Ana içeriğe atla

Faili Malum Şiirler

FAİLİ MALUM ŞİİRLER...( OKUNMAYACAK KADAR ÜSTÜNKÖRÜ UZUN VE KEDERLİ..)

Faili Malum Şiirler..
ben geceleri faili malum şiirler yazarım
bir köy yakılır uzakta
ve çığlıklarla inler dünya
her çığlıkta bölünür Batman'ın uykuları
faili meçhul bir cinayet olurum..

yakılan köyümde yitirdim
yaşanmamış çocukluğumu
Halepçe'de vurdular gözümden sakındığım umutlarımı
seni haddinden fazla seviyorum
yüzümü koparır mısın yerinden

seni kendimden sağıyorum
beni benimle başbaşa bırakma
çabuk al cep aynamı ve git!
sen varken kendimle başbaşa kalıyorum
hayatıma kattığın kirli öyküleri
ve babasız çocukları bana bırak
çabuk git!
seni yakılmış köylerimden
yaralı ağıtlarımdan
türkülerimden zılgıtlarımdan biriktiriyorum
ve ben tarihe bir ünlem koyuyorum
kocaman bir SON ol! ..
çünkü ben sonları bile kendimden çok seviyorum

acemi tarafımdın istedim ve ansızın gittin
seni bana sordum senden sonra
ziyan oldum
şimdi cevaplıyorum anlamsızlaşıyorum
ya sen bana bensiz kimsin
ve ben sana sensiz kimim
ikimiz de yokken birbirimize neyiz
sus! .. ziyan olursun

sende depremler olurken
ben masum ışıltılı beyaz bir sonbahardım
üşenmedim bütün yağmurlarımı sana yağdım
yasak ve yitik bir aşkın suretinde
bütün umutlarımı yaktım

herkesten sakladığım
bakir kokulu 'istanbul şiirim' gibisin
bercestesi sen olan
yani; 'bir şehir nasıl böyle baki bir canan olur
anlamayaz insan
ömründe bir kere İstanbul olup geçmemişse dünyadan'

bundan sonrasını kendime susacağım
kimse bilmeyecek kıyısız yalnızlığıma vuran gözlerini
ve sözlerin en güzelini bana sustuğunu
hiç kimse bilmeyecek
bu şiirden çıkıp gideceğim..

dedim ya ben geceleri faili malum şiirler yazarım
tetiğine basılmış bir silah gibi sarsılır batman
bir anne dul bir geceye sarılır
cami önünde bir adam babalığından vurulur
bütün çocuklar birazdan ağlayacaktır

terkettiğim şiirden sonra
bir parkta rastlıyorum sana
mendil satan bir kız çocuğuydun adın züleyha
bir Türk kızı
ürkek ve nazlı duruyordun
tarihin en ince sızlayan yüreğiydi ürkekliğin
aşkın bin yıllarlık yazgısını anlatan
bir şarkıydı sesindeki dua
konuştum seninle beni çok duygulandırdın
yaşın yedidir daha
yüreğimdedir artık o sızı

duygusallığımda bir çocuk ağlamaya başladı uzakta
sana onu anlatacağım;
adı 'rengin' bir Kürt kızı
elleri yüreği küçücük
tedirgin bakıyor
bakışlarındaki tedirginlik bin yıllarlık yazgı
ağlıyor; gözündeki yaş ülkesinin iliğindeki hasret
ve anası sever onu
çünkü yüreğinden doğurdu
bir Kürt kızı 'rengin'
gözyaşı iliğimdeki öfke
yüreğimin en sır yerinden vurdu
sırf bu yüzden evimdeki bütün atlasları yırtacağım

ağıtlar geceyi yırtarken
uykusunda irkiliyor dünya
gözlerindeki tedirginlikle örtüyorum yüreğimi
bir düşün yanık bağrına sokuluyorum usulca;
çamura bulanmış kırık bir misketi anımsatan çocukluğumun
sütü kesik süt annesi bir kadın
evini yakmışlar ağlıyor
vatanım; yakılmış hayallerim
ağlayan anaların yurdu vatanım
sözcükler hain olmasa daha çok şey yazacağım

seni düşünüyorum sonra
kiminle sevişsen anne oluyorsun ona
antik bir vadide vereme yakalanıyor bir zambak
terkedilmiş ufuklarla birlikte üşüyorum
ve üşüyerek büyüdükçe çocuklar
çiçekler ekiyorum dört bir yana
tomurcuk tomurcuk büyüyor aşk

bir bir canlanırken gözümde anılar
en sahte yüzüyle üstüme hışımla geliyor hayat
ve ben bu şiirde bu denli kalmayı çok isterken
çekip.. çekip gitmeli diyorum
bakışlarında sapanını gizleyen
filistinli bir çocuk oluyorum aniden
dört yandan şehirlere ölüm yağarken
aşk bize göre değil
HEYHAAAT..!

