2026-2023 GÜVERCİN GERDANLIĞI'NDA YAYINLANAN PAYLAŞIMLAR ARŞİVİ

MAYIS 2026
HAYDİ GÜL
KEDERLİ AŞIK
Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli
DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT
BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)
ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİ...
TARAFE ŞİİRLERİ
Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi
AŞIKLAR KİTABI'NDAN ALTI ÇİZİLİ SATIRLAR
İBNU'L KAYYIM EL CEVZİYYE'NİN AŞIKLAR KİTABI'NDA G...
BİR ŞAKA
YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM
GÜZ ORMANI
ZEYTUN, DÖNÜŞ
KADER DENİZİ
SENİN OMUZUNA YASLANMAK
GÜNEŞ YARASI
YÜREĞİNİ YEME
DENİZLER DÖRT DUVAR
DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ
AŞIRI DÜŞÜNMEK
Mahya
Papağan
Tebessüm
MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI
Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım
NİSAN 2026

Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de...
PARILTI
KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAY...
DİVAN ŞİİRİNDE ÖLÜM KARŞISINDA ÂŞIKLARIN İSTEKLERİ
EVET, İSKÂN
HAKLI OLMANIN KORKUNÇLUĞU
DÎVÂN-I FİRÂK-I ESÎRÎ
Kİ AZRAİLE BĀRİ EYLE FERMĀN BU ARADAN BİZİ GELSÜN ...
Şûrîden-i Aşk
GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM
BENİ HİCRĀN İLE DİL-ḪASTE VÜ ZĀR U GİRYĀN
AÑLADIM CEVRİÑE PĀYĀN U NİHĀYET YOḲDUR
BENDEN KEDERİ,TASAYI VE HÜZNÜ GİDER EY RABBİM
BEYAZ CAMLAR
KAYBOLAN ŞİİR / HAYRETLERİMİZ
BİLİYORUM ÇOK GEÇ OLDU
KİMSENİN AKLINA GELMEYEN
ÖLÜM SUSTUĞUDUR BİR SEVDİĞİN
AYNALAR VE ZAMAN
ŞİMDİ NEDENSE
SENİ SELAMLIYORUM
KENDİNİ ÖLDÜREN ADAMIN ŞARKISI
Ol vasf senün külbe-i ahzânun içündür
SONRALARI
ZAMAN KIRINTILARI
SONSUZLUK VE BİR GÜN
Kargo
AY-RI I
TEHLİKELİ OYUNLAR
Uzakların Büyüsü
YALAVAÇ ALEYHİ’S-SELÂM ÖGDİSİN AYUR
İNTİHARI SEÇMİŞ ŞAİRLERDEN ÖLÜM VE YOKOLUŞ DİZELERİ
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ecelinin Yaklaşması v...
EBU’L- ATÂHİYE ŞİİRİ
BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK ŞUBAT 2022 NİSAN 2021
BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2023 - MART 2022
BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MAYIS 2026 - NİSAN 2023

MART 2026
KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİM...
Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur
ÇOCUK VE ALLAH
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA: YETER, SORMA ARTIK. BOŞVER E...
KÜÇÜK TRAGEDYALAR
DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLM
ŞUBAT 2026

GECİKEN DUA
SOL ELLE TUTULAN GÜNLÜK CAHİT KOYTAK
SOL ELLE TUTULAN GÜNLÜK
SUSMA SANATI
GÖNÜLDEN GÖNÜLE
BÜYÜK YOL

OCAK 2026
SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ
DERTLİ YILLAR
ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN
HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUY...
VAN GOGH'DAN THEO'YA DOSTLUKLA BİTEN MEKTUPLAR
Ölülerin ölümü duyduklarını sanır da onlara acır, ...
ESKİ DÜZEN GERİ GELMEYECEK YASINI TUTMAMALIYIZ.
HİÇBİR ŞEYİM YOK BU DA BENİMDİR DİYEBİLEYİM
EĞER UZAKTAN

2025

Ara.03
Bir gün bu fotoğrafa geri dönmek isteyeceksin.
YAPAY ZEKADA ŞİİRSEL KOMUTLAR GÜVENLİK AÇIĞI YARAT...
UZAĞA FIRLATILMIŞ BABA DUYGUSU
Kas.01
Ölmüş Bir Dosta Açık Mektup...
Eki.01
Sevginin Ardından
Eyl.01
Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.

2023

Eyl.01
AYRILDIĞIMIZDA İKİMİZ
Ağu.37
Kimse
ALTI ÇİZİLEN KİTABA DÜŞÜLEN NOTLAR
Paris, Teksas ((1984)
DUYULAN GÜLÜMSEYİŞİ YAPRAKLARIN
Dervişin Teselli Koleksiyonu 2 / Klasik Metinlerle...
MECİT ÖMÜR ÖZTÜRK İLE RÖPORTAJLAR
DERVİŞİN TESELLİ KOLEKSİYONU 2'DEN BİR TESELLİ
ile
Son Tren
Yolun Sonu
Kamyonlar
Birden
BAŞKASININ YÜZÜ
ARKADAŞ ZEKAİ ÖZGER'DEN CAVİT KÜRNEK'E MEKTUPLAR
DENİZ KIZI İÇİN ŞİİRLER
おしまいにするはずだった恋なのにしりきれとんぼにしっぽがはえる
AZ KALDI KIŞA
BİR KEDERİ DUYUMSAMAK
YILLIK BAKIM
BENİ ALIKOYMAK İSTERSEN EĞER (BAK GİDİYORUM) ELİNİ...
İNSANLIĞIMI YİTİRİRKEN
Aftersun: İnsan Zihnine Atılan Duygu Tohumları
KALP DERSLERİ
Sual
İÇİMDEKİ O KORKUNÇ BOŞLUKTAN SESLENİYORUM
Dua
Gölgeler / Mehmed Ali’ye
İp
AK PARTİ’YE NASIL MUHALEFET EDİLMEZ
Roni Margulies ile “Ailem ve Diğer Yahudiler” üzer...
Babam Amerika'da
Mısırlı Romantik Bir Şair: İbrâhîm Nâcî
Olmayalı
Güz İstasyonu
DOKSAN DOKUZ YIL YAŞADIM, BOŞ OĞLUM BOŞ
ALBÜM
Kalp
Tem.15
Rüya içinde rüya
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA İLK VE SON ŞİİRLERİ & ŞİİR ÜZ...
Artık senden hoşlanmıyorum!
ÇOĞUNLUKTA YANKILAR
BİR ŞEY YAZIYORSAN, ALTINA İMZANI ATACAKSIN. ALTIN...
Abbas Kiyarustemi ile Şiir, Sinema ve Müzik
ism-i azam
ÖLÜM ORDA ONU GÖRÜYORUM
Öleceğini bilsem seninle daha fazla vakit geçirirdim
I. HİÇ KOYUN GÜTMEDİM BEN
Kendinin Ağacı
Christina Georgina Rosetti Şiirleri
Her şeyin efendisi aşkın karşısında ben neyim ki?
HATIRLAMAK BiR BULUŞMA BİÇİMİDİR
Ne tuhaf şey ne garip hâldeyim, Yahya Kemal’in ölü...
Haz.39
DOKTOR SİZDE ÖLEBİLİR MİYİM?.
BİZE KALAN NEDİR SÖYLE
YAZDIĞIM BÜTÜN ŞİİRLERİ BENDEN ÇALMIŞLAR GİBİ ÖZLÜ...
DERKEN ON DAKİKA SONRA O HÜZÜN GELMEYE BAŞLADI
HEP ŞUNU ÖĞÜTLERİZ İÇİNİZE DÖNÜN
ÖLÜM, BEKLENEN SEVİMLİ BİR OĞULDUR ONUN İÇİN
EVLAT BAĞLILIĞI BABA VE ANALARDA KALBE BAĞLI BİR U...
ÇOCUĞUN ÇİZDİĞİ DÜNYA İSE SAF VE SEVİMLİ
TANIM VE KONUM
Che’nin Veda Mektupları: Bazı Kereler Beni Anlayam...
Kambur Hafız ve Minare
Ölmek, kamera karşısında ya da sahnede yürek parça...
"Asla her şeyi göremeyeceğiz" dedi Serge, elini ön...
CİN PAZARI
Friedrich Rückert Şiirlerinden Seçmeler
FRIEDRICH RUCKERT Şair ve Müsteşrik
Friedrich Rückert : Bir şairin ve dil dehasının dü...
ALLAH'A KÜÇÜK BİR MEKTUP: ALLAH'IM KARDEŞİME İYİ B...
Ne İle Oyalanır?
HEPİMİZ YALNIZ ÖLMEK ZORUNDAYIZ
HATIRLAMAYI UNUTMAK
SONSÖZ
SIGMUND FREUD’LA BİR SÖYLEŞİ
SONSUZ GÜL
Simón Carbajal
İntihar
Pars
Ben
Browning Şair Olmaya Karar Veriyor
BAZEN KULAK GÖZDEN ÖNCE AŞIK OLUR
MENDİLİMDE KAN SESLERİ'NİN AHMET AĞBİ'Sİ
DÜZELTEMİYORUM HAYATIMI NERESİNDEN ÇEKSEM ÖTEKİ YA...
Uçurum
Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka IV
Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka III
Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka II
Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka I
Bir ilişki ne zaman gelecek vaad etmez?
İNSANLARIN KALBİNDE ONLARA HİÇBİR SIKINTI YARATMAY...
May.27
ZAVALLI CATULLUS
Sinem
Bağların Yitimi ve Bize Kalan Boşluk
TANRI BABA
SON DERECE KEDERLİ VE SESSİZ OLACAĞIM
NE YAPTIN?
KIZIMA, 'ERKEKLER EVE GELDİĞİNDE KENDİNİ ATEŞE VER...
YAKLAŞAN HADİSELERİN HER BİRİ BİR İŞARETLE GELİR
kardeşler arasında başlıyordu yarış dünyada
KULLARINI TANIDIM
KADERİMSİN SEN EY YALNIZLIK
Burada Kalamam, Başa Dönemem
KADININ KALBİNDE İKİ KİŞİYE YER YOKTUR!
TUŞE
ÜSTÜNE GÜL
Hüvelbâkî
Şimdi biri çekip vursa beni
GÖLGEDEN
Annelik Sanatı
YUVAYA DÖNÜŞ
SEVGİLİ RİLKE, BANA SAF ZAMANIN İÇİNE HAPSOLMUŞ Gİ...
RAINER MARIA RILKE MALTE LAURIDS BRIGGE'NİN NOTLARI
YİTİKLER GECESİ
ARTIK VEDA VAKTİNİN GELDİĞİ İÇİNE DOĞMUŞTU
ŞİDDETLİ RÜZGÂRLAR GÖRÜYORUM SON YOLCULUĞUMDA
Benim annem öldü…
Close
Nis.27
İlk Tebessüm
Simone Weil'in 100. doğum günü için
Prolog
Senden Geriye Kalır
ABDURRAHMAN UYANIK'TAN 1956 YILI BAYRAM HATIRASI
ÖPÜLECEK EL, SARILACAK EVLADIN KALMADIĞI BİR BAYRAM
SEVGİNİN KARŞITI NEFRET DEĞİL KAYITSIZLIKTIR
"Yâ Rabbî! Benim toplumum bu Kur’an’ı yalnızlığa m...
Harp Baladı
Yaşar Nezihe Hanım / Gamsız, ıstırapsız nasıl şair...
(SUSANA SOCA) O BU DİYARLARDAN DEĞİLDİ
Kimin sevdiğini, kimin sevmediğini çocuklar anlar
Galata Kantosu
Neden Gelmiyorsun?
HUZURSUZLUĞUN KİTABI FERNANDO PESSOA Karamsar deği...
İyi Notlar
GÜNEŞ TAŞI
ÖLDÜĞÜM ZAMAN
Elveda
SON İSTEĞİM
HAYATIMIZI İŞGAL EDEN İNSANLAR VE HAYATIMIZIN KIYI...
AZİZ NESİN'İN ANILARI BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEZ'DE...
Utanmadan
AÇGÖZLÜLÜK
SÖZÜNDE DURMAK
KÜÇÜK KARA IŞIK
Cahit Sıtkı'dan Ziya Osman Saba'ya Mektup
Mar.06
Thomas Bernhard'ın Eserlerinden ve Röportajlarında...
Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz ...
ANNA GRİGORİEVNA DOSTOYEVSKİ: FYODOR DOSTOYEVSKİ'N...
TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK TERÖR ÖRGÜTÜ İMAR ŞEBEKELERİDİR
SÜREK GAZELİ
DÜNYA SELAMETİ YÜCEL KAYIRAN
Şub.39
DEPREMDE GÖRDÜKLERİM
ACIMIZ VE KEDERİMİZ GİDEREK YOĞUNLAŞIYOR
İNSAN HİÇ KEPÇE OLMAK İSTER Mİ?
KUŞLARIN ÖLÜMÜ
HABERCİ
VEDA
YAĞMUR DAMLASI
AYRILIK
TEFEKKÜRE DALMA
SUSMUŞUZ
Maurice Careme: OYUN OYNADIĞIM BİR YERİN YAKININA ...
KONUŞMADAN ÖNCE DÜŞÜN
HEYECAN
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR
GÖL VE SÖĞÜT
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR
ŞİİR SANATI
SON UMUT
YEMEK ODASI
ÖYLE GÜZELSİN Kİ!
DOST ORMAN
GÖZYAŞLARI
TANRI'NIN HÜZNÜ
ELVEDA
SEVİŞELİM VE UYUYALIM
DENİZ MELTEMİ
KIRIK VAZO
AH! ÖLÜM...
YOLCULUK
GÜZ ŞARKISI
ey yüzi gülzar senden väz geldüm sevmezin
AKŞAMIN AHENGİ
TEFEKKÜRE DALMA
SON ARZU
KELEBEKLER
KERVAN
LANDES'DAKİ ÇAM AĞACI
ÖLÜ BİR ŞAİRE
RÜYALAR HER ZAMAN BOŞ ÇIKMAZ
Oca.28
SEVGİSİZ; Ben ne izledim, film neler anlatıyor?
ÂŞIĞIN SON NEFESİ
Bir de şu var Halil...
YALNIZLIK MUTLAKTIR BUNDAN GAYRI HER ŞEY YANILSAMADIR
NEYZEN TEVFİK'İN HAYATI ŞİİRLERİ VE HAKKINDA YAZIL...
AZİZ NESİN'İN ANILARI BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEZ
AZİZ NESİN'İN HATIRALARINDA ANNESİNİN ÖLÜMÜ
BABAM
ORTA ÇAĞDAN GÜNÜMÜZE FRANSIZ ŞİİRİ ANTOLOJİSİ YAKU...
Göz daha fazlasını görür Kalbin bildiğinden.
HÜSREV HATEMİ Şİ'İRİ KADİM / ŞİİRİ SEVME EGZERSİZLERİ
GÖKKUŞAĞININ ALTINDA
Gitsin Efendim
KORKULU YALNIZLIK
KIRIK DEĞİRMEN
YOKUŞ
KAÇIŞ
Sandal
ANILARIN İÇİNDEN ÖZEL BİR ÜVERCİNKA
BİR ZAMANLAR BİR ŞİİRDE
Evlenmiş miydi?
AŞKLAR İÇİNDE
BABAMIN CESEDİYLE UYKUYA DALAN ANNEMİN HİKAYESİ
GECE YAĞAN SESSİZ YAĞMUR
"MUTLU EVLİLİK"
Ey Hatâyî ondan özge kimseye yohdır ümid
Ey gönül kûyinde me’va kıldığun ya’ni ki ne
ELBET BİR GÜN BULUŞACAĞIZ BU BÖYLE YARIM KALMAYACA...




