, semâlarla beslenen rûhu,
Bu rûh-ı mecrûhu? ..

Sen olmasan...
Seni bulmak hayâli olsa muhâl,
Yaşar mıyım dersin?
Söner ufûlüne bir lâhza kaail olsa hayâl;
Soğur, donar, kırılır senden ayrılınca nazar
Ne hazin
Gelir hâyât o zaman hem vücûda hem rûha,
Yaşar mıyız seni kaybetsek âh ben, kalbim,
Bu kalb-i muztaribim?

Sen olmasan...
Bu samîmî bir îtirâf işte;
Sen olmasan yaşayamam:
Seninle rabıtamız hoş bir îtilâf işte;
Fakat bu râbıta hâlî mi rûhu ezmekten? ...
Akşam
Gurûba karşı düşündüm sükûn içinde bunu:
Fenâ değil sevişip ağlamak, fakat heyhât,
Bükâya değse hayat! ..


Tevfik Fikret

29 Mayıs 2014

Yağmur Iscağı

Ben ne susuyorum, sen ne anlıyorsun…

Bir kılıcın üstünde yazıyordu bütün bunlar
Artık dostlarım bunu bir kenara yazsın, bu uzun soluklu ölümü
Ömrümüz galiba ölülere üzülmekle
İmrenmek arasında geçip gidecek
İnsan tekrara düşen bir canlıdır gerçek
Her ölüm düşülen bir tekrar değilse nedir
Her bungunluğun ardından yağmuru
Her yağmurun ardından güneşi beklememiz.
Bundandır
Sana uzaksa elbet birilerine yakındır
Hangi açıdan bakarsan bak acı değişmez sadece
Bize gelişi böyle bu kaderin
Ölenin önce hep yaşını sorarlar
Hal bu ki yaş ölümün umrunda değildir
Ölüm bazen, geceleyin tüm pencerelerden yükselen bir sessiz harftir
Fısıldanır uykudaki ruhlarına şehrin
Sonra tutmayan aşılar
Ansızın karşımızda beliren bir duvar
Her şey ile hiç bir şey arasında
En sahici olan şey olarak ölüm
Sağ gösterip sağ vurur, hiç aldatmamıştır
Hiç bekletmez, geç kalmaz kavline
Tüm yarım kalan sulardaki aksilik
Ölülerin hafızasındaki yeri bu dünyanın
Yarım kalmış ekmekteki pay nafiledir
Yıldızlara bakamıyorsak o çatılardan
El ele, hep beraber atlamalıdır
Zaten, kimin rezidansı daha büyük ölümden?
Sorulacak bir soru varsa
Kendimizden başlamalıdır
En bilinmezi kendisidir insanın
İstese de atlayamaz, boş bırakamaz
Dünya denen şeyin de özeti
Selahaddin Eyyubi’nin tabutundan sarkan eli
Buradaki rızık buraya kadarmış dendiği vakit
Başlayan asıl filmdir
Adınız bir istatistiğe veri olur
Bir kuşun yükseklik korkusudur ölüm.

Murat Özel

Kurdela

Kızım ince ve hafif sesini
Gezdiriyor
İçeriye boşalan ayışığında

Baba, diyor, öp beni
Öp beni sesimde bir ağrı var

İpin üstünde cambaz bembeyaz
Çoğaltıyor annemin yüzündeki geceyi
Çocukların gülüşlerine öykünen yaz
Baba, neden her şey sağlam ve böylesine yeni

Kızım saatin en ucunda
Saçlarında mavi bir akış

Baba, diyor, bir melek miyim ben
Avuçlarımda uyuyor tombul dolunay
Eteğimde sarı yıldızlar
Baba, bir kelebek miyim ben
Işık mıyım, neden ağrıyan bir kalbim var

Saksılar çiçeği boğacak biliyorum
Kara kediler emiyor parmakuçlarımdan
Sütçü neden çalıyor kapımızı evde ben yoksam
Baba, neden her şey tuhaf ve böylesine sağlam

Kızım elinde gümüş bir çay
Dudaklarında bakırsı tebessüm

Baba, diyor, saçlarıma düşen kar
Annemi neden üşütüyor
Çocuklar ölse ne yapar sokaklar
Dökülse elimdeki gümüş çay
Biliyorum yağmur işte böyle yağar

Trenler geçiyor düş tünellerimden
Senin göğünde parçalanan nar gibi trenler
Koşuyorum çıkmak üzreyim işte çocukluğumdan
Baba, neden her şey dışımızda ve hızlı bu kadar

Kızım açmış toprağın bütün kapılarını
Kayıp kurdelasını arıyor prensesin

Baba, diyor, çek üzerimden
Çek ve arala geceyi
Bu kadar karanlığa dayanamam ben

Orman bütün ağaçlarını öpüyor tek tek
Prensesin kurdelası bulunmuş besbelli
Açmış gördüm kalbimdeki son çiçek
Baba, neden her şey güzel ve böylesine görkemli

Kızım bütün ruhunu
Yumuşak tenine bağışlıyor ayın

Geceyi yıkanmış güneşe seriyor çocuklar
Uçup dağılıyor ruhuma üflenen nefes
Baba, diyor, ölsem acı çekmem
Ayışığına gömer beni melekler

Baba, neden her şey içli ve böylesine sevecen


Mustafa Aydoğan


Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal S...