öyle sitemkar susma nolur
beni hüzne ihbar ediyorsun
tarih boyunca en ince sızlayan yürek kimindir
ve o zı şimdi evrenin neresindendir diye sorma
bu azap nerde başlar
ve nerde biter bu suskunluk
bunu en iyi sen biliyorsun

her şeyi bilişinden ürküyor şiir
mavi bir düş gören bütün şehirlerde
şimdi sevdalar tayakkuz halindedir
bense gözlerimdeki çocuğun ölümüne aşina
biraz da faili meçhul
barikatlar ardında
hayra yormayı unuttuğun bir düşten
sesleniyorum sana;
bıktım yenilgilerden n'olur gel ve beni bul!

kocaman bir yalnızlıktan
ölümlerden yıkımlardan
ve her dilde söylenmiş sevda şarkılarından
kopup gelmişim bu yalnızlığa
bulmak yitirmenin şartıdır
bunu en iyi ben bilirim diyorum
ağlıyorsun;
kuru bir hüzün yağmurunda ıslanıyorsun
gözyaşın nemlendirirken nazlı seherleri
gözlerin gözlerime karışıyor
yitir beni artık bu azap bitsin!

'ya kanayan bir dudak öpeceksin
ya öptüğün dudağı kanatacaksın' dedim
güldün
ne de öpülesiydi dudakların gülerken
hayatıma çirkin suratlı bir ayna düşürdün
ne milattan önce ne de sonrayım
dul bir insanın şehveti kadarım
işte şimdiyim ve burdayım
beynimi hangi fahişeye armağan edeyim? !




en doğru sorular çarparken suratımıza
gamzelerindeki rüzgar
gözbebeğinin kokusunu ulaştırır bana
utanırsın
uyruğuma uyacak bir ölüm bulmak zor gelir sana
kal-u bela'da ruhunun künyesine kazılmış aşkını
inkara yeltenirsin..

ey gül yaprağının ve şarap tadının esrik sızısı
ey renklerin kirlenmeyen yasası
ortadoğunun çıkmaz sokaklarında
kurşunlanan ömrümün yargıcı
solma!
bilesin ki gül solarsa
öfkesi kınsız çocuklar üşür
ışıldamak haram olur sokak lambalarına
çünkü feodal bir yaradır bu sevda
kılcal bir zulümdür biraz da;
dört bir yana ekilen zambaklar işgal altında kalır..

yine de biz hiç yılmadık
tarihin küflü karanlıklarından
aydınlık gecelerin çocuklarıyız biz züleyha
durmadan umut serperiz karanlıklara
bu şiir bitmeden
bensiz hiç bir güneş doğmayacak
aldırma! kırgın bir deliliktir benimkisi
ülkemin iliğine düşen zulüm cemreleri tükenmeden
ahuları bilemek haramdır
sen üzülme, sadece gülümse
vakti gelince gitmem gerekecek bu şiirden

ne bu şiir ne de bu şehir önemsiyor
yüreğimdeki sevdanın ağır devinimini
bir sen farkındasın be rengin
kürtçe gülümsediğimin
züleyhanın gülüşünden kan damlıyor
genç kızların haremlik parmaklarına
her yanından yırtılıyor mintanım
ne vakit gülmeye yeltensem
bir kuyu imliyor yerimi
işte sırf bu yüzden
yeri gelince ansızın çekip gideceğim bu şiirden

dedim ya ben geceleri
faili malum şiirler yazarım
bir intifadaya başlar içimin çocukları
şiirin binlerce yüzünün
ve kırmızının binlerce tonunun görüldüğü
ölümün ve kanın mecrasız aktığı
dünyanın mazlum topraklarında

bizim ölülerimiz bile gülümser
hayata mı kapıyorlar gözlerini
yoksa yeni bir dünyaya mı
burası mı zulmün odağı yoksa sözlerim mi
büyüyen sevinçlerin olsun
sevinmelisin züleyha
sanaysa bu son vasiyetim rengin
emzirme artık gözlerindeki cesetleri