HAYDİ GÜL

“Gök bile tasalı” deyip astı suratını

Dedim: “Haydi gül, yeter gök için bu kadar somurttuğun

Dedi: “Gençlik de geçip gitti.” Dedim: “Haydi gül!

Bu hüznün geri getirmez ki akıp giden o yılları

Dedi: “O ki aşkımın göğüydü

Ama cehennem oldu artık sevdalı ruhuma

Kalbimin sahibi kılmışken ben onu, tutmadı ki sözlerini

Şimdi nasıl tebessüm edebilirim ben?

Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi

Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın

Dedi: “Korkunç bir savaş anında ticaret,

Susuzluktan ölmek üzere olan yolcuya benziyor

Ya da kana muhtaç, veremli, zarif bir kadına

Her soluk alış verişinde kan kusmakta

Dedim: “Haydi gül, sen değilsin ki hastalığının kaynağı, ne de şifası

Sen gülersen belki de...

Nasıl oluyor da suçlu bir başkası iken?

Sen dehşet içerisinde sabahlıyorsun, sanki sensin kabahatli

Dedi: “Düşmanlar sardı etrafımı, katlandı nâraları

Kuşatmışlarken beni kendi yurdumda, sevineyim ben öyle mi?

Dedim: “Haydi gül, düşmanlar seni hor görmeyecekti ki

(onlardan) daha saygın ve kıymetli olmamış olsaydın

Dedi: “Bayramlar geldi çattı

Yeni giysiler ve oyuncaklar almak gerek

Ahbapları da yoklamalı

Fakat elimde avucumda bir dirhem olsun yok

Dedim: “Haydi gül, hâlâ hayattasın ya bu yeter

sevdiklerinden mahrum da değilsin!

Dedi: “Geceler yudum yudum zehir içirdi bana

Dedim: “Zehir de içmiş olsan haydi gül”

Olur da biri seni neşe içinde mırıldanırken görür de

Kederini bir kenara bırakıverir ve başlar terennüme

Hem hüzün ile ne geçti ki eline,

Ya tebessüm ne kaybettirdi sana?

Dostum! Gülsen ne dudakların çatlayacak

ne de yüzün parçalanacak

Öyleyse gül doyasıya. Çünkü gülmekte göktaşları karanlık perçemlenmişken,

İşte tam da bu yüzden sevmekteyiz biz yıldızları!

Dedi: “Tebessüm mutlu kılmaz ki kişiyi

zoraki dünyaya gelip öylece gideni

 Dedim: “Haydi gül hâlâ bir karış varken ölümle aranda

Zira ölümden sonra gülemeyeceksin bir daha asla!

Bırak Zaman Ne Dilerse Onu Yapsın

Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın
Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun

Sabır göster cereyan eden olaylara
Dünya olayları kalıcı değil ki

Sıkıntılara sağlam bir adam gibi diren
Vefa ve hoşgörü olsun senin hasletin

İnsanlar arasında birçok eksiğinle nam salmışken
Bir örtü gelse de şunları saklasa demişsen

Cömertliği kuşan, zira her ayıbı
Öyle derler ki cömertlik örtermiş

Sakın düşmanlara karşı ezik gözükme
Zira düşmanın alaylı bakışları başa beladır

Cimriden de cömertlik bekleme
Zira susayana su yoktur ateşte

İşleri ağırdan alsan da rızkın azalmaz
Kendini zorlasan dahi rızkın artmaz

Ne üzüntü daimdir ne sevinç
Ne sefalet kalıcı sende ne de selamet...

Eğer kanaatkarlık varsa sende
Fark yoktur cihanın sultanı ile aranda

Ecel kapıya dayandığı anda
Gök dahil sığınamazsın hiçbir yere

Zira Allah’ın arzı geniş olsa da
Kaderin hükmü karşısında kainat dar gelir

Bırak zaman yapsın hinliğini her vakit
Öyle ya ölüme çare bir ilaç yoktur

KEDERLİ AŞIK

Sevgilim, sen kaybolduğunda dünyaya ıssızlık çöker
Söyle bana ay parçam ne vakit doğacaksın

Ruhum yok oldu uğrunda, özleminden
Anlat bana can parçam bu hususta ne yapacaksın

Gönlümün saadeti, esenlikte ve bollukta kalmandır
Dünyadan bunun ile razı olurum ben

Sana olan aşkımı misline katlasam beyhude değil
Gözyaşlarımı senin için akıtsam ziyan değil

Ki senden gayrısı karşıma çıksa dönüp bakmam
Bana seslense dahi işitmem

Annesinin nehre bıraktığındaki Musa gibiyim sanki
Önceden süt anneler ona haram kılınmıştı hani

Sanıyorum sevgilim onu tanıdığım gibi değil
Aksi halde vuslatımıza engel olan mazeret nedir?

Öfkeyle çekip gitti, görmeyeli oldu üç gün
İşte bugün de dördüncü gün

Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti
Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi

Bense bu cefa karşısında bir hayli sabırlıyım
Sevgilimin bana hoşnutça dönmesini umuyorum

Lütfedersen ey habercim ona söyle
“Aşığın darlık içinde, seninse affın geniş” diye

Yemin ederim ne kavrulan kalbimin susuzluğu dindi
Ne de göz pınarlarım suyunu çekti

Bana kin tutanın kalbi yumuşayana dek zelil oldum
Ta ki aşkımı kınayan döndü de bana aracı oldu

Bende gördüğünüz teslimiyeti yadırgamayın
Zira ben yalnızca aşka teslim oldum

Ebu’l-Fadl Zuheyr bin Muhammed bin Ali el-Mühellebî (Bahâ Zuheyr)

Abdurrahman ed-Dahil'e Gazeli

Acıdan sızlanan bülbüle kim bulur çare,
Gece karanlığında başına gelen hasretine
Dağ ve bayırla dertleşip giryan olur hep o:
Endülüs’le bir olur mu Şark diyarı
...
Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince
acıların tuzağına takılmış kalmış
Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş
Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş
Ağacının ıssız dallarında silkindikçe
Aşka gelip ağlamaktan güler
Bürünüp abasına yüzü kapalı
İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla
Tüneyince sırtı kamburlaşır
Dikilince de göğsü kamburlaşır
...
Boğazının üzerinde kırmızı gagasındaki dili
Bir temrenin ucundaki kan izi gibi
Şakıdıkça sonuna kadar açılır
Akikten bir makasmış gibi
Ayrılık haline ağlayıp sızlanır
İnce bir tülün ardında evladına ağlayan anne gibi
Ağzını açıp savurdukça çatallı dilini
Tutmadan kendini döker içini
Onun dili ud telidir; lakin çalmadan öter gece vakti
yahut da o kor kıvılcımıdır
...
Sükûnet halindeydi; hasreti coştu birden
Dertlerin çilegâhı değil miydi gece
Biri tükenmiş biri yorgun iki kanatla
Uçmaya çalışıyor aşk illetine düşeli
Onu felek yaralamış, bir değil bin defa
Açtığı yaralara çare de bulsa ne olurdu
Başını taştan taşa vura vura
Abasından, gerdanlığından kan süzülür
Ağlamaktan gözleri kanlanmış
Yekpâre bir yakut gibi
...
Geceleyin bir "Ah" çekip ürperir
Saçlara değen küpeymişçesine
Ayrılık ona tek bir ramak bıraktı
Kan selinin ardında kalmış iz misali
O ramak da cezbelerinde tükenir
Gecenin son saatlerinde alevlenen sancı misali
Gerdanlık değil, alevdi
O boğazındaki kızıllık
Ah zavallı bir bilse
bu acıklı halinin aşktır müsebbibi
...
Aşina olduğum geceyle söyleştim
Sordum: “Derdi kimler taşır?” Dedi: “Hasret ehli”
Sordum ona: “Yeri neredir?” Dedi: “Ona her yer revâ
Hicaz ya da Irak, seçmez o mesken kendine”
"Ama” dedim, “Gözleri cömert değil yaşta”
Dedi: “Zaten en acısı akmayanı değil midir yaşların”
İşte biz hep kuşlara imreniriz
Kavrulup yandıkları acılarını bilmeden
Feleğin işidir, boşver o kuşları
Ağaç dallarını da diyarlarla hemhal eder
...
O serzenişteyken gözüm yıldızlara takılmış
uykusuzluk esaretindeydim, gözyaşlarımsa özgürce akıyor
Ey dert deryasında figan eden bülbül
Deryada boğulanların birbirine ne faydası var
Sana isabet eden ok bende nice yaralar bıraktı
İkimiz de gurbet ve firkat kurbanıyız
Dünya haline nereden baksan hep kısmet
Kâh güzellik bulursun kâh perişanlık
Bir de insan haline bak: Kurtulsa bile
Felek okundan, yay gelir yarar başını



DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT

İKİNCİ AĞIT

Her melek korkunçtur. Heyhat, yine de 
şarkılarla seslenirim size, ruhun âdeta ölümcül kuşları, 
bilerek sizleri. Nerede Toviya'nın günleri, 
en nurlulardan birinin, basit bir evin kapısında durduğu o günler,
yolculuk için azıcık kılık değiştirmişti de korkunç değildi artık; 
(delikanlıydı, merakla bakınan delikanlının yanında). 
Şimdi çıksa başmelek, o tehlikeli melek, yıldızların arkasından, 
tek bir adım atsa aşağıya, bu tarafa: yerinden sıçrar 
çarparak öldürürdü bizi kendi kalbimiz. Kimsiniz siz?

Erkenden talihe kavuşanlar, sizler ki kâinatın baştacısınız, 
dağ silsileleri, şafak kırmızısı dorukları 
tüm yaratılışın, - çiçeklenmiş tanrının polenleri, 
uzuvları ışığın, geçitleri, merdivenleri, tahtları, 
varlıktan mekânları, hazdan kalkanları, kargaşaları 
şahlanmış duyguların ve aniden, birer birer, 
aynalar: dışa yansıttığı güzelliği 
yine kendi yüzünde toplayan.

Oysa bizler, ne zaman hissetsek, buharlaşıp uçarız; ah bizler, 
nefes alıp verirken kendimizi tüketiriz; közden köze 
azalır kokumuz. Elbette der biri bize: 
evet, kanıma işledin, bu oda, ilkbahar 
seninle dolu... Beyhude, o da tutamaz bizi, 
içinde ve etrafında kaybolur gideriz. Ya onları, güzelleri, 
ah, onları kim alıkoyabilir? Hiç durmadan ifadeler yerleşir
yüzlerine ve silinir. Sabah çayırlarındaki çiy gibi 
seçilir bizimkisi bizde, buğusu gibi 
sıcak bir yemeğin. Ey tebessüm, nereye?
                                  Ey hayran bakış:

yeni, sıcak, kabaran dalgası kalbin-; 
heyhat: biz buyuz işte. Tadı bizimki gibi mi 
içine karıştığımız uzayın? Melekler sadece 
kendilerinden taşanı mı toplayıp alır sahiden, 
yoksa bazen, sanki yanlışlıkla, bizden de bir şeyler var mıdır içlerinde? Biz onların hatlarına 
hamile kadınların yüzündeki müphemlik 
kadar mı karışırız ancak? Fark etmezler bunu girdabında 
kendine dönmenin. (Nasıl fark etsinler ki?)

Sevenler, bilebilselerdi, harikulade söyleşirlerdi 
serinliğinde gecenin. Zira her şey sanki 
bizi gizler gibi. Bak, ağaçlar var; 
yaşadığımız evler ayakta hâlâ. Sadece biz 
geçip gideriz her şeyin yanından hafif bir dokunuş gibi.
Ve her şey birlik içinde bizi susmakta, biraz 
utançtan belki, biraz da kelimelere dökülemeyen umuttan.

Sevenler, sizlere, birbirine yetenlere, 
bizi sorarım. Birbirinizi kavrarsınız. Var mı kanıtınız? 
Bakın, bazen öyle olur ki, birbirlerinin 
farkına varır ellerim ya da yıpranmış yüzüm 
kendini dinlendirir avuçlarımda. Bu bana bir nebze 
his verir. Fakat kim cüret etmiş ki sırf bununla olmaya?
Sizler ama, diğerinin hayranlığında
büyüyenler, ta ki o artık dayanamayıp 
yalvarıncaya dek: artık yeter -; sizler, birbirinizin elleri altında 
bağbozumu gibi bereketlenenler; 
bazen de yitip gidenler sırf diğeri 
galebe çaldığı için: sizlere bizi sorarım. Bilirim,
böyle mutlulukla dokunursunuz birbirinize, 
çünkü okşayış kalıcıdır, 
çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler, 
örttüğünüz yer; çünkü altında o saf 
daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta 
kucaklayıştan. Fakat üstesinden geldiğinizde ilk 
bakışların korkusunun ve penceredeki hasretin 
ve ilk gezintinizin, bir kere dolandığınız bahçede: 
Sevenler, onlar hâlâ siz misiniz? Birbirinizin ağzına uzanıp 
kadeh gibi değdirdiğinizde dudaklarınızı -: meyden meye: 
ah, nasıl da tuhaftır o andan kopması içenin.

Şaşırtmamış mıydı sizi Attika stellerindeki ihtiyatlı 
duruşu insan ellerinin? aşk ve veda 
alınmamış mıydı hafifçe omuzlara, sanki bizimkinden 
başka bir kumaştan yapılmış gibi? Hatırlayın o elleri, 
nasıl da gevşek duruşları, oysa gövdelerde dipdiri bir kuvvet.
O kendine hâkim kişiler bilirdi: biz bu mertebedeyiz, 
bize özgü kendimize böyle dokunmak; tanrılar 
daha kuvvetle yüklenirken bize. Ama o da tanrıların meselesi.

Bulabilseydik keşke biz de saf, ölçülü, ince 
insani bir şey, bize ait bir parça bereketli toprak 
nehir ile kayalık arasında. Zira aşar
                          kendi kalbimiz de bizi
hâlâ onlar gibi. Ve göremeyiz kalbimizi artık, 
ne onu yatıştıran suretlerde, 
ne de yücelten tanrısal gövdelerde.

Rainer Maria Rilke 
Çeviri: Zehra Aksu Yılmazer

BİR EMEVÎ ŞAİRİ: KUSEYYİR 'AZZE (Azze’nin Kuseyyir’i)

Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir. Bir kısım kaynaklar onunla ilgili haberlerinde onu, ahmak, kalın kafalı, kötü huylu biri olarak tanıtmışlardır. el-Câhiz, ünlü eseri el-Beyân ve't-Tebyîn'de ahmaklarla ilgili örnekler verirken, şairin bir gün Abdulazîz b. Mervân'a bir methiye takdim ettiğini, bu methiye karşılığında halifenin ne dileğin varsa iste" demesi üzerine şairin kendisini, halifenin katibi olan İbn Zimâne'nin yerine geçirmesini istediğini, ancak halifenin buna tepki göstererek, onu hiçbir şey vermeden yolladığım anlatmaktadır. Yazar, Kuseyyir'in bu gerçekleşmesi mümkün olmayan isteğini ahmakça bulmuş ve eserinde örnek olarak vermiştir. Katiplikte hiç tecrübesi olmadığı halde kendini İbn Zimâne'nin makamına layık gören şairin şiirlerinden ve bazı rivayetlerden onun kendini beğenmiş bir ruh hali içinde olduğu anlaşılmaktadır. Bazı Medinelilerin onunla alay etmek için kendisinin de duyacağı bir sesle "Kuseyyir kibirinden dönüp bakmıyor, birisi gelip sırtından elbisesini alsa bile gururundan dönüp bakmaz, iç gömleği ile yürür" dedikleri aktarılmaktadır". Onun bu psikolojik durumu normal dışı fiziksel yapısına bağlamak mümkündür. Tabii ki böyle büyük bir şairin de, diğer büyük şairlerde olduğu gibi ilhamını aldığı bir cini olmalıydı. Küçük sayılacak bir yaşta şiir söylemeye başlayan şaire, şiire nasıl başladığı sorulduğu zaman "Söyletilene kadar şiir söylemedim" demiştir. Rivayete göre şair bir gün gezinirken karşısına bir cin çıkmış ve kendisinden şiir söylemesini istemiştir. O da söylemiştir.

Bir methiye şairi olarak Kuseyyir beğeni kazanmış, methiyeyi uzatan ilk şairler arasında edebiyat tarihindeki yerini almıştır. Ancak sevgilisi ‘Azze üzerine söylediği gazeller onun bu alandaki ününü gölgede bırakmış ve “Uzri Gazel şairi” olarak edebiyat tarihi kitaplarına geçmiştir. Şairin gazellerine konu olan bu ‘Azze kimdir?

‘Azze binti Humeyl, Hâcib b. Gifâr oğullarındandır. Kabilesi Damre’ye nisbetle ed-Damriyye veya büyük dedesine nisbetle el-Hâcibiyye adları verilir. Künyesi Ümmü ‘Amr’dır. Kuseyyir şiirlerinde ondan söz ederken ‘Azze isminin yanı sıra bu isimleri de kullanır.
Kuseyyir ile ‘Azze hakkındaki rivayetler oldukça fazladır. Bunların çoğu birbirini tutmaz. Bunlardan Kuseyyir’in bir süre çobanlık yaptığını ve bu sırada ‘Azze ile tanıştığını anlatılır.

Kuseyyir bir gün koyun sürüsüyle Damre kabilesi kadınlarının yanından geçerken kadınlar ‘Azze’yi bir koç satın alması için Kuseyyir’e gönderirler ve parasını dönüşte vereceklerini söylerler. Şair, ‘Azze’ye bir koç verir. Bu arada ‘Azze’yi çok beğenmiş ve âşık olmuştur. Geri dönüşünde parayı başka bir kadın getirince şair kadına: “Koçu benden alan kız nerede?” diye sorar. Kadın “İşte paraların burada, onu ne yapacaksın?” der. Kuseyyir: “Koçu kime verdiysem parayı ondan alırım” der.

Bütün borçlular borçlarını alacaklılarına tamamıyla ödedi. 
Fakat ‘Azze’nin alacaklısı oyalanır ve sonunda bitkin düşer.

Daha sonra ‘Azze istemediği halde Kuseyyir’e onunla görüşmesi için izin verirler. Bu görüşmeden sonra ‘Azze ile Kuseyyir’in sık sık görüştüğü bilinmektedir. Ancak bir süre sonra ‘Azze’nin ailesi kızları hakkında söylenmiş olduğu gazellerden ve çevrede yükselen dedikodulardan rahatsız olmuş ve Kuseyyir’e kötü davranmaya başlamışlardır. Şair bu davranışlara ‘Azze’nin hatırı için bir süre katlandığını şu beyitleriyle dile getiriyor:

Azze için onun kavmini gözetiyorum. Onlar düşmanlık gösterirlerse gücümün yettiği kadar öğüt verirdim.

Benim kabilemle savaşsalar bile ben onun kavmine sadık kalır, kin beslemezdim.

‘Uzrî gazel türünün lideri Cemîl b. Ma‘mer ile Kuseyyir yakın arkadaştır. Bir araya geldikleri zaman sevgilileri ile buluşamamaları yüzünden birbirlerine dert yanarlar, sevgilileriyle görüşebilmek için birbirlerine aracı olurlar ve randevular alırlardı. Bu konuda şöyle bir rivayet gelmiştir: Cemîl, Kuseyyir’i ‘Azze ile görüştürmek için bir gün onun ailesinin bulunduğu yere gider. Kuseyyir için ‘Azze’den randevu alır ve Kuseyyir’e döner. Akşam olunca Cemîl ile Kuseyyir söz konusu yere gelerek beklemeye başlarlar. Bir süre sonra ‘Azze yanında bir kız ile gelir. Kuseyyir ile ‘Azze uzun bir süre konuşurlar. Bu sırada Kuseyyir, ‘Azze’nin sürekli Cemîl’e baktığını fark eder ve kızar. Cemîl yakışıklı, Kuseyyir ise çirkindir. Daha sonra şair kendilerini yalnız bırakması için Cemîl’i uyarır ve ‘Azze’ye de şu beyitleri söyler:

ed-Damriyye’nin kızını geceleyin ne bulursa toplayan bir odun toplayıcısı olarak gördüm.