bazen anlamsızlaşabilirim metin olmalısın
ki deden de öyleydi mutlaka
ben bu şiirden çok şey öğrendim züleyha
renginle tanıştırdım seni
rengin seni anladı sen de onu
beni kim anladı ki
zaten hiç bir zaman anlamamıştır gül
o hükümdardır
zalim olsa da biz bükme boynunu diyoruz
oysa hiç anlamıyor
ondan başkası yok başka şarkı bilmez bülbül

ben varım! !
geven derler bana bizim oralarda
baharda değil kar kış boranda yeşeririm
ve yanarım her hazanda
bülbül işte
değiştiremediklerine katlanmayı öğrenmiş
mevsimler hep bahane
güneş her zaman doğuda(n)

sırtı yokuş olur nedense takvimlerin
bu yüzden masumum çünkü yoruluyorum
hem kim kendisini suçlar ki;
her zaman hayatımıza girip çıkanlar değil mi zalimler
ve mevsimleri her şeye benzeten şiirler
şiirden ve aşktan olmasa
bir kibrit çöpüyle yakarım takvimleri
mevsim de olmayacak bir daha yamakta..

biz ise katlanmayı öğrenemedik daha
çünkü bizim ellerde sevgiliye dava derler
dava;
güneşin ne zaman nerde doğduğu önemli
kimle doğduğu da
yoksa düşünsene papatyayı
onca zulüm ve kıyım yaşamış
bahtımız gibi kararmış bazen
gülün çilesi zalimliğinden
bülbülün ki sinesinden bahşedilmiş
ya papatyanın ki neden..

ve sen mıh gibi çakıldığım şiir sen!
gah esrik bir Türk kızı züleyha oluyorsun
sesindeki eşsiz aşk duasıyla
gah suskusunda vatanımın hüznü
Kürt kızı rengin
şiire gebe-kısır gecelerim oluyor ama sen yoksun
nerede ne zaman şimşek çaksa yağmur oluyorsun
ruhumun gizli bahçelerinde
soluksuz bir hazandır yokluğun diyorum
çığlığımın yankısını susuyorsun..

ah be şiirin esrik kızı ahh
vatanın inliyor dünyanın dört bir yanında bak;
mekke mahzun çaresiz ayasofya perişan
hama ahh diye inler halepçe ise suskun
ve
ortadoğunun orta yerinde yaralı bir yürektir kürdistan!

tek frekanslı bir radyodan
Türk sanat müziği dinlemek kadar sevimsiz
bir gecenin sabahında başlayınca bu isyan
gözyaşı olup ağzıma akıyor içimde biriken esaret
ve biraz daha paslanıyor dilimdeki pranga
yıldız yıldız ışıldarken künyeme kazılı sevda
'hepiniz birsiniz'
KALU BELA
aklıma geldiğinde değil
zamanı geldiğinde bu şiirden gideceğim..

ve ben geceleri fraili malum şiirler yazarım
gökten müruz ve ölüm yağar şehirlere
siren sesleri telsiz sesleri karışır ağıtlara
ölüm hayata düşen son kırağıdır beyazmı beyaz
tedirgindir anneler kaygılırdır babalar
herkes kendi çemberindeki ölüme ağlar
oysa herkes biraz da başkasıdır
mesela babamın bıyıkları kaygıdan beyaz..

babama bir açılabilsem zulmü o an yok edeceğim
güneşin saçları sarkarken gecden sabaha
babam;
hayatımın en anlamsız ve en izdüşümsüz
çığlık çığlığa çıldırtan suskunluğudur
ve ben faili meçhul ölümlere
en acemi müşteriyim
Allah aşkına söylesene züleyha
sustuğun yerden solmaya başlıyor 'rengin'
yüreğimi hangi güzele peşkeş çekeyim..