Bir taraftan bize umut veriyor, diğer taraftan yalçın kayalardaki akbaba yumurtası gibi değerli olduğunu söylüyor.

Bu buluşmalardan bir süre sonra ‘Azze’nin ailesi onu muhtemelen yaşça kendisinden çok büyük biri ile evlendirmiştir. Bundan Kuseyyir’in ona olan aşkı daha ümitsiz bir hâl almış ve ‘Azze’nin ailesine sert hicviyeler yöneltmeye başlamıştır:

Müslümanların nurları yüzlerinde toplanır. Damrelilerinki ise kıçlarındadır.

Azze istemediği biriyle yaptığı zoraki evlilikten sonra Kuseyyir’e daha yakın davranmaya başlar. Bir yıl ‘Azze ile eşi hacca gelirler. Bu arada Kuseyyir de hacdadır ancak birbirlerinden habersizdirler. Kocası, ‘Azze’ye arkadaşlarına yemek yapması için yağ satın almasını söyler. ‘Azze yağ almak için çadır çadır dolaşır ve sonunda Kuseyyir’in bulunduğu çadıra gelir. Bu sırada ok ucu sivriltmekte olan şair onu karşısında görünce yanlışlıkla elini keser. ‘Azze de elbisesi ile elinin kanını siler. Bu sırada kocası gelir ve ne olduğunu sorar. ‘Azze bir şey söylemez fakat kocası onu döver ve Kuseyyir’e hakaret etmesi için zorlar. ‘Azze, Kuseyyir’e “piç” der. Bunun üzerine şair ‘Azze’nin kocasını yeren şu beyti söyler:

Domuz bana sövmesi için onu zorlar. O beni niye aşağılasın?

Ancak kocasına boyun eğer.

Şair ‘Azze için söylediği gazellerde, Uzrî gazel türünün özüne bağlı kalarak şiirlerini dini kavramlarla örer sade ve anlaşılır bir dil kullanır. Anlatımlarında bazen atasözleri bazen Kur’ân’a mahsus deyimler ve sözcükler kullanır. Buna rağmen üslupta Cahiliyye devri geleneği açık bir şekilde görülür. Şair, ‘Azze’ye söylediği bir şiirine:

Dostlarım, işte bu ‘Azze’nin evinin yeri, develerinizi bağlayın ve onun kaldığı yere ağlayın.

şeklinde başlar. Şairin bu beyiti, Arapların efsanevi şairi İmru’u’l-Kays’ın iki arkadaşını durdurarak sevgilisinin anısına ve evinin yerine ağlamaya davet eden şu beyiti ile büyük benzerlik taşır:

Durun! Sevgilinin, ed-Dahûl ve Havmel arasındaki Siktu’l-Livâ’da bulunan evine ve anısına birlikte ağlayalım.

İmru’u’l-Kays’ın Arap şiirinde açtığı bu iki arkadaşa hitap tarzı Arap şiirinde uzun süre korunmuş, görüldüğü gibi Kuseyyir de bu geleneğe uymuştur. Kuseyyir’in yukarıdaki iki beyiti incelenirse kafiyenin şeddeli bir Lâm harfi ve Tâ harfiyle bittiği görülür. Şair, oldukça uzun olan bu gazelinin sonuna kadar kafiyeyi bu harflerle bitirerek şiir sanatındaki ustalığını ve dile hakimiyetini ortaya koymuştur.

Emevî çağı ‘Uzrî gazel türünün liderinin Cemîl b. Ma’mer olduğunu belirtmiştir. Diğer şairler ise Cemîl’i ve onun şiirlerini taklit ediyorlar, aşk olmasalar bile aşkın gibi davranarak şiirler söylüyorlardı. Kuseyyir de, Cemîl’in Râviya’sıydı. Yani Kuseyyir’in gözünde en büyük şair Cemîl idi. Eleştirmenler onun Cemîl’i taklit ettiğini ve bir zamanlar Zallâme ve Ummu’l-Huveyris adlı kadınlara tutulduğunu da göz önüne alarak onun ‘Azze’ye olan sevgisinin samimi olmadığını ileri sürmüşlerdir. Ancak buraya kadar naklettiğimiz rivayetler ve diğerleri bizim bu görüşe katılmamızı zorlaştırmaktadır. Onun şiirlerinde aşk, maddi çıkarların üzerinde tutulan bir kavramdır. Azze evlendikten sonra da onunla arkadaş kalmıştır. Şiirlerinde ‘Azze’den gelen sıkıntılara sürekli katlandığı görülür. Bu konuda kendisinden aktarılan şöyle bir rivayet vardır: “Bir gün Cemil’in mi yoksa benim mi sevgisinde daha samimi olduğunu tartışan bir gruba rastladım. Cemil’i bana tercih ettiler. Onlara şöyle dedim: Nasıl olur da Cemil sevgisinde Kuseyyir’den daha samimi olur? Cemil, Buseyne’den hoşlanmadığı bir davranış görünce:

Allah Buseyne’nin göz kapaklarına bir çöp atsın, beyaz dişlerini de çürütüsün.

Ancak Kuseyyir, ‘Azze’den hoşlanmadığı bir davranış görünce:

İstediği her şey, dertlerimizden ve hastalıklardan uzak bir halde Azze’ye afiyet olsun.

Şair gazellerinde, methiyelerinde, ‘Azze’nin ailesine ve eşine söylediği hicviyelerde umutsuzluk, kıskançlık vb. duygularla ona olan aşkını anlatmıştır. Bu açıklamalardan sonra şairin, ‘Azze’yi sevip sevmediği konusunu okuyuculara bırakıyoruz.

‘Azze ile Kuseyyir arasında geçenlerden rahatsız olan ‘Azze’nin eşi, Hicaz bölgesini kasıp kavuran bir kuraklık sonucu ortaya çıkan kıtlığı da bahane ederek Mısır’a taşınır. Ancak Medine ile bağlarını tamamen koparmazlar, oraya da gidip gelirler. Bu taşınma Kuseyyir için iyi bir fırsat olmuştur. Şair Mısır’a giderek hem arkadaşı Mısır valisi ‘Abdulaziz b. Mervân’ı ziyaret edebilecek hem de ‘Azze’yi görebilecektir. ‘Azze’nin Medine’de olduğu bir sırada Kuseyyir onu özlediği için Mısır’dan Medine’ye yola çıkar. Giderken yolda ‘Azze’ye rastlar. Aralarında bir konuşma geçer ve ‘Azze, Mısır’a doğru yoluna devam eder. Kısa bir süre sonra Kuseyyir de Mısır’a döner. Ancak bu sırada ‘Azze ölmüş ve defnedilmiş, cenazesine katılanlar dağılmak üzeredir. Kuseyyir doğruca onun kabrinin başına gider, bir saat kadar kalır ve sonra şu beyitleri söyleyerek binitine biner.

Devem kabrinin yanındayken ve gözlerim yaş dökerken; Allah 'in selamı üzerine olsun diyorum.

Hayatta iken ayrılığın yüzünden ağlıyordum, bu gün daha uzaksın.

Azze'nin ölümü ve ardından yine aynı yıl (h.85/m.704) arkadaşı Mısır valisi 'Abdulaziz b. Mervân'ın ölmesi şairi çok etkilemiştir. Uzun methiyeleri ile tanınan, şiir söylemekte zorlandığı zaman kırlardan ve yeşermiş bahçelerden aldığı ilhamla en güzel şiirlerini söyleyen şair, arkadaşlarının ölümü yüzünden şiirdeki coşkusunu yitirmiştir. Şiirleri iyice kısalan Kuseyyir'e bunun sebebi sorulduğunda 'Azze öldü, artık coşmuyorum. Gençlik gitti artık kolay beğenmiyorum. 'Abdulaziz b. Mervân öldü artık şiirden bağış almak istemiyorum." demiştir". Şairin şiirden soğumasının bir nedeni de; halife Süleyman'ın ölümünden sonra (h.99/717) hilafete geçen 'Umer b. 'Abdulaziz' in şiiri ve şairleri sevmemesidir. Emevîler'de bozulan devlet düzenini ıslâh edebilmek için çeşitli önlemler alan halife bütün harcamaları kısmıştı. Ayrıca dini bütün bir Müslüman olan halife Kuseyyir'in inandığı nazariyeler ve tarikatlara itibar etmiyordu. Daha da ötesi "Haşimoğulları'nın iyilerini kötülerinden Kuseyyir'e olan sevgilerinden ayırıyorum. Kuseyyir'i sevenleri kötü, sevmeyenleri ise iyi kişilerdir" şeklinde bir de ön yargısı vardı. Buradan da anlaşıldığı gibi Kuseyyir ile ilgili olumsuz rivayetlerin çoğu dini nedenlerden kaynaklanmaktadır.

Bütün bunlara rağmen iki arkadaşıyla birlikte uzun bir bekleyişten sonra halifenin huzuruna giren şair ona sunduğu bir methiyesiyle ondan üç yüz dirhem almayı başarmıştır. Ancak methiyelerinden elde ettiği gelirlerin yanı sıra övdüğü kişilerden de güzel iltifatlar almaya alışkın olan şair, Hz. Ömer'e atfen II. Ömer diye anılan halifeden onu üzen bir sitem almıştır. Halife, Tevbe suresinin 61.ayetinden إنما الصداقات للفقراء Sadakalar yalnızca fakirler içindir. sözlerini okumuştur. Şair, Hammad er-Râviye'ye "Bana şiiri bıraktıran şeyi söyleyeyim mi?" dedikten sonra bu olayı etraflıca anlatmıştır".

Kuseyyir h. 105/705 yılında Medine'de Yezîd b. 'Abdulmelik'in hilafeti sırasında ölmüştür. Cenazesine kadın-erkek bütün Medîne halkı katılmıştır.

Şairin gazellerinin çoğu bestelenerek şarkı haline getirilmiştir. Methiyelerinde geçen pek çok beyit tanınmış dil ve gramer kitaplarında şahit beyit olarak gösterilmiştir. Divanı kayıptır. Paris ve Berlin'de yazma halinde birkaç kasidesi bulunmaktadır.

Kemal Tuzcu
Bir Emevî Şairi: Kuseyyir 'Azze

ZÜHEYR B. EBÎ SÜLMÂ’NIN MUALLAKASI VE İHTİVA ETTİĞİ HİKMETLİ SÖZLER

Şair, aruzun tavîl bahriyle nazmettiği “mîm” kafiyeli muallakasını, klasik Arap şiiri sistematiğine uygun olarak inşa etmiştir. Dört ana bölümden oluşan kasidenin "nesîb" bölümünde, Câhiliye kaside geleneğine uygun olarak "talel/atlal" denilen bir zamanlar sevgilinin yaşadığı yurdun kalıntılarının ve ona dair hatıraların hasret, hüzün ve özlem dolu tasvirleri yer almaktadır. Kasidenin ilk onbeş beyitlik kısmını oluşturan bu bölüm, aşağıda da görüleceği üzere bolca teşbihler içeren zengin, canlı ve detaylı betimlemeleriyle belâgat ilmi açısından da eşsiz sanatlı örnekler sunmaktadır:


Züheyr b. Ebî Sülmâ’nın Muallakası ve İhtiva Ettiği Hikmetli Sözler

Havmânetüd' derrâc'dan el-Mütesellem'e uzanan bu sessiz kalıntılar, (sevdiğim) Ümmü Evfa'nın (yurdundan) mıdır?

Onun, kola ve bileğe (silindikçe) yeniden nakşedilmiş dövmeler gibi (izleri olan) er-Rakmeteyn'de de bir yurdu vardır.

Şimdi o metruk yurtta iri gözlü yabanî sığırlar ve ak ceylanlar gezmekte art arda, yavruları da altlarında hoplayıp zıplamakta.

Yirmi yıl sonra (bakıp) durdum orada, bir hayli düşünüp de (ancak) tanıdım evini zor bela.

Tanıdım, üzerlerine tencereler koydukları siyah ocak taşlarını, bir havuzun kaynağı gibi henüz kurumamış arklarını.

Tanıyınca yurdu iyice, dedim ki evine: "Esenlikler olsun sabahleyin seninle, ey hane!"

İyi bak dostum! Görüyor musun? Deve mahfelerinde giden hatunları, Cürsüm pınarının üst yamaçlarında.

(O hatunlar) el-Kanan dağını ve sarp yokuşlarını sağlarına aldılar. el-Kanan'da ise nice dost ve düşman var. Mahfelerin üstüne, kan kırmızısı kenarlı, değerli örtüler ve ince tüller çektiler.

(Şimdi ise O hatunlar,) nimetler içinde yüzen nazlı dilberlerin edasıyla Sübân sırtlarına tırmanıyorlar.

Erkenden seherle yola koyuldular. er-Ress vadisini elin, ağzı bulduğu gibi kolaylıkla buldular.

O hatunların içinde yakışıklılar için gönül eğlendirecek dilberler var. Güzelden anlayan gözler için hoş manzaralar var.

Konakladıkları her menzilde mahfe örtülerinin bıraktığı yün kırıntıları, sanki çiğnenmemiş tilki üzümüdür.

Berrak su birikintisinin başına vardıklarında, (konaklamaya niyetlenerek) çadır kuran yerliler gibi sopalarını bıraktılar.

Derken es-Sûbân vadisinde (bir kez daha) göründüler, sonra orayı da Kaynoğulları
yapımı yeni ve geniş mahfeler üzerinde terkettiler.

Kureyş ve Cürhümlülerin yapıp tavaf ettikleri (o kutsal) Ev’e yemin olsun ki;

(Evet) yemin olsun ki; sizler, güçlü ve zayıf olunan her durumda yardıma koşan iki
güzel efendilersiniz.

Sizler, birbirlerini yok etmeye ve aralarında Menşem’in (intikam) ıtrını ezmeye
başladıktan sonra ‘Abs ve Zübyân’ı barıştıransınız.

Ve şöyle dediniz: şayet fidye ve güzel sözle barışı sağlayabilirsek yok olmaktan
kurtuluruz.

Böylelikle, halkı isyandan ve günahtan uzaklaştırarak barış konusunda büyük bir rol üstlendiniz. 

(Bu sayede, atamız) Ma‘add’in şeref ve onurunun doruğuna eren iki büyük kimse oldunuz. -Barış, zafer ve kurtuluş hep yolunuz olsun!- Her kim de bir şeref hazinesi bulursa yücelir.

Savaşın yaraları yüzlerce deveyle sarılıyor. Ancak diyeti bu savaşta günahı olmayanlar ödüyor.

“(Evet) o diyeti, bir hacamat şişesi kadar bile kan dökmemiş bir topluluk, başka bir topluluğa tazminat olarak ödüyor.

İşte eskiden beri malınız olan kulakları damgalı deve yavrularından türlü türlü ganimetler sevk edilmeye başladı.


[Hafızalarda kalan en son mâna olduğundan, kasidenin “hâtime” denilen sonlarına doğru şairlerin, hayat tecrübelerinden damıtarak nazma aktardıkları hikmetli sözlere yer vermeleri bir câhilî şiir geleneğiydi. Züheyr de Câhiliye şiirleri içerisinde özellikle muallaka şairlerinin takip ettiği bu geleneğe fazlasıyla bağlı kalarak kasidesinin aşağıdaki üçüncü ve devamındaki son bölümünü, bilgeliğinden izler taşıyan hikmet dolu beyitlerle bezemiştir:]

“Hey dostum! Benden Zübyân kabilesine ve sözleştiklerine bir mesaj ilet ve onlara de ki; “Yemininiz sağlam ve samimi mi?””

“İçinizden geçen(hainlik)leri, gizli kalsın diye, sakın Allah’tan saklamaya kalkışmayın. Her ne saklanırsa saklansın, Allah onu bilir.”

“(Bunların cezası da) ya ertelenip bir deftere işlenerek hesap gününe saklanır, ya da öne çekilip intikamı alınır.”

“Şavaş, bildiğiniz ve tattığınızdan başka bir şey değildir. (Savaş hakkında bu
söylenenler de) boş laflar değildir.”

“Onu her ne zaman canlandırsanız kınanırsınız. Onu körükledikçe de tutuşur, alevlenir.”

“Savaş, altında deriden yaygısıyla bir değirmenin, taneleri öğüttüğü gibi sizi öğütür. Yılda iki kez gebe kalır, sonra her defasında ikiz yavru doğurur.”

“Savaş size Semûd kavminin kırmızısı (Hz. Sâlih’in devesinin katili Kudâr b. Sâlif) gibi uğursuz oğullar doğurur. Sonra da emzirir, büyütür ve sütten keser.”

“Savaş, Irak’taki köylerin, ahalisine sunmadığı ölçekte ürünü ve dirhemi (diyet ve tazminat yoluyla) size takdim eder.”

“Ömrüm hakkı için, onaylamadıkları bir cinayete, Husayn b. Damdam’ın sürüklediği (Zübyân) kabilesi ne güzel bir kabiledir.”

“O, kinini içinde gizlemiş, (niyetini) açığa vurmamış ve (mertçe) ortaya çıkmamıştı.”

“Kendi kendine şöyle demişti: “İntikamımı alırım, sonra da ardımda bekleyen atları gemli bin süvari ile düşmanımdan korunurum.””

“O, ölümün konakladığı yerde çok sayıda evi de telaşlandırmadan (yalnızca kardeşinin katiline) saldırdı.”

“O, gür yeleli, pençelerindeki tırnakları kesilmemiş, atılgan bir aslan gibi donanımıyla savaşa hazırdı.”

“(O, hem) cesurdur, zulme uğradığında derhal zulmüyle karşılık verir. Zulme uğramasa bile kendisi zulmeder.”

“Develerini sulama vaktine kadar otlattılar (savaşa ara verdiler). Sulama vakti
geldiğindeyse onları, silah ve kanla bolca suya kandırdılar (yeniden savaşa koyuldular).”

“Aralarında ölüm hükmünü infaz ettiler. Sonra da develerini tekrar ağır (kokulu) ve ürkütücü bir otlağa sürdüler (hazırlık için savaşa yeniden ara verdiler).”

“Ömrün hakkı için, onların mızrakları, ne İbni Nehîk’in ne de maktûl el-Müsellem’in
kanının dökülmesinden sorumludur.”

“Onlar, Nevfel’in, Vehb’in ve İbnu’l Muhazzem’in kanının dökülüp öldürülmesine de iştirak etmediler.”

“Yine de (bu suçsuz insanların, öldürülenlerin yakınları için) dağ yollarına sevk edilen sağlam develeri diyet olarak ödediklerini görüyorum.”

“Gecelerin biri, büyük bir felaket getirdiğinde, (diyet ödeyerek) insanları koruyan, (kötülüğü) engelleyen bir kabilenin (develeri sevk ediliyor).”

“O, öyle şanlı bir kabiledir ki; ne kin tutan öcünü alabilir onlardan, ne de onlara karşı cinayet suçlusu kurtulur cezadan.”


[Şair, kasidesinin son bölümünde ise tecrübelerle dolu uzun ömrünün bir hasılası olan vecize mahiyetindeki hikmetli sözlerini beyitleri aracılığıyla dile getirmektedir. Kırk altı ile altmış ikinci beyitler arasında yer alan bu bölüm, hem nazım hem de mana bakımından taşıdığı eşsiz değer yönüyle şaire “Câhiliye şairlerinin bilgesi” veya “şairlerin kadısı” gibi haklı ünvanları kazandırmıştır. Züheyr, önceki bölümlerde özel bir savaş ve bu savaşın tarafları üzerinden inşa ettiği beyitlerine bu bölümde daha genel olgular ve evrensel ahlaki değerler bağlamında inşa ettiği hikmet yüklü beyitlerle devam etmiştir. Bu bağlamda şair, söz konusu bölümde, ölüm ve kader gerçeği, insanlarla geçimli olma, iyilik yapma, kötülükten sakınma, ahde ve söze bağlı kalma, onurlu yaşama, dile sahip olma, sefahatten sakınma ve cömert olma gibi evrensel ahlaki değerleri ve insani erdemleri tema olarak işlemiştir:]

“Yoruldum, usandım hayatın zorluklarından, usanır elbet -Ey babasız kalasıca!- seksen yıl yaşayan.”

“Bugün ve öncesindeki dünde olanları bilirim. Lâkin yarına dair bilgide körüm.”

“Gece görmeyen devenin çarpması gibi; ölümü, kime çarparsa öldürür gördüm. Uzun yaşar ve yaşlanır, kimi de ıskalarsa ölüm.”

“İnsanları idare edemeyen çoğu işte, ya çiğnenir dişlerle ya da ezilir tekmelerle.”

“Şerefi uğruna iyilik yapan, şerefini artırır. Sövmekten sakınmayana da sövülür.”

“Varlıklı olup da kavmine iyilikte cimri davranan, görmezden gelinir ve yerilir.”

“Sözünde duran yerilmez, kalbi huzurla iyiliğe yönelen de tereddüt etmez.”

“Ölümün sebeplerinden korkanı, merdivenle göğe çıksa bile ölüm yakalar.”

“Layık olmayana iyilik yapanın teşekkürü, yergi ve pişmanlıktır.”

“Mızrakların alt tarafındaki demirlere âsi olan (barışa direnen); onların uzun temrenli üst uçlarına boyun eğer (savaşa teslim olur).”

“Havzunu (evini, onurunu) silahıyla savunmayanın, havuzu yıkılır. (Kendisiyle
mücadeleye girişen) insanlara acımasız olmayan da zulme uğrar.”

“Gurbet diyarına düşen, düşmanını dost sanır. Kendine değer vermeyene de değer verilmez.”

“Kişi, huyunun insanlardan ne kadar gizli kaldığını sansa da o huy bilinir.”

“Suskun görüp beğendiğin nicelerinin, konuştuğunda ortaya çıkar artısı eksisi.”

“Genç, yarı dil; yarı gönülden ibarettir. Bundan gayrı geriye kalan da sadece et ve kandan surettir.”

“Sefahetle yaşlananda olmaz artık olgunluk. Gence ise sefahetten sonra gelir olgunluk.”

“İstedik verdiniz, dönüp istedikçe yine verdiniz. Çok isteyen de elbet bir gün mahrum olur.”