bu kaçıncı oturumumuzdur hasrete dair
omzumuzda kederin tek celsede boşanmış yüküyle
bu hayat hengamesinde
iki bilardo topu gibi çarpışmamızı
neden çılgınca buluyorsun züleyha
hayat ilk görüşte çılgınlığı göze çarpan
tek kuram değil midir
ve mucizeler yaşama pamuk ipliği ile..
bu sevda yitip gidecek gecede
bu şiir kalacak hasreti nazlı sabaha
gözden çıkarılmış yaşamlar bize bağlıdır

bak işte her şeyi unutup seni düşünüyorum
bir yangından arta kalan sis ve duman oluyor üsküdar
koynumda dişimden tırnağımdan arttırdığım
ve yitirmekten korktuğum umutlar
ve karşımda gözleri yıldız yıldız çöpçü çocuklar
sırtımı sıvazlıyor gözler(n) her sabah
kaldırımlara düşen bakışlarını arıyorum
savruk ve dağınık duruşunu
ki böyle bir duruşa şahit olmamıştır
İstanbul'da kaldırımlar
İstanbul dediğin sevimsiz ve siyah..

bu şiirde bana ait bir şey yokmuş züleyha
siyahı sevişim suadın nevrotik hallerinden
ezikliğim 'rengin'in iliğindeki hasretten
ruhumun yırtıkları senin kan damlayan parmaklarından
sevdam bezm-i elestin zindanlarından emanet
sırf bu yüzden bu şiirde bu denli kalmayı isterken ben
çekip... çekip gitmeliyim günün birinde aniden..

binbir gece masalları değil anlattıklarım
bilemezsin; bir sevdada kırıntı bile olamadan
yitmek ve yitirmek acıdır
acıtır dipsiz göllerin sularındaki sessiz nilüferleri
faili meçhul ölümleri kanıksayarak
beynimdeki zincirlere aldırmadan
başımı aşktüyü yastıklara koymayı düşünmek
bembe gecelerde...yalandır
anlamsızlığımın ateşinde can çekişiyor bu şiir
geceler acıdan koyu kızıl..

hala anlamadın mı kimse anlamayacak beni
bilmeyecek bütün acılarımı senden ödünç aldığımı
gömleğimi yusuftan
cüretimi 'rengin'in sevdasından almışım
ben sevmelerin ustasıyam leylican
işte bu yüzden
elindeki kavalıyla mozarta eşlik ediyor
sırtı ve umutları yamalı bir çoban
evrensellik;
cudiden evereste uçan bembeyaz bir ölüm
ve sırf bu yüzden evrenselliği ve şiiri çöpe atıyorum

yıpranmış kelimelerle anlattım seni özür dilerim
taa dedemin içini delen bakışlarımı
gizledim senden ve herkesten
artık korkmuyorum züleyha ve daha çok seviyorum seni
gözlerinin rengini yanına almadan
ve sağa sola bakmadan şiire aldanmadan
hiç habersiz çıkıp gelmeni istiyorum
sonra da ansızın çıkıp gitmeni
bilenler bilirler söz sanatlarından devşirerek yazarım bu şiiri
yazarım da..
duvar dibinde ağlayan çocukluğumun
bir damla gözyaşında boğuldu
bildiğim tüm felsefeler..

yüz asırlık bir yazgının çocuğu(yum)
ve bin yıllarlık umuda gebe bir yaşam!
öyle yadırgı bakma bana
hiç bilir misin ki bazı şiirler neden ağlar
aç yüreğini ve dinle
acılardan süzülmüş bir umudun eşiğinde doğmak
ve uyanmak her sabah bir namlunun glgesinde
yüreğinde yarım asırlık bir toprak damın metanetini taşımak
ölümle kapı-komşu bir yaşama sarılmak
direnmek
düşünmek
sevdalanmak
umut tandırında pişen sıcak bir ekmekle kuru soğan yemek
Şıwan dinlemek sonra
'mın beriya te kıriye'
ve ve ve
ve'ler ki
mavi bir sevdayı ve şeyh mehmed emin'i
gömmek yüreklerin en yerlerine
ve ağlar mı bir insanın şiiri
ağlar işte ağlar anla züleyha
ve ve ve'erkilerini susmak

üçler yediler kırklar aşkına
kırk asır geçse de tek sırrım adın kalacak
geri kalanı anlatacağım
hatırla tüm bunları kazı künyene
üzerine akşam kızıllığının çöktüğü çölüm ben
ölüm dedim aşk dedim isyan dedim adına
bir hiçliğin destanını anlattım
hala anlamadın mı
asanın yardığı kızıl bir denizdir artık yüreğim
mahzun akarım dünyanın her yerinden
sırf bu yüzden;
her kabusu hayra yordum züleyha
bakışlarındaki ayın şavkı vurunca yüzüme
kendi hüznünde boğulan aysar bir gölüm ben..