Züheyr b. Ebî Sülmâ

Züheyr, şairleri yönüyle oldukça zengin bir ailenin mensubuydu. Babası Ebû Sülmâ, üvey babası Evs, dayısı Beşâme gibi kızkardeşleri Sülmâ ve Hansâ ile erkek kardeşi Evs de birer şairdi. Kendisi birinci tabaka şairlerinden sayılan Züheyr’in, Kasîde-i Bürde sahibi oğlu Ka‘b ile diğer oğlu Büceyr de bir sonraki neslin önemli şairlerindendi. Ka‘b’ın oğlu Ukbe ile Ukbe’nin oğlu Avvâm ve Ka‘b’ın bir diğer torunu olan Amr b. Saîd de dönemlerinin ileri gelen şairlerindendi. Züheyr’in şairlikteki müstesna yeteneğinin inkişâf edip gelişmesinde babası, dayısı ve üvey babasının büyük etkisi olmuştur. Şair, şiir sanatının inceliklerine dair aile büyüklerinden edindiği bilgi ve birikimi oğlu Ka‘b ile kendisine ravilik yapan şair Hutay’e’ye aktararak şairlik geleneğinin sonraki nesillerde de devam etmesine vesile olmuştur. Bu anlamda pek çok şaire ev sahipliği yapan aile ortamının Züheyr ve soyu için bir mektep işlevi gördüğünü söylemek mümkündür. Şairin üvey babası, Evs b. Hacer ile şair Tufeyl el-Ganevî’ye râvilik yapmış olması da bu meyanda zikre değerdir.

***

Uzun ömürlü, “muammerûn” şairlerden kabul edilen Züheyr’in Hz. Peygamber (s.a.s.) ile görüştüğü ve O’nun (s.a.s), şair için “Allah’ım! Beni onun şeytanından muhafaza et! ” diye dua ettiği, şairin de bu dua üzerine vefat edinceye dek artık hiç şiir söyleyemediği rivayet edilmiştir.

***

Arapların kadim şiir geleneğinde, büyük şairlere refakat eden ve şiir sanatında onların bir nevi çırağı konumunda olan râvileri bulunurdu. Bu râviler ustaları mesabesindeki şairlerin şiirlerini ezberler ve gerektiğinde inşad etmek suretiyle nesilden nesile aktarırlardı. Züheyr’in şiirleri de öncelikle oğlu Ka‘b ile şair Hutay’e ve Şemmâh b. Dırâr gibi râviler tarafından rivayet edilmiştir. Daha sonraları ise rivayet işi, şairin oğulları ve torunları kanalıyla devam ettirilmiştir. Şairin divanını ilk kez bir araya getirerek zamanımıza intikalini sağlayan ise Basralı alim el-Asma‘î olmuştur. Divan, pek çok şerh çalışmasına da konu olmuştur. Ancak bu şerhlerden yalnızca Sa‘leb, eş-Şentemerî ve el-Batalyevsî gibi âlimlerin şerhleri günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Yaşar Seracettin Baytar
İlahiyat Akademi, Sayı 15, 2022

TARAFE ŞİİRLERİ

"Ma'mer'deki tarlakuşu hayret sana, 
ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla. 
Gaganla eşele dilediğin yeri, 
Sevin, avcı bırakıp gitti seni. 
Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun?
Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele."



Tarafe bin Abd Bekrînin yaşam öyküsü sırlarla doludur. Tarafe, Câhiliye Dönemi'nin en meşhur şairlerinden biri ve mukıllûn şairlerin ilkidir. Asıl ismi Amr bin Abd'dır. "Tarafe" ise ün kazandığı lakabıdır. Edebiyat kaynakları Tarafe'nin doğum ve ölüm tarihini belirlemede görüş birliğine varamamış ve bu konuda net bilgiler verememiştir. Doğum ve ölüm tarihlerini kesin çizgilerle belirlemek oldukça güçtür. Tarafe, şairleriyle meşhur bir kabile ve yine şairleriyle meşhur bir aile içerisinde kabilesinin yaşadığı Bahreyn'de dünyaya geldi. Ailesinden ve kavminden etkilenerek henüz yedi yaşındayken ilk şiirini inşâd etti. Dönemin Hîre hükümdarı Amr bin Hind'i hicvettiği için hükümdarın emriyle genç yaşında Bahreyn'de öldürüldü. Genç yaşında öldürüldüğü için "İbnü'l-İşrîn" ve "el-Gulâmü'l Katîl" isimleri verildi. Tarafe'nin şiirde en önemli üstünlüğü ifadeleri düzgün ve ahenkli kullanması, yenilikçi olması, hiciv de meşhur olması ve gereğinden fazla cesur olmasıdır. Tarafe küçükken babasını kaybetti, yetim büyüdü ve evlenmedi. Amcaları, Tarafe'nin aylak aylak yaşayacağı ve sahip olacağı malı israf edeceği düşüncesiyle babasından kalan payını annesine vermedi. Bu duruma isyan eden Tarafe, amcalarını hicvetti. Amcalarını hicvetmesinden dolayı da sıkıntılı bir aile hayatı yaşadı. Ailesiyle yaşadığı bu sıkıntı kavminin yaşadığı yerden ayrılmasına ve kavminden, akrabalarından uzaklarda Arap Yarımadasında gezip dolaşmasına sebep oldu. Ailesiyle yaşadığı huzursuzluk ve ailesinden uzak kalması kişiliğini olumsuz etkiledi. Fakir ama onurlu bir şekilde, hiç kimseye el açmadan ve kimseye minnet etmeden yaşadı. Şarap içerek, süvarilik yaparak ve kadınlarla muhabbet ederek aylakça yaşantısına devam etti. Yaşantısına müdahale etmeye kalkışanlara da hiciv silahını doğrultarak onları küçük düşürmeye çalıştı. Şu gök kubbe altında kısa yaşamasına rağmen arkasında kendinden daha uzun yaşayanlara göre daha etkili ve daha derin izler bırakarak, sivri dilinin zararını görerek bu dünyaya hazin bir sonla veda etti.


Çocukluğu ve Gençliği

Tarafe, yedi yaşındayken hayatında ilk şiirini inşâd ettiği bir yolculuğa amcası ile beraber çıkar. Amcası bir su kıyısına yerleşir, Tarafe ise "Mamer" denilen mevkide çayır kuşlarına tuzak kurar. Tarafe kuşları avlamak için akşama kadar bekler fakat kuşlar tuzağa düşmez. Akşam olunca kurduğu tuzağı kaldırır ve Mamer'den ayrılırken tarla kuşlarının yerdeki taneleri topladıklarını görünce şu şiirini inşâd eder:

خلا لك الجو قبيضي وإصفري

يا لك من قبرة بمعمر

وَنَقْرِي مَا شِئْتِ أَن تُنقَّرِي

قد رُفِعَ الفَح فماذا تحذري

لا بد يوماً أن تصادي فاصبري

قد ذهب الصياد عنك فابشري

"Ma'mer'deki tarlakuşu hayret sana, ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla. Gaganla eşele dilediğin yeri, Sevin, avcı bırakıp gitti seni. Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun? Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele."

Tarafe'nin nasıl yetiştirildiğine ve kişiliğinin nasıl oluştuğuna dair kaynaklarda verilen bilgiler yetersizdir ancak şiirlerinden ve kaynaklardaki az sayıda rivayetten edindiğimiz bilgilere göre babasının ani ölümü küçük yaştaki Tarafe'yi şaşkına çevirmiş, gönlünde ve yaşamında derin izler bıraktı. Zengin ve safkan Arap olan bir evde yetim olarak büyüdü. Şarap içmeye, eğlenceye ve kadınlara gönül verdi. Bunlara israfa varan harcamalar yapması sebebiyle amcaları kendisine engeller koymaya başladı. Üstelik amcaları, annesi Verde'ye mirastan payını vermeyi, Tarafe'nin gençliğiyle beraber aylak yaşamasını ve içkiye düşkün olmasını sebep göstererek malını iyi yönde kullanamayacağı düşüncesiyle reddetti. Annesine miras payını vermeyerek haksızlık yapan amcalarına karşı gönlünde derin derinden kin ve nefret beslemeye başladı. Tarafe içinde beslediği kin ve nefreti şiir silahına dönüştürerek amcalarına doğrulttu. Sonra da onları açık açık tehdit etti:

"Verde'nin sizdeki hakkını düşünmüyorsunuz, Çocukları küçük, Verde'nin kavmi uzaktadır diye.

Küçük bir hadise, büyük hadiseye sebep olabilir; hatta onun için kanlar dökülüp durur.

Zulüm ayırdı Vail'in iki boyunu: Bekr'e ölüm şerbetleri içiriyor Tağlib'in

Açık haksızlık bazen götürür tadı ve rengi bozulmuş suya: Zehir bulaştırılmış ve karıştırılmış tuzlu suya.

Hakları verin ki tam olsun şerefiniz; çünkü şerefli kimse kendisine savaş açıldığında öfkelenir."

Bu şiir, Tarafe'nin hiciv alanında inşâd ettiği ilk şiiri ve en meşhur hicivlerinden biridir. Tarafe bu şiiri inşâd ettiği zaman daha tecrübe sahibi olmayan henüz çocuk yaşta olmasına rağmen akranlarının çok üzerinde bir sanatsal yeterliliğinin olduğunu dinleyiciye yansıtmayı başarmıştır. Bununla beraber Tarafe'nin söz konusu çocukluk eserlerinde dahi hiciv şiirlerine ustaca serpiştirilen hikmet unsuru, net olarak ön plana çıkmaktadır. Tarafe'nin daha çocuk yaşta bu olgunluğu, genç yaşında yaşanılan dünyadan ayrılmamış olsaydı bu alanda ne kadar büyük başarılar elde edebileceğinin üzücü bir göstergesi niteliğindedir. Bunun yanısıra hicivlerine tehditkår, öğretici, uzlaştırıcı ve caydırıcı bir hava hâkimdir. Amcalarına gözdağı vermek kastıyla Tarafe'nin elinden geleni ardına koymadığı yukarıdaki şiirinde dikkat çekmektedir.
...
Kavminin zenginleri Tarafe'nin sohbetine devam ediyor, onu seviyor ve yaptığı olduğu sohbetlerinden hoşlanıyordu. Kavminin yoksulları da Tarafe'nin kendilerine yaptığı iyilikleri inkâr etmiyordu. Onların yanında önemli bir yeri olmasına rağmen Tarafe, köyünden ve ailesinin yanından ayrılmak zorunda kaldı:
...
"Şaşırdığım şey yok komşu kadın ve onun şu sorusu dışında: Ailen yok mu? Sana da sorulsun böyle.

Ayıplıyor beldelerde gelip gitmemi ve yolculuk yapmamı; Doğrusu benim nice yurdum var senin yurdunun en kıymetli yerinden iyi.

Kendi kavmi dışındakilere komşu olarak gençliğini tüketen kişi, ölü biridir sadece."

Durumunu düzeltmek ve kurduğu hayallerini gerçekleştirmek için attığı her adımda başarısız olduktan sonra kavmine, ailesine özlem duymaya ve onların hasretiyle yanıp kavrulmaya başladı. Kavminin ve ailesinin yanına dönmekten başka bir çare de bulamadı. Kavminin yanına döndüğünde kavminin bireyleri kendine aldırış etmediler ve kendine karşı kayıtsız kaldılar. Tarafe'nin yanlarına dönmesinde ya da çöllerde dolaşmasında kendileri için hiçbir fark yoktu. Tarafe, kavminin yanına döndüğünde kavminin bireylerinin şahsına karşı umursamaz tavırlarını şu şekilde dile getirdi:

"Size kızıyordum; acı olmayan büyük bir kovayla bunu telafi ettiniz.

Gaflet içinde, yanlış yolda oluşumu doğruluk sanıyordum; sıkıntılı durum yoluna girdiğinde aklımı başıma aldım. 

Başını örten kimse gibiydim içinizde; bugün açıldı peçem ve örtüm.

İnsanlara karış hoşgörülü bir huyla; insanlara karşı hırlayan bir köpek olma."