şiir yolculuğunda susmuşken kendime
bir imgenin kovuğunda buldum seni
sevdan çetin bir devinim oldu içimde
kürt kızı rengin dedim yadırgadın
türkün kızı züleyha dedim kanadın ödünç gömleklere
gözlerimdeki umudu yitirdim gecelerde
bütün yolculuklar kadar renkli
ve bütün kervanlar kadar ahenkliydin
ölümün kuyusuna rehin verdim ömrümü
sustuğun adım çınlasın kulaklarında züleyha..

ve sen haftanın şiirertesi gecelerinde gelirsin aklıma
bu şiiri ifrit yapıp yolladım sana
ki yüreğinin tacını gönlüme taşısın
süleymanın asasından düşen kurt
gelip yüreğime düşmüş zamansız
sahipsiz bir asa gibi yıpranmış kırılmışım
cinlerin nazı ele verdi gözlerini
sen de sebe melikesi kadar zalimsin
bir de kutsal rüzgarların yalancısıyım
beni değil bu şiiri bir de hiçliği sevmişsin..

dedim ya bu şiirden çok şey öğrendim
büyüdüm seni yoğurdum
sen yaşa beni ol'dur
uzun vadeli ticaret bu kısacık hayatta
anla ki tomurcuk bir yansımadır
bulut sevimli bir yadsıma
ve hidrojen spastik doğumdur aha hiroşima..!
daha ne diyeyim ne diye anlatayım ki;
dün ile yarın arası konsantre bir andır bu gün
sonrası yoktur an içre sonsuzlukların
çift başlı bileşkedir aşk: dilemma
madde ikizlerin özürlüsü aç gözlü bir ölüdür diğeri
insan muamma
şiir biter ten ölümlü ruh ölümsüz aşk sonsuzdur züleyha..! !


Hasan T.. (Pejmurde Dilim)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

İmam-ı Şâfiî'nin Şiirlerinden Seçmeler

BIRAK GÜNLERİNİ DİLEDİĞİNİ YAPSIN Bırak günleri dilediğini yapsın Razı ol hükmedince kader Gecelerin musibeti sabrını taşırmasın Bâki değil dünyadaki zorluklar Güçlü bir adam ol, korkuların üstünde Ahlâkın müsamaha ve vefa Kusurların çoğalsa da tüm mahlukatta Örtüsü olması seni sevindirir yine de Cömertlikle setret ki her ayıbı Örter denilir cömertlik Sakın gösterme düşmanlarına zillet Belâdır üzüntünle onları sevindirmek Cimriden yardım umma Ateşte susayan için su yok Rızkını eksiltmez ağırdan alış Ve artırmaz hırsla çabalamak, yorulmak Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık Eğer kalbin kanaatkarsa Farkın yok, başkası dünyaya sahip olsa Kimin inerse meydanına ölümler Ne gök korur onu, ne de yer Allah’ın mülkü geniştir ama Feza daralır hükmettiğinde kader Aldırma vefasız günlere hiç Fayda vermiyor ölüme ilaç GAM Ne zenginlik içinde olan bilir fakirliğin tadını Ne sağlam bedenli biri hasta gibidir Ne yoksulluklar vardır ki, örtülüdür üstü onurla Ne zaruretler memnuniyet a...

Z'ORDA ÇOK KALIRSAM,ÖLÜRÜM

Sesinin üstünde yüzdü güz Yüzün süzdü gözümün sapağını S'oluklarca kanadı aklım dudağının kenarına, ... Sen hiç konuşmadın.. Gönlü düz yazılı Kadınlar sessiz kalınca şiire uyak uyarlar.. Soruldukça yoruldum ben Yoruldun mu diye sormadığından Ağıt ve kalemle Kına'dım bu sensizliği ellerime, Sen hiç susmadın.. Tenin temin ederken tuzlu terleri Terimsizdir ve bu yüzden acıtır gece Ki sıfatı kayıp her cümlede Özenle özne gizleyenin adı olur adın yine.. Tenimde İzli öznesin.. Gizli özlerim Uzatmasak iyi olacaktı belki,yürek.. Gelmedin.. Artık yağma aklıma din.. Susmak tutsak kalır ağzımda Seni yanıma istiyorsam şimdi Yalnızlığıma da yakıştıramadığımdandır Sensizliği.. Emre GÖKCE 

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek!