Tarafe eli boş ve pişman olarak kavminin yanına döndükten kısa bir süre sonra kardeşi Mabed' in develerine çobanlık yapar. Tarafe, develeri gütmede ihmalkår davranıp develeri kaybedince kardeşi Mabed, kendini uyarır, Tarafe, kardeşi Mabed'in develerini kaybettiğinde amcasının oğlu Mâlik'ten yardım ister. Mâlik, develeri kaybettiği için Tarafe'yi töhmet altında bırakarak suçlar ve suçlamasında da aşırıya kaçar. Mâlik'in kendini kınaması zoruna gider ve gönlünde derin izler bırakır. Bunun üzerine Tarafe gönlündeki sızıyı dile getiren şu şiirini söyler:

"Bilmem ki amcam oğlu Malik'e ne oldu da ben ona yaklaştıkça onun benden kaçıp uzaklaştığını görüyorum?

O kabile arasında Mabed oğlu Kurt'un beni kınaması gibi, durmadan kınıyor ve ben neden kınadığını bilmiyorum.

Kendisinden ne talep etmişsem hepsinden ümidimi kestirdi, adete bu talepleri mezarında yatan bir ölünün yanına gömdük.

O beni söylemediğim bir söz nedeniyle kınıyor. Oysa tek suçum kendinden kardeşim Mabed'in develerini istemem ve göz yummamamdır.

Ben akraba olduğumuz için sana yaklaşıp nazlanmıştım. Talihine and olsun ki (ey Malik, senin başına) çetin bir iş gelse, (bu meselenin çözümü için) yanında yer alırım.

Ve büyük bir iş için çağırılırsam, senin namusunu savunanlardan olurum ve düşmanların başına üşüştüğünde de seni savunmak için varımı yoğumu ortaya koyarım.

Eğer düşmanların senin namus ve şerefine dil uzatırlarsa hiç tehdide girişmeden onlara ölüm havuzlarından bir dolu sunarım.

Yakınları tarafından yapılan haksızlık ise, kişiyi bilenmiş kılıç darbelerinden daha kötü yaralar. "

...

Tarafe, Amr bin Hind ile içki meclisindeyken, hükümdarın kız kardeşi endilerini yukarıdan seyreder. Tarafe kadehte onun yansımasını görünce şu şiirini söyler:

"Doğrusu, babama yemin olsun ki, kulağının üstü parlayan ceylan;

Kalbim tutkundur ona; onu gözlemektedir gözüm orada.

Yeminim benden önce davrandı; unutmamış olduğumdan onu.

Eğer yüce hükümdar olmasaydı, öperdim onun ağzını."

Amr bin Hind yaşanan bu olay karşısında gereğinden fazla hiddetlenir. Fakat hiçbir şey belli etmez. Toplantı dağılınca Mütelemmis "Bak yeğenim, ben hükümdarın sana o bakış şekli sebebiyle senin için kaygılanıyorum." demek suretiyle yeğenini uyarmış fakat Tarafe, dayısının sözüne aldırış etmemiştir.

Amr bin Hind Tarafe'yi güler yüzle karşıladı. Tarafe de hükümdar'ın beğenisini kazandı. Hükümdar kendi içki meclisinde dayısı Mütelemmis ile birlikte yeğenine de yer verdi. Hükümdar daha sonra dayı ve yeğeni kendine veliaht olarak gösterdiği kardeşi Käbûs'un himayesine vererek onun yanından ayrılmamalarını emretti. Kâbus, eğlenceye düşkün bir gençti. Gün boyu av peşinde koşar, atını koşturur ve avlanırdı. Dayı ve yeğen de onunla ava gider ve yorgun düşerek geri dönerlerdi. Mütelemmis, ertesi gün çadırında içki içer, Tarafe ve dayısı da akşama kadar onun çadırının önünde beklerlerdi. Çadırın önünde akşama kadar bekledikleri birgün Tarafe'nin canı sıkıldı. Hem Amr bin Hind'i hem de Kâbûs'u hicvetti. Tarafe'nin okuduğu bu hiciv şiirden dolayı Amr bin Hind kendine kin besledi. Tarafe, Amr bin Hind hakkında şu hiciv şiirini söylemişti:

"Keşke hükümdar 'Amr yerine, kubbemizin etrafında meleyen koyunlarımız olsaydı bizim.

Yünü az sütü çok olanlardan, dolu olduğundan meme uçları sarkan, memesi büyük çok süt verenlerden.

Onda (sütünü içmede) bize iki kuzunun eşlik ettiği ve koçlar üstüne çıktığında kaçmayan.

Başına andolsun ki, Kâbus bin Hind yönetimine çok aptallık karıştırıyor.

Bolluk vaktinde zamanı ayırdın (ikiye), Aynı şekildedir hükümranlık: ya düzgün olur ya da zulmeder.

Birgün bizedir, birgün yağmur kuşlarına. Sıkıntıya düşen (kuşlar) uçar, biz uçmayız.

Onların günlerine gelince, Avlar onları şahinler yükseklerde.

Bizim günümüze gelince, bir binip bir durmayı sürdürürüz ne bir yerde konaklar ne de yola koyuluruz."

Tarafe'nin, şiirinde vurguladığı gibi kendine layık görmediği bu kapı önünde bekletilmesi, görüşmeye dahi izin verilmemesi ve buna benzer diğer aşağılayıcı davranışlar karşısında öfkesine hâkim olamayarak söylediği hiciv şiiri bir müddet duyulmamış ancak daha sonra Amr b. Hind'in kulağına gidince Tarafe'nin ölüm fermanının verilmesine yol açmıştır.

Tarafe'nin kendini hicvettiği haberini alan Amr bin Hind dayı ve yeğenin ölüm emrini verir ve kendinin bulunduğu yerden daha uzak bir yerde öldürülmelerini emreder. Verdiği ölüm emrinin gerçekleştirilmesi için dayı yeğeni, ödüllendireceği sözünü vererek ellerine birer mektup tutuşturup Bahreyn valisinin yanına gönderir. Hükümdarın bu davranışından şüpheye kapılan Mütelemmis yolda kendine verilen mektupta ölüm fermanının yazıldığını öğrenince mektubu suya atar ve Şam'a kaçar. Mütelemmis, yeğenini de bu durumdan haberdar ederek: "Sen gençliğinin baharında bir delikanlısın, kralın hükümdarın ne kadar kindar ve zorba biri olduğunu bilirsin. İkimiz de onu hicvettik. Ben bizim için bir kötülük emri verip vermediğinden emin değilim." sözleriyle uyarır. Fakat o, Amr bin Hind'in gönderdiği elinde bulunan mektubu valiye verir. Vali, Tarafe'nin akrabalarından Ebû Kerb bin el-Hars isminde biridir. Amr bin Hind'in gönderdiği mektubu okuyan vali, Tarafe'yi öldüremeyeceğini Amr bin Hind'e bildirerek bu görevden affını ister ve Tarefe'ye kaçma fırsatı verir. Fakat Tarafe kaçmayı ve korkaklığı zillet kabul ettiğinden kaçmamaya karar verir. Amr bin Hind, Ebû Kerb'in yerine Benî Tağlib kabilesinden Abd Hind'i vali tayin eder. Tayin edilen Vali Bahreyn'e gelir ve Tarafe'yi öldürür. Ya da yeni tayin edilen Vali Bahreyn'e gelir, Tarafe'nin ellerini ve ayaklarını kestirip toprağa diri diri gömdürerek öldürür.

Mütelemmis, kendinin ölümden kurtulup Tarafe'nin öldürülmesiyle ilgili şu şiiri söylemiştir:

"Şairlere iki kardeşleri hakkında kim bir haber ulaştırır ki, haberi kişiler doğru söyleye.

O ikisinden sayfaya takılıp inanan öldü, Mütelemmis kurtuldu ödülünden kuşkulanması sayesinde.

Ey İbnü'l-Abd, umursamazlığından annen sana ağlasın; haşmetli kralın mülkünde ona karşı mı geliyorsun!!!"

Tarafe öldürülmeden önce şu şiirini okur ve intikamını almaları için kavmine çağrıda bulunur ve kavmini intikamını almaları için teşvik eder:

"Kim bildirir Bekr bin Vâil'in boylarına, Abd'ın oğlunun binili olup yaya olmadığını?

Güçlü erkek devenin sırtına çıkmadığı, kenarları tırpanlarla budanmış bir dişi devenin üzerinde olduğunu."

Değerlendirme ve Sonuç

Tarafe bin Abd Bekrî, Câhiliye Dönemi'nin en önemli şairleri arasında kabul edilen yaşam öyküsü gizemlerle dolu olan muallaka sahibi bir şairdir. Bahreyn'de dünyaya gelen şairin asıl ismi Amr ve lakabı ılgın anlamına gelen Tarafe'dir. Doğum ve ölüm tarihi tam olarak tespit edilememiştir. Araştırmacıların birçoğu Tarafe'nin soy kütüğünü Bekr bin Vâil'e kadar ulaştırırlar. Tarafe'nin kabilesi meşhur iki büyük Arap kabilesinden biri olan Bekr b. Vâil'dir ve bu kabileden 23 meşhur şair yetişmiştir. Tarafe'nin dayısı, amcaları, kız kardeşi ve babası şairdir. Tarafe daha çocuk yaştayken şiire olan yatkınlığını ve kabiliyetini amcasıyla beraber çıktığı bir yolculukta ilk şiirini inşâd ederek sergilemiş, yaşıtlarının çok üzerinde bir sanatsal yeterliliğinin ve yeteneğinin var olduğunu ortaya koymuş ve ilerleyen dönemde Tarafe özellikle hiciv şiirleriyle ön plana çıkmıştır.

Hiciv kelimesi aslında "şiirle çirkin söz söylemek" anlamına gelmektedir. Çünkü Câhiliye Dönemi hiciv şiirlerinde zemmedilen şahsın olumsuz yönlerinin dile getirilmesi, kişinin ya da kabilenin yiğitliğinin, gücünün, kuvvetinin ve otoritesinin yok edilip hiçe sayılması esastır. Câhiliyye Dönemi'nde Araplar, diğer kültür ve medeniyetlerde olduğu gibi duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini, methiyelerini ve yergilerini inşâd ettikleri şiirleriyle dile getirmişler ve müttefiklerini methederken muhaliflerini hicvederek onları etkisizleştirmek ve değersizleştirmek için hiciv şiirleri söylemişlerdir. Cahiliye Dönemi hicvinin en büyük kaynağı ve destekçisi asabiyetti. Şair, hiciv şiiri inşâd etmek için gerekli malzemeyi, motivasyonu direkt olarak yaşadığı toplumda şahit olduğu, yaşadığı olaylardan tecrübe ederek almıştır.

Hiciv şiiri inşâd eden şairlerin hedef tahtasına yerleştirdikleri kişiler ya da kabileler zaman zaman yaşanılan duruma göre farklılık göstermektedir. Genellikle hedeflerinde olan kişiler üst düzey bürokratlar ve yöneticilerdir. Hatta hiciv şairleri bazen bir kişinin yanı sıra ikinci bir kişiyi de şiirinde hicvetmiştir. Tarafe de hiciv şiirinde aynı anda hem Hîre hükümdarı Amr bin Hind'i hem de kardeşi Kâbûs'u hicvetmiştir.

Şairlerin hiciv şiirine yönelmeleri, yaşadıkları bazı önemli olayların psikolojik etkisiyle olduğu bilinmektedir. Tarafe, küçük yaşında amcalarının annesine karşı yaptığı haksızlığın psikolojik etkisiyle amcalarıyla mücadele etmek zorunda kalmış; Bundan dolayı yakınları tarafından eleştiri bombardımanına tutulmuştur. Tarafe de elinden geleni ardına koymadan onlara gözdağı vererek onları eleştirmekten kaçınmamıştır. Bireysel özgürlüğüne aşırı düşkün olan Tarafe, başına buyruk davranışlarından da çekinmeyerek, ailesini ve kavmini terk ederek Arap yarımadasının farklı yerlerinde dolaşmış, farklı kültür ve medeniyetleri tanıma fırsatını yakalamıştır. Ancak sıla hasreti ağır basınca da kavminin yaşadığı yere geri dönmek zorunda kalmıştır.

Tarafe, duyguları aklına hakim olan hem güçlü hem de realist bir hayal gücüne sahiptir. Şiirlerinde hem güçlü hem de nazik üslubu aynı anda kullanmıştır. Gençliğinin baharında öldürüldüğü için çok fazla şiiri olmayan. Tarafe'nin günümüze ulaşan şiirleri dilbilimciler tarafından nahiv kurallarını tespit etmede tanık gösterilmiş, güvenilir kaynak olarak kabul edilmiş ve bazı şiirleri de atasözü olarak kullanılmıştır.

Tarafe, sivri dilli bir yapıya sahiptir. Kin beslediği ve öfkelendiği kişilere hiciv oklarını çevirir ve hiç acımadan hicveder. Hicvinin keskin uçlu oklarından kurtulan kimse olmamıştır. Zira "Câhiliye Dönemi şairleri arasında methettiğinde yücelten, hicvettiğinde rezil eden kişilerden biri de şair Tarafe'dir." denilmiştir.

Her şairin kendine has bir üslubu vardır. Tarafe'nin de kendine has bir üslubu vardır ve onun üslubu yaşadığı dönemdeki şairlerin üslubundan daha farklı ve üstündür. Üstün ve ayrıcalıklı üslubundan dolayı şiirlerinde derin manalar ifade eden kelimeleri, lafızların en güzelini kullanmış, yenilik getirmiş ve bunları da beyân, kinayeler, vasıflar ve istiarelerle süslemiştir. Tarafe'nin inşâd ettiği hiciv şiirlerinde bedevî şairlerin kabiliyeti, cesareti ve özgürlükçü ruhu net bir şekilde görülürken hicivlerine tehditkár, öğretici, uzlaştırıcı ve caydırıcı bir hava hâkimdir. Tarafe Benî Tağlib kabilesini hicvederken hiciv kasidesine Câhiliye Dönemi'nin meşhur geleneği "atlâl" ile başlayarak bedevi geleneğe sadık kalmıştır.

Dönemin Hîre sarayı şairlerin uğrak yerinden biriydi. Kısa bir süre olsa da Tarafe'nin dayısı Mütelemmis ile beraber yolu Hire saraya düşmüş ve hükümdar Amr b. Hind ve kardeşi Kâbus ile nedimelik yapmıştır. Tarafe hükümdarın ve kardeşinin kendine ve dayısına karşı takındıkları tavırlarından rahatsız olmuş, daha önce dayısının hükümdarı hicvettiği gibi kendi de yaşadığı dönemin en güçlü hükümdarını yer yer aşırıya kaçan ifadelerle korkusuzca aşağılayarak hatta müstehcen ifadeler kullanarak ve hayatını tehlikeye atarak hicvetmiştir. Nitekim Tarafe, hükümdarı hicvettikten sonra da yaptığı hicvin bedelini hayatıyla ödemiştir.

Büyük ihtimalle Tarafe'nin eniştesini, dönemin en güçlü kabilesi Benî Tağlib'i ve yine otoriter, yüzü gülmeyen hatta tebessüm bile etmeyen zorba hükümdarı bile hiç çekinmeden ve korkmadan rahatça hicvetmesinin altında yatan temel faktör ölümü umursamayan, her yaşayanın zamanı geldiğinde öleceği inancı ve fanilik duygusudur.

Tarafe'nin şiirlerini edebiyatçılar ve müsteşrikler beğenip takdir ettiler. Kendinden sonra gelen birçok şair onun şiirini ve üslubunu taklit etmiş ve şiirlerinde kullanmıştır.

Yaşanılan dünyada arkasında kendinden daha uzun ömür yaşamış birçok şairden daha derin izler ve söylemediği fakat söylemek istediği sözler bırakarak ömrünün baharında bu yaşanılan dünyadan gençliğinin baharında ayrılmıştır:

وَمَا قُلْتُ حَتَّى ارْفَضْتِ الْعَيْنُ بَاكِيَا وما زالَ عَنِّي مَا كَنَنْتُ يَسُوقُنِي

"Hâlâ bendedir, arzumu uyandıran gizlediğim ve göz yaş dökerek ağlayıncaya dek söylemediğim şey."


Sedat Tuna
Tarafe’nin Şiirlerinde Hiciv

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi 
ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın

Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa
Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini

Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin
Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda

Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce
Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını

İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu
Hem de ihsanında pek cimri davrandı

Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha)
Me'zimân sabahında büyük yeminler etti

(Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği
Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece

Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve
Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece"

Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi
Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi

Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca
boyun eğmediği bir felaket

Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan
coşkunun ve de cehaletin sürüp gittiği

Laf taşıyanlar ondan neden ayrıldığımı sorarsa
Dersin: “Özgür biridir o, teselli buldu da avundu”

Terk ettiği gün bir sağır taşa sesleniyor gibiydim,
Öyle sert ki, üstüne basan dağ keçileri bile tökezlerdi

Yüz vermez, visalinde de cömert değildir
Üstelik onu seven bu visalden usanırsa, o da usanır

Otlatılmayan mahrem araziyi kendine hak bildi
Daha önce yerleşilmemiş tepelere yerleşti

Keşke Azze’nin yanında çürük bir iple bağlansaydı
devem de; ipi kopsa da kaybolsaydı

Semeri de sevgilinin mahallesinde kalsaydı
Bir başkası sahiplenseydi de, gözden uzaklaşsaydı

O gün ben sanki bir ayağı sağlam diğeri;
Feleğin okuyla felç geçirmiş biri olsaydım

Bir aksak deve gibi; topallığına katlanan
Düştükten sonra kalkıp yol almaya çalışan

Onun yanında kalmak istiyorum ancak
Sanıyorum yanında kalışım uzarsa sıkılacak

O soysuz beni şetmetsin diye zorladı Azze’yi
Hakîr görmez Azze beni, ancak sahibine boyun eğdi

Bedenimi saran bu illet dışında
Helal olsun Azze’nin bize tüm yapıp ettikleri

Allah şahit ki ben yaklaştıkça o uzaklaştı
firak ile; ben istedikçe geri çekti kendini

Sürüp giden âhlarım öldürür beni bu gidişle
Peşpeşe gelen arzular döndü gerisin geriye

Halbuki aşkın yokuşunda mesafeler almıştık biz,
Tam kavuşunca ben tutundum, o ise kayıp gitti

Ve visal düğümünü atmıştık aramızda;
Tam uzlaşınca düğümü sıktım, o ise çözüp gitti

Eğer istediği gönlünü almamız ise, seve seve
Hakkıdır hoşnut etmemiz, hatta az bile

Yok eğer bu değilse, döner ve aşarım arkamdaki
Soylu develeri dahi güçten düşürecek mesafeleri

Dostlarım Hâcibiyye [Azze] yordu develerinizi
Benim devemin de zaten dermanı tükendi

Umarım Azze’yle bağım sonunda yitip gitmez,
Zaten vuslat bağları bu denli kopmuşken

İster tatlı davran, ister kötülük et; laf etmem
Cimri davranırsan da düşmanlık beslemem sana

Ancak vuslat et ve muhabbetimiz hatırlatsın
Eskiden sendeyken şimdi yok olan sadakati

Şimdi beni reddetse bile onu övgüyle yâd ederim,
Bir zamanlar bize ihsan etmişliği vardı

Azze’nin ölümünü isteyecek değilim asla
Alay edecek değilim eğer, taş değerse ayağına

Dedikodumuzu yapanlar da sanmasınlar ki
Bendeki bu meftunluğun günden güne azaldı etkisi

Sanmasınlar ki bu müzmin illet beni terk etti
Durumum bir ayılıp bir bayılan susuz deve misali

Vallahi de billahi de ne ondan sonra
Ne de ondan önce bir sevgili böylesi yer edindi

Onunla geçirdiğim zaman gibisini yaşamadım hiç,
Başkasıyla geçirdiğim nice ışıltılı günlere rağmen

Yüreğimin en yüce doruğunda taht kurdu
Ne ruhum usandı ondan, ne de kalbim onu unuttu

Hayret kalbime, nasıl da sabretti? Ve hayret;
Nasıl alıştı bu duruma ruhum ve sükunet buldu

İkimiz de yüz çevirince aramızdakilerden,
Ben ve Azze’ye olan bu kara sevdam oluverdik;

Kaylule için bulduğu bulut gölgesine her yerleştiğinde,
Gölgenin dağılmasına şahit olan ümitvâr gibi

Sanki çorak arazideki buluttu o, yağmurunu beklediğim,
O ise üzerimden geçtikten sonra yağdırdı rahmetini


Azze bir şikayetini arzetmek için, kendisinin Azze olduğunu henüz bilmeyen halife Abdulmelik’in yanına vardı.
Abdulmelik onun konuşmasına hayran kaldı. Bunun üzerine mecliste bulunan biri ona: “Bu Küseyyir’in Azze’si” dedi. Bunun üzerine Abdulmelik, Azze’ye: “Şikayetini değerlendirip
gereğini yapmamı istiyorsan, Küseyyir’in senin hakkında söylediği şiirleri söyle,” dedi. Azze utandı ve şöyle dedi; “Vallahi ben Küseyyir’i tanımıyorum, ama onun hakkımda şöyle
söylediğini anlattılar.

Hem borçlu borcunu ödedi de alacaklısını rahatlattı
Azze ise hâlâ ertelemekte, alacaklısını tutsak yapmakta.

Bunun üzerine Abdulmelik şöyle dedi: “Bunu sormuyorum. Ancak bana şu şiirini söyle:

Benim ardından değiştiğimi söylemiş
Ey Izz (Azze) kim değişmez ki?
Bedenim zayıfladı huyum ise bildiğin gibi
Senin halini ise hiç kimse haber vermiyor.”

Azze şöyle dedi: “Bunu işitmedim. Ancak insanlar bana, onun hakkımda şöyle söylediğini anlattılar:

O sağırcasına benden yüz çevirdiğinde,
Sanki bir kayaya seslenir gibi oluyorum
Ayakları şekilli bir hayvan onunla yürüse düşerdi
Aşırı yüz çevirici; onunla ancak cimri haliyle karşılaşırsın
Her kim buluşmadan usanırsa o çoktan usanır.”

***

Azze Haccac’m huzuruna çıktığında, Haccac’ın; “Ey Azze, Allah’a (c.c.) yemin olsun ki sen, Kuseyyir’in seni övdüğü gibi değilsin,” sözüne, Azze: “Ey emir, o beni senin gördüğün gözle görmedi ki,” diye karşılık verdi.

***

Zübeyr b. Bekkâr der ki: Bana Said b. Yahyâ b. Said el-Emevî, babasının ona şöyle anlattığım söyledi: Kadının biri, Azze’nin aşığı Küseyyir’le karşılaştığında ona: “Muaydiyy’i* uzaktan işitmen (uzaktan onun haberlerini alman) onu görmenden daha hayırlı dedi. Küseyyir şöyle dedi: “Sus, Allah (c.c.) sana rahmet etsin! Ben şu şiiri söyleyen kişiyim:

Ben kemikleri kuru ve zayıf biri isem de
Bir topluluğu diğeriyle tarttığımda tartılırım.”

Kadın da: “Sen nasıl olup da bir toplulukla boy ölçüşeceksin? Oysa sadece Azze ile tanınıyorsun,” dedi. Bunun üzerine Küseyyir dedi ki: Vallahi sen bunu söylüyorsan, Allah (c.c.) onunla benim değerimi yükseltti, saçımı süsledi. Hakikaten o benim şiirimde söylediğim gibidir.

*Bu bir darb-ı meseldir. Bu sözü ilk defa, Muaydiyy hakkında uzaktan övgü dolu sözler işitip, sonra onu görünce öyle olmadığını gören birisi söylemiş, bu daha sonra darb-ı mesel olmuştur. (Mütercim)

İbnül Kayyım el Cevziyye 

Bercestelerim