sarıp sarmaladı bizi kanatlarıyla bezginlik; beşikten mezara başımızın ucundan ayrılmadı hiçlik * kadınlar az şey beklemiyor sizden * Yaşam o zaman güzeldir, ancak, tehlikeler yaşandıkça; insan unutur kendini; ayrımında olmaz... * ne ki, yürekli bir insan son vermek isteyince çekilmez yaşamına; doğa dikilir karşısına, ölüm kendi elinden olmadı diye. * Ve sen öyle umursamaz duruyorsun bakışlarınla * Daha kötüye gidiyor zaman; hatadır beklemek gelecek yoz kuşaklardan; yüceltmezler soylu yurttaşları, almazlar öçlerini acılardan. Kanat çırpsın etrafımda aç gözlü kara akbaba; yem olsun adsız cesedim yabanıl hayvanlara; dövsün bulutlar; dağılan parçaları sağa sola yağmurda; silinsin adım, sanım yeryüzünden rüzgarla. * Hoşlanıyordum duygusallığımdan, derin bir konuşmaya dalıp gitmekten yüreğimle ve acılarımın bekçiliğini yapmaktan. * Cendere altında gibi yüreğim, düşününce herşeyin nasıl gelip geçtiğini; ve hiçbir iz bırakmadan sanki. İşte geçip gi...

PARANIN ROMANI VE GERÇEĞİ ÜZERİNE

Diyelim şöyle bir cümle yer alsaydı bir romanda: "O ay ev kirasını veremediği için, eski bir arkadaşından borç istemişti …" Bu cümleyle karşılaşan roman okurları, sanırım etkilenirlerdi. Ve büyük bir olasılıkla kirasını veremeyenden yana çıkarlardı. Hatta ilerki satırlarda zengin eski arkadaşın bu parayı vermediğini okuduklarında, ona kızabilirlerdi de. Ama paranın romanı ve gerçeği her zaman farklı oluyor. Bunu bana altmış bir yıllık yaşamımda en iyi öğreten de, yine para oldu. Hiç bir zaman yeterince sahip olamadığım o nesne, insanoğlu denen canlının karakterinin binbir rengini tanıtma konusunda bana gerçekten çok iyi rehberlik yaptı. Evet, insanlar yukarıdaki gibi bir cümleyi romanlarda okuduklarında, anlatılanları kolayca paylaşabiliyorlar. Buna karşılık aynı cümleyi kitaptan okumak yerine bir "canlıdan" duyduklarında, rahatsız oluyorlar. İçlerini bir tedirginliktir alıyor. Bu, çoğunlukla karşılarındakinin zor durumundan değil, fakat sıkıntısını onun ağzından d...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Bundan ötesi değil nümâyân

Buldu bu mahalde kıssa pâyân Bundan ötesi değil nümâyân Sad şükr ola Hayy ü Lâ-yemût’a Kim erdi söz âlem-i sükûta Şeyh Gâlip

2026-2023 GÜVERCİN GERDANLIĞI'NDA YAYINLANAN PAYLAŞIMLAR ARŞİVİ

MAYIS 2026 HAYDİ GÜL KEDERLİ AŞIK Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i) ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİ... TARAFE ŞİİRLERİ Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA G... BİR ŞAKA YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM GÜZ ORMANI ZEYTUN, DÖNÜŞ KADER DENİZİ SENİN OMUZUNA YASLANMAK GÜNEŞ YARASI YÜREĞİNİ YEME DENİZLER DÖRT DUVAR DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ AŞIRI DÜŞÜNMEK Mahya Papağan Tebessüm MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım NİSAN 2026 Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de... PARILTI KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAY... ...

GEÇMİŞTE GELECEKLE KARŞILAŞMAK

Geçmişe yolculuk adında bir Japon filmi izliyorum. Yaşlı bir bilge, kanser olan ve 6 aylık ömrü kalmış olan bir doktora 10 tablet veriyor, bununla geçmişe gidebileceğini söylerek. Bir an düşündüm gitmek imkanım olsa diye.. Ve gitmek istemediğimi farkettim. Peki ya gelecekte görmek istediğim bir şey var mı diye düşündüm. Doğacak kızımla yürüdüğüm ana gitmek istedim. El ele yürüyoruz ve annesi her zaman ki gibi arkamızdan yürüyor ve bizi izliyor. 11 Mayıs 2020 (08:28) İlk anneler günün kutlu olsun  Sevgilim.